İçeriğe geç

Four sıns.

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Four sıns.

Bölüm 1

1-bölüm

Her şey, teşkilatın önüme fırlattığı o siyah dosya kapakçığıyla başladı. Dosyanın üzerinde büyük harflerle "FOUR SINS" (Dört Günah) yazıyordu. Bu lise, dışarıdan bakıldığında ülkenin en zengin, en elit ailelerinin çocuklarını gönderdiği kusursuz bir eğitim yuvası gibi duruyordu. Ama madalyonun arkası tamamen çürüktü. Okulu parmaklarında oynatan iki kız ve iki erkekten oluşan bir zorba çetesi vardı. İnsanların hayatlarını karartıyor, gizli ses kayıtları, şantaj dosyaları ve siber zorbalıkla herkesi kendilerine köle ediyorlardı. Üstelik bu işi yasa dışı bir ağa kadar dökmüşlerdi.

Görevim netti: Okula sıradan bir nakil öğrenci olarak sızmak, çetenin başı olan Jae-won’a yaklaşmak, güvenini kazanıp onu kendine aşık etmek ve o her şeyi bitirecek olan gizli veritabanını, şantaj kayıtlarını sistemlerinden çekip almaktır. Teşkilatın bana verdiği en büyük kural ise basitti: Asla dikkat çekme, asla arkanda iz bırakma ve ne olursa olsun o çocuklardan birine gerçekten aşık olma.

Okuldaki ilk günümdü. Üzerime geçirdiğim o sıradan okul üniforması, o güne kadar giydiğim en rahatsız şeydi. Aynaya bakıp saçlarımdaki gece mavisi ışıltıları düzelttim. Yüzüme, aynadaki o profesyonel ajan görüntüsünü tamamen silecek, ürkek, çekingen ve yeni transfer olmuş "kuzu" maskemi yerleştirdim.

Büyük demir kapıdan içeri adım attığım an, lisenin o ağır, kasvetli havası yüzüme çarptı. Koridorlar lüks kokuyordu ama aynı zamanda herkesin birbirini ezmeye çalıştığı tehlikeli bir vahşi orman gibiydi. Müdürün odasından sınıf kağıdımı alıp yeni sınıfımın kapısına geldim. Derin bir nefes alıp o maskeyi yüzüme iyice sabitledim ve kapıyı açtım.

Hoca beni sınıfa tanıtırken gözlerim çoktan çalışmaya başlamıştı bile. Kimsenin ruhu duymadan tüm sınıfı saniyeler içinde analiz ettim. İşte oradalardı... Sınıfın en arkasında, kendi krallıklarını kurmuş gibi oturan o meşhur çete. Jae-won, o ulaşılamaz ve kibirli duruşuyla camdan dışarı bakıyordu. Yanında, dudak piercing'iyle oynayan ve sınıftakilere sanki birer böcekmiş gibi bakan Kang-woo vardı.

Gözlerimi onlardan hemen kaçırdım. Korkmuş, çekingen bir yeni öğrenci gibi adımlarla yürüyüp sınıfın en arkasındaki boş sırama geçtim. Sırama oturduğum an elime tükenmez kalemi aldım ve sanki defterime çok önemli notlar alıyormuş gibi yapmaya başladım. Aslında yaptığım tek şey, çetenin her hareketini, her fısıltısını hafızama kaydetmekti. Görev resmen başlamıştı ve her şey tıkır tıkır işliyordu Gözlerimi sınıftaki kimseden ayırmıyordum ama yüzümde en ufak bir duygu kırıntısı yoktu.Teşkilatın bana öğrettiği ilk kural şuydu: İçeri sız, izle ve asla dikkat çekme. Hedefim belliydi; çetenin başı olan Jae-won’un zaafını bulup o gizli kayıtları patlatmak.

Sınıfın en arkasındaki sıramda, sanki önümdeki deftere çok önemli notlar alıyormuş gibi yapıyordum. Aslında sadece tükenmez kalemi parmaklarımın arasında çeviriyor, sınıftaki her bir piyonun nabzını ölçüyordum.

