25 MAYIS 2054/Villano
Ellerim titriyor... Vücudumu zar zor hissediyorum. Yıllar önce yaptıklarımı unutmaya çalışıyorum. Ama polisler arkamdayken bunu yapmak kolay değil. Yakalansam bile onlara ne katkısı olacak. Yaptıklarımı geri alabilecekler mi? İşlediğim binlerce suç, yıkılan binlerce ev, kaybedilen binlerce can, binlerce arkadaş, en önemlisi de kaybettiğim ruhsal sağlık. Hayır, bunların hiçbirini geri getiremezler. Bunu onlar da iyi biliyorlar. Yanıma hiç yaklaşmıyorlar. Arkamdalar, çünkü yanıma gelen olursa öleceğini biliyorlar. Her ne kadar artık istemesem de, bu bir gerçek. Onların asıl beni takip etme sebepleri köleleşmeleri, onlardan bir kelime büyük rütbelilere kul, köle olmaları. Ekmek paraları, aileleri, o hiçbir şeyi almayan boş kafaları... Ama onları da anlayabiliyorum, sonuçta ölmek bir son. Her ne kadar öteki Dünya'nın varlığı olsa da bu dünyadaki hayat ile o hayat hiçbir zaman aynı olmayacak. Özgürlük ve ne bakımından olursa olsun bu gerçek ve bunu onlar da bende biliyorum. Zaten ben aslında polislerden değil, o lanetli eşyadan kaçıyorum. Ama aynı zamanda onu da ben taşıyorum. O lanetli eşyanın sahipliği bana geçtiğinden beri hayatım çok değişti. Keşke eski hayatımda olsaydım. Diğer maymunlar gibi acizce ölseydim. Ama o beni maymunlardan ayırdı, ölümümü çok daha güçleştirdi. Bunun iyi yönde olduğunu sanmak istedim. Çok sevinmiştim, ama sanki bir yanım beni uyarıyordu hem de çok daha öncesinden. Bunun ne demek olduğunu anlamamıştım. Ya da anlamamak istememiştim.
Hala arkamdalar, ama şu an kaçmıyorum. Ben kaçmayınca onlar da gelemiyor. Bazen bu şeyin neden bana geldiğini sorguluyorum. Ama yok olmuyor. Hiçbir şey birleşmiyor. Üstüne bir de kurgulayamıyorum da. Sanki onu almadan önce onun sahibi yokmuş gibi. Wakai hiç yok son 5 yıldır. Ama neden? Neden yaptığımız onca şeyden sonra neden beni terk etti. Bana verdiği o şeyin neler yapabileceğini gösterdi. Beraber işler yaptık. Ama sonra bana öleceğim zaman kendinde olan o şeyi benim ölmem için kullanacağını söyledi. 2 tane olduğunu o zaman öğrendim. Wakai aslında benim arkadaşım veya düşmanım değildi. O sadece Dünya'ya düşürdüğü emanetini almaya geldiğinde bir insanda olduğunu görünce kurallar yüzünden o kişi ölene kadar onda kalacağını bildiğinden bekledi. Hem de 20 yıl boyunca sadece o emanetini almak için bekledi. Ama o insan öleceği zaman ne mi yaptı? Kendine emanet olarak gelen o şeyi başka bir insana verdi. Başka bir çocuğa. Küçük günahsız bir çocuğa... Aslında amacı böyle muazzam bir gücün onun bu erken ölümüyle Dünya'dan yok olmamasıydı. Ama Wakai bundan hiç hoşnut olmadı. Onun canını cezalandırmak niyetiyle aldı. Ama olan olmuştu bir kere F bana verdi o şeyi. Bu gerçek değişmeyecek ama belki bu gücü iyi niyetle kullanabilirim diye düşünmüştüm. Çok denedim. 25 Mayıs 2028, o şeyin bana geçtiği tarih. O lanetli, pis, kirli tarih. Bugün üzerinden tam 26 yıl geçtiği gün. O küçük 13 yaşındaki maymun şu anda 39 yaşında. Ama F'e çok saygı duyuyordum. Hala da duyuyorum. Verdiği o şey her ne kadar kabullenmesem de hayatımı diğer maymunların hayatından ayırdı. Ailesinden dayak yiyen, zorbalanan yavru maymunu gömdü ama orantılı olarak içimdeki Villano'yu çıkardı. Evet, söylemedim, ama ben ülkede Villano olarak geçiyorum. Neden mi? İspanyolcada Villano Cani demek. Aslında maymunlara yaşattıklarıma bakacak olursak her ne kadar böyle olmasını istemesem de bu lakabı hak ediyorum. Bazı yavru maymunlar beni örnek almaya çalışıyorlar. Ama engelleyemem bunu. Sanırsam beni örnek almaya çalışanlar benim gibi ezilen, zorbalanan yavru maymunlar. Ama bu da gerçek ki ben karşılarına geçerek onlara bunların doğru olmadığını söyleyemem. E zaten bakarsak Villano'yum ben.
