Sabah kalktım ve üzerime siyah bir kazak ve bol soluk mavi tonlu bir pantolon giydikten sonra kahvaltımı yaptım. Kahvaltıdan sonra üzerime siyah deri bir ceket geçirip, siyah converslerimi giydim ve beyaz deri çantamı alıp evden çıktım.
Dolmuşa bindiğim gibi çantamdan bir kulaklık çıkardım ve telefonuma bağlayıp şarkı açtım. İntihaşk. Bu şarkıya aşığım.
Yarın olmaz bugün,
Yarım olmaz bütün.
Benim ol bu gece.
Yazı görse gözüm.
Kışı unutmaz özüm.
Bitmez bu gece.
Aşka inanmayanlara, seni anlattım.
Kısa süre sonra dolmuş durdu. İndim. Kafeye girdim ve kulaklığım ile telefonumu çantama koyup, çantam ile ceketimi çıkardığım gibi kafenin girişinin yanındaki askılığa asyım. O askılık yalnızca çalışanlar içindi. Ve ben bir baristayım.
Hemen rastgele bir önlük alıp giydim ve koyu kumral ve aralarında platin sarı tonları olan saçlarımı topladım.
İlk müşteri geldi.
Turuncu saçlı, hafif çilli, 160 boylarında, beyaz tenli, yeşil gözlü bir kadın.
"Merhaba, hoş geldiniz." Dedim güler yüzle.
"Merhaba, hoş buldum." Dedi suratsız kadın.
"Ne içersiniz?" Dedim gülümseyerek.
Ah, lafımı geri alıyorum kadının morali bozukmuş. Gözleri doldu.
"Karamel Latte," dedi titreyen bir sesle.
"Tabii," dedim not aldım.
"Büyük, orta, küçük boy?"
"Orta boy,"
"Yanında bir şey?"
"Yok, sağ olun."
"İsminiz?"
"Yaren."
Not aldım hepsini. "Bir yere geçin siz, siparişiniz hazırlanıyor." Dört numaralı masaya oturdu.
Arkaya gidip hemen Ela'ya seslendim,
"Ela gözlerini yerim, bir tane orta boy Karamel Latte."
"Tamam, esmerim." Diye bağırarak seslendi içeriden.
15 dakika yakın bir süre sonra Ela siparişi getirdi. Üzerine 'Yaren' yazdım ve masa üzerindeki zile bastım.
"Yaren Hanım'ın siparişi hazır, dört numaralı masaya." Diye bağırdım. Ali hemen siparişin olduğu tepsiyi alıp dört numaralı masaya götürdü ve kahveyi bıraktı. "Teşekkür ederim." Dedi kadın
İkinci müşteri geldi.
Uzun boylu, siyah saçlı, koyu kahve gözleri, dudağının altındaki beni, 190 boylarında, esmer tenli, jöleli saçları ve smokini ile yakışıklı bir adamdı.
Tunç, tamam adam yakışıklı ama uzak duralım. Müşteriye kayamayız.
Adam kasaya yaklaştı.
Tunç, çok zorlarsa ben bu adama ıslak zemini boş ver, kuru zeminde bile kayarım.
"Mer..." ne demek istediğimi anlar gibi konuştu.
"Merhaba size de,"
"Hoş geldiniz,"
"Hoş buldum,"
"Ne istersiniz?"
Tunç, bu adamın isteğini bilmiyorum ama ben bu adamı istiyorum.
Tunç, sus.
"Sütlü köpüklü türk kahvesi, orta boy."
"Yanında ne istersiniz?" Heyecandan not almayı unutmuştum.
"Kuruvasan, Olcay."
"Anlamadım?"
"Kuruvasan alırım, ismim Olcay."
Adam tanışma teklifi mi etti ben mi yanlış anladım Tunç.
Saçmalama gerizekalı, adam sipariş için söylüyor.
"Not al istersen, unutursun." Dedi adam gülerek.
"Ah, tabii." Derken not aldım söylediği her şeyi.
"İsterseniz oturabilirsiniz."
"Tabii," dedi ve 9 numaralı masaya oturdu.
Hemen arkadan kapı açtım ve arkamdan kapatıp Ela'ya doğru konuştum.
"Ela, gözlerini yerim ve çok yakışıklı ve uzun bir adam sütlü köpüklü türk kahvesi, orta boy. Kuruvasan dedi hemen yap çabuk ol, kendim servis edicem." Dedim nefeslenirken.
"Sakin ol lan, adamın sevgilisi varsa ne yapacaksın?" Derken kahveyi yapmaya başlamıştı.
"Onu sevgilisi varsa konuşuruz Ela, hadi." Dedim ve kapı açıp çıktım. Arkamdan kapıyı kapatıp o adama bakmaya devam ettim. Arkası bana dönük olacak şekilde oturmuştu. Rahatca izleyebiliyordum.
