Okula kayıt olalı bir hafta oldu. Annem beni bu okula kayıt ederken konumuna bakmayı ihmal etmiş olmalı Çünkü okul ormanın ortasındaydı. Hayır, şaka yapmıyorum. Gerçekten. Okul. Ormanın. Ortasında. Anneme beni istediğin bir liseye yazdıra bilirsin demiştim çünkü bir anlaşma yapmıştık ve ben kaybettim: LGS puanımla bir yere girebilseydim bunlar olmayacaktı. Annemle yaptığımız anlaşmada buydu. Ama ben, bence yeterli olup anneme göre yetersiz olan puanım 301di. Yani sınavlardan aldığım notlardan bile daha iyi. Ama o puanla hiçbir yere giremedim. Allahtan okul puanımı yüksek tutabilmiştim. Annem de bu okulun puanı iyi diye beni buraya kayıt etti. Ama anne keşke okulu araştırsaydın. Bu okula geldim geleli pek de iyi dostluklar kuramadım hatta okulun 2.gününden biriyle kavga ettim ve neredeyse bütün okul bana düşman oldu. Kızın arkadaşları fazlaymış yoksa bende biliyorum bir köşeye çekip adam etmesini ama işte dedim ya kızın çevresi var. Bu okulda bazı açıklanamayan olaylar vardı. Bütün bu tuhaf olayları tek biri dışında açıklaya bilirdim; bir anda çığlık atan kişiler ah evet onlar bana göre med-
yumlar henüz buna alışamayan medyumlar, kaybolanlar hım bunun hakkında çok düşündüm bence onlar sadece çok baskı gördükleri için ailelerinden uzaklaşmak isteyenler, (baskı altındaki kişilerde en yoğun görülen şeylerden biri de fiziksel belirtiler… Örneğin; avuç içi terlemesi, kalp atışının hızlanması gibi… Ve kişiler bu belirtileri gösterdiklerinde paniklemeyin arkadaşlar. Öncelikle bu tip belirtileri kendimizde gözlemlediğimizde “eyvah çok heyecanlandım” diyerek daha da çok paniklemeyi bir kenara bırakabiliriz. Çünkü bütün bunlar mücadeleye hazır olduğumuz anlamına geliyor. Bu tür fizyolojik tepkileri olumsuzmuş gibi görmeyi bırakırsak paniklememiz de biraz daha azalır. Size baskı uygulayanlardan kaçmayın. Gidin ve onlarla yüzleşin. Denemekten zarar gelmez. En azından bazı şeyleri…) , ışınlananlar bence onlar sadece fazla hızlı koşuyorlar, yanıp sönen ışıklar elektrik arızası olabilir okulun elektrik sorunu varsa bu onu korkunç yapmaz, açıklayamadığım tek şey ölenler: Yani bir okulda ölen kişiler nasıl açıklanabilir ki; Kafasına top gelmiş beyin kanaması geçirmiş olabilir, yere düşüp kafasını çarpıp patlatmış olabilir. Ama bu okuldaki ölenler parçalanmıştı. Üstelik bunların haberi bile yapılmadı. Tüylerim ürperdi yemin ediyorum. Ben bunları nerden mi biliyorum kötülerin yanında iyi dostluklar da kazanmıştım. Arkadaşım Maria. Kendisi biraz tuhaf biri yani gerçekten iyi anlaşmıştık ama nasıl desem biraz arkadaş ortamı ve alışkanlıkları kötü ve eğer beni bu alışkanlıklara zorlarsa işte o zaman biraz zor olacak gibi görünüyor. Biraz size kendimden bahsedeyim ben Elif Aksoy annemle yaşıyorum. Annemle babam anlaşmalı boşandılar. Babamla istediğim zaman görüşüyoruz. 17 yaşındayım ve 11.sınıfa gidiyorum. Evet okul yılının ortasında okul değiştirdim. Pek istemediğim bir geçmişim var. . Bir eski sevgili vakası aslında çok güzel gidiyordu ilişkimiz sonra bir gün bir kampa gitti –doğa kampına gitmişti- ve geldikten sonra çok değişmişti. Yani bana bağırmaya başladı, alkol kullanmaya başladı bu yüzden onunla çok kavga etmiştik onu kaç kere barlardan sokak köşelerinden topladım hani bunu biraz anlayışla karşılaya bilirim. Genç merak etmiştir falan filan gerçi bunların hepsi bahane ama en son yaşadıklarımızdan sonra;