VİLLANO'yum ben...
14 TEMMUZ 2008/Fray Fags
Bir yaz günü bir genç, evinden ailesi ile tartışarak çıkmış. Yanına bir defter ve bir kalem hariç hiçbir şey almadan evinden arkadaşı ile olan buluşma noktasına gitmiş. Buluşma noktasında beklmeye başlamış.
Dakikliğini hiç bozmadan"54,55,56,57,58,59,0" şeklinde saymaya başlamış.
Buluşma saati tam dolduğunda arkadaşını azarlamak için sözlerini hesaplamaya başladı. Ama yok gelmiyor. Neden gelmiyor? Neden onu bekletiyor? Hepsini düşündü ama hiç mutlu değildi.
Hayır, yok gelmiyor tam 3 dakika 54 saniye olmuş. 55,56,57,58,59,0 gelmedi ve tam 4 dakika oldu. Tam 4. Dakikanın 11. Saniyesindeyken gece karanlığının arasından bir gölge görmüş. Ve evet o gelmiş. Sonunda Kylie gelmiş.
Fray, Kylie'yi görür görmez konuşmuş "Biliyor musun Kylie? Tam tamına 4 dakika 11 saniye geç kaldın. Bunun ne demek olduğunu bilmiyor musun? Hayır, dur sus konuşma ben anlatayım. Ben çok dakik bir insanım ve sen beni bekletiyorsun öyle mi?"
"Ne abarttın be Fray. Hem bir hanımefendiye böyle konuşulur mu? Bir de sadece senin için bu kadar yol gelmişken. Neyse hadi dökül içindekileri yine mi ailenle tartıştın?"
"Aslına bakarsak evet. Ama bu sefer ben haklıyım. Abimin kız arkadaşı varmış. Annemde bunu öğrenince, bana neden bunları bana söylemedin demeye başladı bana. Bende bağırınca sıkıntılar çıktı. Bende kaçtım. Ve şu anda arkadaşların en geç geleni ama en iyisi Kylie 'Hanım' ile birlikteyim. "
Bir süre durmuşlar. Hem de hiçbir şey söylemeden. Sadece beklemişler. Tam '13' dakika boyunca. Ama bir anda Fray konuya atlamış.
"Biliyor musun Kylie? Ben galiba 13 sayısını çok seviyorum senin en sevdiğin sayı nedir?"
"Benim mi? Şey galiba-"
Bir anda arkadan bir patlama sesi gelmiş. Çok şiddetli bir patlama. Hemen iki arkadaş olay yerine koşmaya başlamış. Ama Kylie koşarken patlamanın Fray'in ailesinin arabasından geldiğini görmüş. Ama bunun gerçek olduğunu düşünmek bile istememiş. Bunun için Fray'e de söylememiş. Ama ilerlerken Fray de görmüş. Ve bir anda kitlenip kalmış. Yerinden hiç kıpırdamamış. Sadece saatine bakmış. Saati görünce sesli bir şekilde:
"Elli altı, elli yedi, elli sekiz, elli dokuz. 10.13. On üç, on üç, on üç..."
Kylie böyle durmanın arkadaşına ihanet olduğuna karar vererek,
"Bak Fray, gerçekten ne kadar üzgün olduğumu anlatamam ama bence gidip bakmalıyız. Hem belki de ailen, şey olmamıştır yani. Bilemeyiz işte Fray ben gidiyorum geleceksen gel." demiş.
Kylie gelmesini beklemiyorken bir anda arkadan ağır ağır Fray'in geldiğini görünce yüzünde bir tebessüm oluşmuş.
