Selam canlarım. Görüşmeyeli nasılsınız? Umarım herkes iyidir. Biliyorum bölümü çok geciktirdim. Ama elimde olmayan sebeplerden dolayı... Umarım keyifle okuyacağınız bir bölüm olur. Bölüm sonunda görüşmek üzere...
Bölüm Tarihi: 09.09.2024
Instagram Hesabı: Kalemimdenhayaller
**********
Çalan davullar, eşlik eden zurnalar ve göbek atan akrabalar... Hepsi bir bir gözümün önünde yaşanıyordu. Bir türlü, olup biteni anlayamıyor. Derinlemesine etrafa bakıyordum. Bu sırada dikkatimi, amcam çekiyordu. Halayın başındaydı. Eline bir mendil almış sallıyordu. Kendini kaptırmış bir şekilde halay çekiyordu. Onu daha önce hiç böyle görmediğimden uzun uzun ona bakıyordum. O da neşeyle etrafa bağırıyordu.
“Çalsın davullar!”
“Oynasın millet!”
“Bu akşam durmak yok!”
Amcamın gazına gelen insanlar, halaya katılıyordu. Yengem ve halam da karşılıklı göbek atıyordu. Birbirinden zerre kadar haz etmeyen insanlar, birlikte kurtlarını döküyordu. Bu bayram havası bu coşku, aklıma tek bir şeyi getiriyordu. Düğün! Ama kimin düğünü? Amcam ve yengem, bu kadar çok seviniyorsa... Böylesine göbek atıyorsa... Onun düğünüydü! Biricik kızları İlayda’nın düğünü... Bunu düşünürken bile zorlandım. Elimi kalbime götürüp sık sık nefes alıp verdim. Sakinleşmek isterken iyice gerildim. Korkuyla söylendim.
“Kahretsin!”
“Böyle işe edeyim.”
“İlayda evleniyor.”
Kendi söylediğime kendim inanamadım. Ya da inanmak istemedim. Bu gözler, yanlış görüyor olsun istedim.
“İlayda evleniyor!” diye yineledim. Korktuğum şeyle yüzleştim. O zaman, mirasım da gidiyordu. Bağ, bahçe, tarla ve ev... Hepsi İlayda’nın üzerine geçiyordu. Bunları idrak etmek kolay olmadı. Üstümde büyük bir ağırlık bıraktı. Zar zor, masadaki suya uzandım. Bir yudumu zor aldım.
“O sinsi kazandı.”
“Yine yeniden, o kazandı!”
Hem aşkı bulmuştu hem de parayı! Çaresizce, mirasın arkasından ağıt yakmaya başladım.
“Miras gidiyor dostlar!”
“Göz göre göre elden gidiyor.”
“Ellerimden kayıp gidiyor.”
“Canım hayallerim... Güzel mirasım.”
“Bu muydu sonumuz? Ha söyle! Bu kadar mıydık?”
Stresten titremeye başladım.
“Bu aşamaya hangi ara geldik? Hiçbir şey anlamıyorum ki... Kafayı yiyeceğim.” dedim. Zangır zangır titrerken annemin sesini duydum.
“Aşk olsun Nil! Burada ne arıyorsun?”
Gözlerimi ona diktim. Üzerinde şık bir abiye vardı. Saçları yapılı, makyajı da tam yaşına uygun olacak cinstendi. Bu kadar abartmaya ne gerek vardı ki? Bu İlayda’nın düğünüydü. Bu kadar abartması garipti. Elleriyle kollarımı sardı. Şefkatle beni okşadı.
“Buz gibi olmuşsun kızım.”
“Bir önemi yok. Beter olayım anne. Bana ancak bu yakışır.” dedim.
“O nasıl söz? Böyle önemli bir şeyde hasta mı olmak istiyorsun?”
“İlayda’yı bu kadar çok önemsediğini bilmiyordum.” dedim. Şaşkınca bana baktı.
“Kızım sen iyi misin? Fazla mı heyecan yaptın?”
Yanımıza Güneş geldi. O da çok şıktı. Ama ne alakaydı? İlayda’nın düğününde ne işi vardı? Şu düştüğüm duruma bak! Annem ve en yakın arkadaşım, İlayda’nın düğününde hem çok mutlu hem de çok güzeldi.
“Senin burada ne işin var?” dediğimde delirmişim gibi bana baktı. Annem, hemen cevap verdi.
“Çok fazla heyecan yaptı. Malum büyük gün... Sen onu odasına götür. Hazırlansın.”
“Merak etme Zerrin teyze. O iş bende.” deyip güldü. Kollarıma girip zorla beni çekiştirdi. Lüks bir otelin içine soktu. Girer girmez, insan kalabalığıyla karşılaştım. Ablam, İlayda ve arkadaşlarım... Hepsi tek bir renk giyinmişti. Pudra pembesi... İlayda da buna dâhildi. Bunu görünce gülümsedim. Demek ki gelin o değildi. O bir nedimeydi. Neşeyle sırıtmaya devam ettim. Hem ben sevinmeyim de kim sevinsindi? Bir numaralı rakibim, gelin değildi. Neredeyse sevinç dansı yapacakken ablam sinirle söylendi.
