İçeriğe geç

Fısıltı(Kaçış)

Bölüm 1 · 9 dk okuma

Fısıltı(Kaçış)

Bölüm 1

Başlangıç

"Sen bir hataydın. Sana hamile olduğumu öğrendiğimde her şey için çok geçti." Annem ile babam yine çok sert bi kavga etmişti. Sık sık kavga ederlerdi. İkisi birbirlerinden çok farklı insanlardı. Tek tük ortak noktaları vardı. Ama ikisi de bir noktada netti, ikisi de benden nefret ederdi. Bunu da sık sık dile getirir, her seferinde hatırlatırlardı. Annemin yanından kalkıp, içki kokan odasının kapısına doğru yöneldim. Odama girip kapıyı ardımdan kapattım. Aynanın karşısına geçip üstümde ki gri switi çıkarttım. Kendimi süzmeye başladım. Orta boyda, dark, düz saçlarım dağılmıştı. Kahverengi gözlerim kızarmıştı. Sonra gözlerim yavaş yavaş aşşağıya indi. Göğsümde ki morluklara baktım. Atletimi yukarı sıyırıp, tekme darbelerinden dolayı oluşan morlukları inceledim. Dış kapının çarpmasıyla olduğum yerde sıçradım. Babam gelmişti. Hemen odamın kapısına koşup, kapıyı kilitledim. Yatağıma girip yorganı kafama kadar örttüm. Dizlerimi kendime çekip, beklemeye başladım. Biraz sonra odamın kapısının zorlandığını duydum. "Aç kapıyı!" Babam kapıyı yumruklamaya başladı. Babam kapının ardında bana küfürler savururken ellerimi kulaklarıma doğru götürdüm.

***

Gözümü açtım. Yorganı kafamdan çekip derin bir nefes aldım. Yatağımda doğrulup, komidinimin üstünde duran saate baktım. Saat 09.13'dü. Yataktan çıkıp kapıya doğru ilerledim. Kafamı kapıya dayayıp ses geliyor mu diye dinlemeye başladım. Hiçbir ses yoktu.

Elimi yavaşça kapının kilidine doğru götürüp, çevirdim. Kapıyı aralıyıp, koridora adım attım. Kimse yoktu. Ağır adımlarla annemin odasına ilerledim. Kapı aralıktı. Kafamı içeri doğru uzattım. Annem yoktu. Adımlarımı odama çevirdim. Kapıyı ardımdan kapatıp, derin bir nefes aldım.

Sonbahar bitmek üzereydi. Kış kapıdaydı.

Pencerenin önünden ayrılıp, askıdaki okul formamın yanına geldim.

***

Son olarak bi parfüm sıkıp, aynada kendime baktım. Eteğin altına çorap giymek yasaktı ama hava da soğuktu. Son olarak ceketimi üstüme giyinip odadan çıktım. Yeşil çantamı omzuma alıp merdivenlerden inmeye başladım. Tam çıkış kapısından çıkacaktım ki babamın sesini duydum. "Günaydın demek de yok artık." Çantamın kulpunu sıkmaya başlamıştım ki Cevahir abla imdadıma yetişti. "Orhan Bey, kahvaltı hazır." Yavaşça arkamı döndüm. Babam, benim indiğim tarafta değil de sağ taraftaki merdivenlerde duruyordu. Sol taraftaki merdivenlerin bitişinde bulunan salon kapısına doğru yöneldim. Babam da arkamdan girdi. Annem masada oturuyordu. Yanında ki sandalyeyi çekip oturdum. Babam yerine geçip oturdu. "Bu akşam okuldan çıkınca direkt eve geleceksin." Kafamla onaylayıp yemeye başladım. Aslında nedenini merak ediyordum ama soramazdım. Sessizce kahvaltımızı ettik. Evden çıkarken babam, kolumdan tutup kendine çekti." Bu akşam annen ile alış-verişe gideceksiniz. Üstüne başına düzgün bir şeyler al." Kafamı tamam anlamında salladım. Evin bahçesinden çıkınca derin bir nefes alarak yürümeye başladım.

***

Sınıfa girince hatırladım. İlk dersimiz beden eğitimiydi. Çantamı sıraya bırakarak sınıftan çıktım. Dolabımda eşofman vardı, ben bu soğukta dona dona geldiğim için kızıyordum kendime. Soyunma odasına girdiğimde odanın boşluğu derin bir nefes almamı sağladı. Çünkü burada genellikle Melisa ve gurubu olurdu. Hızlıca üstümü değiştirdim. Çıkmak için kapıya yeltendiğim sırada kapı açıldı ve Melisa göründü. "Bak, bak kimler buradaymış." İçimden saymaya başladım. "Ne istiyorsun?" Küçümser bir bakışla cevap verdi. "Selami Hoca seni soruyor." Kapıdan çekilerek geçmemi bekledi, merdivenleri çıkarken peşimden geldiğini fark ettim. "Müdürün odasını kendim de bulabilirim."

