Herkes sabırlı bir şekilde Toman'ın derse başlamasını bekliyordu. Bugün son ders günüydü ve sonraki gün kasaba tatili onları bekliyordu. Tabi bu durum azınlık bir grup için aynı değildi. Aytar'ın cezaya bıraktıkları koca bir günü manastırda geçirmek zorundaydı. Toman öğrencilerden bağımsız bir şekilde elindeki bıçaklar ile ilgilenirken Marsel sessizliğe daha fazla dayanamayarak konuştu.
- Bugün nasıl bir dayak bizi bekliyor acaba?
Karen ve Talya duydukları cümle ile memnuniyetsiz bir şekilde yerlerinde kımıldanırken Arel kibir ile karşılık verdi.
- Kendi adına konuş dostum, ben asla dayak yemem.
Kayra, Arel'e kinaye dolu bakışlar atmaya başlamıştı. Dayak yemediği gerçeği tamamı ile yalandı. Bugüne kadar birçok kez dayak yemişti ama hepsinde de karşı tarafı daha beter hale getirmeyi başarmıştı. Marsel, Arel'in kibirli cümlesi ile kendisine hakim olamayarak cevap verdi.
- Büyük konuşma dostum. Toman seni Aden'le eşleştirirse görürsün.
Kayra kısık bir sesle gülerken Arel konunun yine yediği yumruğa gelmesinden korkarak sessiz kaldı. Toman nihayet elindeki bıçaklarla ilgilenmeyi bırakarak yönünü öğrencilere döndüğünde herkes ilgi ile onu dinlemeye koyuldu.
- Bugün grup çalışmasını öğreneceksiniz. Herkes ikişerli gruplara ayrılsın.
Toman'ın cümlesinin ardından büyük bir uğultu peyda olmuştu. Herkes kiminle eş olacağını seçmeye çalışırken Marsel, Kayra ve Arel birbirlerine bakmaya başladı. Grupların sadece iki kişiden oluşuyor olması aralarındaki kombinasyonu bozmuştu. Marsel aradan çekilip iki eski dostu yalnız bırakmaya niyetlenirken Arel ondan önce davranarak konuştu.
- Siz ikiniz eşleşin.
- E sen ne yapacaksın?
Arel, Marsel'in tereddüt ile sorduğu soruya şımarık bir tavırla karşılık verdi.
- Ben başımın çaresine bakarım dostum.
- Hazır mısınız?
Toman verdiği sürenin dolduğunu düşünerek sormuştu. Kalabalıktan ses çıkmadığını gördüğünde hazır olduklarını düşünerek dersi başlattı.
- Sen ve sen arenaya gelin.
Toman'ın kalabalığın içindeki iki öğrenciyi işaret ederek kurduğu cümle ile dört öğrenci arenaya girmişti. Dördü de oldukça iri ve yapılı erkek öğrencilerdi. Herkes dikkat ile dersi nasıl işleyeceklerini anlamaya çalışırken Toman arenadaki iki genci işaret ederek konuşmaya devam etti.
- Siz ikiniz savunma yapacaksınız. Siz ikinizde saldırı yapacaksınız.
Öğrenciler aldıkları komut ile başlarını aşağı yukarı sallarken Toman yönünü kalabalığa dönerek konuşmaya devam etti.
- Grup çalışması çok önemli. Bu derste sadece kendinizi değil, takım arkadaşınızı da koruyacaksınız. Anlaşıldı mı?
Öğrenciler duydukları soru ile yine sadece başlarını sallamakla yetinirken Toman yönünü arenadaki öğrencilere döndü.
- Pozisyon alın.
Öğrenciler arenaya karşılıklı bir şekilde yerleştikten sonra Toman'ın komutunu beklemeye başladılar.
- Dövüş.
Saldırı yapacak olan öğrenciler Toman'ın komutu ile harekete geçmişti. Teknik gözetmeden birbirlerini yumruklayarak yerden yere savuruyorlardı. Kızların çoğunluğu bu meydan savaşını dehşet ile izlerken Arel gördüğü manzaradan epey keyif alıyordu. Toman öğrencilerin yerde kenetlenmiş bir şekilde yuvarlanan bedenlerine bıkkın bir bakış attıktan sonra sert bir sesle haykırdı.
- Kes!
Toman'ın gür sesi geniş salonda yankılanırken öğrenciler dövüşmeyi bırakarak ayağa kalktılar. Toman'ın öfke saçan bakışları ve sert sesi bir şeyleri yanlış yaptıklarını gösteriyordu. Tedirgin bir şekilde Toman'ın neye sinirlendiğini anlamaya çalışırken Toman öfke ile konuştu.
- Kazgan'dan ve benden öğrendiğiniz teknikler nerede?
Öğrenciler işittikleri azar ile sessiz kalırken Toman devam etti.
- Sizin bu yaptığınız ekip çalışması değil, sokak kavgası. Birbiriniz arkasını kollamıyorsunuz. Rakibe bodoslama dalıyorsunuz.
Öğrenciler sessiz bir şekilde yeni bir komut beklerken Toman kenara çekilerek konuştu.
- Öğrendiğiniz teknikler ve ekip çalışması ile dövüşün. Tekrar pozisyon al.
Toman birkaç saniye öğrencilerin yerleşmesini bekledikten sonra eli ile işaret verdi. Öğrenciler aldıkları komut ile bu sefer daha temkinli bir şekilde dövüşmeye başladı. Kısa bir süre öğrendikleri teknik ile dövüşen öğrenciler zaman ilerledikçe dövüşü tekrar sokak kavgasına çevirmişlerdi. Toman öfke ile burun kemerini sıkarak gözlerini kapatmıştı. Daha biraz önce yaptığı eleştiriler uçup gitmiş gibi görünüyordu. Öğrenciler kenetlenmiş bir şekilde yerde yuvarlanmaya devam ederken Toman bu manzaraya daha fazla dayanamayarak bağırdı.
- Kesin şu rezaleti!
Öğrenciler kavgayı bırakarak korku ile ayağa kalktıklarında yüzlerine bakmadan haykırdı.
- Çıkın arenadan.
Öğrenciler zaman kaybetmeden arenadan çıktıktan sonra Toman derin bir nefes alarak kalabalığa doğru bağırdı.
- Aden, Talaz arenaya girin.
Aden ve Talaz aldıkları komut ile vakit kaybetmeden arenaya girmişlerdi. Onlarla birlikte Zeren ve bir genç daha arenaya girmişti. Arel gördüğü görüntüden hiç memnun olmamıştı. Aden'i her gördüğünde yanında ya Kazgan'ı ya da Talaz'ı buluyor olmak canını fazlası ile sıkıyordu. Talaz halinden oldukça memnun bir şekilde komut beklerken Toman konuşmaya devam etti.
- Bu dövüşü iyi izleyin. Nasıl yapmanız gerektiğini iyice kavrayın.
Toman cümlesinin ardından yönünü Aden'e çevirdi.
- Aden siz savunma yapacaksınız.
- Nasıl isterseniz.
Toman, Aden'in verdiği yanıt ile kenara çekilerek konuştu.
- Pozisyon alın.
Toman'ın komutu ile Aden ve Zeren sırt sırta vermişlerdi. Talaz ve yanındaki gençte vakit kaybetmeden karşılarına geçtiler. Kimse fark etmiyor olsa da Zeren korku ile titriyordu. Kavgadan hayatı boyunca nefret etmişti. Bu eğitimin savunma kısmının kendilerine kalmış olması ise canını daha çok sıkmıştı. Korku ve endişe ile Toman'ın komutunu beklerken Aden elini tutarak fısıldadı.
- Korkma, bana bırak.
- Tamam.
Zeren, Aden'in telkini ile biraz olsun rahatlarken kalabalığın arasından Taycu'nun sesi duyuldu.
- Onlara günlerini gösterin kızlar? Uhhuuu!
Taycu'nun sesi Aden dahil bir çoğunu güldürürken Toman ters bakışlarını üzerine dikti. Taycu maruz kaldığı bakışlar ile tedirgin olarak sessiz kaldığında Toman'ın sesi duyuldu.
- Dövüş.
Talaz ve takım arkadaşı Toman'ın komutundan sonra Aden ve Zeren'in etrafında dönmeye başlamıştı. Bu iş Talaz'a kalsa vakit kaybetmeden saldırırdı fakat Toman'ın eğitimine uymalıydı. Eğitimde öncelik açık aramaktı ve onlarda bunu yapıyordu. Zeren tedirgin bir şekilde olacakları izlerken Aden oldukça rahat bir şekilde yapılacak hamleyi bekliyordu. Kısa süren rakip yoklamanın ardından Talaz ilk hamlesini yaptı. Savurduğu yumruk doğrudan Aden'e giderken Aden çevik bir hareket ile Talaz'ın hamlesini savuşturarak yüzüne sert bir yumruk indirdi. Talaz acı ile geriye savrulurken diğer genç vakit kaybetmeden Zeren'e saldırdı. Zeren korku ile geri çekilirken Aden arkasını dönerek diğer öğrenciye bir tekme savurdu.
Zeren korku ile daha da geriye çekilip meydanı Aden'e bırakmıştı. Talaz ve takım arkadaşı hız kesmeden saldırıya devam ederken Aden oldukça seri bir şekilde karşılık veriyordu. Hem kendini hem de Zeren'i koruyordu. Talaz ve takım arkadaşı yerden yere savrulurken herkes ilgi ile onları izliyordu. Aden'in aldığı muhteşem eğitim kendisini belli ediyordu. Talaz ve diğer genç kendisinden oldukça iri ve güçlü olmalarına rağmen Aden'e karşı arenada bir varlık gösteremiyorlardı. Aden nefes nefese kalmış bir şekilde akrobasik hareketler ile dövüşmeye devam ediyordu.
Zeren'in hiçbir şeye bulaşmadan öylece duruyor olması Marsel'i güldürmüştü. Dövüşte gerçekten de anlattığı kadar kötüydü. Aden ile eşleşmiş olması onun için büyük bir avantajdı. Talaz ve takım arkadaşı bitkin bir halde saldırmaya devam ederken Aden'in gücü tükenmeye başlamıştı. Tek bir darbe bile almamıştı ama çevik davranmak onu epey yormuştu. Oldukça uzun süren bir dövüşün ardından Toman bu kadarının yeterli olduğunu düşünerek konuştu.
- Bu kadar yeterli.
Toman'ın cümlesi ile Zeren hariç herkes nefes nefese kalmış bir vaziyette bakışlarını kendisine yöneltmişti. Toman'ın değerlendirmesine ihtiyaçları vardı. Toman diğerlerine aldırış etmeden bakışlarını Zeren'e çevirerek konuştu.
- Zeren en azından birkaç yumruk sallayabilirdin.
Zeren dudaklarını utanç ile birbirine bastırarak sessiz kalmıştı. Toman haklıydı, bu toplulukta bulunduğu sürece dövüşmeyi bilmeliydi. Aden hayatının sonuna kadar yanında olamayabilirdi. Bu yüzden başının çaresine bakmalıydı.
- Diğerleri oldukça başarılıydı. Yerinize geçip dinlenebilirsiniz.
Toman'ın komutu ile hepsi arenayı boşaltmıştı. Toman, öğrencilerin yarısını sırayla arenaya alıp eğitim verdikten sonra geriye kalan yarısına dönerek konuştu.
- Kısa bir mola ardından geriye kalanlarla devam edeceğiz.
Bütün öğrenciler aldıkları komut ile bir köşeye dağılmıştı. Koca bir gün buradalarmış gibi görünüyordu. Karen sıkıntı ile yaralanan öğrencilerin üzerinde göz gezdirerek konuştu.
- Bu derslerden nefret ediyorum.
- Neden? Bence gayet güzel dersler.
Arel duyduğu cümle ile hayretle sormuştu. Kendi sevdiği şeyleri başkalarının sevmiyor olması ona oldukça tuhaf geliyordu. Karen, Arel'in istekli tavrı ile tebessüm ederken Talya, ondan önce davranarak cevap verdi.
- Dövüşmeyi bilen için güzel olabilir ama bizim gibiler için tam bir işkence.
- Sanırım haklısın, ben de Belen'in dersinde böyle hissediyorum.
Kayra ve Karen, Arel'in yüzünü buruşturarak verdiği cevap ile gülmeden edememişti.
- Dostum, Taycu gibi beni de çalıştıran olsa fena olmazdı.
Marsel'in ileriye bakarak kurduğu cümle ile herkes yönünü arkasına döndüğünde Taycu ve Aden'le karşılaşmışlardı. Aden bütün yorgunluğunu bir kenara atarak Taycu'ya eğitim veriyordu. Taycu, Aden'in gösterdiği teknikleri saçlarını savurarak uygularken Arel alay ile konuştu.
- Merak etme dostum, eğitim almana gerek kalmadan Kayra hepsini haklar.
Kayra, Arel'in her şeyi alaya alıyor olmasına sinirlenerek ters bakışlar atarken Arel hızla karşılık verdi.
- Ciddi söylüyorum dostum. Toman'ın eğitimi sende oldukça işe yarıyor. Bu gidişle Kazgan'ı bile haklarsın.
Kayra, Arel'in son cümlesi ile dayanamayarak gülmüştü. Hayatı fazlası ile ciddiyetsiz yaşıyor olması onu sinirlendiriyordu ama Arel böyleydi. Her şeyi alaya almayı ve görmezden gelmeyi severdi.
- Ahhh!
Herkes kısık bir sesle gülerken Talya'nın tiz çığlığı gülüşlerini bozmuştu. Talya attığı çığlık ile birlikte yere yığılırken Taycu hayret dolu bakışlarını arkasına çevirdi. Aden'le yaptığı eğitime kendisini o kadar çok kaptırmıştı ki nereye ilerlediğini fark etmemişti. Arkasına bakmadan geri geri ilerlemek Talya'nın ayağına basmasına neden olmuştu. Karen hızla Talya'nın yanına eğilerek neler olduğunu anlamaya çalışırken Talya acı ile konuştu.
- Ayağım! Çok acıyor!
Aden olan biteni gıcık bir tebessümle izlerken Taycu, endişe ile Talya'nın yanına eğilerek konuştu.
- Seni görmedim çilli.
Talya yerde ayağını tutarak sızlanırken duyduğu cümle ile öfkelendi. Taycu böyle bir durumda bile kendisiyle alay etmeyi ihmal etmiyordu. Ölümcül bakışlarını Taycu'nun endişe saçan gözlerine dikerek haykırdı.
