Bir kız varmış
Dünyada kaçak yaşarmış
Derin uçurumların başında beklemek onun alışkanlığıymış
⭐️
BALIM ERÇİN
Nefesim bana yetmiyor. Göğsüm hızlı hızlı inip kalkıyor. Bir canavar sanki beni bacağımdan yakalayıp inine sokmaya çalışıyor. Çırpınıyor kalbim ve yerinden çıkıp tüm bedenimde dolaşıyor. Pıt, pıt, pıt... İçim içine sığmıyorken titreyen ellerim bana çok yakışıyor. Biliyorum, güzelim. Her şeyimle çok güzelim ve gözlerimin gördüğü şu adam da en az benim kadar güzel. Hayır, o benden çok daha güzel!
Gözleri hiç gözlerimle buluşmasa da onunla aynı yerde olmak bile kalbimi çıldırtmaya yetiyor. Ellerini görmek istiyorum ama o hiç çıkarmıyor ellerini ceplerinden.
Elimde sımsıkı tuttuğum dosyayı göğsüme bastırıyorum.
Ben Balım Erçin. Edebiyat ikinci sınıf öğrencisiyim ve karşımdaki adam benim hayran olduğum bir yazar. Üniversitenin ilk ayındayken sosyal medyada severek takip ettiğim blogun anonim yazarı olduğunu tesadüfen öğrendim. Küçük karışıklıklar silsilesi sayesinde öğrendiğim bu bilgiden sonra ona olan ilgim o kadar çok arttı ki tüm zihnim onunla doldu.
Göğsüme bastırdığım dosya kalbimi daha da hızlandırıyor. Yazdıklarımı ona da okutabilir miyim düşüncesi bir yana, okusa beğenir mi düşüncesi daha da heyecanlandırıyor beni. Onunla iletişime geçmek istiyorum ama üzerimde felaket bir çekingenlik var. Onu şu aptal yaz dizisinden tanıyanlarının aksine yazdıklarına aşığım. Hikayeleri, şiirleri...
Gözümü kırpmadan izlediğim o adam şimdi sahilde bir banka oturmuş denizi izliyor.
Yanına gitmek istiyorum. Merhaba ben Balım. Yazdıklarımı okumak ister misiniz?
Hayır...
Dünyanın en saçma tanışma hikayesi olabilir. Yapamayacağım. Yine arkamı dönüp gideceğim ve elimdeki fırsatı geri tepeceğim. Onun yüzünü kimse bilmese de sosyal medyada çok ünlü bir adam. Blogunu keşfettiğimde on sekiz yaşındaydım. Blogunun ismini ilk gördüğümde yüzümde aptal bir gülümseme oluşmuştu. Çok iyi hatırlıyorum. Yıldızları yakalayamazsın. Epey uzun ve hoş bir isim, diye düşünmüştüm.
Anlamını sorduğumda bana cevap vermişti. Ukala bir adam olduğunu düşünmüştüm.
Bir yıldızı yakalamaya çalışıp elin boş döndüğünde anlarsın küçük hanım yazmıştı bana. Ardından bir mesaj daha attı.
Umarım bir yıldızı yakalamak istemezsin. Hiçbir zaman. :>
Sonuna tuhaf bir gülücük koymayı da unutmamıştı. Tuhaf ve ukala bir adam ve ben bu adama hayranım. Hayır, ben bu adamın yazdıklarına hayranım. Kafasının içinde dönenlere hayranım.
Oturduğu yerde kıpırdandığında tedirgin olup bakışlarımı denize çevirdim. Ayağa kalktığında içine büyük bir hüzün çöktü. Yine çekip gidiyor ve ben yine cesaretsizliğime yeniliyorum.
"Afedersiniz."
Kalbim bu sefer hızlı atmayı abartıp bedenimden çıkmak ister gibi çarpıyor.
O... bana mı sesleniyor?
Başımı yavaşça döndürüp ona bakıyorum.
"Buyrun?"
"Açık olmak gerekirse... bir süredir sizi etrafımda görüyorum. Yanlış anlamayın, yani, bana bakıp duruyorsunuz ve artık merak etmeye başladım."
Duyduğum cümlelerle boğazımdan kulaklarıma kadar yanmaya başladım. Sakin ol Balım. Rezil olmamış gibi davranırsan rezil olmamış sayılırsın.
Anlık bir özgüvenle ayağa kalktım.
"Merhaba. Ben Balım. Bir süredir beni etrafınızda görüyorsunuz çünkü... sizi takip ediyorum."
Kaşları inanamaz gibi havaya kalktı.
"Yani... böyle söyleyince pek hoş olmuyor tabi ama..." Kısık bir sesle güldüm. "Ben sizin blogunuzu takip ediyorum."
Şaşırdı. Fazlasıyla. "Ne blogu hanımefendi? Anlamıyorum."
Bilmezlikten mi geleceksin? Maalesef, buna izin veremem.
