3.Bölüme hoşgeldiniz.
Artık bu bölüm tanışacak başrollerimiz.O yüzden hemen bölüme geçelim.
İyi okumalar..
~~~~
2 dakika öncesinde direksiyondaki ellerimi stresten daha çok sıkıyordum.Yan koltukta oturan Doğa, taşınma kararı alındığından beri olan siniriyle yol boyu tek bir kelime bile etmemişti. Bu sessizliğine, istediği olmadığında ki o mesafeli duruşuna alışkındım ama yine de arabanın içine yayılan o gergin hava canımı sıkıyordu. Ne durumda olduğunu kontrol etmek için gözümü bir anlığına yoldan ayırıp ona doğru döndüm.
İşte her şey o bir saniyelik dalgınlığımla oldu.
Tekrar önüme döndüğümde öndeki aracın yavaşladığını fark ettiğimde artık çok geçti.Ayağımı frene uzatarak arabayı ani frenle durdurmaya çalıştım ama mesafeyi ayarlayamamıştım. Tok ve çok şiddetli olmayan bir sarsıntıyla birlikte öndeki arabaya arkadan çarptım. Doğa şaşkınlıkla koltuğa tutunurken ben de derin bir nefes alıp emniyet kemerini çözdüm. Hata tamamen bendeydi; dikkatimi yola vermemiştim.Gerçi oda neden yavaşlamıştı düz yolda?
Arabadan indiğimde, çarptığım araçtan dik duruşlu,bana göre oldukça uzun boylu bir adamın indiğini gördüm. Üzerinde düz, siyah bir tişört ve aynı zamanda düz siyah bir pantolon vardı. Sakin adımlarla arabanın arkasına geçip bükülen tamponuna ve çatlayan farına baktı. Yüzünde ne öfke vardı ne de kınayıcı bir bakış.
Oldukça soğuk ve mesafeli bir duruşu vardı.
Yanına giderek durumu uzatmadan, gayet net bir şekilde açıklamaya çalıştım:
“Kusura bakmayın, tamamen benim dikkatsizliğimdi. Hasarınızı masrafı neyse karşılamaya hazırım."
Adam başını kaldırıp bana baktı. Gözlerinde ne bir yargılama ne de benim cümleme karşı tebessüm vardı. Sesi son derece düz ve mesafeliydi:
"Geçmiş olsun. Neyse ki kimseye bir şey olmadı değil mi. Cana geleceğine mala gelsin."
Dalga mı geçiyordu anlayamadım.
"Bakın beyefendi, masrafı neyse hemen halledebiliriz," dedim sakinliğimi koruyarak ardından ekledim “Ayrıca düz yolda ne diye yavaşlıyorsunuz beyefendi”
Adam dökülen far parçalarına kısa bir an baktı, ardından bakışlarını tekrar bana çevirdi.
İlk dediklerimi umursamıyor gibi son soruma cevap verdi
“küçük bir çocuk aniden arabanın önün atladı ondan sebep yavaşlamak zorunda kaldım”
Anladım der gibi başımı salladığımda yüzümden başka bir yanıt beklediğimi olacak konuşmaya devam etti
"Ve ayrıca büyütmeye gerek yok, önemli bir şey değil. Hallolur. Yolunuza devam edebilirsiniz”
diyerek konuyu fazla uzatmadan, kestirip attı.
Arkasını dönüp arabasına bindi ve uzaklaştı. Ben de arabama geri döndüm.
~~~~
O sarsıntılı yolculuğun ardından yeni eve ulaşmış, sonraki iki üç günü tamamen koliler arasında, yerleşme telaşıyla geçirmiştik. Doğa o şımarık ve gururlu tavrından ödün vermeyip taşınma fikrine hâlâ karşı gelse de eşyaların taşınmasına isteksizce yardım etmişti. Bu süreçte en büyük destekçimiz,Ayşim olmuştu. Ailesi şehir dışında olduğu için o da buralarda yalnız sayılırdı ve kendi evini yerleştirirken edindiği tüm tecrübeyle kolilerin erkenden bitmesini sağlamıştı.
~~~~
Üçüncü günün akşamına doğru,Ayşim'den gelen bir akşam yemeği davetiyle pek istemereyek de olsa hazırlanmaya başlamıştım.
Üzerime rahat, dökümlü ve salaş bir etekle, düz beyaz bluz geçiriverdim. Çıkmadan önce boy aynasında kendime şöyle bir baktığımda, 1.70 boyumla aynayı neredeyse tamamen kapladığımı fark ettim tamam ben o kadar uzun değildim belki kabul ediyorum ama demekki ayna küçüktü ne yapayım.
Saçlarım, dipleri koyu kumral başlayıp uçlara doğru doğal bir koyu sarıya ve tatlı bir karamel yumuşaklığına dönen o sıcak tonuyla omuzlarıma dökülüyordu; onlara bakarken gözüm gözlerime takıldı. Bu yeşil gözleri babamdan almıştım, ama bakarken ortaya çıkan o dalgın ve sakin ifadeyi kesinlikle annemden kapmıştım. Yüzümde de sadece cildimi biraz canlı göstersin diye sürdüğüm hafif bir parlatıcı ve yok gibi bir makyaj vardı; aynadaki bu halime kısa bir süre bakıp hemen evden çıkmak üzere dış kapıya yöneldim.
