“Tamamdır, ben biraz daha çalışacağım sanırım.” Mete gülümsedi ve tam çıkacakken bir şeyi unutmuş gibi gözlerini kıstı. “Bu arada,” dedi ve gülümsedi, “Birkaç dakika sonra arkadaşlarımla buluşacağım. Ve şey...” dedi ve o an parmağımı şıklatarak ona doğrulttum. “Şu kız da var, değil mi?” Eliyle ensesini kaşıyıp kafasını utangaçlıkla eğdi. “Ah, hadi ama! Benim yanımda bile böyle utanıyorsan kızın yanında nasıl duracaksın ki? Kendini toparla asker.” Büyük bir kahkaha attı. “Emredersiniz komutanım. Bunu sana söylememin amacı o kız değildi. Sen de gelmek ister misin? Bekleyebilirim seni, sorun değil.” Ellerimi iki yana açıp omzumu hareket ettirdim. “Bilmiyorum.” Kaşlarını çatıp yanıma geldi ve annesinden çikolata isteyen bir çocukmuş gibi ellerimi tuttu. “Hadi ama! Çok çalışıyorsun, seni dersten uzaklaştırma gibi bir amacım yok ama lütfen biraz eğlenelim.” Masadaki kitaplara bakarak bir iç çektim. “Bu bölüm için çok uğraştım, biliyorsun. Ve başarıda iki kural vardır, bilirsin-“ sözümü kesti ve devam ettirdi lafımı. “Bilirim. Başarmak zordur, başarıyı devam ettirmek ise çok daha zor.” Çaresizlikle gülümsedim, “Asosyal değilim biliyorsun, sanki hiç dışarı çıkmıyormuşum gibi konuşma! Sadece... İnsanları pek sevmem, bilirsin. O enerjiyi almam lazım.” Gözleri heyecanla parladı. “Bilmez miyim! Ne malum arkadaşlarımdan ve ondan o enerjiyi almayacağın? Söz veriyorum, istemediğin anda seni evine bırakacağım.” Derin bir nefes aldım. “Pekala, bu hafta son bu keyifçilik, haberin olsun.” Omuzlarımdan tutup sarstı ve kahkaha attı.
Çantamı hemen toplayıp kahvemi elime aldım -tabii ki Starbucks falan değil, kendim yaptım çünkü her dışarıda çalışışımda Starbucks alsaydım şuan iflas ederdim, bu acı gerçeği bildirmek isterim- ve gülümsemesine karşılık verip onu ittiğimde yan hizama geldi ve muhteşem sözümüzü bekledi. “Hadi bakalım, asker.” Diyerek yol aldığımızda etraftaki iki kız bize garip garip bakıyordu ama evet nedenini biliyorduk çünkü buna zaten alışmıştık. Kıkırdayarak kafeden çıktık ve otobüs durağına doğru ilerledik. Otobüs durağına geldiğimizde alışmış olduğum mide bulantısı tekrardan bana selam verince içimden ona karşılık verdim ve bu sefer neden bu kadar kötü olduğunu sormadan edemedim. Kahveden değildi hayır çünkü kahveye -başkalarının deyişiyle- bağımlı oluşumun ilk senesi değildi. Başım çok hafif dönmeye başlayınca Mete’nin kolunu tuttum ve durmasını sağladım. Durup kaşlarını çattı ve başını hizama eğip merakla sordu, “Kelebek, iyi misin?” kahvemi ona uzattım ve duraktaki yere oturdum. Kahveyi oraya koyup önümde eğildi. “İyiyim. Midem bulanıyor ama bu sefer fazla. Başım döndü bir an. Gideceğimiz yer uzak mı?” Su şişesinden eline biraz su döküp alnımı ıslattığında kafasını salladı. “Boş ver şimdi orasını. İyisin değil mi?” Kafamı salladım ve saçlarımı topladım. “Iyiyim, teşekkür ederim, gidebiliriz.” Kalkmama yardım edip kahvemi verdiğinde merakla sordu, “Hala içecek misin?” Kafamı salladım. “Bu aralar sosyal medyada meşhur olan o sayı var ya, 505. Kahve de benim için öyle bir şey. O kadar ciddi bir durum değil ama hem acıtıyor hem yaralarımı sarıyor.” Burnundan güldüğünü duydum. “Bunu da ona benzetmezsin diyeceğim de benzetirsin, biliyorum. Her neyse, şu gözüken yerde buluşacağız.” Dedi ve az ilerideki yeşil piknik alanını gösterdi. Kafamı salladım ve yürümeye devam ettik.