"Yıldızları Yakalayamazsın," dedim tek solukta. "Sizi birkaç senedir takip ediyorum. Tesadüfen blogun yazarının siz olduğunuzu öğrendim geçen sene. Merak etmeyin söylemedim kimseye."
"Bir dakika... Daha önce sizinle tanıştık mı biz?"
"Evet... aslında hayır. Yani ben sizi tanıyorum, aynı okuldayız ama siz beni tanımıyorsunuz."
"Peki... Blog benim ama hala neden beni takip ettiğinizi anlayamadım."
Alt dudağımı ısırdım. Şimdi elimdeki dosyayı uzatmanın tam zamanı. Evet Balım, şimdi.
"Yazdıklarınızı çok beğeniyorum ve ben de bir şeyler yazıyorum."
Dosyayı uzattım. Heyecandan ellerim titriyordu. Yavaş hareketlerle dosyayı elimden aldı.
"Eğer okumak isterseniz... yani okursanız ben çok mutlu olurum. Fikirlerinize değer veriyorum. Bir türlü cesaret edip konuşamadım sizinle."
"Keşke daha önce konuşsaymışız," dedi içtenlikle. "Blogumu bilen birilerini olduğunu bilmiyordum. Teşekkür ederim söylediklerin için de ayrıca." Dosyayı hafifçe kaldırdı. "En kısa zamanda okuyacağım ve sana dönüş sağlayacağım," dedi küçük ama sıcak bir tebessümle.
"Teşekkür ederim," dedim kısık bir sesle.
"Numaranı ya da bir sosyal medya hesabın varsa onu alırsam daha iyi olur. İletişime geçmek için."
Telefonumu çıkarıp numaramı verdim. Onun karşısında gülümsemek istiyordum ama kendimi tutuyordum.
"Tanıştığıma memnun oldum."
İçten bir şekilde gülümsedim. "Ben de çok memnun oldum."
☆
ÇAĞAN ALİ KARABAĞ
Elimdeki siyah kapaklı dosyaya yolda göz ucuyla bakmıştım. Karşıma çıkan ilk şey büyük puntoyla yazılmış bir başlıktı.
Sen Olmasan da Başlar Filmler
Altında da daha küçük harflerle Balım Erçin yazıyordu. Eve kadar dosyayı bir daha açmadım.
Hava yeni kararmıştı. Evin karanlığa gömülmüş halini görünce belli belirsiz iç geçirdim. Yalnız yaşamayı sevmiyordum ama yalnızdım. Normalde devlet yurdunda kalıyordum ama bu oyunculuk işlerinden sonra kendi evime çıkabilmiştim. Küçük ve sade bir ev. Öyle çok abartılı şeylere ihtiyacım yok. Yazabileceğim bir alanım olsa bana yeter de artar bile.
Uyuşuk hareketlerle kapıyı açtım. Karanlık salonum beni karşılarken evden çıt çıkmıyordu. İlk iş salonun ışıklarını açtım ve mutfağa girdim. Ardından oranın da ışıklarını açtım. Bir bardak su içip buzdolabının üstündeki fotoğraflara ve not kağıtlarına baktım. Annemin, babamın ve ablamın fotoğrafları, evime gelen arkadaşlarımın bıraktığı notların yazılı olduğu renkli kağıtlar...
İçime bir huzursuzluk çökerken başımı sallayıp ışıkları söndürdüm ve mutfaktan çıktım. Kötü hisler arada insanı yokluyordu ve böyle zamanlarda ne yapabilirim hiç ama hiç bilmiyordum. Aklımı oyalamak adına bugün tanıştığım kadının bana verdiği dosyanın kapağını açtım ve salondaki kanepeye yayıldım.
Hikaye hafızasını kaybeden bir kadını ve sevdiği adamın onu yavaş yavaş terk edişini anlatıyordu. Daha çok karakterlerin psikolojisi üzerinde durulmuş bir kurguydu. Genel hatlarıyla oldukça başarılı olsa da bazı zaman atlamaları ve duygu değişimlerinde anlatımda kopukluk ve eksiklerin olduğunu hissettim. Balım Hanım'a yarın sabah mesaj atmayı not ederek dosyayı yanıma bıraktım ve üzerimdeki tişörtü çıkardım. Odama çıkmaya üşenip olduğum yere kıvrıldım. Saat erkendi ama yorgun hissediyordum. Aklım çok doluydu. Yarın sete gitmem gerekiyordu ve para işin içinde olmasa bir dakika katlanamazdım. Gözlerim yorgunluktan yavaş yavaş kapanırken ışıkları açık bıraktım.
Karanlıkta kalmak demek, daha fazla yıldız görmek demektir ve daha fazla yıldız her zaman daha fazla acı getirir.
☆
merhaba. umarım bölümü sevmişsinizdir. gözden kaçmış yazım yanlışlarım varsa yorumlarda belirtebilirsiniz. yeniden görüşmek üzere :>