Minhodan
Bugün hedef noktamız merkez yerdi. Aslında burayı seçmemizin sebebi artık bu işi sonlandırıp galip gelmek istememizdendi. Arabaya neredeyse 10 kişi binmişti, herkes herkesin üstüne oturuyordu. Tabii ki araba kıtlığı vardı, bu durumda limuzine binemezdik.
— Minho hyung, burası senin tapulu malın mı? Biraz yanaşır mısın?
Kulağımda cızırtı eden bu sese uymaktan başka bir şey yapamadım; kayabileceğim kadar kaydım. Ayağım sıkışıyordu öndeki koltuğa ama kimse kimsenin durumunu çekecek durumda değildi. Baş ağrıtan kısa bir yolculuktan sonra varış noktamıza gelebilmiştik. Aceleyle çıktım ve diğer suikastçıların olduğu yere ilerledim. Burası hoş bir yerdi. Ağaçların doğaya kattığı güzellik gerçekten paha biçilemezdi. Tüm bu gerginlikler bitince bu ortamda gökyüzüne bakarak bir şeyler içmeyi kafama not etmiştim.
— Hepiniz dağılın, unutmayın tek hedefiniz kazanmak olmalı. Vicdanınızı söküp kenara atın!
Üstadın bu sözleri ağzından çıkınca hepimiz hareketlendik. Biliyorduk ki karşı taraf da bir ayaklanmada bulunacaktı. İlerledikçe etrafımdaki doğal güzellikler beni büyülüyordu.
— Hyung, koyun can derdinde kasap et derdinde.
— Konuşma, yürü.
— Bu gidişle ilk ayrılan biz olacağız.
— Sus dedim Jeongin.
Bu güzellikleri daha fazla izlemek isterdim ama amacımız belliydi. Jeongin ile de farklı yollara sapınca tek kaldım. Aslında tek kalmak ruhumu rahatlatıyordu. Çalıdan gelen sesle daldığım düşüncelerden sıyrıldım ve hemen tüfeğimi hizalayıp ateş ettim. Yere kıpkırmızı kanlar dökülüyordu. Umursamadım; yürüdüm ve yürüdüm. Bir tane daha mermim azaldı ve bir tane daha... Yorulmuştum.
Biraz dinlenmek için güzel bir ağacın önüne oturdum. Çok huzurluydu; saçlarımı geriye iten serin rüzgar ve ağaçların sessiz konuşması… Hep bu anda kalmak isterdim, ta ki o sesi duyana kadar.
Arkamdan kısık seste, acıyla karışık inlemeler geliyordu. Kime ait bilmiyordum ama merak etmiştim işte.
Merakıma yenik düşmeyip oturduğum yerden ayaklandım ve oradan uzaklaşmaya başladım ama kafamın içindeki o ses beni yolumdan saptıracaktı:
"Anneni de bu yüzden kaybettin aptal şey, biraz vicdanın olsun."
Tabii ki de dinlemek zorunda kaldım. Arkamı döndüm, bu sefer rüzgar saçlarımı bozuyordu. O tarafa doğru ilerledikçe sesler artıyordu