Kasvetli ve soğuk binanın geniş salonunda gergin bir hava hakimdi. Agola her zamankinden daha stresli ve öfkeli görünüyordu. Acil durum toplantısının neden düzenlendiği bir sırdı ve toplantı üyelerinin sayısı tamamlanmadan da açığa çıkmayacaktı. Grubun bütün baş üyeleri stres ve endişe içerisinde son bir kişiyi bekliyorlardı. Sayı tamamlandığında toplantı başlayacak ve toplanma nedenlerini öğreneceklerdi. - Agola, geciktiğim için üzgünüm, toplantıya katılabilir miyim? Gergin ve sessiz bekleyişi bozan ses ile salonda ki herkes gözlerini girişe yöneltti. Agola, toplantıyı başlatmak için üzerindeki av giysileri ve bıçakları ile avdan döndüğü belli olan genç adamı bekliyordu. - Sorun değil Kazgan, bizde seni bekliyorduk. Tüm heybeti ve delici bakışları ile kapıda dikilen Kazgan, Agola'nın onu toplantıya kabul etmesi ile boş ve geniş salonun içerisine doğru ilerlemeye başladı. Zeminde iki bıçağın çarpı şeklinde durması ile oluşan sembolün üzerine geldiğinde olduğu yerde kaldı. Bu sembol iblis avcılarının sembolüydü ve Kazgan avcıların lideriydi. Salonda Kazgan ve Agola'dan başka üç kişi daha vardı. Her bir isim bir unvanın lideriydi. Agola hepsinin yöneticisi olarak toplantıları yönetiyor ve emirleri veriyordu. Bugünde aynısını yapacak ve edindiği önemli bilgiler neticesinde mühim kararlar verecekti. Salonda herkesin tastamam bir şekilde kendisi için ayrılan yerde beklediğini gören Agola zaman kaybetmeden toplantıyı başlattı. - Sevgili liderlerim, kendilerini insanlığı kurtarmak uğruna feda etmiş ve davası uğruna rahatından ve canından vazgeçmiş yol arkadaşlarım. Sizi burada toplamış olmamın önemli sebepleri var. Agola'nın cümleleri ile salondaki herkes birbirine bakmaya başlamıştı. Uzun süredir toplantı yapılmıyor olması hepsini tedirgin etmiş ve fazlasıyla meraklandırmıştı. Agola tepkileri ölçmek için salondaki herkesin üzerinde gözlerini gezdirdikten sonra onları daha fazla meraklandırmamak için konuşmasına devam etti. - Biliyorsunuz ki İblis hapsedildiğinden beri insanlık güvende. İblisin yeryüzündeki uşakları ve onu serbest bırakmaya uğraşan şeytan yardakçıları dışında huzurumuzu kaçıran bir durum uzun zamandır yaşanmamıştı. Fakat bugün aldığım bazı bilgiler durumun tersine döndüğünü gösteriyor. Agola'nın tok ve kısık sesi boş ve geniş salonda yankılanırken toplantının bütün üyeleri huzursuzluk ile yerinde kımıldanıyordu. Agola'nın şimdiye kadar anlatmış olduklarından sorunun düşündüklerinden daha büyük olduğunu anlamışlardı. Agola cümlelerini kafasında toparladıktan sonra sağ eli ile sol yanında, uzay sembolünün üzerinde dikilen ve mavi cübbesinin içerisinde yuvarlak gözlüklerinin ardından kendisini izleyen Aytar'ı işaret ederek konuşmaya devam etti. - Bilgeler toplumunun lideri, sevgili dostum Aytar uzun süredir gökyüzündeki hareketleri inceleyerek seçim gününü öğrenmeye çalışıyordu. Uzun süren çalışmaları sonunda neticeye varmış ve tutulmanın bu gece olduğunu saptamıştır. Agola'nın her cümlesi üyeler arasında bir mırıldanmaya neden oluyordu. Tutulmayı uzun süredir bütün grup liderleri bekliyordu. Beklenen günün bu gece olması Agola için neden kötü bir durumdu buna bir türlü anlam veremiyorlardı. - Agola izninizle konuşmak istiyorum. Kazgan diğerleri gibi kafasında soru işaretleri ile beklemek yerine söz hakkı istemişti. Agola anlayışlı bir şekilde başını sallayarak eli ile söz hakkını devretti. - Uzun süredir hepimiz bu tutulmayı bekliyoruz. Bu tutulma bize yeni öğrencilerimizin kim olduğunu gösterecek ve kendilerini insanlığın güvenliği için feda etmiş olan fedailer topluluğuna yeni üyeler kazandıracaktır. Bu tutulmanın bizi neden huzursuz ettiğini ve olağanüstü bir toplantı yapmamıza neden olduğunu anlamış değilim. - Kazgan doğru söylüyor Agola. Bu tutulma her yıl gerçekleşir ve bize yeni öğrencilerimizi verir. Bu yıl toplanmamızı gerektiren meseleyi hiçbirimiz anlamış değiliz. Toman, söz hakkı istemeden konuşmaya dahil olarak Kazgan'ı desteklemişti. Ayaklarının altında yer alan kalkan sembolünün üzerinde muhafızlar topluluğunun lideri olarak yer alıyordu. Uzun sakalları ve orta boy saç uzunluğu ile sıradan bir insana benziyordu. Agola kendisine yöneltilen sorular ile uzun beyaz sakallarını karıştırarak merak edilen hususları aydınlatmaya karar verdi. - Kazgan'da, sen de çok haklısın Toman, bu tutulmayı uzun süredir bekliyorduk. Fakat bu tutulmayı önceki tutulmalardan ayıran bir konu var. O da uşakların yapmış olduğu ayin. Agola'nın cümleleri herkeste büyük bir şoka sebep olmuştu. İblisin uşaklarından uzun