(Azap)-SEVGİLİ SİKİK SEYİRCİLER!!! TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK CENAZE TÖRENİNE...
-HOŞ GELDİNİZ!!!
Azap delicesine haykırmış ve zevkten patlayan gözlerle ağırlığını onlara gırtlaklarına dayanmış soğuk bir bıçak gibi hissettirirken arkadan bir ses duyuldu.
(Erdem)-MAÇINIZ BURADA SONA ERİYOR! ZAFER AZAP'IN!
(Azap)-Kapat çeneni de topumu ver Erdem! Ezmem gerekene karıncalar var.
Azap Erdem'i zerre kadar umursamadan topu isterken hala diğerlerini yok etmeyi planlıyordu. Bu maç hepsinin futbol hayatının bitmesiyle sonuçlanacaktı ve Azap bunu tek başına yapacaktı.
(Erdem)-Onları ezip geçeceğini ikimizde iyi biliyoruz Azap. Sakinleş.
(Azap)-Şimdiye kadar bana meydan okuyan bir kişi bile maç bittiğinde ayakta duramadı. Bugün bu takım oyuncu yetersizliği yüzünden turnuvadan çekilmek zorunda kalacak. O yüzden siktiğimin topunu ver.
Azap'ın karanlık aurası bir an bile olsa zayıflamıyor aksine giderek daha da ağır hale geliyordu.
(Erdem)-Öyle bir şey olmayacak. Yerine geç. Bugünlük seni sahadan gönderiyorum. Antrenman yapman bugün için yasaklanmıştır.
(Azap)-Ne yapacağımı sana mı soracağım lan ben!?
(Erdem)-Bu takımın koçu benim.
(Azap)-O zaman bir koç gibi davran ve her şeyi bana yaptırmaktan vazgeç! Senin işe yaramazlığını ben düzeltmek zorunda değilim.
Azap meydan okurcasına Erdem'e bakarken Erdem'in sakin bakışları değişmeye başlamıştı. Soğukkanlılığını kaybediyordu.
(Erdem)-Bunun hakkında ne yapacaksın peki?
(Azap)-Bilmem.
Azap önünde duran ikiye ayrılmış topu tekmeledi ve Erdem'e gönderdi.
(Azap)-Belki de onlardan önce senin ölmen gerekiyordur. Ha babalık?
Erdem Azap'ın bu hareketine karşılık olarak sadece gülümsedi ve aşağılayıcı gözlerle Azap'a bakmaya başladı.
(Erdem)-Pars'ı tehdit etmiştin değil mi? Peki sen... Azap...
O anda Erdem'in bakışları Azap'tan bile daha tehlikeli bir katilin gözlerine dönüştü ve aynı anda gökyüzünde altından şimşekler çaktı. Erdem'in her tarafı yaralarla dolu kaplansı aurası efsanevi bir şekilde parladı ve Azap'ın baskın karanlığını kanlı pençeleriyle parçalayıp geçti.
(Erdem)-Bir kaplanı öldürebilecek kadar güçlü müsün?
Azap'ın surat ifadesi aniden değişti ve durgun bir hal aldı. Ardından ise fırtına öncesini temsil eden o durgunluk yavaşça silinmeye başladı ve dudakları yavaşça kıvrılarak bütün dişlerini gözler önüne seren korkunç bir gülümsemenin suratına oturmasıyla son buldu.
Karanlık gözleri daha da karanlıklaştı ve bütün bedeni heyecandan titremeye başladı.
(Azap)-Hadi biraz eğlenelim Kanlı Kaplan! TÜRKİYE'NİN TARTIŞMASIZ EN İYİ OYUNCUSU!!!
Azap bir kez daha haykırırken Erdem eline bir top almış ve sadece sıkarak patlatmıştı. Aralarındaki farkı açıkça belli ediyordu. Diğerleri ikilinin atışması karşısında dilleri yutmuşlardı. Oğuzhan babasını şimdiye kadar sadece televizyondan izlemekle yetinmişti. Onu gerçekten oynarken hiç görmemişti.
(Erdem)-Kurallar yok demiştin değil mi?
(Azap)-Kuralları siktir et! Bugün buradan cesedinin çıkmasını istiyorum!
(Erdem)-Güzel. Bir gol. Sen atarsan kenara çekilirim ve istediğini yaparsın. Turnuva başlayana kadar antrenmanlara gelmen yasak.
(Azap)-Harikasın lan! Her türlü kârdayım amına koyayım!