Arabanın kaza yaptığı yere gelmişler ve hemen polis sormuş.
"Fray Fags. Fray Fags siz misiniz acaba?"
"Evet, benim."
"Bunu üzülerek söylemeliyim ki aileniz, bütün aileniz bu kazada hayatını kaybetti"
Çok derin bir sessizlik olmuş. Fray'in gözünden bir damla yaş akmış. Tam eve doğru yol alırken polis memuru söze girmiş.
"Yalnız bir mektup bulduk. Bir hediye paketinin üstünde. Bu size yazılmış"
Fray mektubu açıp içinden okumaya başlamış.
"Canım Oğlum Fray,
Seni bugün kırdık biliyorum oğlum. Ama belki de affedersin bizi. Baban vicdan azabı çekiyordu sana bir hediye aldık. Sen bunu okurken biz evde oturup seni bekleyeceğiz. Hediyeni çok beğeneceksin oğlum inanıyorum. Bunu okurken yanında olan Kylie'ye de selamımı ilet. Bunu Kylie'ye sesli oku, Kylie, kızım Fray'i eve gelmeye ikna et. Lütfen
Seni Canından Çok Seven Annen"
Fray bunları okuduktan sonra çok üzüldü oracıkta yığıldı. Ama ağlamıyordu. Gözünden bir damla bile yaş akmıyordu. Yok, aslında o üzülmüyordu aksine yüzü gülüyordu. Sonra bir anda ayaklandı ve hediye kutusunu alıp eve gitmek üzere yola çıktı.
"Nereye gidiyorsun Fray?"
"Nereye mi? Eve gidiyorum."
"Ama Fray-"
"Kylie! Bana karışma ve peşimden gelmeye çalışma."
Fray bunları dedikten sonra tüm gücüyle eve koştu. Eve girdikten sonra ilk işi hediyeyi açmak oldu.
Hediyeyi açtı. İçinden en sevdiği ve almak için ailesine yalvardığı saati gördü. İstemeden de olsa gözünden bir damla yaş aktı.
Hemen saati koluna taktı. Çok beğendi. Ama sonrasında yerinden kalktı ve yanına aldığı deftere bir şeyler karalamaya başladı. Ailesinin isimleri ve onların ölüm saati: 10.13... Bunları yazdıktan sonra gülmeye başladı. Ama gülmesi kesildi. Kendine yemek yapmaya mutfağa gitti. İki tane yumurta kırdı. Onları çırptı sonra un da ekleyip vasat bir omlet yaptı. Ama onu yemeden yatağına gidip yattı.
Uyandığında camdan dışarı baktığında üstünde hiçbir şey yazmayan siyah bir kutu buldu. Aşağı indi ve kutuyu aldı. Kutunun içini açtığında içinde simsiyah bir saat buldu. Ama saatin içinde bütün saatler yoktu. Olan saatler 13.13,14.13,15.13... Yani kısaca içinde bir ve dakikaları 13 olan saatler vardı. Fray hemen koluna taktı. Ama koluna taktıktan sonra bir canlı gördü. Bu canlı aslında ondan çok kısaydı. Cüce gibiydi. Saçları kabarık ve sarıydı ama insan değildi. Başka bir şeydi.
Tam bakışma uzayacakken o konuşmaya başladı "Merhaba"
"Merhaba. Kimsin sen acaba? Veya nesin?"
"Ben bir ölüm yargıcıyım, yargıçlar dünyasından geliyorum. İnsan dünyasına bir ölüm yargıcı eşyası düşmüş. Siyah bir saat. Ama görmekteyim ki koluna takmışsın. Bunun ne demek olduğunu biliyor musun?"
"Hayır, bilmiyorum. Ama neden ben? Neden benim evime geldi bu saat?"
"Bak evlat. Ölüm yargıçları olarak hepimiz farklı eşyalar kullanarak insanların canlarını alıyoruz. Ama bunları yapmamızın da bir sebebi var. Bizim yaşamamız. Eğer sizlerin canını almazsak biz yaşayamıyoruz. Bu eşyalar olağanüstü olaylar olmadıkça yargıç dünyasında kalır. Ama insan dünyasında çok fazla bir acı, travma olursa o kişiyi etkileyen eşyanın insan dünyasına düşme olasılığı oluşur. Sende nasıl bir acı oluştu evlat? Bu saat neden sende?"