süredir haber alınamıyor ve tamamen yok olduklarına dair büyük iddialar öne sürülüyordu. Fakat şimdi geri dönmüş olmaları hem şaşırtıcı hem de can sıkıcı olmuştu. - Efendim, yıllardır İblisin uşaklarından haber alınamıyordu. Biranda ortaya çıkma sebepleri ne olabilir? Yaşından dolayı kırışmış yüzünü endişe tohumları kaplamış olan Belen, yerdeki kitap sembolünün üzerinde, beyaz cübbesinin içinde kısık bir sesle söze dahil olmuştu. Toplantının tek kadın üyesi olan ihtiyar Belen, ulular topluluğunun lideriydi. Kutsal öğretiler ile ayinler düzenleyip insanlık için İblisle büyük bir savaş veren bu topluluk fedailer için fazlasıyla önemliydi. - Bunu şuan için bizde bilmiyoruz Belen. Biliyorsunuz ki İblis hapsedildikten sonra uşaklarının büyük bir kısmı yok edildi fakat azınlık bir grup kaçıp saklanmayı başardı. Uzun yıllar sessiz sedasız gözlerden uzak yeni planlar kurmuş olmalarından şüpheleniyorum. Biliyorsunuz ki eğer eski güçlerine kavuşurlarsa İblisi tekrar serbest bırakabilirler. Bu da bizim için, özelliklede insanlık için hiç iyi olmaz. Dört liderde, Agola'nın cümlelerini huzursuzluk ile dinlemişti. Aldıkları bu haber sıkıntı dolu günlerin geri döndüğünü gösteriyordu. Uzun süredir sıkıntıdan uzak normal bir hayat süren fedailer topluluğu artık eski zamanlarına geri dönmeli ve canla başla savaşmalılardı. - Peki ayinin ne için olduğunu biliyor muyuz? Belen ihtiyar görüntüsünün aksine oldukça dirayetli ve genç bir sesle sordu sorusunu. Herkes merak ile sorunun cevabını bekliyordu. Bu bilgiye sahip olmak ellerinde önemli bir ipucunu barındırmalarını sağlayacaktı. - Maalesef Belen, bu bilgiye henüz sahip değilim. Sizi buraya toplamamda ki en büyük neden de bu. Agola herkesin üzerinde gözlerini gezdirip nabız yokladıktan sonra konuşmaya devam etti. - Bugün hepinize önemli görevler vereceğim. Belen! - Sizi dinliyorum efendim. Belen, Agola'nın adını seslenmesi ile ellerini önünde bağlayıp saygı ile başını yere eğmişti. Agola'nın vereceği görev herkes için çok önemliydi. Bu yüzden herkes sırasının gelmesini bekliyordu. - Senden ulular meclisini toplamanı ve bir karşı ayin düzenlemeni istiyorum. Bugün ay tutulması ile birlikte göğün kapıları açılacaktır. Şeytanların bu dünyaya geçişlerini önlemek için göğün kapılarını tutabildiğin kadar kapalı tutmanı ve boyutlar arası geçişlerini önlemeni istiyorum. - Emredersiniz efendim. Belen başını hafifçe eğerek karşılık verdikten sonra yönünü tekrar karşıya dönerek Agola'nın konuşmasını dinlemeye koyuldu. - Aytar! - Sizi dinliyorum efendim. Aytar'da, Belen gibi ellerini önünde birleştirip yönünü Agola'ya dönerek görevinin ne olduğunu öğrenmek için beklemeye başladı. - Bilgeler konseyini topla ve tutulmanın tam saatini öğren. Zamanlama bizim için çok önemli. - Emredersiniz efendim. - Toman! Aytar aldığı komuttan sonra önüne dönerken sıra muhafızların lideri Toman'a gelmişti. - Sizi dinliyorum efendim. - Bu gece şeytanlar aralanan göğün kapısından içeri sızıp kendilerine beden arayacaklardır. Bu kadar fazla bedeni bulamayacaklarını bildikleri için uşaklar onlara yardım edecektir. Bütün muhafızları topla ve sokaklara yayılın. Bu gece insanlara saldırı düzenlenebilir. - Emredersiniz efendim. - Kazgan! Toman'da görevini aldıktan sonra sıra avcıların lideri Kazgan'a gelmişti. Aslında o görevini zaten biliyordu. Her tutulmada aynı görevi üstleniyor olmak artık onu bu işte usta yapmıştı. - Sizi dinliyorum efendim. - Avcıları topla ve şeytan avına çık. Uşaklar insanlara saldırırken, boyut kapısından geçmeyi başaran şeytanlar seçilen öğrencilere saldıracaklardır. Bu gece her zamankinden daha kanlı geçecek. Her tutulmada olduğu gibi bu tutulmada da göreviniz şeytan avı. Yeni öğrencileri korumalısınız, onlar bu topluluğun geleceği. - Emredersiniz efendim. - Şimdi hepiniz gidin ve insanlık için vermiş olduğum görevleri yerine getirin. Agola ellerini iki yana açarak konuştuktan sonra toplantı salonu anında boşalmış ve bütün liderler görevlerinin başına geçmişti. Aytar gökyüzünü net bir şekilde gören atölyesinde bilgeler konseyi ile birlikte derin bir çalışmaya koyulmuştu. Herkes canla başla gökyüzünü inceliyor ve tutulmanın ne zaman olacağına dair hesaplamalar yapıyordu. Kısa ve yorucu bir çalışmanın ardından nihayet bir neticeye varmışlardı. - Çabuk Agola'ya ve liderlere haber götürün. Tutulma bir saat sonra başlayacak. Haberciler dört koldan bilgiyi yetiştirmek için atölyeden ayrılmış ve Aytar'ın görevi bu gecelik son bulmuştu. İhtiyar Belen, ulular meclisini toplamış ve yüksekçe bir dağa