Sabahın köründe beni uyandıran sincabıma somurtarak bakınca parmaklarıyla beni yataktan kaldırmaya çalıştı.
Odamdan çıkıp merdivenlerden indiğimde beni merdivenlerin sonubda bekleyen annemle şaşırdım.
"Anne?"
Sarı saçlarını arkasına attı. Kızgın olmayacak bir bakış attı ama yüzündeki ciddilik arttı.
"Kaç kez saray içinde anne demeyeceksin dedim tatlım."
Bakışları üzerimde dolandı. Her ne olursa olsun pijamalarla aşağıya inmemiz yasaktı. Eğilerek selamımı verdim.
"Özür dilerim kraliçem. Neden beni çağırmıştınız?"
Koluyla sırtımı okşayarak yürüyerek odasına geçtik.
"Kapıyı kapattığından emin ol." Küçük aralığı sertçe kapattığımda endişem arttı.
"Neler oluyor anne?"
"Sarayda casus var!" Kaşlarım havaya kalktı.
"Bu nasıl olabilir? Bize ihanet eden birisinin sonu Jiog'a gönderilmektir. Nasıl itaatsizlik yapabilir?" Kahverengi saçımın tutamını eline doladı.
"Bunu geleceğimiz için yapmalısın. Gelecek varis sensin. Erkek kardeşinden önce... Bu casusu yakalarsan varisliğe daha yakın olacaksın."
Kraliçeye hayır diyemezdik. Fakat ben kraliçe olmak istemiyorum. Burada varisin tahta geçmesi demek kraliçenin aileye uygun birisiyle evlendirmesi demekti de. Ve ben bunu istemiyorum.
Düşüncelerimi bölen annemin sesiydi.
"Casusu yakalamalısın. Gideceğin yerin adı Dünya. Hem fena mı okuduğun kitaplar boşa gitmemiş olacak. Orayı senden iyi bilebilecek birisi yoktur."
Dünya... Hep gitmek istediğim evren. Bu fırsatı kaçırmayacaktım.
"Ne zaman gideceğim kraliçem?" Annemin yüzünden büyüyen bir sırıtma belirdi.
"Hemen şu an. Gel benimle."
"Ne?" Kolumdan tuttuğu gibi yürüyorduk. Sarayın merdivenlerini indik. Ve en sonunda dışarıya çıktık. Halkın arasına fazla çıkmazdık. Herkes eliyle selam veriyordu. Başımı eğdim selamlarına karşılık. Bir derenin önünde durduğumuzda annem elime taşlı ipler verdi. Bunları bileğime bağladı sıkıca düğümlerle.
"Bak Freya bu ipler güç verecek sana. Kendi gücünü orada keşfediceksin." Bileğime taktığı her bir ipin rengi farklıydı. Mavi, turuncu, sarı ve yeşil taşlı.
"Orada tek başınasın." Her zaman ki gibi. "Ama başının çaresine bakarsın." Her zaman.
Derenin yanına daha çok yaklaştım. Elim suya değdiğinde gülümsedim.
"Nasıl gideceğim oraya?" Gülümsemem büyüdü.
"Yardımcı olacağım." Annem eliyle kolumdan sertçe ittirdiğinde derenin içine düştüm.
"Anne!?" Sesim oradan uzak çıkmıştı. Yuvarlak bir geçitin içinde savruluyordum.
🐙
Derin nefesle yüzeye çıkabildim. Dudaklarıma değen bir şeyle gözlerimi araladım. Dudaklarım aralandı. Siyaha yakın gözler bana bakıyordu. Aniden ayağa kalktım. Derin nefesler aldım. Burası dünya olmalıydı. Ve burası da deniz ve ben az önce tanımadığım bir adamla öpüştüm. Elim üst dudağıma gitti. İlk öpücüğüm böyle saçma olmamalıydı!
"Hoşuna mı gitti?" Arkamdan gelen Sert sesle oraya döndüm. Çıplak lan bu! Arkamı geri döndüm.
"Neden çıplaksın?" Kahkaha attı.
"Çıplak değilim. Sadece üstüm yok. Bana bir şey söyleyeceğine kendine bak derim." Üzerimde sadece iç çamaşırlarım vardı. Geçiş kıyafetlerimi yırtmış! Denize sindim. Boğazımdan başka bir yerim gözükmüyordu.
Denizden çıkıyorken ayak bileğini tutmamla kucağıma düştü.
Yutkundum. Bu normal değil.
"Başka bir evrenden mi geldin? "
Evet.
Somurtarak homurdandı. Üstümden kalktı.
"Lütfen." Bir prenses başka evrende yalvarabilirmiş. Gözlerimi yumdum ve hızlıca konuştum.
"Üzerime bir şey getirir misin? Lütfen."
"Kızım niye böyle geldin o zaman?" Anlatamam da.
"Yardım edecek misin peki?" Ofladı.
"Bekle burada." Denizden çıktı. Elini saçlarından geçirdi. Su damlaları vücudundan süzülüp kuma düştü.
"Gerçekten Dünya'dayım!"
"Evet hanımefendi Dünya bura." Ne ara gelmişti. Rezillik. Elinde havlu vardı.
"Arkanı dön." Lafımı ikiletmeden arkasını dönüp önüme geçti.
"Hayır anlamıyorum. Madem rahatsız olacaksın bunları giyerken, neden giydin?"
Ne bileyim yırtılacağını!
"Teşekkür ederim." Havluyu göğsümden tutturdum. Kalçama kadarıyla kapatıyordu.
"Nereye gideceğim şimdi? Of. Keşke coğrafyasına da çalışsaydım."
"Buraya yeni mi geldin?"
Bu adam neden bu kadar şüpheli.
"Yerleri bilmediğine göre tatile gelmiş olmalısın. Ben seni götüreyim ister misin? "
"Ya beni kaçırıp, böbreklerimi alıp, organ mafyasına satıp, para kazanmak için bu teklifi ediyorsan?"
Güldü. Gamzeleri belirdi. Yüzüme yaklaştı. Plaj çantasından
bir şey aldı.
"Bana güvenebilirsin." Elinden bana Türk polisi olduğunu gösteren rozeti gösterdi.