- Bakmazsan göremezsin tabi. Ayağım kırıldı senin yüzünden.
Taycu duyduğu abartılı cümle ile gözlerini devirerek cevap verdi.
- Yok artık! O kadar da değil. En fazla çatlamıştır.
Talya duyduğu her cümlede biraz daha sinirlenirken Toman'ın gür sesi duyuldu.
- Ne oluyor orada?
Toman cümlesinin ardından yanlarında belirdiğinde Karen kısık bir sesle cevap verdi.
- Talya sakatlandı efendim.
- Taycu ayağıma bastı!
Talya adeta küçük bir çocuk gibi serzenişte bulunmuştu. Bunu yapanın Taycu olduğunu Toman'a şikayet etmek biraz olsun acısını dindirmişti. Toman aldığı bilgi ile sorgu dolu bakışlarını yerde korku dolu gözler ile kendisini izleyen Taycu'ya yöneltti. Taycu olayın yanlış anlaşılmasından dolayı oldukça tedirgin olarak hızla karşılık verdi.
- Yanlışlıkla oldu efendim. Bilerek yapmadım.
Toman ikisinin bir çocukmuş gibi sızlanmasına daha fazla tahammül edemeyerek konuştu.
- En fazla incinmiştir. Arkadaşını revire götür Taycu.
Taycu aldığı komut ile hayretle haykırdı.
- Ben mi? Ama ben...
Toman gözlerini öfkeli bir şekilde kısarak karşılık verdi.
- Ben götüreyim istersen Taycu?
- Hayır efendim, daha eğitimimi bitirmedim, o yüzden.
Taycu hızla kendisini savunurken Toman yerde acı ile kıvranan Talya'ya gelişi güzel bir bakış attıktan sonra cevap verdi.
- Bugünlük eğitime katılma. Bir şey kaybetmezsin.
Toman cümlesinin ardından yanlarından ayrılırken Taycu memnuniyetsiz bakışlarını Talya'ya çevirerek konuştu.
- Kalk hadi! Gidelim!
Talya duyduğu cümleyle yüzünü acı ile buruşturarak cevap verdi.
- Üzerine basabileceğimi sanmıyorum.
Taycu duyduğu her cümlede daha çok öfkeleniyordu. Eğitimi kaçırdığı yetmiyormuş gibi bir de Talya sanki bilerek sakatlamış muamelesi yapıyordu. Bu işkencenin biran önce bitmesini umut ederek Talya'yı kucağına aldı. Aden, onun bu haline kısık bir sesle gülerken Taycu ve Talya dersliği terk etti.
- Ben ne yapacağım şimdi, yalnız kaldım?
Herkes Talya'nın arkasından bakarken Karen düşünceli bir sesle konuşmuştu. Eğitim sırası birazdan kendilerine gelecekti ve onun takım arkadaşı sakatlanmıştı. Marsel ve Kayra düşünceli bir şekilde sorusuna cevap ararken Arel bu fırsatı kaçırmadan konuştu.
- Ben Marsel'le takım olurum, siz de Kayra'yla.
Marsel, Arel'in ne yapmaya çalıştığını anlayarak hızla destek verdi.
- Bence oldukça mantıklı.
Kayra duydukları ile sert bakışlarını Arel ve Marsel'in üzerine dikti. Bu eşleşmeyi sırf Karen'le yakın olabilmesi için yapmışlardı. Aslında bu durum oldukça hoşuna gitmişti ama Karen'in gözünün içine sokar gibi dillendirmeleri Kayra'yı endişelendirmişti. Arel ve Marsel gülmemek için kendilerini zor tutarken Karen yönünü Kayra'ya çevirdi.
- Senin için de uyar mı?
Kayra duyduğu soru ile bakışlarını hızla diğerlerinin üzerinden çekerek cevap verdi.
- Elbette uyar, memnun olurum.
Karen aldığı cevap ile rahatlayarak tebessüm ederken Arel ve Marsel korku dolu bakışlarını Kayra'nın üzerinden çekti. Kendilerini her an boğabilecekmiş gibi bakıyor olması onları tedirgin etmişti.
- Bu kadar mola yeter, herkes toplansın.
Kayra, Toman'ın komutu ile sert bakışlarını Arel ve Marsel'in üzerinden çekerek arenaya yöneltti. Toman çoktan dört kişiyi arenaya almıştı bile. Kısa bir süre herkes arenadaki dörtlünün eğitimini izledikten sonra Toman bakışlarını Arel'in üzerine dikerek konuştu.
- Sen gel.
Marsel duyduğu cümle ile kahrolarak Arel'in peşinden arenaya çıktı. Toman kalabalığın içinden iki öğrenci daha seçtikten sonra yönünü Arel'e çevirerek konuştu.
- Siz saldıracaksınız.
Arel başı ile onay verdikten sonra Toman kenara çekildi. Marsel savunma yapmayacak olmanın verdiği rahatlık ile yerini alırken Toman'ın sesi duyuldu.
- Dövüş.
Arel aldığı komut ile zaman kaybetmeden yumruğunu karşısındaki gencin suratına indirdi. Genç nereden geldiğini anlamadan yere yığılmıştı. Marsel dehşet içinde ne yapacağını bilemeyerek öylece dururken Arel zaman kaybetmeden diğer gence de bir yumruk indirdi. Zaten oldukça iyi dövüşüyordu fakat manastırda öğrendiği teknikler onu daha da güçlendirmişti. Marsel panik ile kendisine gelecek herhangi bir saldırıya karşı tetikte beklerken Arel hem pataklıyor hem de tartaklanıyordu. Kayra, Arel'in yediği her yumrukta yüzünü acı ile buruşturuyordu. Arel'in canı kolay kolay yanmazdı biliyordu ama yine de onun için endişeleniyordu. İki kişiye karşı tek kişi dövüşmek için yeteri kadar eğitimli değildi ama yine de başının çaresine bakıyordu. Arel karşısındaki öğrenciyi yerden yere vururken arkasından yaklaşan bir diğer öğrenciyi fark etmemişti. Marsel kenarda dövüşün bitmesini beklerken gördüğü manzara ile haykırdı.
- Arel arkanda!
Arel duyduğu cümle ile önündeki öğrenciyi bırakarak yönünü arkasına döndü. Yüzüne inmek üzere olan tekmeyi havada yakalayarak öğrencinin boğazına sert bir yumruk indirdi. Öğrenci acı ile yere yığılarak kıvranmaya başladığında Toman dövüşü bitirdi.
- Yeter bu kadar.
Marsel duyduğu cümle ile rahatlayarak Arel'in yanına yaklaşırken Arel alay ile konuştu.
- Sağ ol dostum sen olmasan başaramazdım.
Marsel duyduğu cümle ile bozulurken Toman kısık bir sesle gülerek karşılık verdi.
- İşte bunu doğru söyledin.
Marsel, Toman'ın bile kendisiyle alay ediyor olmasına epey bozulmuştu fakat azar yemek yerine alay işitmek kulağa daha az rencide edici geliyordu. Diğer öğrenciler acı ile zar zor ayağa kalktıklarında Toman memnuniyet ile konuştu.
- Üçünüzde gayet güzel dövüştünüz dinlenebilirsiniz.
Arel ve diğerleri arenayı terk ederken Toman gözlerini Karen'e dikti.
- Hazır görünüyorsun Karen, arenaya gel.
Karen duyduğu ima dolu cümle ile zar zor tebessüm ettikten sonra Kayra'yı da yanına alarak ilerlemeye başladı. Toman diğer grubu da arenaya aldıktan sonra yönünü Kayra'ya çevirdi.
- Siz savunma yapacaksınız.
Toman cümlesinin ardından kenara çekilerek komut verdi.
- Dövüş.
Karen korku ile sırtını Kayra'ya daha çok yaslarken Kayra dikkatli bir şekilde rakiplerini kolluyordu. Dövüşte pek iyi değildi lakin manastırda geçirdiği bu kısacık zaman onu epey geliştirmişti. Kaba bir dövüş yerine teknik hareketlerle dövüşmek daha az acıya ve kana sebep oluyordu. Bu yüzden teknik dövüşmeyi seviyordu. Kayra dikkat ile gelecek saldırıyı beklerken ilk saldırı Karen'e yapılmıştı. Uzun boylu fakat oldukça zayıf yapılı olan esmer kız bir yumruk savurmuştu ama yumruğu Karen'e ulaşamadan Karen yok olmuştu. Kayra, Karen'i kenara çekip kolunu bıraktıktan sonra önündeki diğer gencin tekmesinden kaçarak destek bacağına yumruk indirdi. Genç ayağının kayması ile yere yapışmıştı. Uzun boylu kız Kayra'nın meşgul olmasını fırsat bilerek Karen'in üzerine ilerlerken Karen ne yapacağını bilemeyerek ileri bir tekme savurdu. Tamamı ile gelişigüzel sallanmış bir tekmeydi fakat amacına ulaşmıştı. Kız göğsüne yediği tekme ile geriye savrulmuştu. Kayra bir süre hayret ile Karen'e bakakaldıktan sonra kendisini toparlayarak saldırıları savuşturmaya devam etti. Bir yandan yapılan hamleleri önlerken diğer yandan Karen'i oradan oraya çekiştiriyor ve darbelerden kurtarıyordu.
- Bu kadar yeter.
Oldukça uzun süren bir dövüşün ardından Toman dövüşü bitirmişti. İki grupta galip gelememişti fakat iyi iş çıkartmışlardı. Kayra nefes nefese kalmış bir halde Toman'ın yorum yapmasını beklerken Toman vakit kaybetmeden konuştu.
- Fena değildiniz, bu aşama için yeterli.
Toman cümlesinin ardından bakışlarını Karen'e çevirerek devam etti.
- Sana gelince Karen, oldukça ilerleme kat etmişsin. Artık rakibine vurabiliyorsun.
Kayra, Toman'ın alay ile kurduğu cümleyle kısık bir sesle gülmeye başlamıştı. Karen utanç ile bakışlarını zemine eğerken Toman bakışlarını kalabalığa çevirdi.
- Siz ikiniz gelin.
Toman'ın arenaya yeni öğrenciler çağırması ile Kayra ve Karen arenayı terk etti. Kayra acı ile yüzünü tutarak Arel ve Marsel'in yanına doğru ilerlerken Karen mahcup bir şekilde konuştu.
- Özür dilerim Kayra, hiçbir şey yapamadım.
- Sorun değil Karen, dert etme.
Kayra acı ile elmacık kemiğini tutarak telkin vermeye çalışmıştı fakat Karen yine de kendisini kötü hissediyordu. Kayra'ya hiç yardımcı olamamış ve yaralanmasına sebep olmuştu. Kayra'nın yüzünü daha iyi görebilmek için elini kenara ittirerek çenesini yukarı kaldırdı. Elmacık kemiği fena halde kızarmıştı. Yarına morarması işten bile değildi. Karen yüzünü acı ile buruşturarak Kayra'nın yüzünü incelerken Kayra hayret ile Karen'e bakıyordu. Böyle bir hamle beklemiyordu. Karen'in soğuk elleri çenesini kavrarken mavi iri gözleri yüzünde geziniyordu.
Kayra hissettiği bu temas ile heyecanlanırken Karen'in gözleri Kayra'nın gözleri ile buluştu. Birkaç saniye ikisi de hareketsiz bir şekilde öylece kaldıktan sonra Karen utanarak kendisini geri çekti. Kayra'nın şaşkın ifadesi onu utandırmıştı. Aslında utangaç bir yapısı yoktu, iletişim becerisi yüksek bir insandı. Fakat Kayra'nın yanında nedenini bilmediği bir sebepten dolayı utanıyordu. Onunla sohbet etmek bile kalbinin fazladan mesai yapmasına neden oluyordu. Kayra'nın yumuşak, şefkat dolu bakışları ve nezaketi kalbini ısıtıyordu.
Kayra, Karen'in geri çekilmesi ile gözlerini hızla Arel'in üzerine çevirdi. Biraz önce yaşadığı kısacık ânı görmemiş olmasını umut ediyordu ama yanılıyordu. Arel ve Marsel her şeyi sükûnet ve yüzlerinde aptal bir tebessüm ile izlemişlerdi. Marsel ima dolu tebessümünü bozmadan Kayra'yı izlerken Arel alay ile ona eşlik ediyordu. Kayra koca bir günü alay dinleyerek geçireceğini fark ettiğinde acı dolu bir iç çekip sessiz kalarak dersin bitmesini beklemeye koyuldu.
***
Talya revirde acı ile kıvranıyordu. Aden'in ya da Zeren'in gelmesini beklemekten başka çaresi yoktu. Ayak bileği kısa bir zaman içerisinde morarmış ve acısı dayanılmaz bir hal almıştı. Taycu ile geldiğinden beri konuşmamış ve yüzüne bile bakmamıştı. Onun suratını görmeye dahi tahammülü yoktu. Taycu revirin diğer köşesinde çekmeceleri karıştırıyor ve sürekli ofluyordu. Talya, sanki sakatlanan kendisiymiş gibi sürekli sızlanıyor olmasına daha fazla dayanamayarak öfke ile çıkıştı.
- Sızlanmayı keser misin? Sesini duymaya bile tahammülüm yok!
Taycu duyduğu cümle ile hayrete kapılarak başını karıştırdığı çekmeceden kaldırdı. Talya'nın gereksiz öfkesine anlam veremiyordu. Onu bile isteye sakatlamamıştı ama onu buna inandıramıyordu. Talya huysuz bakışlarını ayak bileğine çevirirken bıkkın bir sesle karşılık verdi.
- Krem arıyorum çilli, susarsan bulacağım.
- Ne kremi?
- Kas gevşetici.
Taycu'nun çekmeceyi karıştırarak verdiği cevap Talya'yı utandırmıştı. Taycu'nun kendisine yardım etmeye çalışacağını hiç düşünmüyordu ama o kendisi için krem bile arıyordu. Talya, onu sürekli azarlıyor olmaktan biran için pişmanlık duymuştu. Üzerine fazla gittiğini ancak şimdi anlayabiliyordu ama bunu elbette ona söylemeyecekti.
- Kaslarımda bir problem olduğunu sanmıyorum, sanırım kemiğim incindi.
Talya'nın gerginliğini gizlemek için kurduğu cümleyle Taycu kaşlarını kaldırarak cevap verdi.
- Senin için olduğunu kim söyledi çilli?
Talya aldığı soru ile kaşlarını çatarak dinlemeye devam etti.
