İçeriğe geç

Fake Blonde Omega |taekook|

Bölüm 21 · 8 dk okuma

Fake Blonde Omega |taekook|

Bölüm 21

21

taehyung:

ssna

inanaöıyorum

görüldü

Bu kullanıcıyı engellediniz.

•

•

-3 gün sonra-

+82***** numaradan +99 mesaj bildirimi

•

•

+82******:

+99 mesaj

yazıyor...

taehyung

güzelim

yemin ederim yanlış anlıyorsun

lütfen dinle beni artık

taehyung:

bana yazmayı kes

beni resmen ayakta uyuttun jungkook

bu aklımın ucundan bile geçmezdi

+82*****:

düşündüğün gibi değil

amacım bu değildi

görüldü 14:56

taehyung:

ses kaydı 00:07

"Sa-Sana güvenmekle- hik! hata etmişim."

gönderildi 14:59

+82*****:

bebeğim

yalvarırım ağlama

yapma lütfen

geliyorum beni bekle

taehyung:

ses kaydı 00:03

"Gelme! İstemiyorum seni- hik!"

+82*****:

güneş saçlım

ağlama

lütfen ağlama

taehyung:

ama ağlsmak istiyoeum

+82*****:

yazıyor...

söyle nerdesin

taehyung:

nr yapacaksın

+82*****:

yanına geleceğim

kampüse mi geçtin

taehyung:

istrmiyoeum!

git başındam!!

bulsmazosın beni!!

+82*****:

neyseki sarı saçlarını saklayamıyorsun güzel bebeğim|

buldum bile

•

•

Jungkook, kendisiyle konuşmamakta kararlı olan sevgilisinden sonunda bir mesaj almayı başarınca biraz sonra dersinin başlayacağı gerçeğini umursamadan bir hışımla kendi binasından ayrılmıştı. Neyseki mühendislik ve mimarlık fakülteleri oldukça yakındı. Bu konuda şanslı hissetmişti, keza Taehyung her an, her neredeyse oradan kaçabilirdi.

Elinde telefonuyla bir yandan sevgilisine mesaj yazarken sonunda vardığı fakültenin aklına gelen ilk yerine, yani Taehyung'un vazgeçilmezi kütüphaneye giriş yaptığı an; -bugün şans onun yanında olmalı ki- gözleri etrafta gezinmiş ve sarışın oğlanın kendisinin bellediği pembe renkli tekli masasının altına saklandığını görmüştü.

Tabii buna ne kadar saklanmak denilirse...

Masanın üst tarafından, mesajlaştığı için kafasını eğmesine rağmen, o sarı tutamları belli oluyordu.

Alfası onu görünce, ciddileşmiş ve sert hatları belirginleşmiş olan ifadesini anında değiştirmiş ve gülümsemişti. O tutamları görmek bile, kalbinin sanki kendisine aşık olduğunu hatırlatmak ister gibi maraton koşmuşçasına atmasını sağlıyordu.

"Minik bebeğim..." Tavşan dişleri gözükecek şekilde gülümserken, sevgilisine 'onu bulduğuna' dair ufak bir mesaj yazmış ve telefonunu cebine yerleştirmişti.

O sırada mesajını alan omega, dolu gözlerini kırpıştırarak; anında gerçekliğini teyit etmek için kafasını kaldırmış fakat kafasını masaya vurarak sessizliğin hakim olduğu kütüphanedeki çoğu bakışın kendisine dönmesini sağlayacak kadar yüksek bir ses çıkarmıştı. Kafasını vurduğu masaya sinirli bakışlar yollarken, minik elini vurduğu yere koyarak ovuşturuyordu.

Bakışlarını etrafta gezindirirken ise gördüğü ilk manzara: kütüphane girişine yakın bir raflığa kafasını ve omzunu yaslamış, kollarını birbirine sarmalamış bir vaziyette kendisini izleyen alfasıydı.