“Kaçtın sandım Nil. Aklımı aldın.”
İlayda da hemen onun ardından konuştu.
“Damadımız çok endişelendi. Ama ben dedim. Dikkat çekmek için yapıyordur dedim. Bakın! Dediğime geldi. Bu Nil, tam bir ilgi budalası.”
Güneş, hızla İlayda’yı susturdu.
“Gelinimizi strese sokmayalım. Bir an önce hazırlayalım.”
Gelin? Gelinimiz? Parmağımla kendimi gösterdim.
“Ben miyim?”
“Aha kafayı üşüttü.”
“Bana mı dedin?”
Heyecanla sormaya devam ettim.
“Gelin ben miyim?”
“Söylesenize ya! Ben mi evleniyorum?”
“Sensin arkadaşım. Hem de en güzel gelin...”
Sevinç çığlığı atıp arkadaşıma sıkıca sarıldım.
“İşte bu!”
“Evleniyorum.”
“Evlenemezsin diyenlere inat evleniyorum.”
“Nil! Abartma.”
Güneş’in müdahalesini umursamadım.
“Oh! Oh! İlk ben evleniyorum.”
“Düşmanlarım çatlasın!”
İlayda’ya doğru bakıp kahkaha attım.
“Hani ilk sen evlenecektin? Ne oldu? Yarışa bile katmadığın Nil, seni ezip geçti!”
“Manyak mısın ya? Uzak dur benden!”
İyice ona yaklaşıp onu kışkırttım.
“Para bende miras bende aşk da bende, sende ne var haydi söyle!”
“Sen ne kadar çok pisleştin be! Bakın gerçek yüzüne bakın! Nil bu işte! Delinin teki.”
Güneş, hızla ortamıza geçti. Bizi uzaklaştırmaya çalıştı.
“Tutma beni. Göbek atacağım.” dedim.
“Bunu sonraya sakla. Damadı da misafirleri de bekletmeyelim.”
“Ama Güneş, azıcık göbek atayım. Lütfen! İçimde kalmasın.”
“Olmaz!” deyip beni bir odanın içine soktu. Ne olduğunu anlamadan koluma iki kişi girdi. Her şey çok hızlı gelişti. Saçım, makyajım ve gelinliğim... Hemen halloluverdi. Hayranlıkla boy aynasından kendime baktım.
“Oha!”
“Çok iyi!”
Güneş, beğeniyle beni inceledi.
“Damadın aklını başından alacaksın.” dedi. O an, aklıma damadın kim olduğu geldi. Tam soracakken kapı çaldı. Güneş, heyecanla el çırptı.
“İşte damat da geldi.”
Büyük bir merakla, gözlerimi kapıya çevirdim. Kapı yavaş yavaş açıldı. İçeriye beni heyecana sokacak tanıdık bir isim girdi. Heyecanla adını söyledim.
“Leonardo...”
Şık bir takım elbiseyle karşımdaydı.
“D-Damat...”
Devamını getirmeme izin vermedi. Gülerek başını iki yana salladı.
“Bu sefer, damat ben değilim.”
“Damatlık giymişsin. Farkında mısın?”
“Geçen seferkini çok beğenmiştim. Bugün de giymek istedim.” deyip ceketini düzeltti. Gülerek devam etti.
“Hatırlıyorsun değil mi? Tam ucundan dönmüştük. Ama böylesi daha iyi oldu.”
“O zaman neden buradasın?”
“Sana veda etmeye geldim.” deyip yanıma yaklaştı. Tam önümde durup birkaç tane altın bilezik çıkardı.
“Gelmişken Türk adetini de yerine getireyim dedim. Geline hayran olduğu ünlüden tam beş bilezik...” diyerek her birini gösterdi. Güneş, sitem edercesine konuştu.
“O kadar üne bu kadar bilezik mi? İnsan daha iyi şeyler alırdı.”
“Bu aralar sıkışığım. Ankara’da bir projem var. Tüm yatırımımı ona aktardım.”
Merakla ona bakınca tekrar konuştu.
“Projenin adı, Hollywood’un Bağları... Lüks bir mekân olacak. Ankara şarkıları, oyun havaları ve dans eden insanlar... Haftada bir gün de ünlü birini konuk alacağız. Beraber oyun havası eşliğinde oynayıp eğleneceğiz. Ankara’yı kasıp kavuracağız. Burada tutarsa önce şehir şehir, sonra ülke ülke şubelerini açabiliriz. Bir de Hollywood’un göbeğinde açarsak bu iş tamam! Benden demesi.”
“Sen bildiğin pavyondan bahsediyorsun. Hiç sözlerle süsleyip durma. Geçen sefer de bundan bahsediyordun.”
Güneş, hemen bana destek verdi.
“Çakma pavyon açmış. Bize yutturmaya çalışıyor.” dedi.