Doğa ise evde kalmayı seçmiş benimle gelmemişti.
~~~~
Ayşimlerin evine vardığımda saniyeler sonra Ayşim kapıyı açtı.
"Hoş geldin canım, geç salona," diyerek beni içeri buyur etti.
Koridoru geçip salonun kapısından içeri adımımı attığım an, koltukta elindeki çay bardağını sehpaya bırakan adamla göz göze geldim.
Resmen dün arabasına çarptığım adam tam karşımda oturuyordu.
Yüzünde hafif bir şaşkınlık belirtisi olsa da bunu anında gizledi ve o ciddi, soğuk duruşuna geri döndü.
Hakan abi yani Ayşim’in abisi ayağa kalkıp, "Hoş geldin Feza," diyerek beni karşıladı. Kendisi askerdi sanırım izni olduğu için Ayşim’i ziyarete gelmişti.
“Hoş buldum Hakan Abi “diyerek bana doğru açtığı kollarına sarıldım.
Bazen gerçekten öz abim gibi hissettiriyordu..
Yanındaki adam da onunla birlikte ayaklanmıştı galiba pek farketmedim . Bana doğru bir adım atıp elini uzattı.
"İsminiz Feza galiba memnun oldum bende Altay”dedi.
Sesi tıpkı dün yoldaki gibi kalın ve buz gibiydi.
Beni ilk defa görüyormuş gibi davranarak aramızdaki o kazayı tamamen yok saymıştı.
Uzatılan elini kısaca sıktım. "Ben de memnun oldum," dedim, sesimdeki şaşkınlığı gizlemeye çalışarak.
Hemen yanında duran kişiyi şaşkınlıktan fark etmemiştim bile ki susmaya devam etseydi farketmezdim diye düşünüyorum neyseki susmaya son vermiş hemen söze atlamış aynı zamanda da elini uzatmıştı.
“Merhaba bende Tuna,Altay’ın kardeşiyim çok memnun oldum “
Uzattığı eline elimi uzatarak tanışma faslını devam ettirdim,
“Bende memnun oldum”
diyerek hafif tebessüm ettikten sonra herkes koltuklara oturdu.
Ayşimde mutfağa çayları dökmeye gitmişti.
~~~~
Ayşim elinde çay tepsisiyle içeri girip yanıma oturdu.
"Feza, güzelim sen dün bir kaza yapmışsın, Doğa biraz önce gruba yazmış. Önemli bir şey yok değil mi? Çok geçmiş olsun,"
dedi merakla.
Çayımdan bir yudum alırken bakışlarım istemsizce karşı koltuktaki Altay’a kaydı. Doğa buraya geldiğimi bildiği için gıcıklık yapmak için Ayşim kendisi ve benim olduğum gruba kaza yaptığımızı yazmıştı.
Ben bunları düşünürken Altay, ifadesiz gözlerle beni izliyordu ama renk vermeye hiç niyeti yoktu.
Bende öyleyse öyle davranmaya karar verdim önceden karşılaştığımızı belli etmek istemiyordu belliki.
"Yok, önemli bir şey değil. Ufak bir dalgınlık, arkadan hafifçe vurdum öndeki arabaya. Karşıdaki beyefendi de sağ olsun durumu hiç büyütmedi," dedim,konuyu kapatmak ister gibi.
Hakan abi lafa girdi:
"Geçmiş olsun Feza, bu devirde öyle anlayışlı insan bulmak zor."
"Sağ ol Hakan abi," dedim, bakışlarımı başka bir yöne çevirerek.
Altay derin bir nefes alıp çay bardağını sehpaya bıraktı.
"Kazadır, olur. Cana geleceğine mala gelsin," dedi, konuyu kendi üstüne hiç çekmeden, tamamen dışarıdan bir gözmüş gibi yorum yaparak.
Onun bu profesyonelce tavrı ve dünkü olayı burada açıp beni zor duruma düşürmeye gerek görmemesi, karakterinin bir göstergesiydi sanırsam.
~~~~
Herkes kendince sohbet ediyordu Hakan abi ile Altay kendi arasında konuşurken bende Ayşimle dertleşiyordum Tuna ise Ayşimle konuşmaya çabalar gibi sürekli sohbetimize dahil olmaya çalışıyordu bu gözümden kaçmamıştı en acilinden bir ara Ayşim’e sormam lazımdı bu konuyu.
Bir ara Hakan abi, çalan telefonu üzerine balkona geçti. Ayşim ve Tuna da mutfakta bir şeyler hazırlamak için salondan çıkınca odada sadece ikimiz kaldık.
Aramızdaki o sessizlik uzarken, durumu daha fazla havada bırakmamak adına sesimi normal bir tonda tutarak konuştum:
"Tekrardan teşekkür ederim. Dünkü olayı burada açıp konuyu uzatmadığınız için."