Tam o sırada kapı sertçe açıldı. İçeri giren, çetenin diğer dengesiz psikopatı Kang-woo’ydu. Dudak piercing'iyle oynayarak, yüzünde o her zamanki mide bulandırıcı, alaycı gülümsemesiyle yürüyordu. Gözüne sınıfta tek başına oturan, kendi halinde masum bir kızı kestirdi. Sırf eğlenmek için kızın yanına gitti, çantasını tek bir hamlede yere fırlattı. Kız korkudan titreyerek çantasına uzanmaya çalışırken, Kang-woo kızın saçından tutup kafasını geriye doğru çekti.

Sınıftaki herkes kafasını sırasına gömdü. Kimse sesini çıkaramıyordu çünkü bu okulda kuralları bu psikopatlar koyuyordu. Kalbimin ritmi hızlandı. Sol elim sıranın altında hafifçe yumruk oldu. İçimden bir ses "Kalk ve şu çocuğun işini bitir" diyordu ama mantığım ağır bastı. Planı bozamazdım, kimliğimi açık edecek en ufak bir kahramanlık yapamazdım. Maskemi sabitledim, bakışlarımı biraz daha masumlaştırıp korkmuş gibi numara yapmaya hazırlandım.

Tam o anda, yan sıramda oturan Chae-young ile göz göze geldik.

O da benim gibi okula yeni gelmişti ama onun gözlerinde korkudan eser yoktu. Aksine, Kang-woo’nun o zayıf kıza yaptığı zorbalığı izlerken Chae-young'un göz bebekleri deli gibi büyüdü. Onun içindeki o karanlık, tehlikeli şeyi ilk kez o an, o bakışta hissettim. Bu kız bir seri katildi ve o an karşısındaki çocuğun nefes alması bile onun sinirini bozmaya yetmişti.

Kang-woo, ağlayan kıza tam elini kaldırıp darbe indirmek üzereydi ki, kulağımı tırmalayan korkunç bir demir gıcırtısı koptu.

Chae-young, oturduğu o ağır demir sırayı tek bir hamlede, sanki hiçbir ağırlığı yokmuş gibi havaya kaldırdı. Sınıftaki herkes donakaldı. Ne olduğunu anlamama fırsat kalmadan, Chae-young sırayı tüm gücüyle Kang-woo’nun tam yüzünün ortasına doğru fırlattı

ÇAAATT!

Ağır metal sıra büyük bir gürültüyle Kang-woo’nun kafasına patladı. Çocuk neye uğradığını şaşırarak geriye doğru savruldu, diğer sıraların üzerine fırlayıp yere kapaklandı. Burnundan ve patlayan dudağından anında kanlar süzülmeye başladı. Şok içinde kafasını kaldırıp Chae-young'a baktığında, yüzündeki o serseri gülüşten eser kalmamıştı.

Chae-young ise wolf cut kesim saçlarını tek bir el hareketiyle geriye attı. Üstündeki okul üniformasını düzeltti ve az önce birini hastanelik eden o değilmiş gibi buz gibi, dümdüz bir sesle konuştu:

"Çok gürültü yapıyordun. Dikkatimi dağıttın."

Sınıfta tam bir kaos koptu, kızlar çığlık atıp kapıya koşuştu. Kang-woo delirmis gibi ayağa kalkıp Chae-young'un üzerine yürümeye çalışırken okul bir anda savaş alanına döndü. Ama diğer kızların da Chae-young'un arkasında toplanmaya başladığını görebiliyordum.

Ben ne mi yaptım? Sıramdan bile kalkmadım. İki elimi ağzıma götürüp korkudan dehşete düşmüş yeni öğrenci rolümü oynamaya devam ettim. Hafifçe sıranın arkasına sindim ama gözlerim tamamen Chae-young'un üzerindeydi. Kameraya yakalanmayacak kadar küçük bir gülümseme yayıldı yüzüme.

Devam edecek.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.