- Çok ağırsın seni taşırken belim incindi, onun için arıyorum kremi.
Talya duyduğu hakaret ile hayrete kapılmıştı. Ne cevap vereceğini bilemiyordu. Kendisini sakatladığı yetmiyormuş gibi şimdi bir de üzerine hakaret ediyordu. Talya verecek bir cevap bulamayarak öfke ile çıkıştı.
- Çok kötüsün!
Taycu duyduğu cümle ile hayrete kapılarak başını çekmeceden kaldırdı. Yaşanan olayda hiçbir suçu olmamasına rağmen Talya'yı buraya kadar taşımıştı ve karşılığında aldığı teşekkür böyle olmamalıydı.
- Kötü müyüm? Seni buraya kadar taşıdım şimdi de kötü mü oldum?
Talya yaptığı ufacık bir iyiliği bile başına kakıyor olmasına dayanamayarak hızla karşılık verdi.
- Teşekkür etmemi bekliyorsan daha çok beklersin sinsi. Ayağımın üzerinden tank gibi geçen sendin.
- Senin çenen hiç susmaz mı çilli? Biraz olsun yanındakine huzur vermez misin?
Talya, Taycu'nun bıkkınlıkla kurduğu cümle ile bozulurken revirin kapısı açıldı. Karen ve diğerleri sırasıyla içeri girmeye başlamışlardı. Talya, Taycu ile baş başa kalmaktan kurtulduğu için sevinirken Karen yüzünü buruşturarak sordu.
- İyi misin?
Arel, Talya'nın cevap vermesine müsaade etmeden omuzuna vurarak konuştu.
- Tabii ki iyi. Aslan gibi kız o, ona hiçbir şey olmaz.
Talya, Arel'in alay ile kurduğu cümleye itiraz etmeye hazırlanıyordu ki Taycu neşe içerisinde konuştu.
- Nihayet, biran hiç gelmeyeceksiniz sandım.
Zeren ve Aden ifadesiz bir şekilde revirin kapısından içeri girmişlerdi. Talya onları gördüğünde bu kadar mutlu olacağını asla tahmin etmezdi ama şuan mutluluktan havalara uçmak üzereydi.
- Hadi Taycu gidiyoruz.
Aden'in, Arel'e gelişigüzel bir bakış atarak kurduğu cümle Talya'nın gözlerinin yuvalarından fırlamasına neden oldu. Saatlerdir Aden ve Zeren'i bekliyordu ama onlar kendisine aldırış dahi etmeden gitmeyi planlıyorlardı. Belki de çocukluklarını halâ unutmamışlardı ve Talya'yı yine zorbalıyorlardı. Taycu, Aden'in cümlesi ile elini ensesine atarak konuştu.
- Önce çilliyi tedavi etmeniz gerekiyor Aden.
Aden duyduğu cümle ile kaşlarını çatarken Zeren hayret ile konuştu.
- Nasıl yani, sen yapmadın mı?
Talya öfke dolu bakışlarını Taycu'nun üzerine dikerek cevap vermesini beklemeye başladı. Taycu kendisine gayet güzel laf yetiştiriyordu söz konusu Aden ve Zeren olduğunda da aynı yeteneklere sahip miydi merak ediyordu. Taycu birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra başını iki yana salladı. Aden'in kaşları bu sefer öfke ile kasılırken Zeren sert bir sesle konuştu.
- Sana inanmıyorum Taycu, kızı bunca saat bu şekilde mi beklettin?
Zeren cümlesinin ardından vakit kaybetmeden Talya'nın yanına doğru yürümeye başladı. Aden'de ağır adımlar ile peşinden ilerliyordu. Taycu maruz kaldığı suçlama ile hızla kendisini savunmaya geçti.
- Ben ne yapacağımı bilmiyorum tamam mı? Sizin bakmanız daha doğru olur diye düşündüm.
Zeren, Taycu'nun cümlesine aldırış etmeden Talya'nın ayakkabısını çıkartmaya koyulduğunda Aden soğuk bir sesle karşılık verdi.
- Alt tarafı burkulma Taycu, bandaj yapabilirdin.
Taycu maruz kaldığı suçlamalara daha fazla laf yetiştiremeyerek sessiz kalırken Talya acı ile inledi. Ayağı oldukça kötü görünüyor ve hareket ettikçe dehşet acı veriyordu. Zeren bir süre ayağını dikkat ile inceledikten sonra dudaklarını birbirine bastırarak konuştu.
- Bileğin çıkmış.
- Gördünüz mü? Size tedavi edemeyeceğimi söylemiştim.
Taycu sanki büyük bir zafer kazanmış gibi gururla konuşurken Talya endişe ile sordu.
- Ne olacak peki şimdi?
- Yerine takacağız.
Zeren'in sanki sıradan bir durumdan bahsediyormuş gibi omuz silkerek kurduğu cümle Talya'nın gözlerinin dehşetle açılmasına sebep olmuştu. Bu zamana kadar hiç sakatlanmamıştı ama çıkığın ne kadar acı verdiğini duymuştu. Zeren ayağını çekmek için ellerini yerleştirirken Talya, onun ellerini tutarak konuştu.
- Dur bir dakika, önce uyuşturamaz mısın?
Aden, Talya'nın minik bir bebek gibi sızlanarak kurduğu cümleye soğuk bir sesle karşılık verdi.
- Alt tarafı çıkık oturtacağız böcek, ameliyat etmeyeceğiz.
Talya, Aden'in cümlesine başını hızla iki yana sallayarak itiraz etti.
- Hayatta olmaz, canım çok acır. Uyuşturmadan yaptırmam.
Aden bu durumdan epey sıkılmaya başlayarak yerinde kıpırdanırken Karen, Talya'nın yanına oturarak konuştu.
- Uzun zamandır bu halde Talya, daha fazla zaman kaybedemezsin. Bırak yapsınlar.
- Olmaz, uyuşturmadan olmaz!
Talya inat ile direnmeye devam ederken Aden, bakışlarını üzerinden çekmeden konuştu.
- Taycu!
Taycu aldığı komut ile hızla Talya'nın arkasına geçerken Talya endişe ile sordu.
- Ne oluyor?
Taycu, Talya'nın cümlesine aldırış etmeden bir eli ile ağzını kapatırken diğer eli ile omuzundan kavrayarak onu sabit tutmaya çalıştı. Talya, Taycu'nun hareketi ile neye uğradığını şaşırarak kurtulmaya çalışırken Zeren, Talya'nın ayağını iki hamlede yerine oturttu. Talya boğuk çıkan acı feryatlar ile inliyordu. Çıkık oturtma anlatıldığı kadar acı vermişti. Taycu çığlıklarını dindirmek için halâ elini ağzına bastırmaya devam ediyordu. Talya bütün bunların başına, onun yüzünden geldiğini hatırladığında dişlerini öfke ile Taycu'nun eline geçirdi.
- Ahhh! Elim!
Taycu acı ile sıçrayarak kendisini geri çekmişti. Elinde ufak bir yara bile açılmıştı. Kayra ve diğerleri, ona kısık bir sesle gülerken Taycu öfke ile konuştu.
- Derdin ne senin? Sana iyilik yapmaya çalışıyorum sense köpek gibi ısırıyorsun.
Talya işittiği cümle ile ters bakışlarını Taycu'nun üzerine dikerek karşılık verdi.
- Bir derdim yoktu, ta ki sen ayağımın üzerinden silindir gibi geçene kadar.
Taycu geldiğinden beri aynı cümleyi duyuyor olmaktan sıkılarak sessiz kalırken Zeren, Talya'nın ayağına krem sürmeyi bitirmiş ve bandajlamaya koyulmuştu. Talya her ne kadar başta karşı çıkmış ve dayanılmaz bir acı çekmiş olsa da şimdi kendisini daha iyi hissediyordu. Ayağındaki dehşet verici acı yerini ince bir sızıya bırakmıştı. Zeren ayağını sıkı sıkı bandajladıktan sonra ölü bakışlarını gözlerine dikerek konuştu.
- Bir gece bandajda kalsın, sabaha tamamen iyileşir.
- Teşekkürler.
Talya belli belirsiz bir sesle teşekkür ettikten sonra Aden ve diğerleri reviri terk etti. Toman'ın dersi oldukça uzun sürmüştü ve hepsinin dinlenmeye ihtiyacı vardı. Karen ve Kayra, Talya'yı yavaşça yerinden kaldırdıktan sonra onlarda reviri terk ederek yatakhanenin yolunu tuttular.
📖📖📖
Sabah herkes kahvaltı masasında buluşmuştu. Marsel ve Talya kara kara Aytar'ın cezasının ne olduğunu düşünürken Arel kimseyle konuşmadan iştah ile kahvaltısını yapıyordu. Yemekhane şimdilik oldukça kalabalıktı ama birazdan herkes kasabaya gidecek ve koca manastırda kendilerinden ve eğitmenlerden başka kimse kalmayacaktı. Kayra bu durumdan oldukça memnundu. Karen ile birlikte tekrar kütüphaneye gidecek ve sonunda gizemli kitaba kaldığı yerden devam edecekti. Karen kısa bir süre herkesin üzerinde göz gezdirdikten sonra masadaki ölüm sessizliğine daha fazla dayanamayarak sordu.
- Neyiniz var? Niye kimse konuşmuyor?
Kayra "benim bir şeyim yok" der gibi omuzlarını silkerken Talya çatalını önündeki tabağa fırlatarak ağlamaklı bir sesle sızlanmaya başladı.
- Ben neden bu kadar aptalım? Kimseye karışmadan sessizce dursaydım ceza falan almayacaktım.
Karen, Talya'nın serzenişine kısık bir sesle güldü. Her zaman aynı dertten yakınıyordu ama hiçbir zaman akıllanmıyordu. Bu seferki cezanın onu biraz olsun akıllandırmasını umut ederek bakışlarını Marsel'e çevirdi. Marsel maruz kaldığı bakışlardaki soruyu anladığında iç çekerek konuştu.
- Şu soğuk nevaleden ödüm kopuyor dedikçe dibinde bitiyorum.
Herkes anlamsız bakışlarını üzerine diktiğinde Marsel sıkıntı dolu bir nefes bırakarak bakışlarını Kayra'ya çevirdi.
- Dostum bunu nasıl başarıyorum sence?
- Ders çalışmayarak, hatta ders dinlemeyerek.
Kayra kahvaltısını yapmaya devam ederek vermişti cevabını. Talya ve Karen, Marsel'in suratındaki aptal ifadeye kısık bir sesle kıkırdarken Marsel hayret ile sordu.
- Bununla ne alakası var dostum?
- Çok alakası var Marsel, Aytar'ın sorduğu soruya doğru cevap verseydin cezaya kalmazdın.
Marsel kısa bir süre kaşları çatık bir şekilde düşündükten sonra Kayra'ya hak vererek önüne döndü. Talya ve Marsel'in karın ağrısını biliyordu fakat Arel'in sesi neden çıkmıyordu hiçbir fikri yoktu. Bakışlarını yanında sessiz bir şekilde kahvaltı yapan Arel'e çevirerek sordu.
- Senin neden sesin çıkmıyor?
- Sayenizde koca bir gün yalnızım.
Arel'in sitem ile kurduğu cümle Kayra'yı gülümsetmişti. Yalnız kalmaktan nefret ettiğini biliyordu. Bu yüzden koca bir gün trip ile geçeceğe benziyordu.
- Sen de bizimle kütüphaneye gel.
Marsel, Kayra'nın muhteşem teklifi ile kendisini tutamayarak gülerken Arel kinaye ile karşılık verdi.
- Kalsın dostum, kendimi tutamayıp bütün kitapları okurum falan hiç bulaşmayayım.
Arel'in cümlesi kendisi dışında herkesi güldürmüştü. Kitaplara karşı olan düşmanlığı akıl alır gibi değildi fakat bu bir gerçekti. Arel kitaplardan nefret ediyordu. Karen kahkahasını zar zor bastırdıktan sonra ciddiyetini tekrar kazanarak merak ile sordu.
- Bütün gün boş boş duracak mısın peki? Manastırda bizden başka kimse kalmayacak.
- Kazgan'ın dersliğine gidip antrenman yapmayı planlıyorum. En azından biraz olsun vakit geçer.
Karen aldığı cevap ile sessiz kalırken Marsel alay ile konuştu.
- Dostum Aden'de burada eğer vakit geçiremezsen yanına gidebilirsin.
Arel kuşku dolu bakışlar ile lafın nereye gideceğini merak ederken Marsel devam etti.
- Ama dikkat et bu sefer yumruk yeme. Ne Zeren ne de ben seni kurtaramayız.
Kayra kısık bir sesle gülmeye başlarken Arel gözlerini devirmeden edemedi. Marsel böylesine kötü bir günde bile kendisiyle alay etmeden edemiyordu. Marsel keyif ile gülmeye devam ederken onu alay uykusundan uyandırmaya karar vererek karşılık verdi.
- Sen beni dert etme dostum, koca bir gün Zeren ve Aytar'la ne yapacaksın onu düşün?
Marsel duyduğu cümle ile bozularak önüne dönerken Talya can sıkıntısı ile konuştu.
- Artık gidelim Marsel, Zeren ve Taycu çoktan çıktı.
- Peki.
Marsel kötü talihine razı olarak yerinden kalktıktan sonra Talya'nın peşinden ilerlemeye başladı. Bu günün biran önce bitmesini umarak Aytar'ın dersliğine doğru yola koyuldu. Karen ve Kayra'da vakit kaybetmeden kütüphaneye gitmek için Arel'in yanından ayrıldı. Arel koca bir gün ne yapacağını düşünüyordu ama bulamıyordu. Şimdilik en iyi şeyin yatakhanede uzanmak olduğunu düşünerek yatakhanenin yolunu tuttu.
☠️☠️☠️
Talya, Marsel, Zeren ve Taycu sıkıntı ile bekliyorlardı. Geleli neredeyse bir saat olmuştu ama Aytar daha yüzlerine bile bakmamıştı. Mikroskopta incelediği şey her neyse epey önemli görünüyordu. Kendilerini hatırlatmak ve varlıklarını belli etmek istiyorlardı ama hiçbiri konuşmaya cesaret edemiyordu. Eğer söz konusu Aytar'sa neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlardı. Bir süre daha öylece bekledikten sonra Zeren daha fazla dayanamayarak sordu.
- Efendim cezamız sizi izlemek mi?
- Hayır!