"Benim ailem bugün bir trafik kazasında öldü."
"Peki ya saat? Saat ile ilgili bir anın, çok üzüldüğün bir an oldu mu?"
"Bunu konuşmasak olur mu?"
"Bak çocuk" yargıç bir anda büyüdü ve korkunç bir hale dönüştü, boynunu korkunç şekilde çevirerek "Ben buraya çocuk bakıcılığı yapmaya gelmedim. Ben bir ölüm yargıcıyım. Sana gelen bu saati kullanacak mısın? Kullanmayacak mısın?" dedi
Fray korkuyla karışık bir şekilde tebessüm ederek "Yalnız ben bu saatin ne işe yaradığını veya nasıl kullanıldığını bilmiyorum" dedi
Bunun üzerine yargıç "Bunu neden bana daha önceden söylemedin? Bak çocuk, bu saat zaman yargıcının saati. Zaman yargıcı istediği zaman saat üzerinden istediği kişiyi istediği 10 öldürme tekniğinin herhangi birini kullanarak öldürebilir. Ve 2 öldürme temizleme tekniği ile istediği gibi temizleyebilir."
Fray fazlasıyla bir heyecanla "Yani artık bende mi bir ölüm yargıcıyım?"
"Bu senin tercihin."
Fray ağzı kulaklarında "Cevabım evet. Ben de bir ölüm yargıcı olmak istiyorum." Fray sadece cevabını merak ettiği için yargıca "Peki ya bana bu saat gelmesine rağmen kabul etmeseydim ne olurdu?"
Yargıç korkunç bir gülümsemeyle "Ölürdün" dedi.
Fray fazlasıyla korktu ve iki adım geriye gitti. Yargıcın yüzüne bakakaldı. Sonra bir anda kapı çaldı. Fray çok telaşlandı. İçinden "Şimdi ne yapmalıyım? Sanırım Kylie geldi. Doğru ya, kapıyı açmalıyım. Ama polisler de gelmiş olabilir. O zaman bekletirsem şüphe çekerim olduk yere. Tamamdır açıyorum kapıyı." Fray kendi içinde kararını verdikten sonra yargıca dönerek "Yargıç Bey, kapıyı açacağımda evimden şimdilik çıkabilir misin?"
Yargıç tatlı bir sinirle "İlk olarak benim adım yargıç değil. Ben Wakai. İkinci olarak kapıyı açabilirsin. Diğer insanlar beni göremezler. Sadece sen görebilirsin. Hadi ne bekliyorsun?"
"Tamam, yar- Pardon Wakai" Wakai ve Fray'in yüzünde küçük bir tebessüm oluştu.
Fray kapıya doğru koşarken Kylie'nin ailesinin ne kadar da güzel olduğunu düşündü. Ama koşarken yere düştü. Saati 3'e geldi. Ama Fray bunu umursamadı.
Fray hemen koşarak kapıyı açtı. Tam da düşündüğü gibi oldu. Kapıdaki Kylie'ydi. Kylie koştu ve Fray'a sarıldı. Fray hareketsiz kaldı. Kylie ağlıyordu. Gözünden düşen yaşlar Fray'in üstündeki gömleğe damlıyordu. Fray Kylie'nin ağlamasının bitmesini bekledi. Beklerken o da Kylie'ye sarıldı. Üç dakika boyunca ağlaması durmayan Kylie'nin ağlaması sonunda durmuştu.
Fray üzgün bir tavırla "Ne oldu sana Kylie? Bu ne hal."
"Az önce... Senin kapıyı açmanı beklerken bir telefon geldi. Ailem... Ailem, hem de hepsi kalp krizi geçirmişler. Doktorlar tedavi etmeye çalışmış ama... Onlar bence öldü Fray."
Fray sinirle "Nasıl olur? Nasıl hepsi kalp krizinden ölür. Kylie bence aileni birisi öldürmüş olmalı."
"Kim öldürebilir? Diyelim öldürdü nasıl hepsi kalp krizi? Bunun bir açıklaması olmalı."
"Bence bu durum bi-" Fray duraksadı. Arkadan Wakai çok sinsice gülüyordu. Fray o zaman anladı. Kylie'nin ailesini o öldürmüştü. Fray dizlerinin üzerine düştü ve hızlıca nefes alıp vermeye başladı. Bağırarak "Neden! Neden Wakai?"
