“Erciyes KBRN Karargahı?”
“Kiminle görüşüyorum?”
“Uzman Çavuş Ömer Tuğrul?”
“Ulusal İstihbarat Servisi Ankara Bölge Müsteşarı Seyfeddin Serdar, beni komutanına bağla.”
“Yönlendiriyorum.”
477-216 Numaralı İstihbarat Raporu
Kuzey Kıbrıs/Maraş ilçesinde meydana gelen kimyasal ve biyolojik tehditler hakkında UİS Ankara Bölge Müsteşarlığından rapor.
Barış Kuvvetlerine Komutanlığının bildirimine göre bölgede radyasyona bağlı rahatsızlıklar vuku bulmuştur. Bölge sakinleri ise son zamanlarda garip vakaların cereyan etmesiyle alakalı şikayetler dile getirmiştir. Kapalı tutulan Maraş bölgesi civarına anormal boyutta kurtların indiği ve çevre sakinlerine saldırdıkları, keza bölgeden yayılan ve yeri tespit edilemeyen pis kokular önce Gazimağusa Polis Müdürlüğüne olmak üzere Topçu Alay Komutanlığı ve Barış Kuvvetleri Komutanlığından, UİS Ankara Bölge Müsteşarlığı ve Kayseri-Erciyes KBRN Mücadele Komutanlığına arz edilmiştir.
Bölgeye Özel Kuvvetler Komutanlığından eşlik edecek 2 personel olmak üzere tam donanımlı on KBRN Personeli helikopter vasıtasıyla sevk edilecektir.
Sırasıyla:
KBRN Biriminden:
Uzm. Çavuş Toktamış Keskin (Tim Komutanı)
Uzm. Çavuş Ahmet Erkaya (Tim Komutanı)
Uzm. Çavuş Ali Yaldırak (Eczacı)
Uzm. Onbaşı Mustafa Eseroğlu (Tabip)
Uzm. Onbaşı Cemil Pekdemir (Mühendis)
Uzm. Onbaşı Kemal Aksoy (Kimyager)
Uzm. Onbaşı Göksun Pektaş (Makineli Tüfek)
Uzm. Onbaşı Serhat Taner (Makineli Tüfek Yard.)
Özel Kuvvetler Biriminden:
Astsubay Ejder (Manga Komutanı)
Astsubay Arslan (Avcı Eri)
Türk Silahlı Kuvvetleri ve Ulusal İstihbarat Servisine Kızıl Ehemmiyetle arz edilir.
- Seyfeddin Serdar
Helikopterin içinde, pervanenin pata pata seslerini dinleyerek gök yüzünde yapılan yolculukta ufak bir kestirmeydi Onbaşı Kemal Aksoy’un yaptığı. Başını pilot koltuğuna yaslamış, kendi karanlığında etrafı dinliyordu. Mayışmış vaziyetteydi ve aslında kafası görevde değil, kaloriferin yandığı odasında sıcak yatağında boylu boyunca uzanıp uykuya dalmaktı. Bu uyuşukluk halinden omzuna dokunan bir elle ufak çaplı kalp çarpıntısı geçirerek kalktı. Soluna döndü, akademiden bu yana beraber oldukları Cemildi elin sahibi.
“Napıyorsun lan sen?” Diye fısıldayarak kızmıştı ona.
Derin bir nefes alarak “içim geçmiş.” Cevabını verdi.
“Komutan sana bir geçirir, görürsün!” Karşılığını aldı.
Cemil, bu ufak tehditten sonra elini çekti ve geri yerleşti. Kemal ise silkelenerek, tavana bakıp yorgunluktan arınmaya çalışıyordu. Hemen yanından Yardımcı Pilot Fatih Aygün inişe 5 dakika kaldığını bildirdi. Artık manga için toparlanma zamanıydı, tüfeklerini kontrol ettiler, şarjörlerine baktılar, ekipmanlarının üstünden geçtiler, radyoaktif tehlikeler için tasarlanan kıyafetlerinde en ufak bir açılma, yırtık, sökük, hayatlarına mâl olabilirdi. Bu sırada mangaya komutanlık eden Uzman Çavuş Toktamış Keskin ona doğru “Kemal!” Diye seslendi. Kemal eğilerek komutanına doğru baktı. Komutan:
“Yatsıyı kıldın mı?” Diye sordu.
“Evet komutanım.” Cevabını verdi. Bundan sonra komutan başını salladı ve bir karşılık vermeden yerine yaslandı.
Helikopterdeki en sessiz kişiler, Özel Kuvvetlerden gönderilen 2 personeldi, suspus oturan 9 yaşındaki masum çocuklar gibiydiler. Tüm dikkatleri görevlerinde, köşelerine çekilmiş ekipmanlarını kontrol ediyorlardı. Baktığında insan, hem merhamet ediyor, hem de korkuyordu. Fatih Aygün, inişe 2 dakika kaldığını belirtti, artık herkes için kalkma vaktiydi. Ejder kod adlı Manga Komutanı, kapı açıldıktan sonra halatı aşağıya atmak üzere en ön safa geçti.