Aytar cevabı anında vermişti. Cevabı oldukça kısa ve netti lakin cezalarının ne olduğuna dair en ufak bir bilgi barındırmıyordu. Zeren duyduğu kelime ile memnuniyetsiz bir şekilde dudaklarını birbirine bastırarak sessiz kalırken Talya çekingen bir sesle konuştu.
- Peki cezamız tam olarak ne?
Hepsi ilgi ile Aytar'ın ağzından çıkacak cümleyi dinlemeye koyulmuştu ama Aytar hiçbir şey söylemiyordu. Talya'yı sanki hiç duymamış gibi mikroskopla ilgilenmeye devam ediyordu. Talya kendisine aldırış dahi etmemiş olmasından dolayı büyük bir hayal kırıklığı yaşayarak sessiz kalırken Taycu yanında duran Zeren'e doğru yaklaşarak fısıltı ile konuştu.
- Biz daha çok bekleriz, baksana kafayı yine sıyırmış bu.
Taycu'nun zar zor çıkan sesi duyulmayacak kadar alçaktı. Zeren bile tam olarak ne dediğini anlayamamışken Aytar gözlerini dehşet ile açarak bakışlarını Taycu'ya yöneltti.
- Ne dedin bir daha söyle!
Taycu aldığı ani tepki ile olduğu yere sinmişti. Aytar'ın tuhaf bir adam olduğunu biliyordu ama bu kadarını beklemiyordu. Kendisinin bile duyamadığı sesini nasıl duyduğuna anlam veremiyordu. Aytar ateş saçan bakışlarını inatla yüzünde gezdirirken kekeleyerek cevap verdi.
- Da- daha çok bekleyecek miyiz acaba dedim.
Aytar aldığı cevap ile yüzüne kinaye dolu bir gülümseme yerleştirerek karşılık verdi.
- Kendini çok zeki sanıyorsun Taycu ama aptalın tekisin.
Taycu duyduğu hakaret ile bozulurken Talya gülmemek için kendisini zor tutuyordu. Bir cezayı ve aşağılamayı daha duymak istemiyorsa kendisine hakim olmalıydı. Aytar kısa bir süre daha hiçbiriyle ilgilenmeden önündeki deneyle uğraştıktan sonra bakışlarını diğerlerine çevirerek konuştu.
- Gelelim size.
- Sonunda!
Marsel sadece Talya'nın duyabileceği bir sesle konuşmuştu ama Aytar bunu da duymuştu. Marsel'e ters bir bakış atarak gözleri ile uyardıktan sonra içinde mavi sıvı olan iki cam tüpü masanın üzerine koyarak devam etti.
- Sizin için bazı malzemeler ayarladım. Yapmanız gereken bu malzemeleri kullanarak tüplerin içinde gördüğünüz mavi sıvıyı elde etmek.
Talya ve Zeren cezanın kolay yerden gelmiş olmasına memnun olarak tüpleri incelerken Aytar devam etti.
- Ama formülün tarifi yok.
- Nasıl?
Talya duyduğu cümlenin ardından hayretle haykırmıştı. Aytar dahil herkes bakışlarını üzerine çevirdiğinde kendisine çeki düzen vererek tepkisini düzeltti.
- Yani tarif olmadan nasıl yapacağız diyecektim efendim.
- Deneme yanılma yoluyla.
Zeren sıkıntı ile dudaklarını birbirine bastırırken Aytar sınıfın iki köşesinde duran masaları göstererek konuştu.
- İhtiyacınız olan her şey orada mevcut. Fakat fazladan ürün verdim. Yani sakın hepsini birbirine karıştırmak gibi bir aptallık yapmayın, zehirlenirsiniz.
Hepsi dehşet ile masaların üzerindeki sayısız şişeyi ve tüpü inceliyordu. Yüzden fazla ürün vardı ve sadece birkaçını kullanmaları gerekiyordu. Marsel biran önce gitmenin hayallerini kurarken gördüğü manzara ile hayal kırıklığına uğradı. Görünüşe göre bütün gün buradaydılar.
- Hadi örnek tüpleri alıp biran önce başlayın.
Aytar'ın cümlesi ile Zeren ve Talya masanın üzerindeki mavi sıvıları ellerine aldılar. Zeren sıvının ne olduğunu anlamak için kokladığında burnunu yakan keskin koku ile yüzünü buruşturdu. Oldukça etkili bir formül gibi görünüyordu. Taycu ilgi ile onu izledikten sonra kulağına eğilerek konuştu.
- Ben bu işten anlamam Zeren, yapabilirsin öyle değil mi?
Zeren ters bakışlarını Taycu'nun üzerine dikti. Bu ceza başına zaten onun yüzünden açılmıştı ama Taycu'nun umurunda bile değildi. Cezayı halâ kendisinin üzerine yıkmaya çalışıyordu. Aytar, Taycu'nun fısıltı ile söylediği cümleyi duyarak hızla konuştu.
- Siz ikiniz ayrı gruplarda çalışacaksınız.
Taycu duyduğu cümle ile hayrete kapılırken Aytar bakışlarını Marsel'e çevirerek konuştu.
- Sen, Zeren'in yanına geç.
Marsel aldığı komut ile ürkek adımlarla Zeren'in yanına doğru ilerlerken Aytar yönünü Taycu'ya dönerek devam etti.
- Sen de Talya'nın yanına geç.
Talya'nın huzuru duyduğu cümle ile daha çok bozuldu. Taycu ile bir arada olmaktan nefret ediyordu. Taycu'da tıpkı Talya gibi oldukça mutsuz bir şekilde memnuniyetsiz adımlar ile Talya'nın yanına gitti. Bir önceki gün Talya'yla uğraştığı yetmiyormuş gibi şimdi yine dibinde bitmişti. İkisi de birbirine öldürecekmiş gibi bakmaya devam ederken Aytar, Zeren'e dönerek konuştu.
- Eğer Taycu'ya yardım ettiğini görürsem bir hafta cezaya kalırsın Zeren, anladın mı?
- Evet efendim.
Aytar aldığı cevaptan oldukça memnun olarak eli ile gitmelerini işaret etti. Zeren ve Marsel bir masaya geçerken Talya ve Taycu'da birbirlerine öldürücü bakışlar atmaya devam ederek diğer masaya geçtiler. Taycu hiçbir şey umurunda değilmiş gibi masadaki eşyaları incelerken Talya dehşet ile masaya bakıyordu. Masa yeni evlenen bir kızın düğün çeyizi kadar kalabalıktı. Sayısız sıvı, tüp ve aletler... masada adeta iğne koyacak yer yoktu. Aptallığına daha çok öfkelenerek masanın üzerindeki eşyaları inceledikten sonra yönünü Taycu'ya döndü.
- Nereden başlayacağız?
Taycu dudaklarını bilmediğini gösteren bir şekilde büzdükten sonra omuz silkerek cevap verdi.
- Nereden istersen oradan başla.
- Ne demek başla? Bana yardım etmek zorundasın.
Talya öfkeli bir sesle fısıltı ile haykırmıştı. Taycu'nun tipi yeteri kadar sinirini bozmuyormuş gibi birde aptal cümlelerine maruz kalmak öfkesini daha çok kabartıyordu.
- Ben yaralıyım çilli, o yüzden bir şey yapamam.
Talya duyduğu saçma bahane ile hemen karşılık verdi.
- Ben de yaralıyım, dün ayağımı düzledin farkındaysan.
Taycu konunun yine aynı yere gelmiş olmasından dolayı gına gelerek gözlerini devirdikten sonra bakışlarını Talya'ya çevirdi.
- Neyse ki ayağını değil ellerini kullanacaksın çilli.
Talya aldığı cevap ile söyleyecek bir şey bulamamıştı. Öylece pes edip Taycu'ya boyun eğmek istemiyordu. Taycu halinden oldukça memnun bir şekilde arkasına yaslandığında aklına gelen ilk soruyu sordu.
- Senin neren yaralı?
Taycu aldığı soru ile vakit kaybetmeden elindeki diş izlerini göstererek konuştu.
- Elim yaralı çilli, dün bodur bir köpek ısırdı da!
Talya duyduğu hakaret ile kıpkırmızı olmuştu. Boyunun kısalığıyla dalga geçtiği yetmiyormuş gibi bir de köpek iması yapıyordu. Taycu, Talya'nın yüzündeki öfkeyi fark ederek sinsi bir şekilde sırıtırken Talya elindeki iki küçük diş izini göstererek çıkıştı.
- Yara dediğin bu mu yani? Gözle bile görünmüyor!
Taycu pislik tavrından ödün vermeden hızla yaslandığı yerden kalkarak karşılık verdi.
- Öyle deme çilli oldukça ciddi bir yaralanma. Dün üç doz kuduz aşısı olmak zorunda kaldım.
Taycu cümlesinin ardından sinir bozucu bir şekilde gülmeye devam etti. Amacı her an herkesi çileden çıkartmaktı ve söz konusu Talya olduğunda bunu çok güzel bir şekilde yapıyordu. Talya oldukça bozulmuştu fakat Taycu'nun karşısında sessiz kalarak yenilgiyi kabul etmek istemiyordu. Yüzüne Taycu'nun cümleleri sanki hiç umurunda değilmiş gibi aptal bir tebessüm yerleştirerek cevap verdi.
- Buna sevindim, desene artık insanlar yanına yaklaşırken tedirgin olmayacak.
Taycu'nun sırıtışı yüzünde solmuştu. Başkalarını zorbalamayı seviyordu ama söz konusu kendisi olduğunda bu durum hiç hoşuna gitmiyordu. Talya aldığı tepki ile amacına ulaştığını fark ederek memnuniyet ile gülümserken Taycu gözlerini kısarak sordu.
- Sen bana köpek iması mı yaptın?
Talya aldığı soru ile öne eğilip gözlerini tıpkı Taycu gibi kısarak cevap verdi.
- İma yapmadım direkt söyledim.
Taycu'nun kaşları öfke ile çatılırken devam etti.
- Havlaman ve kaşınman bittiyse artık işe koyulalım. Seninle daha fazla zaman geçirmek istemiyorum.
Taycu duyduğu her cümlede biraz daha bozuluyordu. Talya gibi kırılgan bir kızdan böyle cevaplar beklemiyordu. Talya ilgi ile önündeki sıvıları incelemeye koyulduğunda alay etmeyi bir kenara bırakarak ciddiyet ile konuştu.
- Ben böyle şeylerden anlamam çilli. Aytar'ın dersinde berbatım. Ne yapacağımı bilmiyorum.
Talya bıkkınlık ile gözlerini devirerek cevap verdi.
- Senden formülü çözmeni bekleyen yok zaten. Bana yardım et yeter.
- Nasıl yardım edeceğim ki?
Taycu'nun küçük bir çocuk gibi her şeyi sorması Talya'yı bıktırmıştı. İçinden Taycu'nun o uzun saçlarını yolmak geçiyordu. Taycu ilgi ile cevap beklerken sinirlerine hakim olarak konuştu.
- Mesela turnusol kağıdı bulabilirsin.
- Turnusol kağıdı mı? Onunla ne yapacaksın ki?
Talya duyduğu soru ile daha fazla dayanamayarak ağlıyormuş gibi yakınmaya başladı. Taycu'nun gıcık suratının sürekli gözünün önünde olduğu yetmiyormuş gibi bir de karga sesini işitmek artık dayanılmaz bir hal almıştı. Onun ağzını bir daha açılmayacak üzere dikmek istiyordu. Taycu anlamsız bakışlar ile Talya'nın neden tuhaf sesler çıkarttığını anlamaya çalışırken Talya bakışlarını üzerine dikerek cevap verdi.
- Mavi sıvının asit mi yoksa baz mı olduğunu anlamak için. Yapısını ve ph değerini öğrendiğimizde masadaki malzemelerden birçoğunu denemeden eleyebiliriz.
Taycu aldığı mantıklı cevap ile turnusol kağıdı aramaya koyuldu. Eğer Talya'nın dediği gibi birçok maddeyi denemeden eleyebilirlerse bu ceza düşündüğünden daha çabuk bitecekti.
Diğer tarafta ise masada adeta ölüm sessizliği hakimdi. Marsel geçen gece duyduğu sır yüzünden oldukça tedirgindi. Zeren ve Aden'de bilmediği bir şeyler vardı ve bu şey her neyse pek iyi bir şey değildi. Manastıra geldiğinden beri Zeren'den aldığı kötü enerji ve ölü bakışları onu zaten korkuturken üzerine birde bu sır eklenmişti. Artık Zeren'den sadece korkmuyor yanındayken adeta kalp krizi geçiriyordu. Bu ceza boyunca onunla çok fazla sohbet etmeden dediklerini yapıp biran önce yanından gitmek istediği için sessizce bekliyordu.
Zeren masaya oturduğundan beri konuşmamış ve başını masadaki malzemelerden kaldırmamıştı. Tek tek hepsini inceliyor ve üzerinde yazan isme göre gruplara ayırıyordu. Marsel'in ne yaptığı hakkında en ufak bir fikri dahi yoktu. Marsel oturmaktan ve beklemekten sıkılmıştı. Bu işi Zeren'e bırakmış olmak elbette işine geliyordu ama boş boş beklemekte istemiyordu. Kara kara ne yapacağını düşünürken önünde duran mavi sıvıyı eline alarak burnuna götürdü. Sıvı berbat kokuyordu. Hayatında böylesine keskin bir koku almamıştı. Yüzünü tiksinti ile buruşturarak sıvıyı sallamaya başladı. Yoğunluğunu merak ediyordu ama sıvı oldukça seyrekti. Ufacık hareketinde bile etrafa sıçramış ve masaya dökülmüştü.
Marsel yaptığı sakarlık ile korku dolu bakışlarını Zeren'e çevirdi. Yaptığı aptallığı görmemiş olmasını umuyordu ama çok geçti. Zeren siyah gözlerini üzerine dikmiş anlamsız bakışlar ile kendisini izliyordu. Marsel maruz kaldığı sert bakışlar ile sıvıyı yerine bırakarak korku ile kekeledi.
- M- me- merak etmiştim de, onun için şey yaptım.
Marsel tutulan çenesine içinden küfürler yağdırırken Zeren hiçbir şey söylemeden önüne döndü. Marsel azar işitmemiş ve aşağılanmamış olmaktan dolayı oldukça memnun olarak rahatladı. Zeren'in hiç konuşmuyor olması da oldukça tuhaftı ama böylesi onun için daha iyiydi. Marsel tekrar sıkıntı ile beklemeye başladığında aklına Arel geldi. Kim bilir şimdi neler yapıyordu. Onun yerinde olmak için her şeyini verebilirdi. Fakat kendisi soğuk nevale Zeren ve aklı gidik Aytar ile buraya sıkışıp kalmıştı. İletişim kurabileceği tek kişi Talya'ydı ama onunla da konuşamayacak kadar uzaktı.