Birkaç dakika yürüdükten sonra bir kamelyaya oturduk. Az ileriden de iki kişi geliyordu. “Şu gelenler seninkilerse baştan söyleyeyim, o enerji biraz zor gelir bana.” Diyerek kafamla gelen kişileri gösterdim. Gülümsedi ve bana döndü. “Hadi ama, ön yargılı olmayı bırak. Sen naparsın ne edersin alırsın o enerjiyi değil mi?” Şakasına gülerek kahveden bir yudum daha aldım ve derin bir iç çektim. “İnan bana o enerjiyi almamak için elimden geleni yapacağım.” Dudağını kıvırdı, vereceğim cevabın bu olacağını biliyordu.
“Selam Mete!” Yanımıza gelen iki kızla birlikte kafamı kaldırıp onlara baktım. Kızlar gülümsedi, sevecen gibiydiler. Ah bir de umurumda olsaydı. Mete ile selamlaştıktan sonra konuştu, “Selam, ben Buse. Memnun oldum.” Gülümseyip kızın elini sıktım. “Ben de Kelebek. Memnun oldum.” Kız hayretle gülümsedi. “İsmin çok güzel! Kelebeklerle aram çok iyidir, umarım senle de öyle olur. Çok güzel bir enerji aldım şuan, çok mutlu oldum.” Şaşkınlıkla gülümsedim. “Teşekkür ederim,” dedim ne diyeceğimi bilmeyerek. Adımı ilk duyan kişilerin tepkisine alışmıştım ama bu biraz fazla sevecendi? Diğer kız alayla dudağını kıvırdı. “Selam, ismin komikmiş.” Gülümsemem anında kayboldu ve aniden gözlerine baktım. Kız afallamış olacak ki gülümsemesini kesti. “Ben de memnun oldum, ismin şeydi değil mi...” diyerek söylemesini bekledim ama diğer kız bu kötü havayı bozmak için aceleyle cevapladı. “Çağla. İsmi Çağla. Aslında biz de bir kurstan yeni tanıştık. Sene başı, biliyorsunuz. Kurslarda kayıtlar yoğunlaşmaya başladı.” Diyerek gülümsedi kız. Ama gözümü Çağla’nın gözünden ayırmıyordum. O ise Buse’ye bakıyordu. Gülümseyip yerime oturdum. Çantamdaki suyu çıkarıp birkaç yudum aldım ve Mete’nin kulağına uzandım. “Başka kim gelecek?” kulağıma eğilip cevapladı, “İki erkek ve o gelecek.” Kafamı sallayıp gelen üç kişiyi işaret ettim kafamla. “Şunlar mı?” Mete kafasını olumlu anlamda salladı ve ayağa kalkıp yeni gelenlerle selamlaşmaya başladık.
