Bakışlar bir an bana dönünce boğazımı hafifçe temizleyip "Siz devam edin." dedim sevimli sevimli ama adamla göz göze gelemediğime de bir yakındım. Adam o kadar uzundu ki, benimle göz göze gelebilmek için bir çömelmesi falan gerekiyordu.
Adam sabır çeker gibi boğazındaki kravatı gevşetince aklıma olur olmadık şeyler üşüştü ve kendimi bir serinletmeye çalıştım. Bir kere benim başım artık bağlıydı, elin adamına sulanmamam gerekirdi.
Sonra bir an Çin vergisi özel yeteneklerimi hatırlayıp adamında bir yerleri bir yerlerine bağlanmış mı diye bileğini kontrol ettim. Bileğimden çıkan kırmızı ipin onun bileğinde sonlandığını görünce heyecanla ne yapacağımı şaşırdım. Ellerimi kavuşturup bana hediye edilmiş bu yakışıklı iş adamına ağzımın suları aka aka baktım.
Allah kahretmesin. Kocam bu adamdı. Kocam bu adamdı. Adam kocamdı. Kocam adamdı.
"Merve valizlerim geldi mi?" deyince bir irkildim. "Sen elin kızıyla ne konuşup duruyorsun?" diyecek gibi oldum da sustum.
Kız hızla onu onayladı. "Tamam, ben Bodrum'daki otele geçiyorum. Eşyalarımı gönderin, sekterime de ulaşamadım yine." dediğinde kız hemen araya girdi. "Siz toplantıdayken İtalya'dan gelen misafirleri ağırlaması için başkan onu çağırdı, o yüzden size dönemedi." diyerek yanıtladı adamı.
"İyi, güzel. Onu da haberdar et, bir saat içinde araç gelip onu alacak."
"Tamamdır Miraç Bey, görüşmelerinizi düzenleyeceğim. Size şimdiden iyi tatiller..."
Adının Miraç olduğunu öğrendiğim eşim, genç kıza sevimlice gülümsediğinde üzerine atlamamak için kendimi zor tuttum. Zalımın oğlu, ne de güzel gülüyorsun.
Tam hipnotize olmuş bir şekilde adamın peşinden gidecektim ki bir anda Merve denen kıza dönüverdim. Kız bir irkilip geriledi.
"Miraç beyin sekteriyleydi benim görüşmem." diye atladım. "Uçağı kalkmadan görüşelim demişti de, başkanın yanında olduğunu söylememişti. Avaba siz geldiğimi ona haberder eder misiniz?"
"Arkadaşınız Dilan mı?" dedi kadın bir saniye afallayarak.
"Aynen."
"Yalnız şu an başkanın yanında olduğu için arayamam ama görüşme bittikten sonra sizi lobide karşılayabilir."
"Ama uçağına yetişemez o zaman." dedim üzgün üzgün.
"Uçağı on iki buçuk civarı olsa gerek..." diyen kızın lafı bitmeden eşimin ardından fırladım hemen. Alacağım bilgiyi almıştım çünkü çoktan; Miraç'ın uçağı on bir buçuk da kalkıyor olmalıydı.
Onu şirketten çıkmadan yakaladığımda hemen ardından adımlarını takip ettim. Üzerindeki takım elbise vücut hatlarına öyle güzel yakışmıştı ki, squat yaptığı her halinden belli olan kıvrımlı poposunun yürürken sallanması nedeniyle bakışlarım orada kilitlenip kalmıştı.
Poposuna şaplak atma isteğimi erteleyip Miraç'ın son model bir araca binip gidişini öylece izledim.
Bodrum'a gideceği gerçeği aklıma gelince hızla saatimi kontrol ettim. Uçağının kalkmasına yaklaşık bir buçuk saat vardı ve adama hülyalı hülyalı bakarken aralarındaki konuşmaları kaçırsam ad Merve'nin "İyi tatiller." dediğini net bir şekilde hatırlıyordum. Miraç işi bittikten sonra Bodrum'un havasını almışken tatil yapmadan dönmeyecekti ve ben bunun bir gün mü yoksa bir hafta mı süreceğini bilmiyordum. Miraç, Bodrum'un genç kızları ile tatil yaparken ben burada öylece bekleyemezdim.
Kalan bir buçuk saati değerlendirip kendime uçak bileti ayarlamam gerekiyordu, yoksa Victoria Secret mankeni gibi cıbıl cıbıl dolaşan kadınların arasında Miraç elden gidebilirdi.
Ya da epey elden geçebilirdi ve ben adı çıkmış bir koca istemiyordum.