"Berke, az kalsın çocuğun annesinden azar yiyecektin. Yakacaktın hepimizi lan!" Berke kendisine Umut tarafından söylenilen cümleyi umursamayarak cevap verdi: "Ya sonuç olarak beni Galata Kulesin'den aşağı atmadı. Yani sorun yok, neden bu kadar kafaya taktınız ya." Bu dediğine gülmüştüm. Kadın gerçekten Berke'yi Galata Kulesi'nin en ucuna çıkarıp atmayı düşünüyormuş gibi bakıyordu. Aslında çok bir şey yapmamıştı Berke. Ama çocuğun soluğu hastanede almasını hiçbirimiz beklemiyorduk açıkçası... ☆ Yaklaşık 1 saat önce Berke SARDEN "Ya senin azıcık büyüklere saygın yok mu be! Büyüğünüm ben senin. Limonlu dediysem limonlu en iyisidir. NOKTA." Adını yeni öğrendiğim Emre çocuk benim bu lafıma dil çıkardı. Ben de ona çıkarmak çok istedim ama bizimkilerin bakışlarını görünce sustum. Tövbe haşa ölürüz filan. Hiç gerek yok. "Bak çocuk! Seni döverim. Şeftalide ne var ya bu kadar. Hatta yürü lan. Gidiyoruz deneyeceğim şu belayı. Ama sen de limon şaheserini içeceksin" "Annem bana yabancılarla konuşma dedi. Sen yabancısın! HİH, SEN HIRSIZ MISIN? SENİ POLİSE SÖYLEYECEĞİM!" Sonra bir anda bağırmaya başladı: "BU ADAM HIRSIZLIK YAPIYOR! BU ADAM YABANCI! BANA ZORLA İÇECEK İÇİRİYOR! YARDIM EDİN! ÖLMEK İSTEMİYORUM!" İdil ve Umut çocuğun yanına geldiler. Benim 3 saat uğraştığım şeyi bir kaç saniyede bitirdiler. Çocuğun annesiyle konuşup izin alarak çocukla çok kısa sürede arkadaş olmuşlardı resmen. Onunla cafe'ye de gittiklerinde ben de geldim. O çocuğa zorla limonlu ice-tea içirmezsem bana da Berke demesinler. Sırf çocuk da limonlu içsin diye zorla şeftalili aldım. Bir yudum içince haklı olduğumu anladım. Gerçekten çok kötüydü. Limonlu best yani abi. "I and Lemon's Ice-Tea. BEST FRİENDS FOREVER! Nothing can come between us!" Herkes bana yan bir bakış atınca sustum. Defne ve Eren de masaya oturunca ice-tea'mi havaya kaldırdım. "Şu şeyi kim yarattıysa Allah onun cezasını versin. Ve aynı zamanda limonlu ice-tea'yi kim yarattıysa onun alnından öperim." Bu lafıma Defne ve Umut gülerken İdil ve Eren bana göz devirdi. Çocuk ise bana sesli bir cevap verdi: "Ya ne saçmalıyorsun? Limon ne be? Burada insanlar şeftalili ice-tea diye bir şey çıkarmış. Sen hala ne diyorsun." "La limon varken kimse bakmaz şeftaliye uşağım!" Hafif Karadeniz aksanıyla konuştuğum için çocuk da buna gülmüştü. "Boşuna saçmalıyorsun. Herkes şeftalili içiyor. Hatta ben de deneyeceğim. Anne! Bana bir tane şeftalili pardon limonlu ice-tea alır mısıııııınn?" Annesi çocuğuna şüpheyle baktı. "Oğlum, sen hiç limonlu içmezsin ki. Ne oldu bir anda?" "Bu abiyle anlaştık anne. O benim sevdiğimi içecek ben onunkini" "Hah, öyle mi? Tamam alalım bakalım. Denemiş olursun en azından." Çocuğa şok içinde baktım. Ne yani, daha önce denemeyip sevmediğini mi iddia ediyordu bu? "Sen daha önce içtin mi bunu?" "Yoo." "Lan o zaman neden sevmiyorum dedin?" "Sevmiyorum çünkü." Bu çocuk en sonunda sabrımı taşıracaktı. Bu neydi ya? Denese kesin severdi. Herkes severdi. Limonlu ice-tea besttir çünkü. Herkes sevmek zorundadır. NOKTA. Annesi elinde limonlu ice-tea ile geri döndüğünde Defne ve Eren'e baktım. Onlar kendi aralarında konuşuyorlardı. İdil ve Umut'a baktığımda ise tartıştıklarını gördüm. Konuları pizza mantarlı mı daha iyi yoksa soğanlı mıydı. Konuya hemen dahil oldum. "TABİKİ DE MANTAR!" Hepsi şaşkınlıkla bana baktığında söze girdim. "Evet, beklenen an geldi sayın seyirciler. Emre bey limonlu ice-tea içecek. Herkesin pür dikkat izleyip tek bir beğeni mimiğini bile kaçırmamalı lazım. Özellikle sen Eren'inki, sende yetenek var bu işlerde." Sırıttım. Ereninki derken Defne'den söz ediyordum. Ama bunu