tırmanmıştı. Ayini yapmak için yeryüzünün gökyüzüne en yakın olduğu dağı seçmişler ve tutulma başlamadan önce tüm hazırlıklarını yerine getirmişlerdi. İhtiyar Belen, ayin için oluşturulan çemberin tam ortasına geçmiş ve pelerinlerinin altında yüzleri görünmeyen ulular meclisini seyre dalmıştı. Bugünkü ayin her zamankinden daha yorucu ve zor olacaktı. Göğün kapılarını kapalı tutmak hiçte kolay olmayacaktı. Bilgeler konseyinden gelen bilgiye göre tutulma bir saat sonra başlayacaktı. Bu yüzden uzun bir bekleyişin ardından tutulmanın başlaması ile İhtiyar Belen ayini başlattı. Ellerini gökyüzüne doğru açan Belen ile birlikte çember oluşturan ulular meclisi ellerindeki kitaplardan ayin için gerekli duaları okumaya başladılar. Ayinin başlaması ile sadece dağın tepesinde hissedilen bir fırtına peyda olmuştu. Gök gürültüsü ve sağanak yağış, okunan dualar ve Belen'in gökyüzüne haykırışları ile daha da çoğalıyordu. Toman bütün muhafızları durumdan haberdar etmiş ve kısa zaman içerisinde çabucak bir plan yapmıştı. Muhafızların hepsi bir ruh gibi bütün sokaklara, bütün caddelere dağılmış ve yüzlerini göğe çevirmişlerdi. Tutulmanın başlaması ile onlarında görevleri başlayacak ve belki de canlarından olacaklardı. Fakat kendilerini adadıkları dava uğruna her şeyi göze almış ve insanlık için bir gece daha caddelere dağılmışlardı. Bütün avcılar Kazgan'ın emri ile her zaman toplandıkları harabe binada toplanmış ve Kazgan'ın emrini beklemeye koyulmuşlardı. Üzerlerindeki savaş giysileri ve savaş aletleri ile birer kıyım makinasına benziyor olsalar da onlar insanlık için savaşan bir gruptu. Daha yeni avcı olmuş gençler yerlerinde heyecan ve arzu ile kımıldanırken bu işte yıllarını devirmiş olan tecrübeli avcılar bir problem olduğunu anlamışlar ve tedirginlik içerisinde liderlerinin konuşmasını beklemeye koyulmuşlardı. - Agola'dan emir geldi, tutulma bu akşam. Her zaman ki gibi amacımız yeni öğrencileri korumak ve şeytan avlamak. Fakat bugün farklı bir durum daha var. İblisin uşakları yeniden baş gösterdi. Bu gece sadece şeytanları değil uşakları da avlamanızı istiyorum. Tutulma bir saat sonra başlayacak şimdi gidin ve görevinizi yapın. Kazgan'ın konuşması boyunca kimseden çıt çıkmamıştı. Herkes kararlı bir şekilde emri aldıktan sonra hızla salonu terk etmeye başlamıştı. Bu gece onları kanlı bir kıyım bekliyordu. ⚔️⚔️⚔️ Her günkü gibi bir yaz akşamında Kayra yine gece mesaisi için iş yerine gidiyordu. Batmak üzere olan güneş altın sarısı saçlarına vurup olduğundan daha parlak gösterirken uzun bacakları caddeleri arşınlıyordu. Beyaz teni yer yer güneş yanıkları ile kaplanmış ve kaslı vücudu daha belirgin bir hal almıştı. Onu dışarıdan gören birisi kesinlikle bir manken olduğunu ya da profesyonel bir sporcu olduğunu düşünebilirdi ama kimse onun benzinlikte çalıştığına ihtimal vermezdi. Yakışıklı ve büyüleyici görüntüsünün aksine yaşantısı bir o kadar içler acısıydı. Hayatı hep orada burada sefillik ve yalnızlık içerisinde geçmişti. Hayal kurmak gibi bir lüksü hiçbir zaman olmamış ve sadece yaşamını sürdürebilecek kadar para kazanmıştı bunca zaman. Onun için en kötü olan taraf ise bu yaşantıyı kanıksamış olmasıydı. Hayatını değiştirmek için çaba harcamıyor ve ömür boyu böyle yaşamaya razı geliyordu. Ne mutluluk nede hüzün hissetmeden iş yerine doğru ilerlerken kulağına dolan zil sesi ile dikkatini telefonuna yöneltti. Ekranda gördüğü isim ile şaşırmadan açtı telefonu. - Efendim. - Ne yapıyorsun? Arayan uzun yıllardır arkadaşlık yaptığı ve son iki yıldır aynı evde birlikte yaşadığı Arel'di. İkisinin de ailesiz büyümeleri ve hayatı tek başlarına sırtlamış olmaları birbirlerine yakınlaşmalarında yardımcı olmuştu. Birbirlerine bir dosttan öte kardeş, kardeşten de öte aile olmuşlardı. - İşe gidiyorum sen? - Bende işten dönüyorum. Kardeşim biz bu gidişle birbirimizi göremeden öleceğiz. Arel'in cümlesi ile Kayra kısık bir kahkaha atmıştı. Uzun bir süredir Arel gündüz, Kayra ise gece çalışıyordu. Birbirlerini görmeden işe gidiyorlar ve yine birbirlerini göremeden eve dönüyorlardı. - Bir önerin var mı bu durum için? - Senin işten ayrılman. Arel, kendisine sorulan soruya ciddiyetle karşılık verdikten sonra gülmeye başlamıştı. Kayra, onun saçma sapan çözüm önerisine aldırış etmeden tekrardan konuşmaya başladı. - Benim daha güzel bir çözüm önerim var kardeşim, akşam benzinliğe gel maç izleyelim. - Maç dedin beni can evimden vurdun dostum. Bir saate oradayım. Arel, Kayra'nın teklifini büyük bir mutluluk ile kabul etmiş ve telefonu kapatmıştı. Kayra hem