Kylie şaşırarak "Fray, Wakai kim?" dedi
Fray sadece onun görüp duyabileceğini hatırladı ve düzgün görünmeye çalışarak "Öylesine bir isim uydurdum. Ailemi de onun öldürdüğünü düşünüyorum."
Fray Kylie'ye yalan söylediği için kendini suçlu hissediyordu. Ama ne yapsaydı? Doğruyu söylemesiyle onun ailesinin katili olduğunu söylemesi aynıydı. Her ne kadar üzgün ve kendine sinirli olsa da bunu dışarı belli etmemeliydi. Sohbeti devam ettirmeye çalıştı.
"Kylie, gerçekten çok üzgünüm. Ama bunların bir açıklaması olmalı. Sence de öyle değil mi?"
"Bence de öyle ama bu hayatta kader var. Bunları bir insanın yaptığını söylemeyiz. Çünkü kaderi onlar değil Tanrı yönetiyor. Bunu hepimiz biliyoruz."
Fray biraz daha insandan bahsederse dikkat çekeceğini fark edip "Tabii ki de" dedi.
Wakai Fray ve Kylie'nin konuşmalarını dinlerken odayı turluyordu. Aynı zamanda da Fray'e "Bu kız buradan giderse sana on iki saatin her birinin nasıl bir tekniği olduğunu söyleyeceğim" diyordu. Fray'in kafası çok karışıktı çünkü hem Kylie ile konuşurken aynı zamanda Wakai'yi dinliyordu. Muhabbet 1-2 saat sürdü. Sonra Kylie Fray'e sarıldı ve evden çıkıp kendi evine gitti.
Wakai "Sonunda gitti ya. İnsanlar çok garip neden 2 saatini bir kıza harcadın?"
"Bilmem. Biz de böyleyizdir Wakai." Sonra Fray'in aklına Kylie'nin ailesine yaptıkları geldi. Bir anda ciddileşerek Wakai'ye dik dik bakmaya başladı. Sonrasında konuya girerek. "Wakai, sen bana öldürmenin nasıl yapılacağını anlatmadın ve... Ve bu yüzden Kylie'nin ailesini öldürdüm."
"Bak Fray-"
"İsmimi nereden biliyorsun?"
"O kızla konuşurken duydum. Ve bir daha sözümü bölme. Zaman yargıcı veya bütün ölüm yargıçlarının ahiret hayatları olmaz."
"Nasıl! Bunu neden bana söylemezsin?"
"Aslında tam söyleyecektim ama kız gelince söyleyemedim. Ama zaten iş işten çoktan geçti bile. Sen artık bir yargıçsın."
"Yargıç olmam için ne gerekiyordu ki?"
"Sana gelen lanetli eşyayla bir insanı öldürmek."
"Yani artık ahiret hayatım yok mu?"
"Hayır, yok. Bunun ne demek olduğunu bili-"
"Tabii ki de biliyorum. Benim için ölüm demek yok oluş demek. Yani artık öldüysem ben yok olacağım."
"Hızlı kavrıyorsun insan."
"Benimde ismim var Wakai!"
"Pardon Fray."
Uzun bir sessizlik oluştu. Fray mutfağa gidip kendine bir kahve koydu. Sonra tekrardan odasına gelip oturdu ve Wakai'ye "Wakai seni bekliyorum."
"Ne için?"
"Hani o kız giderse hangi saatin hangi tekniği olduğunu açıklayacaktın ya, işte onun için."
"Şimdi işler biraz zor ama uygulayarak kavrarsın. Saat bir, bıçaklanarak bir insanı öldürtmek istediğinde bu saati kullanmalısın.
Saat iki, bir insanı eğer boğularak öldürtmek istersen bu saati kullanmalısın.
Saat üç, bir insanı kalp krizi ile öldürtmek istersen bu saati kullanmalısın. Bunu zaten deneyimlemiştin." Wakai kıkırdar ama Fray dik dik Wakai'ye bakınca Wakai "Tamam tamam, devam ediyorum o zaman."
"Lütfen!"
"Saat dört, bir insanı intihar ile öldürtmek istersen bu saati kullanmalısın.