Aklına gelen düşünceyle Talya'nın ne durumda olduğunu merak ederek bakışlarını karşı masaya çevirdi. Talya elindeki turnusol kağıdını havaya kaldırmış incelerken Taycu'da ona eşlik ediyordu. Marsel ne yapmaya çalıştıklarını anladığında yönünü Zeren'e çevirdi. Neredeyse bir saat geçmişti ama onlar halâ işe başlamamışlardı. Bir yerden başlamaları gerektiğini düşünerek titrek bir sesle konuştu.
- Bizde turnusol kağıdı bulup sıvının ph değerini ölçmeliyiz. Böylesi daha kolay olur.
Zeren bakışlarını önündeki şişelerden çekmeden cevap verdi.
- Turnusol kağıdına gerek yok, sıvı asit, ph değeri de oldukça düşük.
Marsel aldığı cevap ile hayrete kapılmıştı. Zeren'in bütün bunları koklayarak anladığına ihtimal vermiyordu ama sıvıya başka bir işlem uygulamamıştı. Onunla konuşmak istemiyordu ama merakına da engel olamıyordu. Zeren önündeki şişeler ile ilgilenmeye devam ederken merak ile sordu.
- Nereden anladın?
Zeren bakışlarını şişelerden çekmeden cevap verdi.
- Biraz önce şişeyi sallarken elime sıçrattın. Küçücük bir damlası bile cildimi tahrip etti. Kuvvetli bir asit olmalı.
Marsel duyduğu cümle ile bakışlarını Zeren'in eline çevirdi. Küçük ve beyaz tenli elinin üzeri oldukça kızarmış ve tahrip olmuştu. Marsel gördüğü manzara ile gözlerini dehşetle açarak Zeren'in ellerini avuçlarının arasına aldı.
- Zeren neden daha önce söylemedin? Elin çok kötü olmuş!
Zeren ummadığı bu temas ile hayrete kapılmıştı. Marsel yüzünde acı bir ifade ile eline üflüyor ve yarasının sızısını dindirmeye çalışıyordu. Onun bu kadar yufka yürekli olması hayret vericiydi. Marsel bir süre Zeren'in elindeki yarayı üfledikten sonra bakışlarını Zeren'e çevirerek konuştu.
- Aytar'dan izin alıp revire gidelim. Biran önce krem sürmemiz gerekiyor.
Zeren, bakışlarının Marsel'in bakışlarıyla buluşması ile utanarak elini geri çekti. Marsel onun için bir yabancıydı ve o yabancılarla samimi olmaya pek alışkın değildi. Marsel hayret ile Zeren'i izlerken Zeren bakışlarını tekrar tüplere çevirerek cevap verdi.
- Gerek yok, fazla kötü sayılmaz.
- Ne demek kötü sayılmaz, cildin tahrip olmuş. Ben gerçekten çok özür dilerim Zeren, sana geldiğini fark etmedim.
Zeren, Marsel'in vicdan azabı ile kıvranıyor olmasına belli belirsiz bir tebessüm ettikten sonra onu biraz olsun rahatlatmak için telkin verdi.
- Önemli değil Marsel, senin suçun yok. Olur böyle kazalar. Elimi boş verip işe koyulalım. Aytar her an kontrol için gelebilir.
Marsel sıkıntı dolu bir nefes verdikten sonra moral bozukluğu ile sordu.
- Peki, nereden başlayacağız?
- Ben ph değeri uymayan maddeleri bir kenara ayırdım. Onlarla işimiz yok. Geriye kalanları denemeye başlayacağız.
Marsel anladığını belli eden bir baş hareketi ile karşılık verdikten sonra Zeren'i izlemeye koyuldu. Zaten şişelerin neredeyse yarısını kenara ayırmıştı. Bu işin o kadar da zor olmayacağını düşünerek cezanın bitmesini bekledi.
⚔️⚔️⚔️
Arel birkaç saat öylece uzanarak zaman öldürmüş fakat yine de vakit geçirememişti. Yalnızlıktan nefret ediyordu ve uzun zamandır yalnız sayılırdı. Manastıra gelmeden önce Kayra ile mesai saatlerinin uyuşmuyor olması onu uzun bir süre yalnız kalmaya zorlamıştı. Yalnız kaldığında içindeki huzursuzluk bir hayli artıyordu. Kafasındaki susmak bilmeyen fısıltıları daha çok duyuyordu. Ne olduğuna anlam veremediği bu içini karartan fısıltılardan nefret ediyordu. Manastıra geldiğinden beri bu durum daha çok artmıştı. Önceden sadece uykularında duyduğu fısıltıları manastıra geldikten sonra uyanıkken de duymaya başlamıştı.
Bunca zaman duyduğu bu seslerden kimseye bahsetmemişti. Alay edilmesini ya da deli muamelesi yapılmasını istemiyordu. Onu anlayabilecek tek kişi Kayra'ydı fakat bu konuyu ona da söylememişti. Çünkü Kayra'yı biraz olsun tanıyorsa bu konunun üzerine gider ve kendisinden daha çok üzülürdü. Onu huzursuz etmek ve dertleriyle boğmak istemediği için hiçbir zaman bu seslerden bahsetmemişti. Fakat bu konuyu kimseye anlatamamak onu hırçınlaştırmıştı. Kendisine ve kafasında duyduğu seslere olan öfkesini hep dışa vurmuş ve hıncını başkalarından çıkartmıştı. Şimdide aynısını yapacaktı. Kazgan'ın dersliğine gidip biraz idman yapacak kum torbalarını yumruklayacak ve az da olsa kendisini iyi hissedecekti. Sıkıntı dolu adımlar ile bir süre ilerledikten sonra dersliğin kapısını açarak içeri girdi.
Dersliğin her zaman olduğu gibi boş olmasını umuyordu ama yanılmıştı. Aden kendisinden önce davranmış ve çoktan kum torbasını tekmelemeye başlamıştı. Arel gördüğü manzara ile istemsiz bir şekilde gülümsedi. Omzunu dersliğin kapısına yaslayıp sessizce izlemeye koyuldu. Aden'in arkası kendisine dönüktü, yüzü görünmüyordu ama bu şekilde izlemek bile keyif veriyordu. At kuyruğu yaptığı saçlarının kırmızı uçları siyah atletinin açıkta bıraktığı omuzlarına dökülüyordu. İnce ve biçimli vücudunun narin görüntüsünün aksine oldukça kuvvetli ve sert darbeler indiriyordu. Derin nefes alışverişleri onun uzun zamandır burada olduğunu gösteriyordu.
Arel kollarını göğsünde birleştirerek sessizce izlemeye devam etti. Aden'de bilmediği ama onu kendisine çeken bir şeyler vardı. Aden'in bakışlarındaki tanıdıklığın ne olduğunu çözemiyordu ama onu sanki yıllardır tanıyormuş gibi hissediyordu. Aden'de ki gizemin ne olduğunu çok merak ediyordu. Bu merakını ancak ona yaklaşarak ve onu daha yakından tanıyarak giderebilirdi ama Aden buna izin vermiyordu. Gardı sağlamdı ve kimseye karşı düşürmüyor ya da indirmiyordu. Kendisini herkese kapatmış gibi görünüyordu. Bu durumun nedenini öğrenmek istiyordu ama duyacağı cevaptan korkuyordu. Bu içine kapanıklığının ve öfkesinin sebebi eğer Kazgan'sa bu durumun kendisini hiç memnun etmeyeceğini biliyordu.
- Gözlerini alamıyorsan söyle sert çocuk yüzümü dönüp işini kolaylaştırayım.
Arel duyduğu cümle ile derin düşüncelerden sıyrıldı. Aden yüzünü kendisine çevirmeden konuşmuştu. Varlığından ne zaman haberi olmuştu bilmiyordu ama cümlesi onu gülümsetmişti. Aden oyunbaz bir kızdı. Niyet okumayı seven ve okuduktan sonra inatla üzerine giden. Arel'in bakışlarındaki anlamı elbette fark ediyordu. Fakat bu durum pekte hoşuna gitmiyordu. Yıllardır herkese karşı itinayla koruduğu gardını Arel'e karşı indirmekten korkuyordu. Bunca zaman sürekli ilgi odağı olmaya ve beğenilmeye alışmıştı. Çevresinde bir sürü erkek dolaşıyor ama hiçbirine karşı en ufak bir ilgi beslemiyordu fakat Arel farklıydı. Yaşantısı, bakışları ve hareketleri hepsi Aden'i, ona itiyordu. Bu durum ise Aden'i oldukça rahatsız ediyordu. Onun normal bir hayatı olamazdı. Sevemez ya da sevilemezdi, onu güzel bir gelecek beklemiyordu ama Arel için bu durum aynı değildi.
O yetenekli bir öğrenciydi. Manastırdan mezun olduktan sonra diğer avcılar gibi mutlu bir hayat sürebilirdi. Bu sebeple ondan uzak durmalıydı ama başaramıyordu. Sebebini bilmediği bir şekilde ona çekiliyor ve onun yanında olduğunu bilmek kendisini mutlu ediyordu. Arel'e sataşmak ve aynı şekilde karşılık almak hoşuna gidiyordu. Onun munzur tavırları ve utanmaz halleri kendisini güldürüyordu. Arel daha fazla gizlenemeyeceğini fark ettiğinde ilerlemeye başlayarak karşılık verdi.
- Sen rahatını bozma kızıl şeytan ben izlemesi daha güzel bir yere geçerim.
Arel cümlesinin ardından Aden'in tam karşısında yerini alarak bakışlarını üzerine dikti. Arsız tavrı Aden'i şaşırtmamıştı çünkü bu Arel'in her zaman ki haliydi. Aden birkaç saniye kısık gözler ile yüzüne baktıktan sonra ima ile konuştu.
- İzlemesi mi güzel yoksa izlediğin kişi mi?
Arel, Aden'in imalı sorusu ile alt dudağını ısırdı. Arsız tavırlarına aynı şekilde cevap almak hoşuna gidiyordu. Aden yüzünde kocaman bir tebessüm ile cevap beklerken Arel ağır hareketler ile yanına yaklaşarak cevap verdi.
- Duymak istediğin cevap ne?
Aden, tam karşısında duran Arel'e kibir ile gülümsedikten sonra cevap verdi.
- Hiç mütevazi değilimdir sert çocuk. Ben güzel bir kızım, bir kızın duymak istediği her şeyi her gün fazlasıyla duyuyorum zaten.
Arel'in gülümsemesi yüzünde solmuştu. Bu gerçeği zaten biliyordu ama şimdi hatırlamak canını sıkmıştı. Tüm gün Aden'in peşinde dolaşan ve sürekli iltifatlar yağdıran erkekleri görüyordu ve bu durum hiç hoşuna gitmiyordu. Aden, Arel'in yüzündeki ani değişim ile oldukça memnun olarak devam etti.
- Benim merak ettiğim senin cevabın.
Arel duyduğu cümle ile gülmeden edemedi. Aden kendisini sıkıştırıyor ve yine niyetini söyletmek için zorluyordu. Aden, Arel'in gülüşü ile yüzündeki tebessümü büyüterek beklemeye başladı. Duymak istediği cevabı alacağından emindi.
- Madem duymak istediğin cevap bu o zaman söyleyeyim. Her ikisi de.
Aden üstü örtük aldığı iltifat ile gülümsedi. Bu cevap tam Arel'e göreydi. Hislerini söylemiyordu belki ama fazlasıyla hissettiriyordu.
- Neden kasabaya gitmedin?
Aden bu kadar flört etmenin yeterli olduğunu düşünerek konuyu değiştirmişti. Herkes kasabaya gitmek için gün sayarken Arel'in kasabada kalması şaşırtıcıydı. Arel duyduğu soru ile eski ciddiyetine kavuşarak cevap verdi.
- Tek başıma bir şeyler yapmayı sevmiyorum. Bu yüzden manastırda kaldım ama vakit geçmiyor. Biraz idman yapmak fena olmaz diye düşündüm.
Aden anladığını belli eden bir şekilde başını sallarken Arel munzur bir şekilde sordu.
- Eğer tartaklaman bittiyse kum torbasını ödünç alabilir miyim?
Aden belli belirsiz bir şekilde tebessüm ederek cevap verdi.
- Bunun sana layık bir rakip olduğunu sanmıyorum.
Arel, Aden'in oyunbaz cümlesi ile kaşlarını havaya kaldırdı. Aden biraz önce üstü örtük bir şekilde idman teklifi yapmıştı. Aldığı bu teklif kalbini hızlandırmaya yetmişti. Aden ile kavgasız ve sorunsuz bir idman yapmak kulağa hoş geliyordu fakat heyecanını Aden'e gösteremezdi. Aden ifadesiz bakışlar ile cevap beklerken yüzüne arsız bir gülümseme yerleştirerek sordu.
- Yoksa seni yumruklamamı mı istiyorsun?
Aden duyduğu sorunun ardından kibir ile gülümseyerek arenaya doğru ilerlemeye başladı.
- Rüyanda görürsün sert çocuk.
Arel alay ile tebessüm ettikten sonra peşinden ilerleyerek karşılık verdi.
- Denemeden bilemeyiz kızıl şeytan.
Aden arenada yerini aldıktan sonra meydan okurcasına konuştu.
- Denemesi bedava.
Arel'de tam karşısına geçerek tişörtünü çıkartıp bir köşeye fırlattıktan sonra aynı şekilde karşılık verdi.
- Eğer kızsın diye sana acıyacağımı sanıyorsan şimdiden pes et.
Aden duyduğu alayla birlikte kibir ile gülümseyerek ileri atıldı. Arel'e darbe indirmeyi düşünmüyordu. Bu sadece bir idmandı bu yüzden yara açmak gereksizdi. Yumruk veya tekme indirmek yerine eğitimde öğrendiği taktikler ile onu biraz yorması yeterliydi. Arel beklemediği bu saldırı ile gafil avlanmıştı. Aden adeta bir panter gibi suratına atlamış ve bacaklarını boynuna dolamıştı. Ardından kendisini sırt üstü yere atarak Arel'i zemine çarpmıştı. Arel maruz kaldığı saldırının ardından Aden'in kalkmasına fırsat vermeden onu belinden yakalayarak geri savurdu. Aden'e elbette vurmayacaktı ama bu onu terletmeyeceği anlamına gelmiyordu.
