İçeriğe geç

fuego, jjk&pjm

Bölüm 2 · 3 dk okuma

fuego, jjk&pjm

Bölüm 2

2

İngilizce hocasının verdiği baygınlık yüzünden, sıraya yapışan salyalarımı kafama yediğim kağıt parçasıyla toparlamaya çalıştım hızlıca. Baygın gözlerimle uykuyla uyanıklık arasında olduğum için kafamı arkaya çevirmiş, kıkırdayan kızlara göz devirerek Jungkook'a bakmıştım.

"Ne var lan?"

Çatık kaşlarıyla yerdeki kağıdı gösterdiğinde sıradan eğilmiş, kağıdı alarak esnemiştim. Buruşturduğu kağıdı açtığımda önümde oturan kızla göz göze gelmiştik. "İzin verirsen."

Telaşla önüne döndüğünde sırıtarak gözlerimi kağıda çevirdim.

Nereye gitti bu Jimin? Girmemiş derse, Hoseok söyledi, çıkalım şu sınıftan uydur bir yalan çabuk.

Kağıdı okuduktan sonra gözlerimi yeniden arkaya çevirmiş, bilmediğimi belirterek omzumu kaldırmıştım. Elindeki kalemi bana doğru fırlattığında kaçarak gülmüştüm. "Sikerim seni." Ağzının içerisinden mırıldandığı şeye karşı elimdeki kağıdı geri ona atacaktım ki kafama yediğim şaplakla acıyla bağırmış, gözlerimi ingilizce hocasına çevirmiştim. "Sen ve sen, dışarı çıkın."

Jungkook bunu bekliyor olduğundan çoktan hazır olan çantasını takarak ve beni de ceketimden çekerek kaldırmış, çantama uzanarak göğsüme ittirmişti. En azından bir yalan uydurmama gerek kalmamıştı, çoktan dışarıdaydık.

"Ne biçim abisin sen? Kardeşin nerede bilmiyor musun?"

"Pastacıya gitmiş olmalı, ne bileyim ben?"

"Nerede bu pastacı?"

Çantayı arabanın arkasına atarak sürücü koltuğunun yanına yerleşmiş, yayılarak gülmüştüm. "Ne o? Canın pasta çekiyor sanırım."

"Yedireceğim ben sana pasta Taehyung, gir şu konumu."

Jungkook'un homurdanmaları sonucu geldiğimiz pastane açılışında masamıza koyulan pastaya bakmıştım. Ben hâlimden memnundum ama Kook pek memnun değil gibiydi, yaklaşık bir saattir Jimin'in yanında oturan Taemin'i öldürecek gibi izliyordu. "Biraz daha öyle bakarsan Jimin burayı ziyaret edecek gibi."

"O burayı ziyaret etmezse ben orayı ziyaret edeceğim gibi." Homurdanarak kurabiyelerin birini ağzına tıktığında dolu ağzımla boğularak gülmemi engellemeye çalıştım. Ağzını peçeteyle silmiş, gözlerini etrafta memnuniyetsizce gezdirmişti. "Jimin'in burayı neden sevdiğine şaşmamak lazım, bu ne lan? Her yer mavi ve pembe."

"Kardeşimin zevkini mi sorguluyorsun piç?" Gözleri bana döndüğünde son pasta dilimini ağzıma attım. "Emin ol kardeşinin her şeyi hoşuma gidiyor." Pekâlâ, bu defa gülmekten boğulmuyordum. Gözlerim Jimin'e döndüğünde gördüğüm görüntü ile gerilerek Jungkook'a bakmıştım. Sinirle elindeki bardağı sıkıyordu, gözlerimi bu defa dua ederek Jimin'e çevirdim. Sadece saçına dokunmuş olması benim için bir şey değildi, kardeşimi kısıtlamazdım.

Yeniden söylüyorum, bu sadece benim düşüncemdi. Şu anda ayağa kalkıp Jimin'e doğru ilerleyen Jungkook, kesinlikle bu konuya dahil değildi.

Ben ayağa kalkana kadar olan olmuş, Jungkook, Jimin'i arkasına çekerek Taemin'e bir güzel yumruğu geçirmişti.

Jimin bir yandan Jungkook'a bağırmaya başladığında ben de artık ayaklanmış, hızlıca yanlarına koşuşturmuştum. "İnsanların etkinliğini mahvettin geri zekâlı!"

"Sikimin etkinliği umrumda mı sence?"

Bana bağırdıktan sonra yerde Taemin'in burnuna bakan Jimin'i çekiştirdi hızlıca. "Jimin kalk."

"Rahat bırak beni!"

"Eve gideceğiz."

"Sizinle hiçbir yere gelmiyorum."

Ben ne yapmıştım şimdi? Tam konuşacağım esnada Jungkook, Jimin'in kolundan çekerek çıkışa sürüklemeye başladığında Taemin'e bakarak gülmüş, hızlıca peşlerinden adımlamıştım.

Araba boyunca sessizdik, eve geldiğimizde ise Jimin'in ağzından ilk defa küfür duymuştum. Arabanın kapısını kaparken şerefsiz piçler olduğumuzdan bahsetmişti. Tabii, bu olaya şok olan sadece ben değildim.

Her zaman olduğu gibi kavgayla eve giren ikilinin peşinden eve girdiğimde, sakince kapıyı kapayarak salona ilerledim.

"Sizi ilgilendirmeyen her şeye burnunuzu sokmanızdan çok sıkıldım artık, beni rahat bırakın."

"Ben abinim lan sen-"

Jungkook sözümü böldü. "Ne demek ilgilendirmiyor? Bal gibi de ilgilendiriyor."

"Jungkook, beni sinirlendirme."

İkimiz de şaşkınca küçüğe döndüğümüzde, sinirle çantasını koltuğa attı. "Senden büyüğüm."

"Sana hyung demeyeceğim."

"Taehyung'a söylüyorsun!"

"Taehyung benim abim aptal herif!"

"Jimin, düzgün konuş." Jimin'in üzerine yürüyen Jungkook'u ittirerek araya girdim. "Senden büyük birine bu şekilde hitap edemezsin."

"Her zaman onu savunuyorsun!"

"Orta yolu bulmaya çalışıyorum, sikeyim ya, kaç gündür kavga ediyorsunuz."

"O benim abim değil."

Jungkook sinirle saçlarını karıştırdığında iç çektim, bunu ben de biliyordum. Ayrıca onu öyle görmediğini, ikisinin de duygularının farklı olduğunu da biliyordum. Belki de Jimin, çoktan bu durumu kavramıştı ve o yüzden böyleydi. Ama Jungkook fazla inatçıydı, kendiyle savaşıyor gibiydi bu konuda.

"Hayatıma dil uzatmaya kalkma Jeon, buna izin vermeyi bir süre önce bıraktığımı biliyorsun. Senin dengesizliklerinle uğraşacak vaktim yok, ikinci bir abiye ihtiyacım da yok."

Sözlerinden sonra çantasını alarak yukarıya gittiğinde ikimiz de durdurmamıştık onu, Jungkook sinirle tekli koltuğa otururken ben de üçlü koltuğa uzanmış, gözlerimi tavanda gezdirmeye başlamıştım.

"Yine batırdım değil mi?"

"Cevap vermeme gerek var mı?"

"Belki."

"Batırdın kanka."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.