Saat beş, bir insanı yakarak öldürmek istersen bu saati kullanacaksın.
Saat altı, bir insanı kaza ile öldürmek istersen bu saati kullanmalısın. Kaza herhangi bir kaza olabilir. Dediklerimi not ediyor musun?"
"Evet, evet hepsini not ediyorum. Sen devam et."
"Saat yedi, bir insanı bir yere saklamak. O yeri kimse bulamaz ve o insan 13 saat içinde ölür.
Saat sekiz, binanın veya insanın olduğu yerin içine patlayıcı koyulur. 13 saniye içinde patlar.
Saat dokuz, kurbanın kanına zehir enjekte ederek ölmesini sağlar. Ama kurban anlayamaz. Çünkü bu büyülü bir şekilde olur. Ve her teknik gibi 13 saniye içinde ölür.
Saat on, kurban yüksek bir yerden düşer ve 13 dakika boyunca acıyı hissederek yavaş yavaş bilincini kaybeder ve ölür. Bu son ölüm tekniği-"
"Nasıl ya hani on iki tane ölüm tekniği vardı?"
"Bi sussan anlatacağım Fray. Sabırlı ol! Geri kalanlar temizleme ile ilgili. Eğer saati ilk önce ölüm tekniğine getirir ve 3 dakika içinde 11 veya 12'ye getirirsen ölü beden o şekilde saklanır."
"Peki ya 11 ve 12 nasıl teknikler?"
"Gizleme tekniği olarak bilinir. On bir, ölü bedeni boşluk dünyasına gönderir. Bu teknik çok elverişlidir. Ama on iki bir cesedi saklamak istemediğin zaman işine yarar. Bir polisin veya insanların görmesinin istediğin bir cesedi on iki ile insan dünyasında bırakırsın."
Fray gülümser ve "Sağ ol Wakai" der. "Ama öldürmem için bana neler lazım?"
"Bir insanın yüzü. Yani öldüreceğin bir insanı bir kere bile olsa görmen lazım. Fotoğraf da olabilir. Onu aklında canlandırıp saati ayarlarsan çalışır."
"Peki ya sen Wakai, gitmeyecek misin?"
"Hayır, düşen eşyaya ben gönderildim ve bu eşya sen ölene kadar bende kalacak. Ama bir şey daha var."
"Nedir?"
"Senin ölümün birinin elinden olmayacak. Seni ben öldüreceğim. Yani olurda polise yakalanırsan seni yolda veya hapise giderken ben öldüreceğim. Ölümün başkasının elinden olamaz. Bunu anladın mı?"
"İki türlü de öleceğim zaten. Bunu neden reddedeyim ki?"
"Bence de."
Fray bomboş otururken aklına bir şey geldi. Onun amcasını 2 hafta önce öldüren adam. Onu görmüştü. Yapacaklarını tam hak eden bir denek olurdu. Hatta şu anda hapishanede olmasına rağmen bunu hak ettiğini düşünerek hemen onu aklında canlandırdı. Ve saati beşe getirdi, sonrasında on ikiye. Ve ne olduğunu görmek için karakola dayısının yanına gitti. Amcasını öldüren bir adam olduğunu ve onunla konuşmak istediğini söyledi. Dayısı bunun olamayacağını çünkü o adamın kaldığı hapishanenin yandığını ve bir tek o adamın öldüğünü söyledi. Fray üzülmüş gibi yaparak karakoldan ayrıldı.
Evet çalışıyordu. Saat çalışıyordu. Fray hemen ne yapabileceğini düşündü. Aklına bir fikir gelmişti. Hemen dayısının yanına gidip suçluların dosyalarını alacaktı ve hepsini görmüş olacaktı. Bütün suçluları öldürecekti. Yeni adalet temsilcisi olacaktı.
Ama bunları sesli düşünmüştü. Wakai yanına gelip "Fray, bu iyi bir fikir değil. Çünkü eğer olurda oraya gidip suçluların dosyalarını alırsan ve o suçlular ölürse bir numaralı şüphelinin kim olacağını tahmin edebiliyorsundur."
"Onu da hesapladım Wakai, planımda benim yerime biri gidecek. Birini kullanacağım."
"Çevren geniş midir ki?"
Fray derin bir nefes vererek "Hayır" dedi.
"O zaman-"
"Evet, onu kullanacağım...