Her ne kadar Taehyung dikkat etmese de, Jungkook'un yüzünde biraz önce kafasını vurduğu için endişeli bir ifade vardı. İçi burkulmuş, sanki kendi canı yanmış gibiydi. Tabii bunun sebebi, sadece bir kaç hafta önce öğrendikleri 'ruh eşi' meselesiydi.

Onların kaderleri bir yazılmışken, ne ayırabilirdi ki?

Taehyung bu kadar hızlı yakalanmasıyla bozguna uğramış gibi dolu gözlerini gergince kırpıştırmıştı. Sanırım istediği tek şey, buradan gitmekti. Konuşmak istemiyordu.

Ya da sadece hazır değildi.

Yerinde ayaklanıp seri bir şekilde toz pembe masasının üzerindeki eşyalarını toplamaya başlarken, konuşmadığı sevgilisi çoktan dibinde bitmişti bile. Defterini ve kalemliğini apar topar çantasına atarken, incecik beline sarılan kollar ile bir saniye duraksasa bile işine devam etti.

"Bebeğim... Lütfen dinle-"

"Sana gelme demiştim."

Çantasının fermuarını kapattıktan sonra minik ellerinden birisini belindeki ele götürdü ve indirdi. Ölen annesinden kalan tek hatırayı, bunu bile bile satan birisinin dokunuşlarını... Hissetmek bile istemiyordu artık.

"Beni dinlemeden yargılıyorsun."

Hâlâ masanın üzerinde duran kulaklığını boynundan geçirip ensesinde sabitlediğinde, duyduğu sözlere birazcık hak verse de, inat etmekte kararlıydı. Sonuçta her ne olursa olsun, gözleriyle görmüştü.

O kolye Jungkook'taydı ve onu kendisinden saklamıştı. Resmen bunca aydır, kendisini aptal yerine koymuştu.

Dolu kedi gözlerinden ufak ufak yaşlar sızdırırken, alfasının buruk bir iç çektiğini duymuştu. İlk defa aralarında bu denli gergin ve soğuk hava sahipti. İkisi de buna alışkın değillerdi.

"Biliyorum, haklısın-" Tam söze başlayıp sonunda kendisini açıklamak isteyen Jungkook, biraz önce kendi tutuşundan ayrılan oğlanının yanından ayrılışını görünce anında duraksamış, peşinden ilerlemeye başlamıştı bile. Fakat Taehyung öyle hızlıydı ki, yetişmesi zordu.

"Taehyung!"

Her ne kadar seslense de bu inatçı omega durmamakta kararlı gibiydi. Aklında sadece eve gitmek ve odasında ağlayarak Powerpuff Girls izlemek vardı. Aslına bakılırsa, son bir kaç gün onu oldukça değiştirmişti. Mesela son dört gündür Arı Maya izlemiyordu. Çünkü o jenerik bile kendisine Ggukie'sini hatırlatıyordu...

"Nereye gidiyorsun?"

Biraz önceye kadar çok daha yakınında olan fakat hâlâ yetişmeye uğraşan Jungkook'a kısa bir bakış atıp, çantasını düzelterek yanıtladı. "Evime!" Sonradan pişman oldu.

'Off! Niye hemen cevap veriyorsun salak!!'

Bir saniye bile geçmeden baskın alfa olan, omegasının kolunu tutup onu durdurmuş, ciddi bir ifadeyle konuşmuştu.

"Tamam. Bari ben götüreyim."

Taehyung ise hâlâ kendisine içinden küfürler yağdırırken onun siniriyle, anında bağırmıştı. "Hah! Oldu olacak kucağına da çıkayım!"

Fakat her zaman olduğu gibi o çatık kaşları ve büzülen pembe dudaklarıyla sinirli olduğunu düşünse de, tam aksine kedi yavrusuna benziyordu. Alfası onun bu ifadesini görünce, bağırmasını umursamadan hatlarını yumuşattı. Resmen öyle bir erimişti ki, kelimelerin ağzından öylece dökülmesini engelleyememişti.

"Olur..."