“Bir gün sizi de beklerim. Eğleneceğinizden eminim. Böylelikle yargılarınız da silinir.” deyip bilezikleri kolumdan geçirdi. Dikkatle bileziklere bakarken bir anda gür bir ses duyuldu. Tanıdık heyecan veren bir ses...
“Sarı çiyan...Yine mi sen?”
Bakışlarım, sesin sahibine yöneldi. Kenan, şık bir takım elbiseyle karşımdaydı. Takım deyip geçersem ayıp olurdu. Üzerinde bir damatlık vardı. Çok iyi görünüyordu. Sonunda damadım gelmişti. Heyecanla dolup taşarken o sinirle Leonardo’ya bakıyordu. Leonardo ise ona bakıp gülüyordu.
“Yakışıklı polis...”
“Yine mi buradasın lan? Bak kelepçe geliyor!” deyip elindeki kelepçeyi salladı. Gözdağı verip konuşmayı sürdürdü.
“Ben seni yakalamaktan bıktım. Ama sen buraya gelmekten bıkmadın. Bu ne iş?”
“Ne yapayım polis? Burası Nil’in zihni... Kimi isterse burada.” deyip benden uzaklaştı. Önce bana sonra Kenan’a baktı.
“Bu sefer, veda etmeye geldim. Bana ayrılan sürenin sonuna geldim. Artık bu zihinde bana yer yok. Çünkü orayı daha çok meşgul eden biri var.”
Kenan, sinirle her bir kelimeyi bastırdı.
“Kim? Kimmiş o adam?”
“Sensin Kenan! Onun için en doğru olan adam sensin.” deyip gülümsedi. Kenan’la göz göze geldik.
“Gerçekten ben miyim?” dediğinde tebessüm ettim.
“Sensin be adam! Başka kim olacak?”
“Benim içinde en doğru olan kişi sensin Nil. Biraz çatlaksın ama iyisin.” deyip güldü. Leonardo kapıya kadar gitti. Çıkmadan önce bize doğru döndü.
“Size mutluluklar dilerim. Yolcu yolunda gerek.”
Kenan, içtenlikle cevap verdi.
“Bir daha görüşmemek üzere Leonardo... Bir daha seni buralarda görmeyeyim.”
“Ne olur ne olmaz? Belki olur da görmek istersen, Hollywood’un Bağlarına
beklerim . Bir güzel eğleniriz. Aklında bulunsun.” diye karşılık verdi. Anında suratımı astım. Müstakbel kocamı, pavyona götürmekten bahsediyordu. Asla! Asla! Buna izin vermezdim.
“Aman eksik kalsın. Biz böyle iyiyiz.” dedim.
“Teklif var. Israr yok. Elveda.” deyip el salladı. O hızla odadan çekip giderken Kenan kolunu bana doğru uzattı.
“Hazır mısın gelin hanım?”
“Hem de hiç olmadığım kadar...” dedim. Hevesle onun koluna girdim. Kol kola beraber yürürken birinin bana seslendiğini hissettim.
“Nil!”
“Eh be Nil!”
“Sana diyorum.”
“Şuna bak! Bir de sırıtıyor.”
“Neye bu kadar çok gülüyor?”
“Demek ki hoşuna gidecek bir şeyler görüyor.”
Sesler giderek yoğunlaşırken görüntü yavaş yavaş kaybolmaya başladı.
“Kenan ne oluyor?”
Hiçbir cevap alamadım.
“Hayır ya! Yine mi?” diye bağırdım. Hızla karanlığa gömüldüm.
**************
“Kenan...”
“Ya gitme.”
“Kenan! Daha evlenecektik.”
“Hayır!”
Bedenim şiddetle sarsıldı. Etrafım seslerle donatıldı.
“Nil!”
“Bak Allah ne verdiyse vuracağım. Uyan artık. Beni delirtme.”
“Kış uykusuna yatmış. Başka bir açıklaması yok.”
Zar zor gözlerimi araladım. Bakışlarım netlik kazanırken iki çift gözün bana baktığını gördüm. Korkuyla irkildim.
“Ne oluyor be?”
Bir taraftan da elimle kolumu kontrol ettim. Bileziğe dair hiçbir şey bulamadım. Hayal kırıklığıyla boşluğa baktım. Kahretsin! Hepsi rüyaydı. O gelinlik, o bilezik ve Kenan... Hüzünle derin bir iç çektim. Güneş’in sinirli sesiyle kendime geldim.
“Ne olacak? Sabahtan beri seni uyandırmaya çalışıyoruz. Ama sen yarınlar yokmuş gibi uyuyorsun.”
Ablam da aynı tondan devam etti.
“Sürekli bir şeyler mırıldandın Nil. İki şeyi net duydum. Kenan ve Leonardo. En son birine veda edip birine hoş geldin diyordun.”
“Çok güzel bir rüya gördüm.” deyip rüyanın güzelliğini düşündüm.
“Belli! Rüyanda da Kenan vardı. Her ne gördüysen sırıt sırıt bir hâl oldun.”
“Of! Bir de gördüğüm rüyanın hesabını mı vereceğim?” dediğimde güldü.