Erdem yanında duran top havuzundan bir top aldı ve Azap'a fırlattı. Diğerleri sahanın kenarına çekilirken meraklı ve heyecanlı gözlerle olan biteni izliyorlardı. Atışmalarını bölmek istemedikleri için seslerini bile çıkartmak istemiyorlardı. Çünkü bir daha böyle bir karşılaşmayı nerede görecekleri belli değildi. Özelliklede Erdem gibi Türk futbolunun en önemli isimlerinden birini ilk elden izleme fırsatına erişebilecek olmaları büyük bir lütuftu.
Azap topu almış ve Erdem yavaşça karşısına geçmişti. Başlama vuruşunu Azap'ın yapmasına izin verecekti. Ne de olsa kazanan kendisi olacaktı. Yeni nesilden birinin eski nesille baş etmesinin imkânı yoktu.
Azap top ayağındayken Erdem'e bakmış ve bir anda koşmaya başlamıştı. Aniden aralarındaki mesafeyi kapatmış ve Erdem'le göz göze gelmişti. Bir an sonra topu Erdem'in bacak arasından geçirip gidecekken durmuştu. Çünkü Erdem'in arkasına geçtiğinde top...
...ayağında değildi.
Erdem olduğu yerde dikilmekten fazlasını yapmıyordu.
(Erdem)-Elinden gelen bu mu? Daha iyisin sanıyordum.
Azap Erdem'in bu sözlerine karşılık gülümsedi ve yerine geçti. Erdem topu yeniden kendisine verdi ve bir kez daha beklemeye başladı. Azap bu sefer topu direkt olarak kaldırdı ancak Erdem 2 metreden daha yükseğe zıplayarak topu göğsüyle değil doğrudan bacağıyla kontrol ederek yerine indi.
(Azap)-Yani sınırların aşağı yukarı bunlar. Anladım. Çokta abartılacak bir tarafın yokmuş. Kanlı Kaplan.
Azap dalga geçen bakışlarla Erdem'e bakarak bu sözleri söylemişti. Tabii Erdem'in lakabını anarken irrite edici ses tonunu takınmayı da unutmamıştı.
Ardından da Erdem'deki topu alarak sahanın tam ortasına koymuştu. Erdem'le kısa bir bakışmadan sonra ikisi birden gülümsemiş ve topa doğru koşmaya başlamışlardı.
(İkisi birden)-Madem kurallar yok...
İkili topa yaklaştıklarında sonrasını hiç düşünmeden acımasızca gerilmişler ve sahanın ortasında duran topa aynı anda şut çekmişlerdi.
(İkisi birden)-ÖL O ZAMAN!!!
İkili topa vurdukları ilk anda Erdem'in tarafından altın şimşekler Azap'ın tarafından ise karanlık tüyler fışkırmaya başlamış ve kör edici bir ışık tüm sahayı kaplamıştı.
Ardından da bir patlama ve hemen arkasına bir çatırdama sesi duyulmuştu. Sahayı kaplayan kör edici ışık dağılırken ortaya çıkan görüntü patlak bir top ve Erdem ve Azap'ın birbirine çakılı halde duran bacakları olmuştu.
Yani patlama sesi topa çatırdama sesi ise onların kemiklerine aitti. Ancak ikisinin de yüzünden acı yerine zevk akıyordu. Canları acıyor gibi görünmüyorlardı. Aksine bu çarpışmadan fazlasıyla mutlu gibiydiler.
Azap hiçbir şey demeden gidip top havuzundan top almış ve patlayan topu kenara şutlayarak elindeki topu yeniden sahanın ortasına koymuştu.
(Erdem)-Başlayalım mı?
(Azap)-Bana uyar.
(Deha)-Birbirinizi sakatlayacak hareketlerde bulunuyorsunuz ve daha başlamadınız mı lan!? Şaka mısınız amına koyayım siz!?
(Oğuzhan)-Birbirlerinin gücünü ölçüyorlardı sadece.
(Deha)-Ne?
(Oğuzhan)-Diyorum ki, başından beri maç yapma amacı gütmüyorlardı. Birbirlerine karşı nasıl oynamaları gerektiğini ölçmek için çarpıştılar o kadar.
(Deha)-Bu kadar güçle?
(Atilla)-Ne kadar güç kullandıkları önemli değil.
(Pars)-Yarı güçlerini bile kullansalar birbirlerini ölçüyorlar. Ki oyunlarını ona göre dizayn edebilsinler.
(Oğuzhan)-Dünya seviyesi ha? Bir deneyelim bakalım.
Oğuzhan derin bir nefes aldı ve odaklanarak gözlerini kapattı.
(Oğuzhan)-Sahayı hisset. Sahayla bir ol. Başlıyorlar.
Erdem'in ayağını kaldırmasıyla birlikte topu alıp Azap'ın arkasına geçmesi bir olmuşken aniden durdu. Az önce geçip gittiği Azap tam önünde durmuş kendisine bakıyordu.