Taehyung ise tabii ki bu pişkin cevapla elini o geniş göğüse geçirmişti. "Bir de pişkin pişkin olur diyor!" Bir tane de daha geçirirken Jungkook çoktan ellerini kendisine siper etmeye başlamıştı. Bu minik yumruklar fazla hissedilmese bile, bunu hissettirmemeye çalışıyordu.

"Pis alfa!"

Bir an bu hitapla en başa dönmüş gibi ikisi de dejavu yaşarken; Jungkook yüzüne siper ettiği kollarını indirmiş, Taehyung ise boğazını temizleyip omzundan düşüp duran çantasını düzelterek ilerlemeye devam etmişti.

Fakat ilk iki adımında sevgilisi onu çoktan durdurmuştu bile. "Bir konuşalım artık."

Taehyung, kolundaki tutuşunu indirdi. "Konuşulacak bir şey yok."

"Var diyorum."

"Yok diyorum!"

"Var."

"Yok."

"Yok."

"Var- Off yeter! Git başımdan Jungkook!"

O ilerledikçe sevgilisi de peşinden gidiyordu. Sürekli olarak bir şeyler dese de Taehyung onu dinlememeyi seçiyordu. Çünkü onun konuşacak bir şeyi yoktu.

Fakülteden çıktıktan sonra hızlı adımlarla otoparka inmiş, kot pantolonunun arka cebindeki araba anahtarını çıkartıp arabasına doğru ilerlemişti. Arabası fıstık yeşili, Volkswagen Beetle 1967 modeldi. Sırf alfa babasına bu arabayı aldırabilmek için 3 hafta alışveriş yapmamıştı! Düşünün yani, o kadar istiyordu.

Şöför koltuğuna geçmek için arabanın önünden ilerlerken; aniden belinin iki yanından tutulup, kendisini arabanın kaportasının üstüne oturuyor hâlde bulması bir olmuştu. Yüzündeki şaşkın ifade geçince, kaportadan inmeye çalışsa da ellerini kalçasının iki yanında arabaya yaslayıp, omegasının bacakları arasında duran Jungkook buna izin vermiyordu.

"Ne yapıyorsun sen?!"

Bıkkın ve sert ifadesi, Taehyung'un debelenmesini engelleyemese de; yaydığı ferah feromonu bunu kolayca başarmıştı. Tabii anında karşılık veren vanilyalı feromonlar da, çabasıydı.

Saniyeler, belki de dakikalar ardından ikisinin de tek ihtiyacı olan buymuş gibi rahatlamışlardı. Taehyung her ne kadar çekip gitmek istese de, kendisini durduramıyordu. Alfasını çok özlemişti. Özellikle de son günlerde o ferah feromonlarına çok fazla ihtiyacı varmış gibi hissediyordu. Duyguları birbirine girmiş durumdaydı ve çok daha hassastı. Anlaşılan o ki, Jungkook'la olan uzaklığı kurdunu kendisine küstürmüş durumdaydı.

Bakışları sadece nadiren alfasına uğrarken, Jungkook alnını sevgilisinin sarı tutamları arasında kalsa da alnına yasladı ve burunlarını birbirlerine sürttü.

"Güneş saçlım..."

Omeganın tam da şu saniyelerde karnında yüz binlerce kelebek uçuşturuyordu. Tabii bu karnı acıktığı için de olabilirdi. Aslında kendisi pek de bir şey bilmezdi. Çünkü birazcık geç anlıyor olabilirdi. Jimin'e sormalı mıydı?

"Hm...?"

Bu hmmlama da Jungkook'un karnında kelebeklerin uçuşmasını sağlamıştı. Tabii onunki daha çok kanatlı dinazor uçuşması gibiydi ama olsun. Taehyung bu hissi onda yaratabiliyordu.

"Seni çok seviyorum, biliyorsun değil mi?"

Küçük olan gözlerini kaçırırken çekingeyle kafa salladı. Nedensizce bu kadar yakın olmak, kendisini utandırmıştı. Yanakları da kızarmış mıydı yoksa?