“Ya biz değil de Umut girseydi. Kenan diye seslendiğini duysaydı. O zaman ne olacaktı kardeşim? Bir düşün! Umut nasıl tepki verecekti?”
Bu ihtimali düşünmek bile istemedim.
“Ama olmadı. Hem ne yapabilirim? Elimde olan bir şey değil. Üstüme gelmeyin.” dedim. Merakla onlara bakıp tekrar konuştum.
“Beni sırf bu yüzden mi uyandırdınız?”
İkisi de aptalmışım gibi bana baktı. O an kafamda bir ışık yandı. Kenan! Buluşma! İlk randevu! Parçaları birleştirip gözlerimi irice açtım. Bugün Kenan’la buluşacaktım. Hızla ayağa fırlayıp telefona baktım. Saati görünce rahat bir nefes aldım. Buluşma saatine daha bir saat vardı.
“Geç kaldım sandım.”
“Biz uyandırmasaydık geç kalacaktın.”
“Size bir teşekkür borçluyum.”
Ablam bakışlarıyla Güneş’i gösterdi.
“En çok teşekkürü Güneş hak ediyor. Tam çıkacağım vakit, kapıyı çaldı. Seni merak etmiş. O olmasaydı bilmem kaçıncı rüyanı görüyor olurdun.” dedi. Minnetle Güneş’e baktım.
“İyi ki varsın dostum.”
Duraksayıp onu süzdüm. Çok güzel duruyordu. Her nereye gidecekse iyi hazırlanmıştı.
“Hayırdır? Sen nereye gidiyorsun?”
“Berkay’la buluşacağım.”
“Hayır mı? Şer mi?”
“Bilmiyorum Nil. En son baya kötü tartışmıştık. Zaten biliyorsun. Şimdi de insan gibi sakince konuşmaya karar verdik.” dedi.
“Senin için en iyisi olsun arkadaşım.”
“Umarım.” dediğinde bakışlarımı ablama çevirdim. O da hazırlanmıştı. Güneş kadar olmasa da hafif bir makyaj yapmıştı. Gülüp konuştum.
“Yoksa bir randevuya mı çıkıyorsun?”
Hemen suratını astı.
“Saçmalama Nil. Ne randevusu? Arkadaşımla buluşacağım.”
Gözlerimi kısıp sordum.
“Kız mı? Erkek mi?”
“Erkek sineği bile yanımdan geçirmem. Tabii ki kız.”
“Adı ne?”
“Of Nil! Sorguya mı çekiyorsun? Zaten geç kaldım. Gidiyorum.” deyip çantasını taktı. Güneş de onun ardından ayaklandı.
“Ben de artık gideyim. Gün sonu değerlendirmesi gece yaparız.”
“Tamamdır. Gece sendeyim.”
“Görüşürüz.”
“Hoşça kalın.” deyip onları uğurladım. Ama hemen hazırlığa başlamadım. Bir süre oturup düşündüm. Kendimi, Kenan’ı ve geleceğimizi... Tüm bu olanlar, benim için çok değişikti. Kimilerine göre, garip olacaktı ama ilk kez randevuya çıkacaktım. Tamam! Kenan’la bir kere daha baş başa yemeğe çıkmıştım. Hatta ona evlenme teklifi bile etmiştim. Ama bunu bir randevudan sayamazdım. Çünkü karşılıklı istenen bir şey değildi. Bu ise tam tersiydi. Gerçek ve içtendi. Bunları düşününce kendi hâlime güldüm.
“Yirmi yedi yaşındayım. Ve ilk defa bir randevuya çıkacağım.” diye söylendim.
Onaylamaz bir şekilde, başımı iki yana salladım.
“Kendinden utanmalısın Nil.”
“Resmen evde kaldın.”
İçime bir merak düştü. Acaba Kenan’ın kaçıncı randevusuydu? O ne kaçın kurasıydı! Kesin kimler gelip kimler geçmişti? Şu an, bildiğim tek kişi Yeşim’di. Gördüğüm en sinsi kişi olabilirdi. Evlerden uzak bir tipti.
“Sinsi yılan!”
Yüzümü buruşturdum. Günümü onunla mahvetmek istemedim.
“Onu düşünmek yok. Moralini bozmak yok.” deyip telefonuma baktım. Hesabıma girer girmez, önüme bir fotoğraf düştü. Fotoğraf Kenan’a aitti. Uzun zaman sonra, ilk defa bir fotoğraf paylaşmıştı. Dikkatle fotoğrafı inceledim. Yalnız değildi. Çevresini çocuklar sarmıştı. Kimi çocuklar hayranlıkla üniformaya bakarken kimi çocuklar sıkıca Kenan’a sarılmıştı. Kenan da içlerinden bir kız çocuğunu kucağına almış, gülerek kameraya bakmıştı. Altına da güzel bir yazı döşemişti.
Minik dostlarla...
Kenan, çocukları çok seviyordu. Bu fotoğraftan bile belli oluyordu. O kadar mutluydu ki... Bu mutluluğa ortak olmamak imkansızdı. Dikkatim, altındaki yorumlara kaydı. İlk olarak Umut’un yorumunu okudum.