İkisi hayatlarında ilk defa kavga etmeden birlikte vakit geçiriyorlardı. Kimsenin müdahalesi olmadan neşe ve mutluluk içerisinde dinlenmeden saatlerce idman yaptılar. İkisi de birbirini yerden yere vuruyor ama pes etmeden yeniden ayağa kalkıyorlardı. Aden uzun zaman sonra kendisini ilk kez mutlu hissediyordu. İlk kez Zeren dışında birisiyle neşesini paylaşıyor olmak tuhaf geliyordu ama Aden oldukça huzurluydu. Arel'in canını yakmamak için özen gösteriyor olduğu bariz bir şekilde belli oluyordu. Temasları oldukça yumuşak ve kontrollüydü. İri ve sert bedeninin aksine kalbinin bu kadar ince olması Aden'i şaşırtmıştı.
İkisi de saatlerce dinlenmeden idman yapmış ve terden sırılsıklam olmuşlardı. Zamanın nasıl geçtiğini bile anlamadan neredeyse akşam olmuştu. Aden son bir gayretle Arel'in boynunu kilitlemeye çalışırken Arel onu belinden tutarak havaya kaldırdı. Aden kendisini ileri atacağını anladığında Arel'i de beraberinde götürmek için boşta kalan ayağı ile dizinin iç kısmına bastırdı. Arel dizine yediği darbe ile öne doğru savrulurken beraberinde Aden'i de düşürmüştü. İkisi de yorgunluk ve bitkinlik ile ayağa kalkamadan sırt üstü uzandılar. Göğüsleri arka arkaya kalkıp iniyor ve vücutlarından akan ter damlaları zemini ıslatıyordu.
Arel kısa bir süre sessiz bir şekilde bekleyerek nefesini düzene koyduktan sonra bakışlarını yanında uzanan Aden'e çevirdi. Siyah gözleri tavana dikilmişti. Bronz teni loş ışık altında ter damlaları nedeniyle parlıyordu. Keskin yüz hatları yan taraftan daha çok belli oluyordu. Arel gördüğü bu manzara ile gülümsemeden edemedi. Aden'i ilk kez bu kadar yakından görüyordu. Fakat bu fiziksel bir yakınlık değil ruhsal bir yakınlıktı. Aden'le daha önceki karşılaşmaları her zaman kaos ve öfke dolu olmuştu ama bu sefer öyle değildi. Aden gerçekten gülümsüyor ve gerçek kişiliğini gösteriyordu. Aden siyah gözlerini tavandan çekerek Arel'e yöneltti. Sert bakışları her zamankinin aksine yumuşaktı. Kemikli yüzünün oyuntuları loş ışık nedeniyle gölgelenmiş ve büyüleyici bir görüntü oluşturmuştu. İkisi de birkaç saniye gözlerini çekmeden birbirini izledikten sonra Aden kısık bir sesle sordu.
- Neden yumruk ya da tekme atmadın?
- Sen neden atmadın?
Arel aldığı soruya aynı şekilde karşılık vermişti. Aden'in sorusunun cevabını bildiğinden emindi bu yüzden açıklama yapması gereksizdi ama kendisi bu sorunun cevabını merak ediyordu. Aden'in kendisine neden vurmadığını öğrenmek istiyordu. Aden sorusuna cevap alamadığı için gözlerini devirdikten sonra büyük bir özgüven ile karşılık verdi.
- Ben yumruk atsaydım nakavt olurdun sert çocuk.
Arel, Aden'in kibir kokan cevabı ile dudağının tek tarafını kıvırarak alay ile konuştu.
- Yumruk atmışlığın var ama nakavt olmadım.
Aden hatırladığı anı ile kahkahalarına engel olamayarak oturuş pozisyonuna geçti. O meseleyi tamamen unutmuştu ama görünüşe göre Arel halâ hatırlıyordu. Arel'de zaman kaybetmeden oturuş pozisyonuna gelerek alay ile sızlandı.
- Bunda gülünecek bir şey yok kızıl şeytan, canım gerçekten çok yanmıştı.
Aden, Arel'in cümlesi ile kahkahasını daha çok arttırarak gülmeye devam etti. Aslında bu an onun için utanç vericiydi. Daha önceden yumrukladığı insanla şimdi oturmuş kahkahalar ile gülüyordu. Belki de Arel'den özür dileyip pişman olduğunu söylemeliydi ama o Aden'di kibrinden asla ödün veremezdi. Arel yüzünde aptal bir gülümseme ile Aden'i izlerken Aden kahkahalarını zar zor bastırarak konuştu.
- Kabul et hak etmiştin.
- Ben asla hatalarımı kabul etmem.
Aden, Arel'in kibir dolu cümlesi ile gözlerini devirirken Arel ekledi.
- Ayrıca kimse böyle bir şeyi hak etmez. Senin yüzünden bir hafta yüzümü herkesten gizlemek zorunda kaldım.
Aden duyduğu cümle ile yine gülmeye başlamıştı. Sıradan bir günde bu diyalog ikisi içinde oldukça öfkeli ve kaos dolu geçebilirdi ama bugün ikisi de her zaman ki hallerinden farklıydı. Daha anlayışlı daha samimi ve daha neşeliydiler. Arel hayran kalmış bir şekilde Aden'in gülüşünü izlemeye devam ediyordu. Onu ilk kez gerçekten mutlu görüyordu. Her zaman kaşları çatık gezen Aden bugün yerini otuz iki diş Aden'e bırakmıştı. Bu manzarayı her gün görmek için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdı. Fakat Aden'i izleyen tek kişi kendisi değildi.
İkisi de Kazgan'ın varlığından habersiz kahkaha atmaya devam ederken Kazgan kapının boşluğundan onları izliyordu. Aden'i ilk kez gülerken görmek onu duygulandırmıştı. En son çocukken gülen kardeşi yıllar sonra tekrar içten bir şekilde gülüyordu. Arel ne yapıp onu bu kadar güldürmüştü bilmiyordu ama bu manzara için içinden ona teşekkür ediyordu. Tabi bu duygu sadece şimdilik geçerliydi. Neticede o bir ağabeydi ve bundan sonra gözleri her daim Arel'in üzerinde olacaktı. Belki bu zamana kadar kardeşi için bir şey yapamamış ve onu koruyamamıştı ama bundan sonra Aden istemese de Kazgan her zaman yanında olacaktı.
Kazgan bir süre daha buğulu gözlerle Aden'i izledikten sonra varlığını hissettirmeden uzaklaştı. Aden'in mutluluğuna varlığı ile gölge düşürmek istemiyordu. Aden zar zor bastırdığı kahkahalarının ardından sessiz kalırken Arel sert bakışlarını hızla karşısındaki duvara çevirdi. Uzun süredir duymadığı fısıltı yine zihninde belirmişti. Bu sefer sadece zihninde duyulmuyordu ses duvarın arkasından geliyordu. Aden, Arel'in tedirgin hareketi ile kuşku dolu bakışlarını üzerine çevirdi. Gözlerini ayırmadan dikkat ile karşı duvarı izliyordu. Bir şeyleri fark ettiği bariz bir şekilde görünüyordu. Bunun olması imkansızdı ama Aden yine de bakışlarının nedenini öğrenmek istiyordu.
- Ne oldu?
Arel, Aden'in sesi ile dikkatini duvardan çekerek Aden'e çevirdi. Yumuşak bakışları yerini çatık kaşlara bırakmıştı. Eski Aden adeta geri dönmüştü. Arel kısa bir süre gerçeği söyleyip söylememe konusunda tereddüt ettikten sonra bunun önemsiz bir detay olduğunu düşünerek konuştu.
- Bir ses duydum gibi geldi.
Aden aldığı cevap ile tedirgin olmuştu. Arel'in bu sesi duymasına imkan yoktu. Duvarın ardından gelen fısıltıyı bu manastırda kendisi ve Agola dışında duyabilecek kimse yoktu. Fakat Arel duymuştu, yalan söylediğini ya da yanıldığını düşünmüyordu çünkü aynı fısıltıyı kendisi de duymuştu. Arel ifadesiz bakışlarını boş boş etrafta gezdirirken Aden konuyu daha da detaylandırmak isteyerek tekrar sordu.
- Nasıl bir ses?
Arel bilmediğini gösteren bir şekilde dudaklarını büzdükten sonra kısık bir sesle cevap verdi.
- Bilmem, ne olduğunu anlamıyorum. Anlamsız birkaç fısıltı işte.
Aden aldığı her cevapta daha çok tedirgin oluyordu. Arel gerçekten de duvarın arkasından gelen fısıltıyı duymuştu. Anlamsız karanlık bir fısıltı. Fakat bunun olma ihtimali yoktu. Belen ve Zeren'in bile duyamadığı fısıltıyı Arel'in duyması imkansızdı. Aden kalp çarpıntısı eşliğinde bu fısıltıyı ne zamandan beri duyduğunu öğrenmek için sordu.
- İlk defa mı duydun?
Arel başını hayır anlamında iki yana salladıktan sonra anlatmaya başladı.
- Çocukluğumdan beri böyle fısıltılar duyuyorum. Genelde uykularımda ya da yalnız kaldığımda duyuyordum ama manastıra geldiğimden beri daha çok arttı. Artık yalnız değilken de duyuyorum.
Aden aldığı cevap ile derin düşüncelere daldı. Arel'in fısıltılar duyuyor olmasının bir nedeni olmalıydı. Fakat bir türlü fikir üretemiyor ve öğrendiklerini mantık çerçevesine oturtamıyordu. Arel içindekileri ilk defa biriyle paylaşıyor olmanın rahatlığını yaşarken Aden'in yüzünde gördüğü endişe ile hızla konuştu.
- Sakın deli olduğumu falan düşünme, deli değilim.
Aden, Arel'in cümlesine zar zor gülümseyerek karşılık verdi.
- Biliyorum.
- Neden dehşete kapılmış gibi bakıyorsun o zaman?
Aden, Arel'in alay ile sorduğu soruyla hızla kendisine çeki düzen vererek cevap verdi.
- Bazen bende duyuyorum çünkü. Aynı durumu senin de yaşıyor olmana şaşırdım.
- Gerçekten mi?
Arel kulaklarına inanamayarak haykırmıştı. Kendisinden başka birinin de aynı tuhaflıkları yaşıyor olması gerçekten de garipti. Aden başını olumlu anlamda salladıktan sonra Arel'e telkin vermek isteyerek devam etti.
- İkimizin de yetim büyüdüğünü düşünürsek şaşırmamak gerek. Yalnız kalan beyinler böyle oyunlar oynar.
Arel tebessüm etmeden edemedi. Bugün hiç anlaşamadığı o inatçı kızla aslında birçok ortak noktasının olduğunu fark etmişti. Çocukluklarından buyana benzer hayatlar yaşamış ve aynı karaktere bürünmüşlerdi. Belki de aynı kişiliklere sahip olmak ikisinin anlaşmasını zorlaştırıyordu. Aden kuşku dolu bakışlarını sessiz bir şekilde etrafı izleyen Arel'e çevirdi. Arel'in ailesi hakkında bilgi edinmesi gerekiyordu. Fısıltıları nasıl duyduğu ancak o zaman anlaşılabilirdi ama sormaya çekiniyordu. Bilmeden Arel'i rahatsız edebilir ya da kalbini kırabilirdi. Bilmeden bir yarısını deşmek istemiyordu fakat sormalıydı. Bu oldukça önemli bir husustu ve Aden öğrendiklerini Agola'ya anlatmalıydı. Arel'e ailesine ne olduğunu sormak için hazırlanırken karşısında gördüğü sima ile sessiz kaldı. Talaz tam karşılarına dikilmiş çatık kaşlar ile ikisini seyrediyordu. Arel ise kısık gözler ile göz dağı verircesine karşılık veriyordu. Talaz gördüğü manzaradan oldukça rahatsız olmuş bir şekilde yerinde kımıldandıktan sonra bakışlarını Aden'e çevirerek konuştu.
- Biraz idman yapmak için gelmiştim ama dolu galiba.
Arel tam karşılık vermek için hazırlanırken Aden ondan önce davranarak ayağa kalktı.
- Bizim işimiz bitti, kullanabilirsin.
Arel'in keyfi duyduğu cümle ile bozulmuştu. Sabahtan beri Aden'le birlikteydi ama bu zaman bile ona yetmemişti. İlk defa onunla insan gibi sohbet edip vakit geçiriyordu ama Talaz yine tüm anın içine etmişti. Aden ceketini alarak çıkışa doğru yönelirken Arel'de oturduğu yerden kalkıp tişörtünü alarak peşine takıldı. Talaz öfke saçan bakışlarını Arel'den ayırmadan izlemeye devam ediyordu. Aden'e olan ilgisi Arel'den nefret etmesi için yeterliydi. Arel maruz kaldığı bakışlara daha fazla dayanamayarak bakışlarını Aden'e yöneltti. Çoktan derslikten ayrılmıştı. Onun yokluğunu fırsat bilerek Talaz'ın tam karşısına dikilip öfke dolu bakışlarını üzerine dikti.
- Bu iki oldu, üçüncüde fena bozuşuruz haberin olsun.
Arel tehdidinin ardından sert adımlar ile dersliği terk ederken Talaz öfke saçan bakışlarını üzerinden çekmeden ardından bakmaya devam etti. Arel'den korkacak değildi. Sırf tehdit edildi diye Aden'den vazgeçecek hiç değildi. Bundan sonra Aden'e daha yakın davranmayı aklının bir köşesine yazdıktan sonra can sıkıntısı ile derslikten ayrıldı.
🛡🛡🛡
Kayra can sıkıntısı ile Aytar'ın verdiği ödevi yapıyordu. Karen'in despot kuralları yüzünden ödevi bitirmeden kitabı incelemeye başlayamıyordu. Sessiz ve ıssız kütüphanede kendilerinden başka kimsenin olmaması rahat etmelerini sağlıyordu. Karen kendisini kaptırmış bir şekilde önündeki astroloji kitaplarıyla ilgilenirken Kayra'nın gözü gizemli kitabın olduğu kitaplığa bakıyordu. Karen, Kayra'nın ne yaptığını görmek için göz ucuyla baktığında Kayra'nın iç çekerek etrafı izlediğini fark etti. Geldiğinden beri ödevden kaytarıyor ve sürekli kitap hakkında fikir yürütüp duruyordu. Karen, Kayra'nın bir çocuğun dondurma tezgahına bakarak iç çekmesi gibi kitaplığa bakarak iç çektiğini gördüğünde gülümsemeden edemedi. Kitabı okudukları günden beri sürekli bu kitabı düşünüyordu. Sürekli kendi kendine fikir yürütüyor sonra da yürüttüğü fikirleri yine kendisi çürütüyordu. Bugünde aynı şekilde kitabı düşünüyordu. Ödev yapmaya pek niyetli görünmüyordu. En iyi yolun onu ödev yapmak için zorlamaktan vazgeçmek olduğuna karar vererek konuştu.