“Polis Müdürlüğünün tespitine göre bölgede radyasyon derecesi çok yüksek, sizi Kapalı Maraşa kadar bırakmamız mümkün değil. Gazimağusa’daki Polis Müdürlüğünde ineceksiniz. Onlar size intikal için araç temin edecektir. Topçular Bulvarı üstünden İnönü Bulvarına geçin. Ulaşınca Fevzi Çakmak Bulvarı üstünden Polatpaşa bulvarına doğru sürün. Karter Caddesine ineceksiniz, sola döndüğünüzde artık Maraşa girmiş olacaksınız. Oradan Orduevine istikamet alın. Şimdi kapıyı açacağız.” Brifingini vererek, Fatih Aygün kapıyı açtı. Dışarıdan içeriye hülûl1 eden hava erlerin vücudunda hırçın dalgalar gibi soğuk ve sert bir şekilde dolaşıyordu, Kemal bu tezahürle ensesine bir nefes üflenmiş gibi irkilmişti.
Pilot Yardımcısı geri sayımı başlatmıştı. Halat aşağıya doğru serbestçe süzülerek düştü. Ejder koluyla işaret ediyor ve “Haydi, haydi!” diye bağırarak ilk emri veriyordu. Sıralı bir koşuşturma başladı, Tugay arkadan dördüncü gelendi ve ipi kavrayarak sanki çocukluğunda eğlendiği dönen kaydıraklara binmiş gibi döne döne aşağı inmeye başladı. Bu her zaman operasyonun en güzel ve en konforlu aksiyonuydu. İçinden çocuksu sesler çıkararak bu anın tadını çıkara çıkara yaşamak geçse de karanlıktan bir çift el gibi gelen mecburi şartlar onun neşesini boğazlıyordu. Neyse, bu rüya gibi geçen ve karında henüz kelimelere dökülememiş gıdıklanma hissini yaşadıktan sonra nihayet postalları zemine oturmuştu. Göğsüne askı kayışıyla tutturulmuş tüfeğini eliyle kavradı ve ön safa geçip çömelerek pozisyonunu aldı. Onun ardından peyderpey ekibin geri kalanı inişi gerçekleştirdi. Hepsi teyakkuza geçti. Fatih Aygün “Sağ salim dönün, yolunuz açık olsun.” Dedi ve helikopter geri dönmek üzere yükseldi. Kemal çevreyi taramaya başladı ve olduğu yerde namlusunu bir o yana bir bu yana çevirerek bakındı. Ufukta el fenerini doğrultarak onlara doğru gelen biri vardı.
Ejder “Yaklaşmayı kes!” Diye bağırdı. Işığın arkasından “Emniyet Amiri Nejdet Arslan, Komutanım!” Sesi geldi.
“Durun amirim olduğunuz yerde, biz geliyoruz!” Diye yanıtladı Ejder ve “Rahat!” Emrini verdi. Herkes silahlarını indirdi, çömelenler ayağa kalktı. Komutan, herkesin önüne geçerek amire doğru yaklaştı. Amir fenerini kapattı ve yüz yüze geldiler.
“Neler oldu burada amirim?” Diye sordu Ejder. Amir arkasına bir bakış attı: “Millet çıldırmış komutanım.” Dedi.
“Biraz daha açar mısın?”
“Komutanım, vallahi bu Kapalı Maraş cehennem gibi. Böyle böyle böcekler, ayı gibi kurtlar fink atıyor fink!”
“Orasını biliyoruz, bilmediğimiz bir şey söyle, ne oldu? Nasıl oldu? Nerede oldu?”
“Komutanım, birkaç gün önce panikle bir vatandaş geldi müdürlüğe, yakası paçası yırtılmış. ‘Kurt Adam! Kurt Adam!’ Diye bağırıyordu. Ağlıyordu adam, söylediği yere gittik. Bir baktık kocaman kurdun teki, yere yığılmış, boyu aha senin kadar var! Yattığı yerden doğru hırlıyordu, yaralanmış tabii her yerinden kan fışkırıyor musluktan akar gibi. Çevresinde elim kadar karıncalar dolaşıyor, sarmışlar etrafını boyna ısırık alıp duruyorlar!”
Ejder ve diğerleri amirin söylediklerine inanamadılar. Şaşkınlık gibi bir inanamama değildi bu, alay ettiğini ya da abarttığını düşündüler. Ejder Astsubay
“Amirim, bizimle kafa bulmuyorsunuz değil mi? Boşuna gelmedik biz buraya?” Yanıtını vererek müdahalede bulundu.
“Allah’ın üstüne yemin ederim, ekmek, Kur’an, mushaf çarpsın ki komutanım, neden alay edeyim ben sizle! Böyle böyle böcekler diyorum, ayı gibi kurtlar çam yarması gibi! Allah aşkına müdahale edin vallahi dokuz doğuruyoruz burada!”
Amir son derece panikle doğal bir heyecanla konuşuyordu. Yapmacıklık yok gibiydi. Yine de ekip çok da ehemmiyet vermiyor ve ihtiyatla yaklaşmayı tercih ediyordu.
“Beni Müdürle buluşturur musunuz Amirim?” Dedi Ejder. Amir, tereddüt dahi etmeden “Buyurun, gidelim!” Diye yolu gösterdi.
1 Bir şeyin ötekine girmesi, girmek. (İlahiyat teriminden bağımsızdır.)