“Selam çocuklar!” dedi bir erkek neşeyle. Kesinlikle enerjisi güzeldi ama yok, bundan bir cacık olmazdı. Gülümseyerek selam verdiğimizde kıza selam verecektim ki çoktan Mete’nin yanına gitmiş olduğunu görüp gülümsedim. “Kelebek ben, memnun oldum.” Diyerek sona kalan çocuğa elimi uzattığımda çocuk sevecen ama dozunda olan bir edayla elimi sıktı. “Erdem ben de. Memnun oldum, ismin güzelmiş bu arada.” Diyerek güldü ve yanıma oturup bana döndü. Ben de gülümsemesine karşılık verdim ve hafif sancılı olmaya başlayan karnıma içimden uyarılar vererek söze girdim. “Senin de ismin güzelmiş. Erdem ismini severim, en sevdiğim grubun solistidir kendisi.” Gözleri heyecanla parladı. “O grup umarım Madrigal’dir.” Heyecanla iyice ona döndüm ve gülümsemem iki katına çıktı. “Evet. Evet Madrigal. Harikalar, değil mi? İlk şarkısından tut son şarkısına kadar mükemmeller! En sevdiğin şarkısı ne?” diyerek heyecanlı bir çocuk edasıyla sorduğumda heyecanıma ufak bir kahkaha attı ve konuştu. “Kelebekler.” Dedi gözlerime bakarak ve o an neden bilmiyorum ama o anda kalmayı istedim. Kendimi toparlayıp gözlerimi gözlerinden geri çektim ve bozulmayan gülümsememle tekrardan baktım. “O şarkıları da mükemmel. Ama benim en sevdiğim-“ derken lafımı kesti. “Dur tahmin edeyim, Seni Dert Etmeler?” Gözlerim heyecanla büyüdü ve küçük bir kahkaha attım. “Nasıl bilebildin?” Gözleriyle masamda duran telefonumu işaret etti. Bildirim gelmişti ve ekranı açılmıştı, duvar kağıdım ise Seni Dert Etmeler şarkısıyla ilgili bir resim olduğu için tahmin etmesi pek de zor olmamıştı haliyle. Şapşallığıma güldüm ve ona döndüm tekrardan. “Tahmin etmek zor olmuş olmalı.” Yüzünden eksik olmayan gülümsemesiyle cevap verdi. “Ne kadar zordu tahmin bile edemezsin!” Kıkırdayarak birbirimize baktığımızda gelen ani sesle birlikte ikimiz de kafalarımızı sese çevirdik.
“Hey, bu biraz ani oldu! Yoksa ilk görüşte aşk mı? Eğer öyleyse arkadaşlar, emin olun ki çok yakışıyorsunuz.” Gözlerim utançla büyüdüğünde Erdem bana döndü. Yüzüne bakıp ne tepki verdiğini görmek istedim ama tepkisizdi. “Hadi ama, zaten çoktan tanıştınız. Bu bir şakaydı, ironi!” dedi ve elini Pqueen gibi yaparak sözüne devam etti. “Yavşak gibi görünmüyorsun, emin ol.” Erdem bir tık olsun rahatlamış gibi nefes verdi. “Özür dilerim, kendine göre eğleniyor işte.” Kafamı salladım ve Mete’ye döndüm. Adını bilmediğim şu patavatsız çocuğa onu dövecekmiş gibi bakıyordu. Hoşlandığı kız ise bakışlarından ürkmüş olacak ki çekingen bir tavırla bana bakıyordu. Mimiklerimle sakin olmasını söyleyip biraz olsun rahatlatmaya çalıştım ama sanırım kavga çıkacağını düşünüyordu. Hayır, kavga çıkmazdı çünkü Mete şiddeti seven birisi değildi. Zorda kalmadığı sürece tabii...
Patavatsız çocuk, sanki bu havayı kendisi yaratmamış gibi gülümseyerek konuştu. “Tamam arkadaşlar, dağıtın şu kirli havayı! Adın Kelebek’ti değil mi, duymuştum. Bak cidden şakaydı Kelebek. Özür dilerim, rahatsız olacağını düşünmemiştim.” Kafamı sorun yok anlamında sallayıp saçlarımı düzelttim. Mete hariç herkes bana bakıyordu. Mete de on saniye kadar bir süre sonra bana baktı ve “Nasılsın?” diye sordu. “İyiyim.” Diyerek konuşmayı kapattım ve gülümsemeye çalıştım. “Bana bakmayı kesseniz de eğlenmemize mi baksak?” Patavatsız çocuk elini yumruk yapıp bana yaklaştırdığında ben de gülümseyip elimi yumruk yaptım ve tokuşturduk. Neşesi güzeldi, keşke patavatsızlığı için de aynı şeyi söyleyebilseydik. Herkes birkaç saniye sonra gülümseyip birbirleriyle konuştuğu sırada Buse söze atıldı. “Ben diyorum ki birbirimizi yakından tanıyalım. Herkes birbirini tanıtsın. Ben başlayabilirim hatta.” Herkes ona döndüğünde patavatsız çocuk kaşlarını sahte bir sinirle çattı ve masaya doğru eğildi. “Sence ben ilk sırayı sana kaptırır mıyım?” Buse gülümsedi ve kürsüye davet ediyormuş gibi elini salladığında patavatsız çocuk konuştu.