“Çok yakışmış kardeşim. Darısı kendi çocuklarına...”
O da hemen yanıt vermişti.
“Amin. İnşallah kardeşim.”
Çocukları sevdiği herkes tarafından biliniyordu. Ama böylesine canı gönülden istemesi devreye beni de sokuyordu. Bu durum, benim için risk taşıyordu. Çünkü ben çocuk istemiyordum. Yani önceliklerimin arasına girmiyordu. Kenan ise tam tersimdi. Belki de bu onun en büyük önceliğiydi. İleride bu konuda ters düşebilirdik. Şimdiden strese girmeye gerek var mıydı? Bilemiyordum. Daha evlenmemiştik. Onu da o zaman düşünürdük. Değil mi? Oturduğum yerden kalkıp detaylı bir hazırlığa giriştim. Ne giyeceğimi ve nasıl görüneceğimi seçtim. Bu işlemin sonunda aynanın karşısına geçtim. Alıcı bir gözle kendimi inceledim. Bu sefer, fazla abartmamıştım. Gömlek - kot pantolon kombini, hafif bir makyaj ve dalgalı saçlar... İlk buluşma için gayet uygundu. Yerinde bir mesajı vardı. Dünden hevesli gibi bir imajım olmayacaktı. Zor kadını oynayacaktım. Kendi kendime güldüm. Nasıl bir çelişkideydim? Sorun şu ki gerçekten de dünden hevesliydim. Hep bu anı beklemiştim. Kenan’ın pişman olup çaba göstermesini istemiştim. İşte o an gelmişti. Sınav vakti gelmişti. İyice gülümseyip yansımamı izledim.
“Göster kendini kızım.” diye fısıldadım. Saçımı son kez düzelttim. O an bakışlarım, duvardaki postere kaydı. Sanki Leonardo beni izliyormuş gibi hissettim. Tamamen ona doğru dönüp iç geçirdim.
“Hiç öyle bakma. Artık yeni bir sayfa açmam gerekiyor. Kaç yaşına geldim? Haberin var mı? Gerçek aşklara yelken açmalıyım. Yaşım geçmeden yuvamı kurmalıyım.”
Postere yaklaşıp tam önünde durdum. Ciddi ciddi, bir posterle konuştum.
“Sen hep çocukluk aşkım olarak kalacaksın. O da gerçek aşkım olarak kalacak. Bu konuda anlaşalım. Benim damadım belli.”
Ellerimi dua niyetiyle açtım.
“Böylelikle hem mirasa hem de ona ulaşacağım. İnşallah en kısa sürede bunu başaracağım. Evli, mutlu ve miraslı olacağım.”
Ellerimi yüzüme sürüp büyük bir içtenlikle amin dedim. Biri şu hâlime görse deli diyebilirdi. Hele anneme yakalansam işim birikti. Vah etmeye başlar, kızım posterlerle konuşuyor diye ellerini dizlerine vururdu. Ama görecekti! Bu deli kız, ona en iyi damadı getirecekti. Ağzını açık bırakacaktı. Bu düşünceye gülüp bir süredir titreyen telefonumu elime aldım. Birikmiş mesajlar ve birkaç arama vardı. Çoğu da Kenan’dandı. İlk önce, mesajlarına baktım.
Ben hazırım. Aşağıya iniyorum.
Seni aşağıda bekliyorum. Bakkalın oradayım.
Sen ne zaman hazır olursun?
Nil! Farkında mısın? Yarım saat oldu. Telefonlarımı da açmıyorsun.
Eğer niyetin beni kapında köle etmekse başardın tatlı cadı. Sayende kapında köle de olduk.😉😏
Nil, bir saatin içine giriyoruz. Bir saattir ne yapıyorsun yukarıda? Ben beklerim beklemesine de insanların dikkatini çekiyorum. Özellikle de meraklı teyzelerin... Haberin olsun. Ailenden önce onlar öğrenecek gibi...Merakla bana bakıyorlar. Kenan oğlum, kimi bekliyorsun diyorlar! Diyeyim mi tatlı bir cadıyı bekliyorum diye. Ne dersin?
Dedikoducu teyzeleri düşününce gözlerimi irice açtım. Onların dikkatini çekersek her şey mahvolurdu. Önce ailem öğrenmeliydi. Onlar değil. Bunun korkusuyla hızla cevap yazdım.
Geliyorum Kenan. Şu an en tehlikeli varlık, yaşlı teyzeler. Sakın onların ağzına laf verme. Okulun arka tarafındaki sokakta buluşalım. Orası daha sakin kalıyor.
Cevabını beklemeden acelece odamdan çıktım. Bir taraftan ayakkabılarımı giyerken bir taraftan salonda oturan aileme seslendim.
“Ben çıkıyorum.”
Annem hemen karşılık verdi.
“Tamam kızım. Geç kalma.”
Gerçeklerden habersiz, tekrar sesini duyurdu.
“Kızlara selam söyle. Bir ara gelsinler. Çayımızı içsinler.”