benzinlikte tek başına sıkılıyor olması hem de Arel'i uzun zamandır görmüyor olmasından dolayı bu plana içi kıpır kıpır olarak benzinliğe doğru yol almaya devam etti. İkisi de bu gece başlarına geleceklerden bir haber yaptıkları plana seviniyorlardı. Bir saat su gibi akıp geçmiş ve Arel benzinliğe gelmişti. Benzinliğin kapısındaki iki pompacı dışında kendilerinden başka kimse yoktu benzinliğin marketinde. İki arkadaş yalnız olmanın verdiği rahatlık ile sakin geçen son anlarının tadını çıkartmaya başladılar. - Ben sanırım depresyondayım kardeşim. Kayra iş kıyafetleri içerisinde kasanın önünde bekleyen müşterinin ücretini alırken duyduğu cümle ile şaşırarak yönünü sağ tarafına döndü. Arel dönen sandalyeye vücudunu yayarak oturmuş bir yandan duvarda asılı olan televizyonda maç izlerken diğer yandan alakasız bir konuya giriş yapmıştı. Kayra bir anda bu konunun nereden çıktığını merak ederek Arel'e bakarken onun cümlesinin devamını getirmeyeceğini anlayarak sordu. - Neden? - Baksana hayatıma, iş ev, ev iş. Hiçbir sosyal aktivitem yok, ailem yok, arkadaş grubum yok... bunların hepsini bir kenara bıraktım sevdiğim bir kız bile yok. Yirmi yaşındayım ama kendimi seksen yaşında gibi hissediyorum. Arel'in serzenişleri Kayra'yı epey güldürmüştü. Birlikte oldukları altı yıl boyunca Arel'den sürekli hayat kaygılarını ve bezginliğini dinlemek artık bu cümlelerini ezberlemesine neden olmuştu. - Bir de amaçsızlık var. Kayra'nın sessizce söylediği cümle ile Arel bütün dikkatini ona yönelterek sordu. - Efendim? - Sen hep diyorsun ya hayata gelmiş olmamızda bir amaç olmalı böyle boş boş nereye kadar yaşayacağız diye, onu diyorum. - Aynen öyle dostum. Her insan bir amaç uğruna gelir bu hayata. Kimi doktor olmak için, kimi baba olmak için, kimi eğlenmek için... bizde bunların hiçbiri yok. Ot gibi yaşıyoruz bu hayatı. Hatta ottan da beter. Onlar hiç değilse hiçbir iş yapmıyor. Biz köpek gibi çalışıp karşılığında hiçbir şey alamıyoruz. Bıktım böyle yaşamaktan. Kayra, Arel'in sıkıntısının bu sefer düşündüğünden daha büyük olduğunu anlamıştı. Her zaman hayata karşı isyan eden Arel'de bu sefer farklı bir sıkıntı vardı. - Senin neyin var? Bilmediğim bir şey mi oldu? Kayra kasanın yanında ilgilendiği işleri bırakarak tüm ilgisini ve dikkatini Arel'e yöneltti. Arel kendisine yöneltilen soru ile yerinde huzursuzluk ile kıpırdandıktan sonra daha fazla dayanamayarak ağzındaki baklayı çıkarttı. - İşten kovuldum. - Ne! Nasıl becerdin onu? - Müşteriyle kavga ettim, hemen çıkarttılar işten. Haklı mıyım, değil miyim önemsemediler bile. Kayra, Arel'in keder içinde yapmış olduğu felsefeye gülmemek için kendini zor tutuyordu. Arel gerçekten de ufak çaplı bir depresyon geçiriyor ve kafasında kurup kurup konuşmaya devam ediyordu. - Ama iyi oldu, zaten sevmiyordum o işi. Böyle işler bana göre değil. Çocukluğumdan beri hep asker olmak istiyordum zaten. Asker olup o savaş senin bu savaş benim gezmek istiyordum. Kayra, Arel'in kendi kendine konuşmasını dikkatle dinlerken duyduğu son cümle ile kendini daha fazla tutamayarak gülmeye başlamıştı. Arel onun bu tepkisine ters ters baktıktan sonra alınganlık ile sordu. - Neye gülüyorsun komik mi? Asla gerçekleşemeyecek olan hayallerimi anlatıyorum burada. - Sen asker olduğunda gezmeyi mi planlıyordun? - Evet. Arel, Kayra'nın alay dolu sorusuna kaşlarını çatarak karşılık verdi. Kayra aldığı cevap ile daha fazla gülerken kahkahalarının arasında konuştu. - Git şuradan Arel, savaşın ortasında nasıl gezebilirsin ki? Daha da önemlisi öyle bir durumda nasıl mutlu olabilirsin? - Ben vahşet seviyorum dostum. Bir merminin beyne saplanma sesini, bir bıçağın insan etine girerken çıkarttığı o vıcık sesini, kan kokusunu ve acı feryatları dinlemeyi seviyorum. Böyle bir hayata geçiş yapmak için her şeyimi verirdim. Arel, Kayra'yı korkutmak ve birazda sinirlendirmek için abartarak konuşmuştu. Kayra onu ağzı bir karış açık dinledikten sonra hayretler içerisinde çıkıştı. - Sen kafayı yemişsin Arel. - Neden öyle diyorsun dostum? Sen hiç böyle bir hayatın olsun istemedin mi? - Tabi ki de hayır. Psikopat mıyım ben? Arel, Kayra'nın tepkisine gür bir kahkaha patlattıktan sonra tekrar konuştu. - Hayır dostum, psikopat olan benim, sen sosyopatsın. - Areeell! Kayra, Arel'in sürekli kendisini sosyopat olarak adlandırmasına epey sinirleniyordu. Arel ise onu kızdırmak için ısrarla bu kelimeyi kullanmaya devam ediyordu. Kayra'nın içine kapanık, sakin ve sessiz bir kişiliğe sahip olması Arel'in dışadönük, asi ve öfkeli karakterine oldukça zıt