Melisa peşimden gelmeye devam ediyordu. Küçümser bakışlarla konuşmaya başladı. "Senin peşinden gelmiyorum zaten voleybol topu alacağım." Müdürün odasına girdiğimde tanımadığım bir adamla konuşuyordu. Kapıyı tıklattım. Geldiğimi fark ettiklerinde Selami Hoca ayağa kaltı ve konuşmaya başladı. "İşte matematik şampiyonumuz bu kız." Oturan adam kafasını sallayarak gülümsedi. Selami Hoca boş olan koltuğu işaret etti ve oturmamı bekledi. Oturdum, Selami Hoca da kendi sandalyesine oturdu. "Ne kadar büyük bir iş başardığının farkında mısın?" Kafamı evet anlamında salladım. "Bak bu Mehmet Bey, kendisi uluslararası matematik öğretmeni. Seninle tanışmak için geldi." Orta boylarda,45 yaşlarında, kel bir adamdı. Kafamı salladım. "Babanı aradık, az sonra burada olur." Babam mı? Ah Selami Hocam bilse, babam öğrenince beni hastahanelik edecek söyler mi hiç. "Ailesi de çok ilgilidir kızları ile." Ya ya ben okumayı bile tek başıma öğrenmiştim. Onlara kalsa okula bile gitmeme gerek yoktu, çünkü kapasitem yoktu. Basına medyaya da evde eğitim diyeceklerdi. Ama ben zorla gitmiştim okula. Kaçmak istemiştim evden. Sonra babam ders çalışmamam gerektiğini söylemişti, zaten çalışsam da yapamayacağımı. Aniden açılan kapıyla daldığım düşüncelerimden sıyrılıp gerçek hayata döndüm. Babam gelmişti. Sinirli görünmüyordu, aksine mutluydu. Babamın oturması için yerimden kaltım. "Tamam kızım sen dersine gidebilirsin." Selami Hoca eliyle kapıyı gösterdi. Odadan çıktım, sınıfa gitmek için aşşağıya indim. Sınıfa girdim, sınıf boştu. En arka sıradaki yerime oturdum. Çantamdan kablolu kulaklığımı çıkardım. Kulaklığımı taktım. Çalmaya başlayan şarkı "Sarhoş"tu. Sevdiğim bir şarkıydı. Çantamdan test kitabı çıkarıp çözmeye başladım. "Her akşam votka rakı ve şarap içtikçe delirir insan..."