Üniversiteden arkadaşlarımla buluşacağımı sanıyordu. Mecburen yalan söylemiştim. Bozuntuya vermeden cevap verdim.
“Tamamdır. Görüşürüz.” deyip evden çıktım. Hızlı adımlarla anlaştığımız yere kadar geldim. Kenan, tam dediğim yerde beni bekliyordu. Beklemekten sıkılmış gibi bir hâli vardı. Arabanın önünde tur atıyor. Arada bir saate bakıyordu. Ben de fırsattan istifade onu seyrediyordum. Kabul! Adam yine çok yakışıklıydı. Bak bak doyamazdım. O kesindi. Ama bunu belli etmemem gerekirdi. Zorlukla yutkunup saçma düşüncelerden arınmaya çalıştım. Bu sırada göz göze geldik. Bana bakıp gülümsedi.
“Bir ara, gerçekten beni ekeceğini düşündüm.” dedi. Bunu düşünmesinde haklı sebepleri vardı. Buluşma teklifini hemen kabul etmemiş. Onu fazlasıyla zorlamıştım. Şimdi de geç kalınca onu korkutmuştum. Sanki bütün bunları, ben yapmamışım gibi sakince konuştum.
“Gördüğün gibi sözümü tuttum. Geldim.”
“Bir saat aktarmalı oldu. Ama olsun. “dediğinde şüpheyle onu süzdüm.
“Ne o? Beklemek zor mu geldi?”
Ortaya yem attım. Ama tuzağa düşmedi. Hafifçe tebessüm etti.
“Asla! Sana karşı sonsuz sabra sahibim.” dedi . Sözleri de kendi gibi cesurdu. Bu duruma aşina değildim.
“Bunlar iddialı sözler... Sabrın tükendiği an hatırlatırım.” dediğimde dikkati, sözlerimden çok üzerime kaydı. Beni derinlemesine inceledi. Son durağı, gözlerimin içi oldu.
“Çok hoş görünüyorsun. Bu tarz sana yakışmış.” dedi.
“Teşekkürler. Ekstra bir özen göstermedim.”
“Bir saat özen göstermemiş hâlin mi oluyor?” deyip ukalaca gülümsedi. Ona gıcıklık olsun diye hemen cevap verdim.
“Film izliyordum. İzlemeye o kadar dalmışım ki geçip giden zamanı fark etmemişim. Düşün nasıl kaptırdıysam buluşmayı unutacak duruma gelmişim. Ben de elime ne geldiyse hemen geçiriverdim. Sonuç bu oldu.”
‘Hangi filmi izliyordun? Nasıl bir filmdi de sana buluşmayı unutturdu?”
“Zindan Adası... ”dediğimde suratı düştü. Muhtemelen başrolü düşündü. Bakışlarından bir öfke bir kıskançlık sezdim.
“ Leonardo’nun oynadığı film...”
Gülüp onay verdim.
“En sevdiğim oyuncu ve en sevdiğim filmlerinden biri...” diye bastırdım.
“Çok abartıyorsun. Sevilecek bir yanı yok. Hem de hiç yok.” dediğinde kahkaha atasım geldi. Leonardo’yu da kötülemezdin be Kenan. İnat edip damarına basmaya devam ettim.
“Neden öyle diyorsun ki? Tip desen tipi var. Sarışın, renkli gözlü ve yakışıklı bir adam... Oyunculuğu desen o da muazzam.”
Memnuniyetsizce kaşlarını çattı. Sesli bir şekilde nefes aldı.
“Boş konularla vakit kaybetmeyelim. Daha güzel bir şey yapıp yola çıkalım.” deyip arabanın kapısını açtı. Uzatmayıp istediğini yaptım. O da şoför koltuğuna geçtikten sonra yolculuğumuz başladı. Merakla nereye gideceğimizi düşünmeye başladım. Aklıma türlü türlü ihtimaller gelirken bakışlarımı Kenan’a çevirdim.
“Nereye gidiyoruz?”
Dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı.
“Balık ve şalgam ikilisini gömmeye...”
Balığı duyunca yüzümü buruşturdum. Ciddi miydi? Cidden balık yemeye mi gidecektik? Ben kokusuna dayanamıyordum. Adam gel balık yiyelim diyordu.
“İyi de ben...”
Benden önce davranıp lafımı tamamladı.
“Biliyorum. Balık sevmezsin.”
Anlık bir bakış attı.
“Bir insan balığı nasıl sevmez? Anlayamıyorum. Yanına bir salata bir de şalgam. Enfes bir lezzet! Derken bile canım çekti.”
“İstisnayım ben canım. Herkese benzemem.” dediğimde güldü.
“Canım... Sevdim bunu.”
Tabii aklı tek bir kelimede kalmıştı. Canım dedim diye sevinmişti. Ben sana daha neler derdim de! Hak etmen lazımdı Kenan. Hani jestler? Hani yüzüğüm? Hani teklifim? Önce bunları görmem gerekirdi. Ben bunları hayallerken o alayla konuştu.
“Hamsi tava yaptırayım mı sana?”