düşüyordu. Bu yüzden kendisine her zaman psikopat, Kayra'ya ise sosyopat hitabında bulunuyordu. - Dostum gerçekten bir düşünsene, bu gece savaş çıkıyormuş ve ikimizi birden savaşa çağırıyorlarmış. Ben bu işe hemen uyum sağlarım ama seni savaşırken hayal edemedim. - Fazla hayalperestsin Arel. Arel'in heyecan ile söylediği ihtimale Kayra sakin ve gelişigüzel bir şekilde karşılık vermişti. Arel bu gece olacaklar içine doğmuş gibi yerinde heyecan ile kımıldanırken dışarıdan gelen gürültüler ile ikisi de dikkatini cama yöneltti. - O ses neydi? Arel çatık kaşlar ile sorduğu sorudan sonra cevap beklemeye başladı. Kayra kasanın yanındaki camdan bir süre dışarısını izledikten sonra karşılık verdi. - Bilmiyorum, dışarısı her zamankinden daha karanlık. Ay ışığı bile yok, hiçbir şey görünmüyor. - Hayvan hırlamasına benziyordu. Arel'in ses hakkındaki düşüncesinden sonra Kayra bakışlarını camdan çekerek ona yöneltti. - Bana insan inlemesi gibi geldi. İki arkadaş şaşkın şaşkın sesin neye ait olduğunu tartışırken dışarıdan gelen daha kuvvetli bir gürültü ile tüm dikkatlerini kapıya yönelttiler. Bir fırtınanın çatıyı söküp uçurmasına benzeyen ses ikisini de bir hayli tedirgin etmişti. Kayra halâ camdan neler olup bittiğini görmeye çalışırken Arel daha fazla dayanamayarak oturduğu yerden kalkıp kapıya doğru ilerlemeye başladı. - Nereye? - Dışarıda neler oluyor öğrenip geleceğim. Sen burada kal dostum, eğer savaş çıktıysa bir de seni korumakla uğraşmayayım. Kayra, Arel'in böyle bir durumda bile nasıl olup da alay edebildiğine anlam veremiyordu. - Gel buraya Arel, çıkma dışarı. Arel, Kayra'nın seslenişlerini umursamayarak hızla kapıyı açıp dışarı çıktı. Zifiri karanlık gökyüzü nedeni ile dışarıda hiçbir şey görünmüyordu. Dikkat ile bir süre etrafını izledikten sonra dışarıdaki çalışanlardan birinin hareketsiz bir şekilde yerde yattığını gördü. Panik ve endişe içerisinde hızla adamın yanına koşup yüzünü kendisine çevirdiğinde irkilerek geri çekildi. - Ne oldu? Kayra, Arel'i tek başına bırakamamış ve peşinden dışarı çıkmıştı. Arel'in ani tepkisi ile merak ederek sorduğu soruyu Arel hayretler içerisinde kalmış bir şekilde cevapladı. - Ölmüş. Kayra duyduğu kelime ile hızla adamın yanına geldiğinde mide bulandırıcı bir görüntü ile karşılaştı. Adamın yüzü kana bulanmış ve vücudundan iğrenç bir koku yayılıyordu. Bir ölünün bu kadar çabuk koku yayması oldukça tuhafta olsa şuan bunu düşünecek durumda değildi. Panik ile adamı kimin öldürdüğünü düşünürken yerde yatan adam bir anda ayağa kalkmıştı. Arel ve Kayra dehşet içerisinde bunun nasıl olduğuna anlam vermeye çalışırken adam bir anda yönünü onlara çevirdi. - İyi misin? Kayra olumlu bir yaklaşım sergilemek için yapıcı bir sesle sordu sorusunu. İkisi de heyecanla karşılarında kanlar içerisinde dikilen adamdan cevap bekliyordu. Adam boş ve korku veren bakışlar ile ikisini birden süzdükten sonra boynunu omuzlarının üzerinde tam tur çevirerek bakışlarını tekrar Kayra ve Arel'e çevirdi. Çıkan kemik çatırtıları ve et ezilme sesi ile yüzünü buruşturan Arel ve Kayra şahit oldukları görüntü ile dehşete kapılarak yönlerini benzinliğin marketinin girişine çevirdi. Tam kapıdan içeri girmek üzereyken benzinliğin kapısında bitip karşılarına dikilen adam ile geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu adamda diğeri gibi kanlar içerisinde kalmıştı ama halâ ayakta dikiliyor ve öldürücü bakışlar atıyordu. Kayra şok içerisinde bir arkalarından yaklaşan adama birde karşılarına dikilen adama bakıyordu. Her ne kadar insan olsalar da normal bir insana benzemiyorlardı. Gözlerindeki karanlık bakış içini ürpertiyor ve tehlikede olduklarını fısıldıyordu. Arel bu oyuna daha fazla katlanamayarak öfke ile karşısındaki adamın üzerine yürümeye başladı. Adamların kendilerine saldıracakları çok belliydi ve Arel bunca zamanki kavga deneyimlerine bakarak ilk saldıranın kendisi olması gerektiğini düşünüyordu. Fakat bunun sıradan bir kavga olmadığını anlaması pekte uzun sürmeyecekti. Karşılarında dikilen adam Arel'in üzerine yürümesi ile kulakları sağır eden bir çığlık atmıştı. Ağzındaki siyah salyalar etrafa saçılırken göz bebekleri yok olmuş ve gözleri bembeyaz bir görüntü almıştı. Arel karşılaştığı bu manzara ile geri adım atarak dehşet içerisinde karşısındaki adama bakarken Kayra onu kolundan tutmuş ve şehrin içerisine doğru koşmaya başlamıştı. 