Bursa/İnegöl
İhtiyacımın olabileceği son şeyleri çantama ekledikten sonra, telefonumu şarjdan çıkartıp Ayazla anlaştığımız yerde beklemeye başladım. Hava çok soğuktu. Karlı bir kış günüydü. Az sonra Ayaz arabayla geldi.
- Biraz daha geç kalsaydin donacaktım!
-Üzgünüm sevgilim. Yolda kaza olmuş. Yerler zaten don. Sen Başak'ı aradın mı? Çünkü ben Atlas'a ulaşamıyorum.
- Ah, evet. Onlarda sözleştirdiğimiz yere gidiyor olmalı. Atilla ve Melodi çoktan varmış. Biraz acele etmeliyiz.
22 dakika sonra
Sonunda buluşma noktasına varmıştık.
- Evet, kapıyı nasıl açacağız?
Atilla omuz atmayı denedi. Kapı eskiydi çünkü profesör yıllardır buradan çıkmamıştı. Bizde bu gizemi çözmek için buraya gelmiştik. Burada icatlar yapan profesör, zaman makinesi yaptigi iddiası nedeniyle halk tarafından deli damgasi vurulmuştu. Ve anlatılanlara göre yıllardır buradan çıkmıyordu. Bazı söylentilere göre, profesör yaptığı bir icat tarafından hapsedilmişti ve içeri girenlerde onunla aynı kaderi yaşıyacaktı. Ama bazıları içeride öldüğünü söylüyordu...
- Açıldı!
Atilla kapıyı açmayı başarmıştı. Ayazin elinden sıkıca tutup içeriye girdim. Ben fazla cesur değildim ama Ayaz fazlasıyla cesurdu. İçeride bir sürü fare vardı.
- Fare, fare!
Tabi bu durum farelere fobisi olan Melodi için fazlasıyla kötü bir durumdu. Atilla hemen ona sarıldı. Başakta sakinleştirmek için yanına gitti.
- Çıkalım buradan!
Hemen Melodiye döndüm:
- Buraya kadar geldik Melodi, korkmamalısın!
Melodiyi sakinleştirdikten sonra telefon ışıklarımızı açıp yola devam ettik. Burası tahmin ettiğimizden de büyüktü. Teker teker odaları incelemeye başladık. Bir sürü icat vardı.
- Arkadaşlar sakın hiçbir şeye dokunmayın ve fazla uzaklaşmayın. Burası çok tehlikeli.
Atlasın uyarısı pek ciddiye alınmadı. Herkes bir yana dağıldı. Bende Ayazla bir odayı gezmeye başladım. Ancak dikkatimi birşey çekmişti. Sanki, sanki bir ses geliyordu. Yardım isteyen çok kısık bir ses...
- Ayaz benim duyduğumu sende duyuyor musun!?
Ayaz sesi dinlemeye başladı.
- Evet, hemen çocukları çağırmalıyız!
Ama onlar zaten bu bağırışlarımıza çoktan gelmişlerdi.
- Ne oldu!?
- Birşey mı buldunuz!?
Hemen uyardım:
- Sessiz olunda sesi dinleyelim!
Odayı ölüm sessizliği sardı. Bir süre sonra o ses tekrar duyuldu;
- Yardım edin, lütfen! Artık dayanacak gücüm kalmadı! İmdat! Yok mu beni duyan!?
Herkes korkmaya başlamıştı. Tam ben sesi takip ederken Atilla bağırdı:
- Cinler, cinler var!
Ayaz hemen atladı:
- Aaaa, yeter! Anaokulu çocuğu musunuz siz!? Biz buraya gelmeden önce kaç kere konuştuk!? Korkmak yoktu! Bi susun da ses nerden geliyor takip edelim!
Ayazın bu isyanı işe yaramıştı. Herkes yeniden sustu. Biraz sonra yardım çığlıkları tekrardan gelmeye başladı. Sesi tekrardan takip etmeye başladım. Yaklaştım, yaklaştım, yaklaştım ve en sonunda küçük kameralı bir cihaz gördüm. Bir adam, o profesör!