“Cidden balık yemeye mi götüreceksin?” diye tedirgince ona baktım. Yüzüme bakıp küçük bir kahkaha attı.
“Tabii ki de hayır! Aklımı mı kaçırdım? Bile bile bugünü mahvetmem.”
Kırmızı ışığı fırsat bilip ilgili bakışlarını bana dikti.
“Biz evlenince ne olacak? Evimizde hiç balık pişmeyecek mi? Kocana balık pişirmeyecek misin?” deyip gülerek bana göz kırptı. Bu şımarık tavrıyla gözüme ayrı bir iyi göründü. Bu tuzağa düşmeden konuşmaya çalıştım.
“Birincisi, kocam olup olmayacağın hâlâ belli değil. İkincisi, eğer olur da evlenirsek benim olduğum evde balık olmaz. Nil gelir, balık gider anlayacağın...” dedim. Sözlerim onu keyiflendirdi. Oysa Kenan’ın en sevdiği yemeklerden biri balıktı. Ben ona balık yok diyordum o bana gülüyordu. Şaka gibiydi. Dikkatini yola verip bana cevap verdi.
“Birincisi, kesinlikle kocan olacağım. İkincisi kaderim buymuş deyip balık işini dışarıda halledeceğim. O hâlde balık gidecek, Nil ve çilek gelecek.”
Bu sefer, keyiflenme sırası bana geçti.
“Demek benim için balıktan vazgeçmeye razısın.”
“Bakıyorum da bu durum çok hoşuna gitti.” dediğinde cevap vermek yerine, tebessüm ettim. İyice arkama yaslanıp sessiz kaldım.
“İstersen müzik açabilirsin. Dilediğin bir şarkı varsa o da olur.”
“Şansımızı radyo kanallarından deneyelim.” dedim. Kanallarda gezinip rastgele bir kanalda durdum. Sanki bilerek seçmişim gibi bir şarkı çıktı. Bangır bangır, arabanın içinde çalmaya başladı.
Yıldızlar yanında sönük
Aşkı kalbi kadar büyük
Bir gün kapımı çalacak biliyorum
Elinde tektaş bir yüzük
İş işten geçmeden olsa
Bir gün yanımda uyansa
Yüreğimden yüreğine yollar var ya
Hepsi tebessüm sana
Sadece sen ol yanımda
Beklemem artık gel beni sen sar
Böyle olsun, kime ne zarar
Ey canımın sahibi yar
Seviyorum, ne önemi var
Olaya bak! Kalbimden geçenler, bir şarkıda can bulmuştu. Kenan’a söylemek istediklerim aynen bunlardı. Beklentim bir teklif ve bir yüzüktü. Ben bunları düşünürken Kenan’ın güldüğünü duydum.
“Hayırdır Nil? Bana gizliden bir mesaj mı veriyorsun?”
“Yalnızca bir tesadüf. Sen nasıl anlıyorsan orası sana kalmış.” deyip kanalı değiştirdim. Kader yine evliliği önümüze getirdi.
Gel gel gelsene de beni övsene
Senle ben yan yana bir düşünsene
Gel gel gelsene de aynı sahneye
Bence evlenmeliyiz hem de bu sene
Bu şarkı, Kenan’ı daha da çok güldürdü.
“Aha yine bir mesaj. Merak etme. O iş bende.” dediğinde hızla yeni bir kanal açtım. Pek bir şey değişmedi.
Kimler kimler yuva kuruyor
Ben niye kuramıyorum
Yazgımla kanlı bıçaklı
Kalbim hep alacaklı
Hayalim üç kelime o da şöyle
Evli, mutlu, çocuklu
Gülmemek için kendimi zor tuttum. Üç şarkı açmıştım, üçü de evlilikle ilgiliydi. Kader bana bir mesaj vermek istiyor gibiydi. Bu durum, nedense en çok Kenan’ı eğlendirmişti.
“Arabaya önceden binmiş olsan şarkıları senin ayarladığını düşüneceğim.” dedi. Umursamazca omuz silktim.
“Bana ne ki? İşim gücüm yok şarkı mı ayarlayacağım?”
“Hepsinin de evlilik şarkısı olması düşündürücü.”
Ona bakıp yalandan bir şüphe takındım.
“Araba senin araban. Belki de sen ayarladın.”
“Belki de...Hiç bilemeyiz.” deyip güldü. Araba sevimli bir mekânın önünde dururken geldiğimiz yere baktım. Küçük abartısı olmayan bir mekândı. Tatlı bir dizaynı vardı. Rengarenk çiçekleri, en çok hoşuma giden şeydi. Dayanamayıp bunu dışarı aktardım.
“Çok tatlı. Rengarenk!”
Ben böyle deyince Kenan’ın gözlerinin içi güldü.
“Beğendin mi?”
“Evet. Bir an önce içini görmek istiyorum.” deyip hızla arabadan indim. Kenan da hemen arkamdan bana yetişti. Bizi içeride yaşlı bir kadın karşıladı. Bakışları Kenan’a odaklandı.