🛡🛡🛡 - Dikkatli ol tamam mı kızım? Gece dışarı çıkma. - Tamam anne! Karen dolaptan aldığı suyun kapağını açmaya uğraşırken bezginlik ile verdi cevabını. Annesi her akşam yaptığı gibi güvenlik nutukları çekip sık sık tembih ediyordu. Her ne kadar bu durumdan fazlası ile sıkılmış olsa da annesine belli etmeden bugünlük de kapatmıştı telefonu. Soğuk suyunu içip bir yandan da sokağı izlerken annesinin son zamanlarda neden böyle olduğunu düşünmeden edemiyordu. Aile evinde yaşarken bu kadar fazla üstüne düşmüyor ve onu kısıtlamıyordu. Fakat okul için şehir değiştirip kendi evinde yaşamaya başladığından beri sürekli arayıp nasihat veriyordu. Annesinin bu evhamlarının ayrı yaşamaya alışana kadar devam edeceğini düşünerek sokağı izlemeye devam etti. Tutulma nedeni ile her zamankinden daha karanlık olan sokağı zar zor aydınlatan gece lambalarının altında bir hareketlilik vardı. Sokak her zaman ki tenhalığının aksine bugün fazlası ile doluydu. Sokağın köşelerine sinmiş siyah giyimli insanlar dikkatini çekmişti. Hepsi bir yere gizlenmiş etrafı kolaçan ediyorlardı. Karen onların ne yapmaya çalıştığını anlayamayarak daha dikkatli izlemeye başladı. Kısa bir süre hepsi hareketsiz kalmış ve hiçbir şey yapmamışlardı fakat sokağın ucundan koşarak gelen ve kendi binasına yönelen bir adam ile hepsi birden sindikleri köşelerden çıkıp adamın üzerine saldırmıştı. Karen bütün bu olup bitenleri şaşkınlık ile izlerken koşarak gelen adamın öldürülmesi ile dehşete kapıldı. Gözlerinin önünde bir cinayet işlenmiş ve o her şeye şahit olmuştu. Korku ile ne yapacağını düşünürken polise haber vermek için koşup telefonunu aldı fakat kapının kuvvetli bir şekilde kırılması ile tuşları çeviremeden dikkatini o tarafa yöneltti. Kanlar içerisindeki bedeni ile kendisine öldürücü bakışlar atan adamı fark etmesi nutkunun tutulmasına neden olmuştu. Elindeki telefon korku ve panik nedeniyle düşüp koltuğun altına kaymış ve artık yardım çağırma umudu da yerle bir olmuştu. Karşısında dikilen adamın ağzından akan siyah salyaları görmesi ile dehşeti artarken ağzından bir çığlık koptu. Adam onun korku çığlına aldırış etmeden üzerine saldırmıştı fakat pençeyi andıran tırnakları Karen'i bulamadan adam odanın diğer köşesine savrulmuştu. Karen korku ile kendisini odanın bir köşesine gizleyip olan biteni izlemeye koyuldu. Nereden çıktığını ve neden kendisine yardım ettiğini bilmediği adam ellerinde bıçaklar ile karşısındakini öldürmeye çalışıyordu. Saldıran adam insan dışı sesler çıkartıp garip hareketler yapıyordu ama diğer adam ona aldırış etmiyordu. Uzun bir boğuşmanın ardından ikili oturma odasından koridora çıkmış ve kavgalarına orada devam etmeye başlamışlardı. Karen onların uzaklaşmasını fırsat bilerek kendisini dış kapıya atmaya çalıştı fakat boğuşan ikili sürekli yer değiştiriyor ve onun dışarı çıkmasına engel oluyordu. Karen korku ve dehşet içerisinde kara kara ne yapacağını düşünürken siyah kıyafetli adam bıçağını karşısındakinin tam göğsüne sapladı. Acı dolu bir feryat kulakları doldururken diğer adam yerde hareketsiz kalmış ve kavga son bulmuştu. Karen bir cinayete daha şahit olmanın verdiği şaşkınlık ve şok ile olduğu yere sinerek buğulu gözlerle yerde yatan adamı izlemeye başladı. Bu gece olanlar ona fazlası ile ağır gelmişti. Bu adam kimdi ve ne için kendisine saldırmıştı en ufak bir fikri dahi yoktu. - İyi misin? Keder ile yerde yatan cesedi izlerken karşısına dikilip kendisine soru soran adam ile dikkati dağıldı. Orta yaşlı, kumral ve iri yarı olan bu adam kimdi bilmiyordu. Fakat ondan korkmadan da edemiyordu. Her ne kadar hayatını kurtarmış olsa da birisini öldürmüştü ve bu Karen için fazlası ile tehlikeli bir hareketti. - Kimsin sen? Neden bana yardım ettin? Bu adam da kimdi? Karen korku ile ayağa kalkarak kendisini birkaç adım geri attı. Karşısındaki bu adamdan öldüresiye korkuyor olsa da sorularının cevaplarını almak istiyordu. Aslında böylesine saçma ve gelişigüzel sorular ona göre değildi ama korku nedeni ile ne yaptığını bilmiyordu. - Ben Toman, şimdilik sadece bunu bilmen yeterli. Diğer sorularının cevaplarını daha sonra alacaksın. Şimdi benimle gelmen gerekiyor. Toman yapıcı bir sesle verdiği cevabın ardından elini uzattı. Fakat Karen bu hareket ile daha fazla tedirgin olarak kendisini birkaç adım daha geri çekti. - Uzak dur benden. Seninle hiçbir yere gelmiyorum. - Adın ne bilmiyorum ama şunu bilsen iyi olur küçük hanım. Eğer şimdi benimle gelmezsen bu adam gibi binlercesi bu gece seni öldürmeden durmayacak. Karen, gözlerini Toman'ın kurduğu cümle ile yerde yatan adama çevirdi. Onun normal bir insandan farklı olduğunu anlamıştı fakat tam olarak ne olduğunu bilmiyordu. Burada yalnız kalmak istemiyordu ama Toman'a