“Ben Doruk. Hepimiz yaşıtız zaten, bunu biliyoruz ama yine de söyleyeyim, 20 yaşındayım. Etrafımdakiler bana genelde hiper aktif olduğumu söylerler, eğlenmeyi severim ve yalnızlıktan hoşlanmam. Üzgün müziklerle depresyona giren tiplerden değilimdir, bir kere bile depresyona girmedim ve kendimi bu konuda şanslı hissediyorum. Elbette dertlerimiz var ama hayat çok kısa ve b*k gibi geçirmeye hiç niyetim yok arkadaşlar. Hadi bakalım, sıradaki kim?” Buse gülümsedi ve elini kaldırdı neşeyle.
“Sıramı çalmıştın, ikinci kesin benim. İsmimi ve yaşımı zaten biliyorsunuz o yüzden direkt hobilerime giriyorum. Resim çizmeyi çok severim ama meslek olarak görmediğim için bölümünü okumadım, zaten Çağla ile de resim kursundan tanışıyoruz. Kesinlikle çok gerekli bir bilgi, küçükken arıların resmini çizmek için onları elimle tutup bir yere sabitlemeyi düşünüyormuşum, o yüzden çoğu kez beni arı soktu ama bilirsiniz, yenilen pehlivan güreşe doymaz! Her neyse, aklıma geldikçe söylerim, sıradaki talihlimiz başlayabilir.” Arılarla olan anısına hep birlikte gülerken Çağla konuşmaya başladı.
“Ben Çağla. Buse ile tanışıyorum sadece buradan. Onu da Buse anlattı zaten. Memnun oldum, insanları pek sevmiyorum ve buraya Buse’nin isteği üzerine geldim. Sıradaki başlayabilir.” Bayağı uzundu hatta o kadar uzundu ki dinlerken uykum gelmişti. Sıradaki kişi Mete olduğu için masaya doğru eğildi ve ciddi bir edayla patavatsız çocuğun gözlerine baktı.
“Mete ben. Kelebek ile aynı fakültede okuyoruz ve yakınız. Genelde kütüphanede oluyoruz ya da kafede. Benim isteğim üzerine geldi. Müzik dinlemeyi ve çalışmayı severiz. Memnun oldum.” Gözlerini patavatsız çocuktan çekip bana baktı ve gülümsedik. Sırada hoşlandığı kişi vardı.
“Ben Melodi. Hayvanlarla ya da doğayla, sevdiğim bir şeyle iletişim kurarken zorlanmıyorum ama yeni tanıştığım kişiler olunca biraz afallayabiliyorum. Şu an da biraz değişik oldum hatta. Sıradakine geçebiliriz.” Mete hemen ona eğildi. İyi olup olmadığını sorduğunda söze girdim. “Her şeyi Mete anlattı zaten, eklemek istediğim bir şey yok.” Sırada Erdem vardı. Ikimiz konuşurken yüzünden eksik olmayan gülümsemesi şu an yüzüne hasret kalmış olmalıydı çünkü yoktu ve bir an olsun gelmemişti.
“Erdem ben. Söylemek istediğim tek şey buraya Doruk’un isteği üzerine gelmiş olmam, memnun oldum.” Patavatsız çocuk yani Doruk üzülmüş gibi yapıp mızmızlandı. “Hiç eğlenceli değilsiniz çocuklar, sen hariç Buse.” Diyerek son anda Buse’yi gösterdi ve gülümsediler. “Ah ne üzüldüm.” Dediğini duydum Erdem’in sessizce. Ben hariç kimse duymamıştı çünkü çok sessizdi ve yanında sadece ben vardım. Burnumda güldüğüm sırada duyduğumu anlamış olacak ki gülümsedi. Nedenini inanın bilmiyorum ama o gülümsemesi tüm yorgunluğumu almış gibiydi.
✨✨
07.05.22’