***

Çözdüğüm testi konturol edip kitabımı çantama koydum. Sınıf hala boştu. Ayağa kalkıp cama yöneldim. Kızlar volebol maçı yapıyordu. "Ilgan" kapıya döndüğümde babamın gülümseyen yüzüyle karşılaştım. Bu nadir anlardan biriydi. Hatta ilkti. Babam yanımızda kimse yokken bana gülümsüyordu. Eve gideceğimizi söyledi. Çantamı aldım ve yanına gittim. "Müdür Bey'e haber verdim." Kafamla onayladım. Okuldan çıkıp arabaya bindik. Annem arabadaydı. "Şimdi sizi AVM'ye bırakacağız. " ani bir cesaretle sordum. "Neden?" Sorar sormaz da pişman oldum. Babamın bakışları yutkunmama sebep oldu. Kafamı cama çevirdim. Yağmur çisselemeye başlamıştı. Araba durdu. Kapı açıldı. Annem indi ve beni beklemeye başladı. Ben de peşinden indim. Arabanın kapısı kapandı. Camdaki görüntüme baktım. Araba hareket etti. Anneme döndüm. Yürümeye başladı. Bende yanında yürüyordum. Annem konuşmuyordu. Orta boylarda bir kadındı. Oldukça güzel va alımlı, siyah bir elbise giymişti. Saçları sıkı olmayan bir topuzdu. İnce dudaklarına kırmızı bir ruj sürmüştü. Zayıf ve uzundu. Benim annemdi ama aynı zamanda değildi de. Annemdi ama biz hiç anne kız ilişkisi yaşamamıştık. Bir giyim mağazasına girdik. Annem beğendiği elbiseleri eline alıyordu. Birden durdu ve bana döndü. "Bedenin neydi?" Yutkundum. "Small" dedim. Bana yaklaşık 20 elbise aldı. Kasaya geldik. Ödemeyi yaptı. Poşetlerle mağazadan çıktık. Yürüyen merdivenlere geldiğimizde annem birini aradı. AVM'nin çıkışına geldik. Araba geldi, arabaya bindik. Yollardan eve gittiğimizi anladım. Araba evin önünde durdu. Arabadan indik. Cevahir abla kapıyı açtı. Onu ilk defa bu kadar somurtkan görüyordum. Soran gözlerle baktım. Kafasıyla içeriyi gösterdi. Evin içinde bir telaş vardı. "Yürüsene be !" Annemin iteklemesiyle eve girdim. Evin içindeki telaştan anladığım kadarıyla misafir gelecek. Merdivenlere yöneldiğim sırada arkamdan babamın sesi geldi. "Ilgan gel buraya!" Yanına gittim. "Bak bu Selin Hanım, kuaför." Kafamla kadına selam verdim. Babama ne alaka der gibi baktım. Babam da kes sesini der gibi baktı. 1 saat boyunca odamda saçımı ve makyajımı yaptı, Selin Hanım. Benimle hiç konuşmuyor. Yüksek ihtimalle babam tembihlemiştir. 1 saatin sonunda odamda tek kaldım. Saat 20.00, uzanmam konusunda tembihlendim. Annem ile aldığımız elbiselerden birini giymiştim. Dizimin hemen üstünde biten, sırt dekoltesi olan beyaz bir elbiseydi. Ne yapacağımı bilemez bir halde kitaplığıma yöneldim. Rastgele aldığım bir kitap aldım. Masamın yeşil sandalyesini çekip oturdum. Oturduğum gibi kapı çaldı. "Girebilirsin." Cevahir abla kafasıyla gelmemi işaret etti. Yüzü hala asıktı. Birlikte merdivenlerden inmeye başladık. "Neyin var?" Cevap vermedi. Salona girdiğimde bütün yüzler bana döndü. Babam tekli koltuklardan birinde oturuyordu. Annem de yanındaki tekli koltukta oturuyordu. Uzun koltuklardan kapıya bakanında ise tanımadığım bir aile oturuyordu. "Ha kızımız da geldi." Başımla selam verdim. "Hoş geldiniz." Babama bunlar kim der gibi baktım. Adam benim geldiğimi görünce babama bir zarf verdi. Annem ayağa kalkıp bana doğru geldi ve kolunu omuzuma attı. Ben hayretle bir anneme bir koluna bakıyordum. Annem gülümseyerek dudaklarını araladı. "Biz kahveleri yapalım." Annemle mutfağa girdik, annem ardımızdan kapıyı kapattı. Kapatır kapatmaz elini omuzumdan çekip üzerindeki uzun, kırmızı elbisesine sildi. Benden iğrenmişti, hayır artık alınmıyordum. Mutfakta hiçbir çalışanımız yoktu. "Cezve nerede?" Annemin sesiyle cezveyi anneme verdim. Kahveyi ve şekeri de çıkartıp tezgaha koydum. Annem bir cezveye bir kahveye bakınca kahveyi ben yapmaya başladım. Bütün cesareti mi toplayıp anneme sordum. "Anne neler oluyor?" Annem bana cevap vermedi. Kahveyi fincanlara koydum, hepsini sade yapmıştım. Tepsiye bir de şekeri koydum. Tepsiyi alacaktım ki annem durdurdu. Masanın üstünden tuzu aldı ve bana uzattı. Başımdan aşşağıya kaynar sular döküldü. Olayı yeni anlamıştım... Beni evlendiriyorlardı, hatta satıyorlardı. Dolan gözlerle anneme bakıp, titreyen sesimle anneme bir şeyler fısıldadım. "An-anne?" Başka bir şey diyemedim. Mutfaktan nasıl çıktığımı bilmiyorum. Hızlı hızlı merdivenleri tırmandım. Odama girip kapıyı çarparak yere oturdum. Avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum. Sakinleşmem gerekiyor. Bağırmamam gerekiyor olay çıkarmamam gerekiyor. Olay çıkarırsam babam vücüdumda kırılmadık kemik bırakmaz. Yatağımdan destek alıp kaltım ve makyaj aynamın karşısına geçtim. Aynada kendimle göz göze geldim. Rimelim akmıştı, ağlamaya devam ettiğim için hala akıyordu. Gözyaşımı elimin tersiyle sildim. Umrumda değil, beni öldürebilir ama susmayacağım. Odamdan çıktım, koşarak aşşağıya indim. Annem "misafirlere" dağıtmış babamın kahvesini alması için tepsiyi babama tutuyordu. Babamdan hızlı davranarak salona girdim ve babam kahveyi almadan tepsinin altına vurdum. Kahve babamın üstüne dökülürken fincan ile tepsi havada iki kere dönerek yere düştü. Babam acı içinde inleyerek ayağa fırladı. Ondan sonrası biraz bulanık çünkü babamın attığı tokatla kendimi yerde bulmam bir oldu. Misafirler evden çıktıktan sonra babam beni saçlarımdan tutarak merdivenlerden sürükledi. Odamın kapısını açıp beni içeri fırlattı.