da bir türlü güvenemiyordu. - Dışarıda birini daha öldürdüler, kim bunlar? Benden ne istiyorlar? - Adın ne? Toman büyük bir sabır göstererek sakinlik ile sordu. Karen cevap vermek konusunda kararsız bir şekilde bir süre Toman'ı izledikten sonra ince bir sesle cevapladı. - Karen. - Şimdi beni iyi dinle Karen, sana olan biten her şeyi daha sonra anlatacağım ama şimdi vakit yok. Senin gibi bir sürü insan tehlikede buradan hemen ayrılmalıyız. Toman sabır ile Karen'in elini tutmasını bekliyordu. Biran önce buradan ayrılmalı ve görevine devam etmeliydi. Fakat Karen tedirgin davranıyor ve kararsız görünüyordu. Toman, Karen'in şüpheli tavrına daha fazla dayanamayarak konuşmaya başladı. - Niyetim sana zarar vermek olsaydı kurtarmazdım Karen. Hadi vaktimiz azalıyor. Karen, Toman'ın ikna edici tavrına daha fazla dayanamayarak elini tutup evden ayrıldı. Ona halâ güvenmiyordu ama tekrar saldırıya da uğramak istemiyordu. Burada neler olup bitiyor biran önce öğrenmeli ve bir çözüm yolu bulmalıydı. 🪐🪐🪐 - Onlar neydi öyle? Arel uzun bir koşunun ardından hiç bilmedikleri bir sokak arasına geldiklerinde durarak haykırdı cümlesini. Sesinden korku okunuyordu. Nefes nefese kalmış olması bile umurunda değildi. Kayra bir yandan ellerini dizlerine koymuş nefesini düzene sokmaya uğraşıyor diğer yandan da olanları idrak etmeye çalışıyordu. Gördükleri manzarayı bir ömür unutmayacaktı. Ölü bir insanın tekrar dirilmesi ve insan dışı bir hal alması... bunlar ne demek oluyordu bilmiyordu ama bu işin peşlerini bırakmayacağını çok iyi biliyordu. - Abi sana diyorum, neydi onlar? - Nereden bileyim ben Arel! Arel'in panik içerisinde sorduğu soruya Kayra sert bir tepki verdi. Bu tepkisi Arel'e değil biraz önce yaşamış oldukları tuhaf manzaraya aitti. Arel aldığı cevap ile ellerini saçlarının arasına geçirerek başını tuttu. Hayatı sokaklarda kavga dövüş, hır gür ile geçmişti ama bu kadar korktuğu başka bir an daha hatırlamıyordu. Bu gece yaşadıkları ona neredeyse bir ömür yetecekti. - Adam gerçekten ölmüş müydü, iyice baktın mı? - Beyni asfalta akmıştı Kayra, bir insanın o halde yaşaması mümkün değil. Kayra, halâ olan bitenlerin sıradan bir olay olduğuna kendisini inandırmaya çalışıyordu fakat Arel'in cümleleri buna engel oluyordu. Arel ve Kayra şok içerisinde etraflarını inceleyip bir çıkış yolu ararken karşılarındaki binanın balkonundan atlayan adam ile oldukları yerde donup kaldılar. Diğer iki adam gibi o da tuhaf bakışlar atıyor ve garip sesler çıkartıyordu. - Hay ben böyle işin... Kaç! Arel karşısında bulduğu adam ile küfürü bastıktan sonra Kayra'nın kolundan tutup yönünü değiştirmişti fakat kaçmaya fırsat bulamadan yolu bir başka adam tarafından kesilmişti. Kısa bir süre içerisinde kendilerini beş kişilik bir çemberin içinde bulmuşlar ve kapana kısılmışlardı. - Mantar gibi her yerden türüyorlar. Kimsiniz lan siz? Arel korku ve panik ile bir yandan kendi kendine konuşuyor diğer yandan da adamlara soru yöneltiyordu. Fakat adamlar farklı bir dil konuşuyormuş gibi boş ve bir o kadar da tehlikeli bakışlar atıyordu. Kayra ve Arel korku ile etraflarını inceleyip bir kaçış yolu ararken adamların üzerlerine saldırmaları ile birbirlerinden kopmuşlardı. Arel, Kayra'ya yapılan saldırıyı görmüş ve hemen karşı koymuştu. Cebinden çıkarttığı bıçağı adamın boynuna savurup kestiğinde adamda acı feryatlar dışında hiçbir acı veya yaralanma belirtisi olmadı. Boynundan fışkıran kanlar umurunda değilmiş gibi saldırmaya devam ediyordu. Arel bıçağı adamın her yerine gelişigüzel saplıyor ama adam sersemlemiyordu bile. Kayra'nın durumu ise daha fenaydı. Elinde ne bir sopa nede bir bıçak hiçbir şey yoktu. Çıplak ellerle dövüşmek onu bir hayli zorluyordu. İki arkadaş yavaş yavaş sonlarının geldiğini düşünürken Kayra'nın karşısındaki adam gözüne saplanan bıçak ile olduğu yere yığıldı. Arel ve Kayra daha neler olduğunu bile anlayamamışken bir kadın ve bir adam çemberin içerisine girmiş ve dövüşmeye başlamıştı. Bunların kim olduğunu bilmiyorlardı fakat Arel içinden onların MİT ajanı olduğunu geçiriyordu. Onun için bu kadar iyi dövüşmek sıradan bir insana göre değildi. Ayrıca bu gece yaşadıkları saçma sapan olaylara da daha mantıklı bir açıklama bulamıyordu. Kayra ve Arel şaşkınlık içerisinde dövüşen kadın ve adamı izlemeye devam ettiler. Arel bıçak yaraları ile yere yığılan adamları izlerken hayrete kapılıyordu. Kendisi de bir sürü yara açmıştı ama adamlarda en ufak bir değişiklik olmamıştı. Kayra ise dehşet içerisinde ölen adamları sonra da onların yerini alan yeni saldırganları