- Senin yapmaya niyetin yok. Ver ben yapayım sende şu gizemli kitaba bak.
Karen cümlesi ile birlikte Kayra'nın önündeki kitabı kendisine çekerken Kayra kitabı yakalayarak hızla karşılık verdi.
- Gerek yok ben yaparım.
Karen, Kayra'nın kendisinin bile inanmayacağı cümlesi ile yüzüne ima ile baktıktan sonra kitabı önüne çekerek konuştu.
- Tabi ki yaparsın ama kitaplığı izlemeyi bıraktığın zaman.
- Sadece mola vermiştim.
Kayra küçük bir çocuk gibi kendisini savunmaya devam ediyordu. Karen eline aldığı kitaba hayret ile baktıktan sonra alay ile gülümseyerek karşılık verdi.
- Geldiğimizden beri sadece Uranüs yazmışsın. Eminim çok yorulmuşsundur.
Kayra duyduğu alay ile bozularak kaşlarını kaldırıp ciddiyetle kendisini savunmaya geçti.
- Kafamda ne yazacağımı toparlıyordum sadece, şimdi hepsini kağıda aktaracağım.
- İki saattir ne yazacağını mı düşünüyordun yani?
Kayra, Karen'in hayret ile sorduğu soruyla pes ederek omuzlarını düşürdü.
- Ödev yapmaktan nefret ediyorum tamam mı?
- Biliyorum, o yüzden sana kitabı araştır dedim zaten.
- Olmaz Karen, ödevi beraber yapacağız dedik.
Kayra ısrarla itiraz etmeye devam ederken Karen bıkkınlık ile nefes bırakarak tok bir sesle konuştu.
- Ben çoğunu hallettim zaten geriye pek bir şey kalmadı. Sen kitabı araştır, içinde ne yazdığını bende çok merak ediyorum.
Kayra kararsız bir şekilde düşünmeye başlamıştı. Karen'in teklifi oldukça cazipti, biran önce kitabı araştırmaya başlamak istiyordu ama bütün ödevi ona yıkmak istemiyordu. Kararsız bir şekilde bir kitaplığa bir Karen'e bakarken Karen bıkkınlık ile gözlerini devirerek tekrar konuştu.
- Hadi Kayra, akşam oldu neredeyse.
- Peki tamam.
Kayra en sonunda pes ederek oturduğu yerden kalktı. Nihayet kitabı tekrar inceleme fırsatı olacaktı. Birkaç adım atarak kitabın bulunduğu son rafın önüne geldikten sonra isimsiz gri kitabı eline aldı. Kitap bıraktığı gibi duruyordu ama yanında oldukça ince siyah bir kitap daha vardı. Kayra diğer kitabı fark ettiğinde gri kitabı rafa bırakarak siyah kitabı eline aldı. Kitabın kapağını açıp bir süre içinde göz gezdirdikten sonra bunun bir dil kitabı olduğunu fark etti. Bazı sembollerin karşısında latin alfabesine ait harfler bulunuyordu. Kayra bu kitabın hangi dile ait olduğunu çözmeye çalışırken biranda kafasında şimşekler çaktı. İçerisindeki semboller bir yerden tanıdık geliyordu. Kayra hızla gri kitabı raftan alarak sayfalarını çevirdiğinde iki kitaptaki sembollerin birbirine benzediğini fark etti. Bu semboller hangi dile aitti bilmiyordu ama iki kitapta birbiri ile aynı dili paylaşıyordu. Kayra bulduğu bu yeni kitap ile daha çok heyecanlanarak hızla Karen'in yanına ilerledi. Karen kendisini kapatmış bir vaziyette ödev yapmaya devam ediyordu. Kayra kitapları masaya bırakarak oturduktan sonra öne eğilerek sanki kütüphane doluymuş gibi kısık sesle konuştu.
- Karen, yeni bir kitap buldum.
- Ne buldun?
Karen kaşlarını çatarak sorduğu soruya ilgi ile cevap beklerken Kayra siyah kitabın kapağını açarak cevap verdi.
- Bu kitabı, içinde diğer kitabın tercümesi var.
- Ne?
Karen hayretle haykırdığı cümlenin ardından hızla oturduğu yerden kalkarak Kayra'nın yanına oturdu. Kayra heyecanlı bir şekilde gri kitabında sayfalarını çevirdikten sonra ilk resmin olduğu sayfada durarak konuştu.
- Sembollerin dilimizde hangi harfe denk geldiği yazıyor. Yani aslında bu kitabın yazıları bir dile ait değil, kitap şifreli yazılmış.
- İyi ama bunu neden yapsınlar ki?
- Kitap çok önemli şeyler barındırıyor olmalı Karen, herkes okuyamasın diye böyle yazılmış olmalı.
Kayra defterden bir kağıt kopartıp önüne alırken Karen kafa karışıklığı içerisinde tekrar sordu.
- Tuhaf olan kısmı da bu zaten Kayra. Bu kadar önemli bilgiler barındıran bir kitabı uluorta bıraktıkları yetmiyormuş gibi birde yanına şifresini çözmek için yedek kitap bırakmışlar. Sence de garip değil mi?
Kayra duyduğu soru ile elindeki kitabı bırakarak düşünmeye başladı. İşin bu kısmını hiç düşünmemişti. Karen haklıydı, şifreli yazılacak kadar önemli bilgiler barındıran bir kitabın yanında şifresini bırakmak oldukça tuhaftı. Karen kafa karışıklığı içerisinde Kayra'dan bir cevap beklerken Kayra kaşlarını çatarak sordu.
- Kitabın önemsiz olduğunu mu söylemek istedin?
- Hayır, şifreli yazılan bir kitap önemsiz olamaz. Demek istediğim bu siyah kitap yanına bilerek bırakılmış olmalı Kayra. Önceki gelişimizde bu kitap yoktu.
Kayra'nın kafası duyduğu her cümlede biraz daha karışıyordu. Karen'in cümleleri kulağa mantıklı geliyordu. Kütüphaneden kitap çıkartmak yasaktı bu yüzden bütün kitaplar her zaman kütüphanede kalıyordu. Fakat siyah kitabı önceki gelişinde görmemişti. Bu kitap kesinlikle bilerek bırakılmıştı ama bunu kim niye yapardı aklı almıyordu.
- Haklısın Karen ama bu kitabı kim bilerek bırakır ki?
- Son gelişimizde senin dediğin gibi, bu kitabı okumamızı isteyen biri.
Karen'in imalı cümlesi Kayra'nın daha çok gerilmesine neden olurken Kayra kafa karışıklığı ile sordu.
- İyi ama bu kitabı bulduğumuzu başka kimse bilmiyor. Kim bizim buraya gelip de bunu okuyacağımızı düşünmüş olabilir ki?
Karen duyduğu soru ile tedirgin bir nefes bırakarak titrek bir sesle cevap verdi.
- Bilmiyorum Kayra ama bu manastırda tuhaf şeyler oluyor ve her ne oluyorsa hiç iyi görünmüyor.
Kayra duydukları ile başını olumlu anlamda aşağı yukarı sallarken Karen içindeki huzursuzluğu savuşturmak için konuşmaya devam etti.
- Neyse bunları daha sonra düşünürüz. Şimdi kitabın içinde ne yazıyor onu öğrenelim.
Kayra, Karen'in sesi ile derin düşüncelerinden sıyrılarak kitabın ilk sayfasındaki görselin altında yazan kelimeyi çevirmeye koyuldu. Önündeki kağıda her sembole karşılık gelen harfleri sırasıyla bularak yazmaya başladı. Karen sabırsızlık ile ortaya çıkacak kelimeyi beklerken Kayra son sembolün karşısındaki harfi de kağıda yazarak ilk kelimeyi bitirmişti. İkisi de kağıtta yazan kelime ile hayret dolu bakışlarını birbirlerine dikmişlerdi. Karen çatık kaşlar ile okuduğu kelimeyi düşünürken Kayra hayret ile sordu.
- Medyum mu? Medyum ne demek ki?
- Büyücü gibi bir şey, ayinler düzenleyip büyü bozduğuna, ölülerle ve insan dışı varlıklarla iletişim kurduğuna falan inanılıyor ama ben hurafe olduğunu düşünüyorum.
- Belki de hurafe değildir. İblisin hapsedildiği ayini bir medyum düzenlemiş olabilir. Aksi takdirde kitapta onlara yer verilmezdi.
Karen, Kayra'nın cümlelerini düşünmeye başladı. İçinden bir ses medyum diye bir varlığın olmadığından emindi ama Kayra'da haksız sayılmazdı. Bu kitaba boşu boşuna yerleştirilmiş olamazdı. Kayra ilgi ile karşılık beklerken Karen duyduklarını mantığına oturtamayarak konuştu.
- Belen ve ulular konseyi varken böylesine önemli bir ayini neden yabancı bir medyum düzenlesin ki? Kulağa saçma geliyor. Ayrıca dünya üzerinde 12 manastır olduğunu öğrendim. Hepsinde Belen gibi yetenekli birçok lider vardır. 12 ulu varken ayini başkası düzenlemiş olamaz.
Kayra duydukları ile bakışlarını tekrar görsele çevirdi. Görseldeki suretin insana benzer bir tarafı yoktu. Neye benzediği de pek belli olmuyordu fakat bu görselin medyum denen şeyle doğrudan ilişkili olduğu apaçık bir şekilde belli oluyordu. Kayra kafa karışıklığı içerisinde bir süre düşündükten sonra hızla sayfaları çevirerek diğer görsele geldi. İnsandan çok hayvana benzeyen bu görselin altındaki sembollerinde şifresini yazmaya başladı. Karen dikkat ile Kayra'nın yazdığı kelimeyi okumaya çalışırken ortaya çıkan kelime ikisini de heyecanlandırmıştı. Kayra kağıtta gördüğü "iblis" yazısı ile yerinde kıpırdanarak konuştu.
- Sana bu kitabın iblisin hapsedilmesiyle alakalı olduğunu söylemiştim. Biran önce bütün kitabı çevirip okumak istiyorum.
Karen, Kayra'nın heyecanlı tavırlarına içten bir tebessüm ile karşılık verdi.
- Kitap oldukça uzun, bugün ancak bir kısmını çevirebiliriz. Şimdilik sadece şu görsellerin altında yazanları öğrenelim.
- Tamam.
Kayra sabırsız bir şekilde karşılık vererek kitabın sayfalarını çevirmeye başladı. Koca bir sayfayı kaplayan iki büyük sembole geldiğinde durarak hızla üzerindeki yazıyı çevirmeye koyuldu. Büyük sembollerin üzerindeki kelimenin anlamı ikisini de şaşırtmıştı. Sadece "kutsal" yazıyor olması oldukça garipti. Kayra bu kelimeye hiçbir anlam veremeyerek alttaki iki büyük sembolü çevirmeye koyuldu. Sembollerin hiçbir harfte karşılığı yoktu. Kayra bunların bir harf olmadığını anladığında hızla rakamların olduğu sayfayı çevirdi. İlk sembolün karşılığında yazan rakam 1'di. Kayra heyecan ile diğer sembole baktığında bununda 2 rakamına denk geldiğini gördü. Koca sayfada sadece "kutsal 12" yazıyordu. Kayra hayret dolu bakışlarını Karen'e çevirdiğinde onunda kafasının oldukça karışmış olduğunu gördü. O da bu kelimeye hiçbir anlam verememiş gibi görünüyordu.
- Kutsal 12 ne anlama geliyor acaba?
- Önce medyum sonra iblis şimdide kutsal 12... kafam iyice karıştı.
Karen can sıkıntısı ile yüzünü ovalarken Kayra, ona cevap vermeden sayfaları çevirmeye devam etti. Hatırladığı kadarı ile bir görsel daha vardı. Uzun sayfaları hızla geride bıraktıktan sonra on iki pelerinlinin olduğu sayfaya geldi. Tahmin ettiği gibi görselin altında yazan sayı önceki sayfadaki ile aynıydı. Fakat 12 sembolünün yanında yazan üç sembolün ne anlama geldiğini bilmiyordu. Hızla karşılık gelen harfleri kağıda yazdıktan sonra elleri ile yüzünü kapatan Karen'e dönerek konuştu.
- Burada da "12'ler" yazıyor.
Karen duyduğu cümle ile bakışlarını görsele çevirdi. On iki pelerinli ve kuru kafa sembolü zaten oldukça karmaşık değilmiş gibi bir de başına 12 sayısı bela olmuştu. Her yerde yazıyor olmasının elbette bir anlamı vardı. Karen sıkıntı ile yüzünü buruşturduktan sonra keyifsiz bir şekilde konuştu.
- Diğer sayfalarda ne yazıyor?
Kayra duyduğu soru ile kitabın son sayfasını açtı kısa bir cümle vardı ve bu cümle onlara birçok şey anlatabilirdi. Zaman kaybetmeden son sayfadaki büyük kelimeyi ve altındaki cümleyi çevirmeye koyuldu. Büyük sembollerle yazılan kelimenin "lanet" olması onu biraz heyecanlandırmıştı. Hızla altındaki cümleyi çevirdiğinde yönünü Karen'e çevirerek konuştu.
- "Lanet, bu işe karışan herkesin üzerindedir" yazıyor.
Karen bir süre düşündükten sonra çatık kaşlar ile sordu.
- Hangi işe karışanlar acaba?
Kayra bilmediğini gösteren bir şekilde alt dudağını sarkıttıktan sonra aklına gelen ilk düşünceyi söyledi.
- Bence bu kitabı baştan sona çevirmemiz gerekiyor. Eminim hangi iş olduğu bir yerinde yazıyordur.
- Kitabı baştan sona çevirmek günler sürer Kayra.
- Acelemiz yok Karen, kaç gün sürerse sürsün bitireceğim.
Karen, Kayra'nın kararlı tavrı ile yorgun bir nefes bıraktıktan sonra önüne bir defter çekerek konuştu.
