İçeriğe geç

Evrenin Kayıp Yıldızı

Bölüm 9 · 4 dk okuma

Evrenin Kayıp Yıldızı

Bölüm 9

8 | ölümün sınırları

Katil olmaktan korkuyorken cinayeti çoktan işlediğini farkında değildi.

⭐️

BALIM ERÇİN

Hiç var olmamış bir gerçeklik kurduğunuzu ve o gerçeklikte kaybolduğunuzu düşünün. Bir tür... fantastik bir kurgu diyebiliriz. Zihnine sahip çıkamayan bir ana karakter ve köşe başında bekleyen olumsuzluklarla dolu sürprizler. İşte böyle bir kurgunun içinden size sesleniyorum.

Son birkaç yıldır yazdığım her yazıda ölümden bahsediyorum. Bu bir gerçeklik. Hatta benim için gerçek olan en net şeylerden de biri. Zihnim allak bullak. Yazmak hiç bu kadar dağınık hissettirmemişti. Bir tür, zihin bulantısı gibi. Uzun zamandır susmayan beynimin sözlerinden birkaç cümle çıkardım kendime ve bu beni kurtarmak yerine daha çok çukura düşürdü. Her insanın böyle dönemleri olur, bilirsiniz. Burası bir edebiyat blogu olsa da "edebiyat yapmaya" çekiniyorum bugün. Kendi sayfamda bile iğrenç bir yabancılık var işte. Yazar kimliğimi çoktan çıkarıp bıraktım kenara. Öyle boktan durumlar içindeyim ki, nazik olamıyorum çünkü onlar bana nazik değiller. Hiç bir zaman değillerdi. Hiç olmayacaklardı ama yeni görüyorum bunu. Evimde kimse yok. Bomboş, aptal gri duvarlar öyle üzerime geliyor ki bazen... koşa koşa sahile atıyorum kendimi. Sonra denize bıraksam diyorum bedenimi. Önce buz gibi su bedenimi sarıp beni titretse sonra gözlerimi sımsıkı kapatsam... ciğerlerim yanmaya, kulaklarım uğuldamaya başlasa... birkaç kişi benim için endişelense, ne bileyim, ölsem mesela... ama öyle somut bir ölmek değil işte. Biraz ölüme bulansa her hücrem ama aslında yeniden doğsam. İmkansız şeyler istiyorum yine. Şımarık herifin teki olmuşum fark etmeden. Öyle söylerdi amcam da. Konudan konuya atlarken inanın sonu nereye varacak kestiremiyorum. Sadece kafam o kadar dolu ki... Belki birkaç ay buralarda olamam. Eğer ölmezsem... Birkaç ay buralarda olmayacağım sadece. Eğer ölürsem de...

Yaşamayı çok seviyordum. Hiç ölmek istemedim. Yıldızları çok severim. Kandan korkarım. Sarışın kızlardan hoşlanmam. Yalnızlığı severim. Atkı takmak hoşuma gider. Anıları saklamaktan hoşlanmam. Elma severim ve yazmaktan hep nefret ettim.

Ve Sevgili Ali, sen elinden geleni yaptın. Eğer yaşamıyorsan diye söylüyorum, elinden geleni yaptın. Yıldızın parlıyor. Gökteki en parlak yıldız artık senin gibi gözüküyor!

@yildizlariyakalayamazsin'ı okuduğunuz için teşekkür ederim. Yıldızsız yarınlara :>

Okuduğum yazıyı anlamlandırmaya çalışırken içini bir huzursuzluk kaplamıştı. Ali'ye ne oluyordu? Bu yazı nereden çıkmıştı?

Rehbere girip numarasını tuşladım. Çaldı, çaldı ve beni meşgule attı.

Endişeyle dudaklarımı ısırdım. Sahiden ne oluyordu?

Kabanımı alıp koşar adım dışarı çıktım. Buluştuğumuz sahile gitmeye karar verdiğimde yol sanki gittikçe uzuyordu. Taksiden inip bizim bankımıza doğru ilerledim. Ali'nin çökük omuzlarını gördüğümde rahat bir nefes aldım. Öylece denizi izliyordu. Aptal adam! Beni ne kadar korkuttuğundan haberi var mıydı acaba?

"Ali!"

Omzunun üzerinden bana baktı.

"Balım?"

"Balım ya... O yazı neydi? Bir şey yaptın sandım kendine."

"Yaptım zaten."

"Ne? Ne yaptın? Ali! Ne-"

"Boş versene Balım. Neden buradasın?"

"Ne?"

Bıkkınlıkla denize döndü bakışları. "Ne ara bu kadar beni önemser oldun diyorum? Daha dün tanıştık."