izliyordu. Adeta bir kısır döngüye girmiş gibi sürekli aynı senaryo yaşanıyordu. İki arkadaş bir kaçış yolu bulmak için etraflarını seyre koyulduklarında gördükleri manzara ile oldukları yerde kalmışlardı. Sokağın tamamı birbirini öldürmeye çalışan insanlarla kaplanmıştı. Polis ne yapıyordu en ufak bir fikirleri yoktu ama bu gece işlerinin başında olmadıkları kesindi. Arel, kendilerine yardım eden kadının düştüğü zor durumu fark ettiğinde hızla olduğu yerden ayrılıp kadının arkasına geçerek ona saldıran iki kişiyi uzaklaştırdı. Olup biteni sonradan fark eden ve kim olduğunu dahi bilmediği koyu kumral kadın hülyalı ve davetkâr bakışlar eşliğinde Arel'i baştan aşağı süzerek konuştu. - Etkilendim. Arel'in ağzı bir karış açık kalmıştı. İçlerinde bulundukları durum göz önünde bulundurulduğunda kadının çatlak olduğunu düşünmeden edemiyordu. Böylesine bir durumun içindeyken bile nasıl flört edebiliyordu aklı almıyordu. - Hadi artık Belen! Takatim kalmadı. Arel ve Kayra şaşkın bakışlarını bu seferde yan tarafta yüzünü göğe çevirip konuşan adama çevirdiler. Oldukça yaşlı görünüyordu ama neredeyse yirmisinde bir genç gibi dövüşüyordu. Atikliği ve çevikliği insanları ona hayran bırakacak cinstendi ama Kayra'nın aklı başka bir konuya takılmıştı. Belen kimdi ve bu adam neden ondan yardım bekliyordu anlayamamıştı. Çabucak akıp giden kısa bir sürenin ardından ay ışığı sokakları aydınlatmaya başlamış ve saldırganların çoğu öldürülmüştü. Kayra ve Arel etraflarındaki ölüm çemberinin yok olmasından dolayı büyük bir rahatlama yaşarken üzerlerine dikilen bir çift siyah göz ile tedirginliklerini yeniden yaşamaya başlamışlardı. En başta yardımlarına gelen esmer adam delici bakışları ile ikisini birden süzüyor ve onları huzursuz ediyordu. - Siz de kimsiniz? Arel onun bu rahatsız edici bakışlarına daha fazla dayanamayarak sordu. Kavgadan dolayı eli yüzü yara bere içerisinde kalmış ve ağzı ile burnundan kanlar boşalmaya başlamıştı. Fakat bu onun için sıradan birkaç yaraydı, sürekli bedeninde taşıdığı normal birkaç yara. - Sabırlı ol öğreneceksin. Onları göz hapsine alan kaslı adam soruya tekdüze bir cevap verdikten sonra yönünü birlikte savaştığı kadına çevirerek konuştu. - Feray, ben yeni öğrencileri toplanma alanına götüreceğim. Sizde sokakları temizleyin. - Nasıl istersen Kazgan. Arel ve Kayra, ikilinin isimlerini öğrendikten sonra onları daha dikkatli incelemeye başlamıştı. Kazgan'ın hepsine emirler veriyor olması onun grup lideri olduğunu kanıtlıyordu. Genç yaşına rağmen ihtiyarlar bile onun önünde saygı ile eğiliyor ve sözlerine itimat ediyorlardı. - Siz ikiniz, adınız ne? Arel dehşet ve panik içerisinde toplanan cesetleri izlerken duyduğu soru ile yönünü Kazgan'a çevirdi. Kazgan onlarla ilgilenmiyormuş gibi bıçaklarındaki kanları siliyor ve sanki biraz önce çok normal olaylar yaşanmış gibi de sakin kalıyordu. Kayra onun bu rahatlığına anlam veremeyerek söze girdi. - Adımız mı ne? Siz farkında mısınız, biraz önce bir düzine insanı öldürdünüz? - Evet farkındaydım çaylak ama sen bir şeylerin farkında değilsin. Eğer biz onları öldürmeseydik onlar bizi öldürecekti. Daha doğrusu sizi öldürecekti. Kayra, Kazgan'ın konuşmasını öfke ve sabırsızlık ile dinlerken son cümleden sonra kaşlarını çattı. Bu konuyu o da en başından beri düşünüyordu. Benzinlikteki adamlar ve bu sokaktaki insanlar hepsi bir elden Arel ve kendisine saldırmıştı. Amaçları Kazgan'ın çetesi ile savaşmak değildi, amaçları Arel ve Kayra'yı öldürmekti. - Ben de size bunu soracaktım, bizi neden öldürmek istediler? Kayra, sanki aklındaki soru hep buymuş gibi sormuştu. Arel'de bu sorunun cevabını fazlası ile merak ederek ilgi ile Kazgan'ı dinlemeye koyuldu. Kazgan oldukça sabırlı hareketler ile bıçaklarını yerine koyarak karşılık verdi. - Bunu her zaman yaparlar, her yıl seçilen yeni öğrencilere saldırırlar. Size de bu yüzden saldırdılar. Kazgan'ın çok normal bir şeyden bahsediyormuş gibi verdiği cevap Arel ve Kayra'nın aklını allak bullak etmişti. Her yıl kim seçim yapıyordu ve bu neyin öğrenciliğiydi hiçbir şey anlamamışlardı. - Ne öğrenciliği, ne saçmalıyorsun sen? Arel olan biten saçmalığa daha fazla dayanamayarak öfke ile konuştu. Her işi hırgürle hallolan birisi için bu tepki geç bile kalmıştı. Kazgan onun bu sorusuna bıkkınlık ile nefes verdikten sonra siyah gözlerini karşısındaki ikiliye dikti. - Fedailer topluluğu, sizde bu topluluğun yeni öğrencilerisiniz. Aramıza hoş geldiniz çaylaklar.
Bölüm 1
Seçim Gecesi
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.