...

Gözümü aralayarak karanlık odama göz gezdirdim. Olduğum yerden doğrulmaya çalıştım ama kaburgalarımın altında hissettiğim acı beni durdurdu ve dudaklarımda küçük bir inilti çıktı. Elbisemi sıyırıp sızlayan bölgeye baktım. O kadar morarmıştı ki yanına patlıcan tutsam ayırt edilemezdi. Gözlerim aşşağıya doğru indikçe tek morluğun oramda olmadığını anladım. Bacaklarımda, kasıklarımda, kollarımda bir sürü morluk vardı. Zor bela ayağa kalkıp makyaş masasına geçtim. Tahmin ettiğim gibi yüzüme fazla vurmamıştı. Sadece salonda attığı tokat yüzünden kaşımın kenarını sehpaya vurmuştum. Kanamış ve kan kurumuştu. Elbisem hala üzerimdeydi ve kan olmuştu. Odamdaki banyoya girdim. Yüzümü yıkadım. Pijamalarımı giyecektim ki içimden bir fısıltı geldi. Ses değil, fısıltı. "Kaç!" dedi. "Kurtar bizi." Yapamaz mıydım? Yapardım. Yeşil sırt çantamı yere boşalttım. Dolabımı açıp birkaç parça kıyafet sokuşturdum çantamın içine. Kitaplığımdan okuduğum kitabı ve bir kitap daha aldım. Çantayı yatağımın üstüne koyup. Dolabımdan siyah bir eşofman takımı alıp giydim. Çantamı da sırtıma aldım. Şimdi evden çıkmam gerekiyor. Uzun zamandır biriktirdiğim parayı ve telefonumu da yanıma aldım. Çantamın dibine attım onları da. Odamın kapısının anahtarını avucum içine aldım. Kapıyı kapatıp, kilitledim. Anahtarı kapının altından içeri ittim. Artık dönüş yoktu. Annemin odasının kapısı aralıydı. Sessizce içeriye göz attım. Babam anneme arkasından sarılmıştı. Annem ise onun elini tutuyordu. Aşşağıya indim. Şanslıysam Cevahir abla kapıyı kilitlememiştir diye düşündüm. Cevahir ablanın üstümde çok emeği vardı. Ona bir not bırakmaya karar verdim. En azından bunu hakediyordi. Mutfakta bulduğum bir kalemle peçetenin üstününe şöyle yazdım: Cevahir abla hakkını ödeyemem. Beni merak etme, iyi olacağım. - Ilgan

Şanslı değilmişim. Kapı kilitli. Mutfaktan yavaşça çıktım. Salonun camlarından çıkabilirdim. Camdan çıktıkım fakat büyük bir ayrıntıyı unutmuşum, korumalar. Geceleri bahçede 3 koruma geziyor. Ana kapıdan çıkamam çünkü kapının önünde de 2 koruma var. Evin arkasındaki duvardan atlayabilrdim çünkü korumalar genelde orada olmazdı. Kapişonumu örttüm. Evin arkasına geçtim. Duvardan çantamı attım. Kendimi de yukarı çektim, duvarın üstünde yüz üstü uzandım ve bir bacağımı aşşağıya sarkıttım. "KIPIRDAMA!" Kahretsin! Bu korumalarımızdan Kemal Bey'in sesiydi. Yüzümü göstermeden Kemal abiye baktım. Bana silah doğrultmuş yavaşça yaklaşıyordu. Gayet hızlı bir şekilde aşşağı atladım. Çantamı kaptığım gibi koşmaya başladım. Arkamdan iki el ateş edildi. Yolun karşısına geçerek bir duvarın arkasına atladım. 5 dakika bekledikten sonra çıktım. Yolda ne bir araba ne de bir insan vardı. Sağımdaki sokağa dönüp koşmaya devam ettim ve nihayet caddedeydim. Kolumdaki saat 4.13'ü gösteriyor. Rüzgar arkamdan sanki beni desteklemek istiyor gibi esiyordu. Yapmıştım. İçimdeki fısıltıyı dinleyip kaçmıştım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.