- O zaman en başından başlayalım. Sen kitabı çevir bende yazayım.
Kayra duyduğu cümle ile oldukça sevinerek hızla kitabın ilk kısmını, medyum sembolünün ardında yer alan metni açtı. İkisi de zaman kaybetmeden metni çevirmeye koyuldu.
***
Karen ve Kayra saatlerce kitabı çevirmekle uğraşmıştı. Saat neredeyse gece yarısına yaklaşmış ve manastırın ışıklarının kapanma vaktine çok az kalmıştı fakat neyse ki kitabın ilk kısmı bitmişti. Neredeyse yüzlerce sayfa çevirmişler ve yorgunluktan bitap düşmüşlerdi ama oldukça yol kat etmişlerdi. Kayra son kelimeyi de çevirip Karen'e söyledikten sonra önündeki gri kitabı kapatarak yönünü Karen'e çevirdi.
- Metinde kayda değer bir şey var mı?
Karen duyduğu soru ile elindeki kalemi masaya bırakıp yazı yazmaktan şişen parmaklarını ovalayarak cevap verdi.
- Metnin birçok kısmı medyumun görevlerinden bahsediyor. Kayda değer pek bir şey göremedim ama metni baştan sona detaylı bir şekilde okumak lazım. Bölük pörçük okumakla anlaşılmaz.
- Tamam sen defteri bana ver ben bu gece okurum.
Karen duyduğu cümle ile kulaklarına inanamayarak sordu.
- Bu gece mi?
- Evet.
- Kayra sabahtan beri kitabı çevirmekle uğraşıyoruz. İkimizde yorgunluktan ölmek üzereyiz uyu ve dinlen.
- Yarın zaten ders yok Karen, bu gece kitabı okur sabah dinlenirim.
Karen söylediği hiçbir şeyin kâr etmeyeceğini anladığında başını iki yana sallayarak eşyalarını toparlamaya başladı. Bu dedektifliğin sonu ne olacaktı bilmiyordu ama Kayra bu kitaba kafayı fena halde takmıştı.
🪐🪐🪐
Arel suratında aptal bir tebessüm ile banyodan çıkarak yatakhaneye doğru ilerlemeye başladı. Aden'in yanından ayrıldığından beri yüzünde güller açıyor ve herkese gülücük dağıtıyordu. Neyse ki onun tüm günü Aden'le birlikte geçirdiğini Kayra ve Marsel bilmiyordu. Yoksa fena halde alay konusu olabilirdi. Arel ıslak saçlarından etrafa sıçrayan su damlacıklarına aldırış etmeden yatakhanenin önüne geldiğinde gördüğü suret ile ağzı tekrar kulaklarına varmıştı. Aden dağınık saçlarını savurarak kendisine doğru ilerliyordu. Omuzundaki havlu banyoya gittiğini gösteriyordu. Yüzünden yine hiçbir duygu okunmuyordu. Mimikleri her zaman olduğu gibi adeta mermer ile kaplanmış gibi görünüyordu. Arel dikkat ile yüzünü inceleyerek yürümeye devam ederken Aden'in gözleri kendi gözlerini bulmuştu. Soğuk bakan siyah gözleri ilk defa sıcak bir parıltı ile parlamıştı. Arel belli belirsiz bir şekilde gülümsemeye devam ederken Aden'de utangaç bir şekilde tebessüm ederek konuştu.
- İyi geceler.
Arel'in kalp atışları duyduğu cümle ile hızlanmıştı. Aden ile sıradan ve normal bir gün geçirmek hayallerinde bile gerçekleşmeyecek bir ihtimalmiş gibi geliyordu ama yanılmıştı. Aden, ona bakarken ilk defa gülümsüyor ve utanıyordu. Onunda kalbinde bazı duyguların değiştiği net bir şekilde görünüyordu. Arel, Aden'in utangaç ve samimi tavrı ile heyecanlanarak cevap verdi.
- İyi geceler.
Aden duyduğu cevaba sıcak bir şekilde tebessüm ettikten sonra yanından geçip gitti. Arel için bu kısa diyalog bile yeterliydi. Aden'in tek cümlesi kalbinin gümbür gümbür atmasına ve ağzının kulaklarına varmasına yetmişti. Arel büyük bir mutluluk ile yatakhaneye gittiğinde Marsel ve Kayra'nın dönmüş olduğunu gördü. Yalnız kalmayacak olmak hoşuna gitmişti. Kayra ve Marsel yataklarında oturmuş sohbet ederken yanlarına giderek Kayra'nın yatağına oturdu.
- Sonunda geldin Arel, nerelerdeydin?
Marsel ima ile sırıtarak sormuştu sorusunu. Kayra, onun imali cümlesine ve Arel'in yüzündeki aptal gülümsemeye anlam veremeyerek ikisini birden süzerken Arel kısık bir sesle cevap verdi.
- Duştaydım.
- Sabah neredeydin?
Marsel yüzündeki tebessümü büyüterek tekrar sormuştu. Kayra onun neyi ima ettiğini anlamaya çalışıyordu fakat algılayamıyordu. Arel, Marsel'in imalı tavırlarını fark etmeden havlusunu ranzanın kenarına asarak cevap verdi.
- Antrenman yaptım.
- Neden gülümsüyorsun Arel?
Kayra, Arel'in yüzündeki aptal gülümsemeye daha fazla dayanamayarak sordu. Marsel ve Arel'in arasında yine gizli bir şeyler dönüyor gibi görünüyordu. Marsel duyduğu cümle ile gülmemek için kendisini zor tutarken Arel hızla yüzünü sertleştirerek cevap verdi.
- Hiç öylesine.
- Ben biliyorum neden gülümsediğini.
Marsel'in pis pis sırıtarak verdiği cevap ile ikisi de bakışlarını Marsel'e çevirdi. Kayra anlamsız bakışlar ile alacağı cevabı beklerken Arel kuşku dolu bakışlar ile Marsel'in düşüncelerini okumaya çalışıyordu. Tüm gün cezadaydı bu yüzden Aden ile yaptığı antrenmanı gördüğünü düşünmüyordu fakat fark ettiği bazı şeyler olduğu kesindi.
- Nedenmiş?
Marsel, Kayra'nın kuşku dolu bir yüz ifadesi ile sorduğu soruya ima ile sırıtarak cevap verdi.
- Bugün tüm gün Aden'le birlikteydi o yüzden.
Kayra hayret dolu bakışlarını Arel'e çevirirken Arel şaşkınlık ile Marsel'e bakıyordu. Tüm gün cezada olmasına rağmen Aden'i ne zaman görmüştü merak ediyordu. Marsel, Arel'in yüzündeki şaşkın ifade ile gülümsemeye devam ederken Kayra hayret ile sordu.
- Doğrumu bu?
- Antrenman yaptık dostum, o yüzden.
Arel utangaç bir şekilde Kayra'nın sorusunu geçiştirmeye çalışırken Marsel alay ile araya girdi.
- O yüzden gülümsüyorum demek istedi Kayra.
- Gülümsemiyorum falan, size öyle geliyor.
Kayra, Arel'in acemi bir şekilde çırpınmasına ve itiraz etmesine gülmeden edememişti. Ne zaman köşeye sıkışsa kendisini savunamaz ve saçmalamaya başlardı. Şimdi de aynısını yapıyordu. Herkese aksini söylemekte inat ediyordu ama Aden'e karşı olan duyguları apaçık bir şekilde belli oluyordu.
- Hiç boşuna çırpınma dostum, otuz iki dişin birden görünüyor. Tüm günü Aden'le birlikte geçirmek sana yaramış.
Marsel cümlesi ile gülümsemeye devam ederken Arel konuyu dağıtmak isteyerek sordu.
- Sen nereden biliyorsun Aden'le birlikte olduğumu. Cezada değil miydin?
- Cezadaydım dostum, Aytar tüm gün enerjimi sömürdü ama neyse ki verdiği cezayı Zeren yaptı da ben rahat rahat oturdum. Sizi de lavaboya gittiğimde gördüm. Oldukça eğleniyordunuz.
Marsel alay etmeyi yine ihmal etmeden bitirmişti cümlesini. Kayra, Arel'i sinirlendirmemek için kısık bir sesle gülerken Arel kaşlarını çatarak sordu.
- Zeren mi? Cezayı Talya ile yapacağını düşünmüştüm.
- Öyleydi dostum ama Aytar grupları değiştirdi. Ben Zeren'le eş oldum.
Arel aldığı cevaptan oldukça memnun olarak karşılık verdi.
- Bakıyorum da bu iş oldukça hoşuna gitmiş gibi görünüyor. Bir de bize, Zeren'den korkuyorum onu hiç sevmiyorum diye poz kesiyorsun.
Kayra, Arel'in cümlesi ile gülmeye devam ederken Marsel yüzündeki tebessümü silerek kendisini savundu.
- Alakası yok dostum, o kızdan gerçekten de ödüm kopuyor.
- Yeme bizi Marsel, kızı gördüğünde elin ayağına dolaşıyor. Aşk dedikleri böyle bir şey olmalı.
Arel cümlesinin ardından yüksek bir sesle gülerken Marsel gözlerini devirerek yönünü Kayra'ya çevirdi.
- Birileri yüzündeki aptal gülümsemeyi unutmamız için karşı atak yapıyor Kayra. En iyisi onun işini kolaylaştıralım.
- Nasıl olacak o?
Arel, duyduğu cümle ile Marsel'in üzerine yastık fırlatırken Kayra kısık bir sesle gülerek sormuştu. Marsel suratına yediği yastıkla geriye doğru savrulduktan sonra ciddiyet ile sordu.
- Sen neler yaptın bugün?
- Ödev yaptık.
- Karen'le birlikte mi?
Kayra, Arel'in ima dolu sorusu ile bıkkın bir nefes bırakıp yatağına iyice yerleşerek cevap verdi.
- Sizin alaylarınızı dinleyecek zamanım yok ders çalışmam lazım.
- Bu evet demek oluyor Arel.
Kayra defteri eline alıp yatağın içine iyice gömülürken Marsel alay ile konuşmuştu. Karen'in mevzusu ne zaman geçse dalga geçtikleri için Kayra artık onları dinlemiyordu bile. Arel, Kayra'yı bugünlük rahat bırakmaya karar vererek yatağına çıkarken Marsel'de uyku pozisyonuna geçmişti. Marsel yorgunluğunu atmak istiyor, Arel ise bugün olanları tekrar zihninde canlandırmak istiyordu. Kayra ise sadece kitapta yazan metni okumak istiyordu. Üçü de yataklarında yerini aldıktan sonra alaylara son vererek sessiz kaldı.
Kayra henüz ışıkları kapanmamış olan sessiz yatakhanede dikkat ile çevirdiği metni okumaya başladı. Metnin büyük bir kısmı medyumun ne olduğundan ve görevlerinden bahsediyordu. Kayra önemsiz gördüğü kısımları atlayarak okumaya devam ederken dikkatini bir cümle çekti. Metnin orta kısımlarında "aydınlık medyumlar karanlık ayin düzenleyemez" yazıyordu. Bu cümlenin ne anlama geldiğini çok iyi kavrayamamıştı. Medyumlar ikiye ayrılıyor olmalıydı. İyi işler yapan ve kötü işler yapan medyumlar mevcut olmalıydı. Aksi takdirde bu cümleye bir anlam yüklemek mümkün değildi.
Kayra kafa karışıklığı ile metni okumaya devam ederken dikkatini bu seferde başka bir cümle çekti. "Karanlık ayinler lanetlidir. Bu laneti ancak lanetli bir ruh kaldırabilir" yazıyordu. Kayra cümleyi tekrar okuduğunda tek bir anlam çıkartabilmişti. Ayinler ikiye ayrılıyordu ve her medyum her ayini düzenleyemiyordu. Kayra bu bilgilerin iblisin hapsedilmesiyle ne gibi bir ilgisinin olduğunu düşündüğünde zihnindeki taşlar yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. İblisin hapsedildiği ayin karanlık bir ayindi bu yüzden bu ayini Belen ya da bir başka ulu düzenlemiş olamazdı. Geriye ise sadece tek bir seçenek kalıyordu, iblisin ayinini bir medyum düzenlemişti. Kayra yerine oturan taşlar ile daha çok heyecanlanarak kitabı okumaya devam etti.
Uzun bir süre ayinlerin bazı objeler ve hayvanlar aracılığıyla yapıldığını anlatan cümleleri okuduktan sonra kafasını karıştıran bir metne denk gelmişti. Metin bir süre elementler ve bu elementlerden yaratılan ırklardan bahsettikten sonra kafa karıştırıcı bir cümle ile son buluyordu. "Toprak, ateşe; ateş ise toprağa hükmedemez. Farklı elementlerden yaratılan ırklar birbirleri üzerinde hak iddia edemezler. Medyumlar ancak kendi halkları üzerinde ayin hakkına sahiptir." Kayra biten metin ile defteri kapatarak düşünmeye başladı. Kendi halkları derken neyi kast ettiğini algılayamamıştı. Fakat kafasını karıştıran asıl husus elementlerdi. Medyumu anlatan bir metinde elementlerin ne işi vardı bilmiyordu.
Kayra baş ağrısı ile geriye yaslanırken fark ettiği gerçek ile yerinden sıçradı. Kutsal kitaplarda insanın topraktan iblisin ise ateşten yaratıldığı anlatılıyordu. Kitap farklı elementlerin ırkları derken bunu kast ediyor olmalıydı. İnsanlar ve şeytanlar... fakat kafasını karıştıran bir nokta vardı. Topraktan yaratılan biri iblisi hapsetmek için ayin düzenleyemiyorsa iblisin ayinini kim düzenlemiş olabilirdi aklı bir türlü almıyordu. Bu ayini yapan medyum bir insan olamazdı ama bir şeytanda olamazdı. Çünkü şeytanların hepsi iblise itaat ediyordu. Kayra kara kara medyumun hangi varlık olduğunu anlamaya çalışırken kutsal kitaplarda yazan başka varlıkları düşünmeye başladı. Ateşten yaratılan iki varlık vardı; iblisin halkı ve cinler. Madem iblisi hapsetmek için ateşten yaratılan bir medyuma ihtiyaç vardı o zaman bu medyum ancak cin ehlinde biri olmalıydı. Kayra nihayet zihninde uçuşan düşünceleri doğru yerlere oturtmuştu. Kitaptaki suret medyuma aitti ve bu medyum bir insan değildi. O ateşten yaratılmış lanetli bir cindi.