"Hm hm..." diye yanıtladı. Fakat bu yanıt istemsizce ikisini de eksik hissettirmiş, omeganın daha da çekingeyle devam etmesini sağlamıştı. "Ben de seni seviyorum.." Öncelikle şunu söyleyeyim ki, sesi oldukça kısıktı.

"Anlamadım?" Fakat bir baskın alfanın kulakları, oldukça iyi duyardı.

Taehyung bunu duyunca tekrar çatık kaşlarıyla sevgilisine dönmüş, onun sırıtan ifadesini anında bozmuştu. "Kıtsın çünkü!"

Elini Jungkook'un göğsüne atmış, çekilmesi için ittirmişti. Lakin alfanın bir santim bile kıpırdadığı söylenemezdi. Bu nedenle Taehyung yakaladığı 2 saniyelik fırsatta elinin altındaki kaslı göğse dokunmaktan çekinmemişti.

'Wow...'

Omega kurdu da pek çekingen değil gibiydi.

Aralarında ufak bir sessizlik çökerken, Jungkook bu fırsatı değerlendirmekte kararlı olduğunu hissetmişti. Tek temennisi bu sefer dinlenilmek ve biraz olsun anlaşılabilmekti.

"Özür dilerim." diye başladı ilk olarak.

"Ne için?"

"Kolyeni senden sakladığım için..."

Belki bir kaç kere boğazını temizledi, belki de onlarca cesaret nefesi çekti. Sonucunda ise hazır gibiydi.

"Aslında en başında da çöpe atmamıştım. O gün evimde bıraktın ve bir kaç gün önceye kadar da evimdeydi. Biliyorum, haksızım. Son bir kaç haftadır konusu geçmese de kolyen için yanımda ağladığın oldu. Fakat ben... Gerçekten özür dilerim-"

"N-Neden bilmemezden geldin?"

Omegasından gelen titrek ses ile bakışları ona yükselirken, yüzü solmuş gibiydi. Güzel bebeğini ağlarken görmek, son isteyeceği şey bile değildi. Kesinlikle berbat hissediyordu.

"Korktum." Gözlerini yumdu. "Seni kaybetmekten korktum."

Yumduğu gözlerinin günlerdir az uyku çektiği için iğneler batarmışçasına yandığını ve yavaş yavaş dolduğunu fark edince, sevgilisinin önünde ağlayarak daha da güçsüz görünmek istememişti. Bu yüzden reddedileceğini düşünse bile ellerini tekrardan omegasının incecik belinden geçirip sarılmaktan çekilmedi.

Fakat çenesini, Taehyung'un boynu ve omzu arasına yerleştirirken; düşündüğünün aksine reddedilmedi. Boynuna dolanan kollar olmasa da, hiç olmazından dedi büyük olan.

Ama bazen hiç olmazından'lar yetmezdi.

"Şimdi de kaybetmedin mi...?"

Göz bebekleri titreşmişti adeta. Kalbinin tam da ortasına acı dolu, keskin bir hançer saplanmıştı. Kurdunun göğsünü delip geçmek ister gibi parçaladığını hissedebiliyordu.

Zar zor ayrıldı o mis kokulu boyundan. Elleri zar zor çözüldü o incecik belden.

"Kaybettim mi?" Zar zor yutkundu ve zar zor sordu.

"Seni kaybettim mi Taehyung?"

•

•

•

bölüm sonu.

bisi sorcam neden yorum yapmıyorsunuz acaba? tamam anladık yorum yapmıyorsunuz bari oy verin amk 21'e kadar gelmissiniz bu kadar emek verilmis bari bi oyu da çok görmeyin

umarım bölümü begenmissinizdir kusura bakmayın biraz sinirlerim bozuk bu da fbo taekookuma yansıdı

saka

zaten kaos yapacaktım

ama merak etmeyin max gelecek bölüme barısırlar mal bunlar da benim gibi msşfqşmfwpdkwlfm

hadin öptüm adios

:*

Bölüm sonu

1 yorum