Altay arkasına yaslandı, yüzündeki o ciddi ifadeyi hiç bozmadı.
"Gerek yoktu," dedi düz bir sesle. "Dünkü mevzu dünde kaldı. Burada lafını edip ortamı germeye lüzum yok."
Sert mi davranıyordu bana mı öyle geliyordu bilmiyorum ama yetiştirilme tarzım gereği özgüvenle, kendimi ezdirmeyerek hafifçe başımı salladım. "Pekâlâ," dedim sadece.
Üzerinde durup konuyu uzatacak sürekli minnet edecek değildim; hatamı kabul etmiş, teşekkürümü de etmiştim. Konu orada kapandı. Aramızdaki o resmi ve mesafeli duvar varlığını korumaya devam etti.
Çok geçmeden saatime baktım ve ayağa kalktım. "Ayşim, benim yavaştan kalkmam lazım. Doğa evde yalnız," dedim.
Ayşim mutfaktan çıkıp yanıma geldi.
“Ama daha yiyecek şeyler hazırlıyordum”
“Gerek yok güzelim sonra tekrar gelirim sende gelirsin komşuyuz artık ne de olsa “
dedim.
Oda beni onayladığında kapıya yönelmiştim.
Altay’a döndüm, o da nezaketle ayağa kalkmıştı. "İyi akşamlar," dedim.
"İyi akşamlar. Arabanızı Dikkatli sürün," dedi, cümlesi komut verir gibiydi açıkçası pek hoşuma gitmemişti.
Cevap vermeden kapıdan çıkarak aynı apartmanda olduğumuz için apartman merdivenlerine doğru yürümeye başladım Ayşim’in evinin bi üst katına yerleşmiştik.
Geçen 3 gün içinde ev sahibi ile görüşmüştük evini satmak istemediğini sadece kiracı aradığını söylediğinde bizde uzatmak istemeyip kabul etmiştik.
İlk başta sorun çıkmamıştı sonraki zamanlar içinde sorun çıkacağını zannetmiyorum ev sahibi ile anlaşmıştık şimdiden.Ev sahibimizde kocası vefat etmiş çocukları şehir dışına yerleşmiş yaklaşık 50 yaşlarında bir teyzeydi veya ablaydı desem daha doğru çünkü Fatma Abla kira konuşmak için gittiğimizde bizimle saatlerce sohbet etmişti.Tam olarak bizim kafadandı buda bizim işimize gelirdi..
~~~~
Ayşimlerin evinden çıkıp eve döndüğümde içimde biraz öncenin aksine bi huzursuzluk vardı . Kapıyı açtıktan sonra olabildiğince sessizce kapatıp koridora geçtim. Doğa salondaki koltukta oturmuş, elindeki telefonla ilgileniyordu. Geldiğimi fark etti ama başını bile kaldırmadı. Tam odama doğru yürümeye başladığımda sesini duydum.
"Ayşimler iyi mi bari?"
dedi, sesinde ne bir merak ne de bir sıcaklık vardı.
Durup kapı eşiğinde ona döndüm.
"İyiler, selamları var," dedim, sesimi olabildiğince nötr tutmaya çalışarak.
Var mıydı ki selamları öyle bi konuşma geçmemişti sanırım..
"Aleykümselam," dedi sadece.
Başını telefondan kaldırıp bana şöyle bir baktı; bakışlarındaki o mesafeyi ve aramızdaki o son tartışmanın soğukluğunu hissetmemek imkansızdı.
"Ben yatıyorum, ışıkları söndürürsün."
Başka da bir şey söylemedi zaten. Ayağa kalkıp odasına doğru yürürken yüzüme bile bakmadı. Arkasında bıraktığı o tatsız sessizlik, bağıra çağıra yapılan bir kavgadan çok daha fazla canımı yakmıştı. Aramızdaki bu kopukluk içimi daraltıyordu.
~~~~
Odama geçip kendimi yatağa bıraktığımda odanın karanlığı zihnimdeki karmaşayı daha da arttırdı.Uyumaya çalışıyordum ama beceremiyordum resmen kafamın içini bir türlü susturamıyordum.
Genel olarak düşüncelerimle,kalbimle;hayatımınhayatımdaki insanların elimden kayıp gidişini hissediyordum.
Geleceğe dair aldığım kararların, sırtlandığım sorumlulukların omuzlarıma çöken ağır yükü altında eziliyor gibiydim.
Her şey birbirine girmişti; neyi, nasıl toparlayacağımı, nereye ait olduğumu hiç bilmiyordum.
Evdeki bu sessizlik ve zihnimdeki sorular beni daha çok yorarken,düşünmekten ve çıkış yolu aramaktan yorgun düşmüş bir halde gözlerimi kapattım. Bu karmaşadan kaçıp sığınabileceğim tek yer uykuydu; ben de kendimi, ağır bir uykuya teslim ettim.
~~~~
3.bölümünde sonuna geldik..
Yorumlarınızı belirtmeyi unutmayın..