bir tek İdil ve Umut anlamıştı. Eren bana kaşları çatık bir şekilde bakıyordu. Defne ise boş boş. Ama gözlerinin altında üzüntüsünü hissedebiliyorum. Erenin birisi mi var diye etrafına bakınca isteği geliyordu ona. Biliyordum. Bizim ciğerimiz aynı kızım senle! Ne günlerden geçtik biz... Şüphesiz en iyi anlaştığım Defne'ydi. Defne bana kafasını yan yatırıp sorgular gibi baktığında sırıtışım daha da büyüdü ve kaşlarımla o Ereninki'nin kendisi olduğunu gösterdim. Bana daha çok kaşlarını çattı. Eren de bunu görmüştü tabi ki. Fakat üstün mimik algılama becerilerimi kullanarak Eren'in bu durumdan hoşnut olduğunu, Defne'nin ise gülümsediğini fark etim gözlerinin derinliklerinde. Dışarıdan ise kayıtsız kaldıkları gözüküyordu. Bunu sadece ben değil, İdil de Umut da anlardı bunu. Anlamışlardı da. Onlar da sırıtıyordu. Birbirlerine alttan beşlik çaktılar. Aha, yakalamıştım. Ship bulmuşlardı kendilerine. Acilen ben de bu işe girmeli ve onları hep birlikte yakınlaştırmalıydık. Daha önce de yapmıştık. Ama onu beşimiz birden yapmıştık. Bu sefer üçümüz Eren ve Defne'yi yakınlaştırmalıydık. "YA DAHA NE KADAR BEKLEYECEĞİM? HADİ İÇMEKTEN VAZGEÇERİM YOKSA!" Hepimiz kendimizi toparladık ve Emre'de oluşacak en küçük tepkiyi bekledik. Emre de bizi bekletmeden ilk yudumunu aldı. Aldığı anda yüzünde bir kızarıklık belirdi. Hepimiz dehşetle ona bakarken o bir anda öksürmekten başladı. Annesi hemen yanına geldi ve çocuğunu kontrol etmeye başladı. Saniyesinde bana ölümcül bir ters bakış gönderdi. Büyük ihtimalle limon ve şeker alerji yaratmıştı. Annesi saniyeler içinde ne olduğunu anlamadan hastaneye geldi ve peşinden bizi de sürükledi... ☆ Şuan Defne Kara Emre'nin annesi bizi sonunda serbest bıraktığında hepimiz evlerimize doğru yürüyorduk. Biraz daha Emre'den bahsettikten sonra evlere dağıldık. Tam eve girecekken yanıma İdil geldi. "Kanka, hemen erkenden bize gel. Film izlemekten daha önce de konuşmamız gereken bir konu var. Zaten saat 4 olmuş. Erken gel ne olacak." "Tamam da ne konusu bu?" "O kadarı da sürpriz olsun." diyerek göz kırptı. "Tamam, görüşürüz o zaman. Ben üstümü değiştirip gelirim." "Bekliyorum hemen." Hemen hazırlanıp İdillere gittim. Birlikte salona geçince bir anda konuya girdi. "Eee, ne bu Eren işi? Sakın bana bir şey yok deme. Var bir şeyler. Gözlerinin içini gördüm ben senin. Bir şeyler var. Hem bu utanılacak bir şey değil. Kimsenin haberi olmaz istersen?" "İdil konuşacaktım fırsat verseydin. Zaten senden bir şey saklanmaz. Sen anlarsın işte. Sorun o." diye homurdandım. İdil bir kahkaha attı. Ama kısa sürede boğazını temizleyerek toparlandı. "Her neyse, evet. Sendeyiz. Ne bu Eren?" "Yani... Şimdi, nasıl desem... Bu açıklanması zor bir şey. Ne oldu ben de anlamadım. O ana kadar Eren'e hep arkadaş gözüyle yaklaşıyordum fakat Berke bir anda Eren'inki diyince Eren'in hayatında bir kız var sandım. Tabi ki olması en doğal hakkı ama... Ona karşı sanırım duygular besliyorum. Bunu söylemek için daha çok erken biliyorum. Nedense bir anda oldu işte..." "AHA! AHAA! OLDU BE! SONUNDA! UZUN ZAMANDIR BU ANI BEKLİYORDUM BEN!" Ufak bir kahkaha attım. Rahatlamış hissediyordum. İkimiz de gülerken gülmemizi kesecek bir ses geldi. Kapı sertçe tıklatılıyordu. Eş zamanlı olarak dışarıdan da bağıran bir kadın sesi geliyordu. İdil kapıya doğru ilerlerken kadının bağırışıyla kapı vurulması artıyordu, Kapıyı açtığında ikimizinde tahminin ötesinde bir şeyle karşılaştık. Bunu hiç beklemiyorduk...
Bölüm 3
3. Bölüm
Bölüm sonu
4 yorum
Çok güzel olmuş kuzum ellerine sağlık
1YanıtGELEN KİM
1YanıtKİM GELİYO YA ALLAH ASKİNA SOYLEEEE
1YanıtKİM GELMİS LAN
1Yanıt