"Ali, ne anlatıyorsun Allah aşkına ya..."

"Ali değil, Çağan Ali."

Onu umursamadan yanına yaklaşıp kolundan tuttum. "Kalk hadi!"

"Bırak, ne yapıyorsun!"

Bir gram hareket etmezken biraz daha çekiştirdim. "Ali, lütfen... çok üşümüşsün. Eve gidelim, sakin sakin konuşalım."

"Ne konuşacağız?" Dolu dolu gözleriyle gözlerim buluşunca midemdeki o yakıcı hissi tanıdım. "Ali... İyi değilsin. Ne oldu? Bir şey mi oldu?"

"Oldu," dedi kısık bir sesle. "Dayanamıyorum artık. Yapayalnızım." Sağ gözünden bir yaş cümlesiyle eş zamanda yanağından süzüldü. Gözyaşını silme zahmetine girmeden bana baktı. Hafifçe gülümsedi. "Sarışın kızları sevmediğim yalandı."

Biliyorum der gibi kafamı salladım. "Yıldızları sevdiğin de yalandı."

Bu kez başını sallayan oydu.

"Kandan korktuğun da yalan."

Yine başını salladı. Fısıltı gibi çıkan bir sesle "Hepsi yalan, her şey yalan," dedi. Kuru be çatlak dudakları hafifçe titredi. "Hepsi yalan."

"Eve gidelim mi Ali?" dedim bir kez daha.

"Çok üşümüyorum."

"Az mı üşüyorsun?" dedim öylesine soru sorarken.

Onaylamazca kafasını salladı. "Çok çok çok üşüyorum."

"Hadi kalk!"

Kızarık gözlerini ve çatlak dudaklarını izledim. Yavaşça ayağa kalktı. Sendeleyince koluma tutundu. "Evine götüreyim mi seni?"

Cevap yok.

"Nereye gitmek istersin?"

Cevap yok.

"Peki nereye gitmek istemezsin?"

"Eve."

Anlaşıldı.

Ali biraz ısınınca kendine geldi. Salonumda karşılıklı koltuklarda oturuyorduk. Kaba ve üzgün Ali yerini yavaş yavaş nazik ve beyefendi Ali'ye bırakıyordu. Bu memnun olacağım bir şeydi.

"Sağ ol Balım. Zahmet oldu, hem de çok."

"Bir tane bile zahmet olmadı Ali ama artık bir şeyler anlatacak mısın? Okuyucular yorumlarda kaos dolu bir ton teori saçmalamışlar."

"Öleceğim sandım. O yazıyı bok gibi bir ruh halinde yazdım zaten. Sonra... sonra-"

"Sonra?"

"Sonrası yok işte. Dışarı attım kendimi. Aşırı bunaldım bir anda. Bir şey oldu işte, bilmiyorum."

Yerimden kalkıp Ali'nin yanına oturdum. "Ölmek mi istedin?" dedim korkarak.

Bir şey demedi. Gözlerime bile bakmadı. Ona zaman verdiğimde konuşabilecek gücü bulmuş gibi gözlerime baktı. "Bilmiyorum, ölmek istemiyorum ama kendime bir şey yaparım diye çok korkuyorum. Bazen... bazen hiç katlanamıyorum Balım. O kadar çok şey dönüyor ki kafamda. Bazen sıksam kafama, bitse diyorum. Bitmiyor, geçmiyor."

Ellerine uzanıp avuçlarımın arasına aldım.

"Ali..."

"Lütfen, konuşmayalım. Yeterince düşünüyorum zaten. Bir de konuşmak istemiyorum."

"Konuşalım, çözelim."

"Çözemeyiz."

"Olsun, yine de konuşalım. Benim sesim senin düşünceleri bastırır. Unuttun mu, sihirliyim ya ben."

Öylesine gülümsedi. Öylesine, boş, bomboş bir gülüştü. "Sihirli olsan keşke sahiden."

"Öyleyim ya Aliciğim..."

"Hm, öyle misin?"

"Öyleyim öyle. Şimdi bir kahve yapacağım ve her sorunumuz çözülecek."

Bu sefer daha içten güldüğünü hissettim. "Yapın bakalım, Balım Hanım."

Başını koltuğa bırakıp gözlerini kapattı. Yutkunuşuyla adem elmasının hareket edişi, ardından benim mutfağa girmem, kahve yapmam, Ali'nin kahveye rağmen uyuya kalması ve en sonunda gün, güneşi beraber batırıp yeni bir güneş için uykuya dalmamızla son buldu.

☆

selam! okuduğunuz için teşekkürler.

:> görüşmek üzere.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.