Yanmaya başladım ben bu adama Tunç.
"Bengi," dedi Ela içeriden.
"Yes bebeğim,"
"Al şunları ver adama,"
"Sağ ol, ela gözlüm."
Hemen elinden tepsiyi çekip aldım, kahvemin üzerine Olcay yazdım ve yavaş adımlarla 9 numaralı masaya doğru ilerledim. Masanın önünde durdum ve tepsiyi masaya koyup kuruvasan ile kahveyi adamın önüne koydum.
"Teşekkürler," dedi piç gülümsemesiyle.
"Rica ederim."
Tepsiyi aldım ve Ela'nın olduğu yere koydum.
Adamı izlemeye devam ettim.
∰
Ertesi gün.
Yine kafeye giriş yaptım. O adamı düşünüyordum.
İlk müşteri geldi.
O adam. Yanında küçük bir kız çocuğu.
"Sütlü köpüklü orta boy türk kahvesi, kuruvasan, ıslak kek ve çikolatalı süt."
Birincisi, o çocuk onun çocuğu mu?
İkincisi, yine gelmiş,
Ve üçüncüsü Tunç ben bu adamın bizi beğendiği için geldiğiniz düşünüyorum.
Not aldım söylediklerini.
"Olcay'dı değil mi isminiz?" Dedim gülümserken.
"Evet," dedi gülerek.
"Tamam, siz oturun,"
Adam yine 9 numaralı masaya oturdu.
Ela'nın yanına gittim.
"Ela!"
"Ne var yine birine mi göz koydun?" Dedi bıkkınca.
"Dün gelen adam yine geldi!"
"Bağırma duyacak gerizekalı."
"Tamam tamam."
"Siparişi neymiş söyle hadi."
"Sütlü köpüklü orta boy türk kahvesi, kuruvasan, ıslak kek ve çikolatalı süt."
"Tamam," dedi Ela. Çıktım dışarı.
Yine kasadan adamı izliyordum.
10 dakikaya yakın izledikten sonra Ela zile bastı.
"Çikolatalı sütle ıslak kek nerde amına koyayım?" Dedim.
"Onları yapıcam dur bi'"
"Tamam," dedim tepsiyi alıp adamın olduğu masaya götürdüm ve siparişini önüne koydum.
"Çikolatalı süt ve ıslak kek biraxdan gelecek efendim,"
Kafasını salladı.
Tepsiyi aldım ve kasaya geri gittim.
"Karaca amını sikeyim, alsana şunu."
"Tamam be," dedim aldım diğer tepsiyi, masaya götürdüm.
Çikolatalı süt ve ıslak keki küçük kızın önüne koydum.
"Afiyet olsun aşkım," dedim küçük kıza gülümseyerek.
"Teşekkür ederim abla." Dedi gülümseyerek.
"Kaç yaşındasın sen bakalım."
"8 yaşındayım,"
"Kocaman olmuşsun sen o zaman." Dedim gülerek.
Olcay isimli adam da güldü.
"Çocuğunuz mu?" Dedim adama dönüp.
"Aşk olsun o kadar yaşlı mı görünüyorum?" Dedi alay ederek.
Aşk olsun tabii bebeğim.
"Yok beyefendi, aşk olsun size de."
"Kız kardeşim." Dedi.
Yes be.
"Çok tatlı, aynı sizin..." duraksadım.
"Sağ olun," dedi
"Ah, ben gideyim Ela beni öldürecek."
"Tabii," dedi.
Kasaya gittim ve tepsiyi Ela'dan aldığım yere geri koydum.
Adam masaya parayı bırakıp kızla beraber kalktı.
"Bengi!" Diye bağırdı Ali.
"Efendim Ali abi," hızla yanıma geldi.
"Bir işim çıktı da temizliği sen yapar mısın?"
"Tamam abi, yaparım."
"Sağ ol, gülüm. Bu arada 1 saate geleceğim o zaman ben bakarım kasaya olur mu?"
"Olur abi, olur."
"Teşekkür ederim, gülüm." Dedi ve önlüğünü hızla çıkarıp ceketini giydikten sonra alnıma öpücük kondurup çıkınca öpücüğün şaşkınlığıyla arkasından bakakaldım.
Masaları temizlerken sıra 9 numaraya geldi.
Temizliyordum ki, adamın bardağının üzerinde '054# ### ## ## Olcay' yazıyordu.
Yes.
Bardağı alıp temizledikten sonra askılıktaki çantama sıkıştırdım. Daha donra masaları temizlemeyi bitirdikten sonra paspası aldım ve mutlulukla yerleri sildim. Yerleri silmeyi bitirdiğim anda Ali abi geri döndü.
"Gülüm, geri geldim sen çık istiyorsan yorulmuşsundur."
"Sağ ol abi, ben çıkayım o zaman."
Kafasıyla onayladı ve kasanın başına geçti.