(Azap)-Niye hareket etmiyorsun? Bunadın mı yoksa?
(Erdem)-Bilmem. Bunadım mı sence?
Erdem bir anda Azap'ın içinden geçercesine arkasına geçmiş ve topu kaleye göndermişti. Azap ise topun önünde belirmiş ve göğsüyle yumuşatıp önüne indirmişti.
Ardından topla beraber koşmaya başlamış ve Erdem'le karşı karşıya geldiğinde gerilip şut çekmek için pozisyon almıştı. Erdem'de ona karşılık vermek için gerilmiş ve topa yine aynı anda vurmuşlardı.
İkisinin ağır baskısına dayanamayan top bir kez daha patlamış ve bu sefer Erdem'in gücü baskın gelerek Azap'ı savurmuştu. Ayakları üzerinde birkaç santim geri kayan Azap...
(Azap)-Eğlencelisin ha sen. Uzun zamandır kimse bana bu şekilde karşılık verememişti.
Azap'ın bakışları yavaşça değişmeye başlıyordu. Bakışlarındaki zevk siliniyor ve giderek sakinleşiyordu.
(Oğuzhan)-Havası değişti. Olduğu yeri hissedemiyorum.
(Erdem)-Odaklanıyor musun yani? Bana uyar.
(Oğuzhan)-Ha? Babamın da havası değişti. Kayboldular, yerlerini kavrayamıyorum.
İkilinin auraları birden silinmiş ve bilinmezliğe gömülmüşlerdi. Sahayı hissetme konusunda giderek kendini geliştiren Oğuzhan bu değişimin farkında varabiliyordu. Sahip oldukları ağır auraları hissederek nerede olduklarını tam olarak görebiliyordu ama şu anda onları hissedemiyordu.
Azap'ın sakinleşen bakışları karşısında Erdem'in de bakışları sakinleşmişken oyunculardan birisi sahaya bir top atmıştı ve ikili aynı anda gözden kaybolmuşlardı. Bir an sonra ise seken topun önünde belirmişlerdi.
Azap hemen topuğuyla topa vurup yukarı kaldırmış ve zıplayıp göğsüyle yumuşatmıştı. Erdem ise röveşataya kalkmış ve top Azap'ın göğsündeyken darbesini indirmişti. Yediği darbeyle birlikte Azap inanılmaz sert bir şekilde sırt üstü yere çakılmıştı.
Oyuncular bu hareket sonrasında gözlerini kaçırmışlar ve Azap'ın işinin bittiğini düşünmüşlerdi ancak yere çakılan Azap elleri yardımıyla hemen zıplamış ve ayağa kalkıp topa doğru koşmuştu.
Yere inen Erdem'de topa doğru atılmış ve ikili üçüncü kez topa aynı anda vurmuşlardı. Top bu sefer mucize eseri patlamamış ve ikili geriye savrulmuşlardı. Yükselen topa yetişmek için aynı anda zıplamışlar ve havada çarpışmışlardı.
Tüm güçleriyle birbirlerini ezmeye çalışırken Erdem baskın gelmiş ve Azap'ı bir kez daha yere fırlatmıştı. Ancak Azap bu sefer yere düşerken takla atmış ve iki ayağı üzerine inmişti. Erdem ayağında topla beraber yere inerken Azap hiç beklemeden ileri atılmış ve Erdem daha yere bile inmeden ayağındaki topa vurmak için gerilmişti.
Tüm gücüyle bacağını germiş ve Erdem'i yok edip gole erişmek için savurmuştu. Ancak Erdem bunu bekliyormuş gibi topa hafifçe dokunup yörüngesini değiştirmişti. Azap ise bunu hiç umursamadan şutuna devam etmiş ve Erdem'in boşta kalan bacağına inanılmaz sert bir darbe indirmişti.
Yediği tekmeyle birlikte bütün ağırlık merkezi değişen Erdem havada ters dönmüş ve kafası üzerine yere çakılmıştı. Top yavaşça kenarda sekerken Azap'ın karanlık gözleri bir tırpan keskinliğinde parlamış ve yerde yatan Erdem'i ezmek için ayağını kaldırmıştı.
(Azap)-Sorunun cevabını bilmek istiyor musun?
Azap kapkaranlık bir aurayla kaplandı ve kanlı bir gülüş suratına eklendi.
(Azap)-Evet.
-Bir kaplanı öldürebilecek kadar güçlüyüm!
Bu sözlerinin hemen ardından da işini bitirmek için kaldırdığı ayağını...
... Erdem'in kafasına geçirmişti.