İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne adım attığım ilk günlerdi. Her şey devasa, karmaşık ve biraz da korkutucuydu. O gün, ders aramızda, fakültenin kalabalık kantininde, elimde tepsilerle nereye oturacağımı bilemez halde etrafa bakınıyordum. Gözlerim, boş bir masa ararken, bir anlığına bir çift gözle kesişti.
O Eren'di.
Onu ortaokuldayken tanıyordum ben ortaokulda çok sessiz biriydim eren ise benden biraz daha sosyaldi ve evlerimiz karşılıklıydı hep onu görüyordum hatta bir keresinde aynı otobüse binince o bana baktı bende gözlerimi kaçırdım onun tekrar bana baktığını gördüm ve tekrar gözlerimi kaçırdım ama bu iş böyle olmayacak gibiydi sonunda ben ona uzun uzun baktım oda bana uzun uzun baktı sonunda otobüsten indim meğersem oda benim gibi aynı durakta iniyormuş o başka bir yere gitti bende kendi işime baktım
O da benim gibi yeniydi, bunu yüzündeki hafif şaşkın ve heyecanlı ifadeden anlamıştım. Bana bakıyordu. Ama bu, sadece "birine bakmak" değildi. Gözleri, sanki ruhumun en derin köşesine nüfuz eden, dalıp gitmiş, çok güzel bir bakıştı. O kadar yoğundu ki, istemsizce gülümsedim. Hemen ardından, Eren'in yanındaki arkadaşı Can, koluna dokunup bir şeyler söyledi ve Eren, sanki bir rüyadan uyanmış gibi hızla bakışlarını kaçırdı.
O günden sonra, Eren'in o bakışı aklımdan hiç çıkmadı.
Ne zaman arkadaş grubumuzla fakültenin önünde, o ikonik binanın önünde toplansak, o hep oradaydı. O enerjik, kızlı erkekli arkadaş ortamının içinde, ben bir şeye gülümseyip başka bir yöne bakarken, biliyordum ki o yine bana bakıyordu.
İç Sesim: Neden? Neden hep o kadar yoğun bakıyor? Yüzümde bir şey mi var? Yoksa bir şey mi söylemek istiyor? Eğer bir şey söyleyecekse, neden gelip konuşmuyor? Bu bakış, sadece bir hayranlık mı, yoksa bir tür meydan okuma mı? Hukuk okuyoruz, her şeyin bir kuralı, bir mantığı olmalı. Bu bakışın mantığı ne?
Bazen, tam o anlarda, Eren'in bakışının ağırlığını hissediyordum. Sanki omzumda bir el varmış gibi. O an, sohbet ettiğim kişiye daha da neşeyle gülümsüyor, başka bir yöne bakarak o bakışın etkisinden kaçmaya çalışıyordum. Çünkü o bakış, beni savunmasız hissettiriyordu. O kadar güzel ve o kadar sahipleniciydi ki, karşılık vermekten, ya da daha kötüsü, karşılık vermeye cesaret edememekten korkuyordum.
Bir keresinde, Elif'in Eren'e doğru gözlerini devirip "Yine mi?" dediğini duyar gibi oldum. O an anladım ki, o bakış sadece benimle Eren arasında değildi; o, bizim küçük sırrımız, arkadaşlarımızın ise eğlencesi olmuştu.
Ama yine de o soru beynimi kemiriyordu: Neden sadece bakıyor? O bakış, benim için bir sınavdı. O, bana bakarken dalıp gidiyor, ben ise başka bir şeye gülümsüyordum. Ve o anlarda, Hukuk Fakültesi'nin önündeki o bankta otururken, üniversiteye yeni başlamanın tüm karmaşası içinde, kendimi ilk kez ait hissediyordum. Çünkü biliyordum ki, o kalabalıkta, bir çift göz sadece beni görüyordu. Ve ben, o bakışın ardındaki cevabı merak etmekten kendimi alamıyordum.