Önlüğümü çıkarıp askılığa astım ve siyah deri ceketimle beyaz deri çantamı üzerime geçirio hızla dışarı çıktım.
Saat 00.42 benim normalde çıkış saatim 18.00'dı.
Yürüyerek gitmem gerekti.
Bu saatte buradan hiç bir araba geçmiyordu.
2 saatin sonunda eve ulaştım.
İçeriye yorgunlukla girdim.
Hemen çantamdan bardağı ve telefonumu çıkarıp bardağın üzerindeki numarayı tuşladım. Mesaj at.
Bengi Karaca Tunç:
Merhaba
Olcay(?):
Merhaba?
Bengi Karaca Tunç:
Merhaba şey ben Yıldırım Kafe'de konuştuğunuz baristayım
Olcay(?):
Heee pardon
Peki numarayı size bıraktığımı nasıl anladınız
Bengi Karaca Tunç:
Anlamadım ki
Öyle umdum
Olcay(?):
Ha anladım
Tanışalım o zaman
İsminiz ne
Kaç yaşındasınız
Bengi Karaca Tunç:
İsmim Bengi Karaca Tunç
24 yaşındayım
178 boyum
Siz?
Boyunuz kaç bu arada
Olcay(?):
Olcay Ataman ben
29 yaşındayım
Fransızca öğretmeniyim
Boyum 194
Boyum neden peki:)
Bengi Karaca Tunç:
Çok uzunsunuz maşallah
Bu arada fransızcaya bayılırım
Ana dilim gibi fransızca bilirim
Olcay(?):
Türk gibi görünmüyorsun bu arada
Yarın kafeye geliyorum yanıma oturuyosun ve konuşuyoruz tamam mı itiraz yok
İyi geceleer
Bengi Karaca Tunç:
Tamamm iyi geceleerr
∰
Ertesi gün.
Yine geldi ve ilk gelen kişi oydu.
"Ela, ali abiye söyle o baksın kasaya benim işim var."
Ela onayladı.
Hemen Olcay masaya oturdu. 9 numaralı masa. Ardından bende hızlıca onun masasına oturdum. Onun karşısındaydım.
"Selam," Gülümsedim.
"Selam." Gülümsedi.
Gülümseyerek konuştu, "Nerelisin, Türk gibi değilsin."
"Yarı Çek, yarı Türk'üm."
"Öyle mi?" Kaşları havaya kalktı. "Bana Çekce bir şey söyler misin?"
"Miluji tě." Dedim. Seni seviyorum demekti.
"Kesin küfür ettin var ya." Güldü.
"Ne?" Küçük bir kahkaha attım. "Hayır, hayır. Kötü bir şey değil."
"Hmm," kaşları havaya kalktı."
"O zaman miluji tě."
"O zaman miluji tě." Tekrar ettim.
"Sahi ne demek, miluji tě?"
"Şey..." dikkatle dinliyordu.
Ne diyebilirsin Tunç.
"...ne zorluyorum ki be! Seni seviyorum demek işte." Dedim yüzümün kızardığını hissettiğimde kafamı eğdim.
Kafeye hızlı ve sert adımlarla siyah gömlekli ve siyah ceketli smokini olan birisi girdiğinde Olcay'ın sözleri yarım kaldı.
Gelen adam etrafa baktı. Beni görünce hızlı adımlarla yanımda geldi ve kolumu tutup beni yerimden kaldırdı.
"Ty děvko! Neříkal jsem ti, že se musíš správně rozhodnout?" (orospu! ben sana doğru bir karar vermen gerektiğini söylemedim mi lan?) diye Çekce bağırınca irkildim. Kolumu kurtarmaya çalıştım ama nafileydi. Bana bir tokat attı ve tokadın sertliğiyle başım sağ tarafa doğru savrulunca yüzümün kızardığını hissettim. Saçlarımı yüzüme dökülmüştü. Kafamı ona çevirmeden kinle bakarak konuştum,
"Jen jsem se snažil ochránit Yuva." (Ben sadece Yuva'yı korumaya çalışıyordum.)
Beni silkeleyerek bağırdı,
"Ty hloupá děvko! Vážně si myslíš, že Yuva potřebuje ochranu!" (Aptal fahişe seni! Sence Yuva'nın korunmaya ihtiyacı mı var!)
Tam o sırada Olcay ayağa kalktı ve adamın ense tarafındaki yakasını kavradı. Ve adamın kulağına eğilip fısıldadı.
"Est-ce une erreur de toucher à ce qui m'appartient? Je ne le crois pas." Fransızca konuştu. Ne dediğini aksanı nedeniyle anlayamamıştım ama sanırım 'ona dokunmak mı? Sanmıyorum.' Gibi bir şey demişti
Sonra hızlıca Olcay bir hareket yaptı ama ne yaptığını anlayamadım.
1. Bölüm Sonu.