“Batuhan!” diye bağırdım. Ev dört katlı bir binada iki odalı bir daireydi. Kapıdan içeri girince karşıda direkt mutfak vardı sağ tarafta iki tane oda sol taraftaysa salon vardı. Üstü başı dağılmış. Onu o halde görünce şok geçirdim ve gerçekten bu yaptığı artık bardağı taşıran son damla olmuştu. “elif?” şaşkınlıkla bana bakıyordu. Üstünde sadece pantolonu vardı ve elinde küçük bir torba vardı neydi o uyuşturucu mu? Hadi ama ya sen şaka yapıyorsun. Gözlerim dolmaya başlamıştı. Masada bir sürü bira şişesi ve uyuşturucu vardı. Yanında da iki kişi daha vardı ve içeriden kız sesleri geliyordu. İyice sinirlerim bozulmaya başladı. İçeriden iki kız geldi ellerinde iki kadeh şarap vardı ve aman yarabbi kızların üstünde sadece gömlek vardı. “Ah hayır” diye fısıldadım ve akmak için savaşan gözyaşlarımı durduramadım. Tam arkamı dönüp gideceğim sırada kolumda bir el hissettim dönüp baktığımda bulanık olan görüşümle elin sahibinin Batuhan olduğunu fark ettim. O kan çanağı olan kıpkırmızı gözleriyle “nereye” diye sordu. “şu an nereye gittiğimin bir önemi var mı?” dedim titreyen sesimle gözleri kaymış bir şekilde bakıyordu artık ne kadar içtiyse. Söylediği şeyle dona kalmıştım “gördüklerini birine bile söylersen-!” buz kesmiştim ve bileğimi öyle sıkıyordu ki canım yanmaya başladı. Sözünü kesip “Sen ne saçmalıyorsun?” dedim. Artık hıçkırmaya başladım. Bileğimi tuttuğu elini diğer elimle tutup döndürdüm ve onu ittim. Koşarak asansöre bindim ve tesadüfe bakın içeride biri daha vardı eğer asansörde kalırsako kadar şaşırmam ki asansöre bindiğim sırada içerideki adam beni öyle bir süzdü ki yani alt tarafı üstümde: Beyaz tişört onun üstünde de kırmızı ve siyah büyük kareli gömlek altımda da açık mavi kot pantolon, kahverengi dalgalı saçlarım birbirine girmiş ve ağlamaktan kızarmış gözlerimle tam bir şahesere benziyordum . Asansöre bindiğimde 0.kata bastım. Arkamı kapıya dönüp aynaya baktım. Gerçekten berbat durumdaydım. ‘’İyi misin?’’ kendimle bakışmaya o kadar odaklanmıştım ki yanımdaki kişinin sesini duyunca sıçradım. “O kadar mı kötü görünüyorum?” sesim hala titriyordu. “kötü görünüyorsun” cevap vermedim zaten onunda cevap bekler gibi bir hali yoktu. Tam bir organ mafyasına beziyordu şu an konumuzla ne alakası var bende bilmiyorum ama insanlara bakıp onlar hakkında tahminde bulunmak hoşuma gidiyordu. Altında siyah kot pantolon üstündeyse siyah gömlek ve kot ceket vardı. Koyu kumral saçlı, koyu yeşil gözleri, hafif dolgun dudakları ve çok sevimli bir siması vardı. Benim yaşlarımda birine benziyordu. O günden sonra onu hiç görmedim zaten. En son asansörden inerken görüşürüz demişti ona gereksiz bir şekilde el sallamıştım ve otobüse yetişmek için koştum.