“Kenan. Hoş geldin oğlum.”
“Hoş buldum Fatma teyze.”
Kadının sevecen bakışları bana yöneldi.
“Sen de hoş geldin kızım.”
Gülüp karşılık verdim.
“Hoş buldum.”
Beni baştan aşağı detaylıca inceledi. Bakışlarından bir sevgi hissettim.
“Kızımız da çok güzelmiş. Maşallahı var. Su gibi dupduru...” deyip gülerek Kenan’a baktı. Utanç ve merak arasında kaldım. Yalnızca teşekkür edebildim. Bu sevecen kadın, bizi bahçede güzel bir masaya götürdü. Hızla sandalyeye oturup hayranlıkla etrafın güzelliğine baktım.
“Çok güzel yeriniz var. Bahçenize bayıldım. Hele çiçekleriniz çok güzel.” dedim
Sözlerim kadını gülümsetti.
“Her şeyini eşimle ben yaptık. Burayı ilk aldığımızda herkes olumsuz konuştu. Bu küçücük yeri nasıl güzelleştireceksiniz? Hiçbir şey olmaz diye söylenip durdular. Ama el birliğiyle başardık. Küçük ama içime sinen bir yer oldu.”
“Bu yerde hayat var. Küçük olması önemli değil ki... Bazı mekânlar var . Aşırı lüks aşırı büyük ama içinde bir ruh yok canlılık yok.” dedim. Kadın, onaylarcasına başını salladı.
“Doğru söylüyorsun kızım. Önemli olan içini yaşatabilmek...”
Bakışlarını Kenan’a çevirdi.
“Tam da kendine yakışan birini bulmuşsun.” dedi. O an, yanaklarım kızarmasın diye dua edip durdum. Ama Kenan, işleri daha da zorlaştırdı.
“Bence de...” deyip gözlerimin içine baktı. Koyu gözlerinde çapkınca bir bakış yer aldı. Heyecanla yutkundum. Kadın utandığımı anlamış olacak ki elini omzuma koydu.
“Eee ne yersiniz?”
“Menüye bakalım mı? Yoksa bir öneriniz var mı?” dediğimde cevap Kenan’dan geldi.
“Buranın ekmek arası köfteleri çok güzel oluyor. Sever misin?”
Sevmek ne kelime? Bayılırdım.
“Olur. Severim.” dedim.
“Yanına da açık ayran getireyim. Soğuk soğuk bir güzel için.”
“Çok güzel olur. Teşekkürler.”
“Hemen yapıp getiriyorum.” deyip yanımızdan ayrıldı. Böylelikle baş başa kaldık. Merakla Kenan’a baktım.
“Buranın sahibiyle çok samimisin. Sanki çok önceden tanışıyormuş gibi...”
“Ankara’ya geldiğim ilk yıl tanıştık. Öylesine gireceğim bir mekânken uğrak noktam oldu. Ben burayı sevdim, onlar da beni sevdi.” dedi.
“Belli kadın seni oğlu gibi seviyor. Seni gördüğüne çok sevindi.”
Kenan’ı sevdiği için doğal olarak beni de sevmişti. Ama aklımı bir şey kurcalamıştı. Bu kadar sevdiği bir mekâna acaba Yeşim’i de getirmiş miydi? Pes edip ağzımdaki baklayı çıkardım.
“Benden önce başkalarını da buraya getirdin mi?”
Sorum onu şaşırttı. Hızla başını iki yana salladı.
“Hayır. Buraya ilk defa bir kadınla geldim.” dedi. Saçımı düzeltip usulca sordum.
“Yani Yeşim’i falan buraya getirmedin?”
Hemen bozuldu. Suratını asıp bana baktı. Belli ki Yeşim’i konuşmak istemiyordu.
“Buraya onu konuşmaya gelmedik Nil.”
“Biliyorum. Sadece aklıma takıldı. O kadar!”
“Madem içini rahatlatmak istiyorsun, o buraya asla gelmedi. Zaten ben de getirmek istemedim. Burayı hak ettiğini düşünmedim.” dedi. Gözümün önüne Yeşim’in yolladığı fotoğraflar geldi. Kenan ona evlenme teklifi bile etmişti. Ama buna rağmen onu buraya getirmemişti. Beni getirmişti. Aklım fena hâlde karışmıştı.
“Burayı yalnızca benim mi hak ettiğimi düşünüyorsun?” dedim.
Tereddüt bile etmedi. Hızla baş onayı verdi.
“Aynen öyle düşünüyorum. Sen küçük şeylerden bile mutlu olan birisin Nil. Seni buraya getirmem bile seni mutlu etti. Başkalarının küçümseyeceği bir yere bayıldın.”
“Küçümsenecek bir yanı yok. Gayet tatlı bir yer.”
“Hem seni buraya getirmekle doğru bir şey yaptım hem de Fatma teyzeye vermiş olduğum sözü tuttum.” dedi.
“Ne sözü verdin ki?”
Gülümseyip gözlerime baktı. Bunun altından ne çıkacağını aşırı merak ettim. Merakla sözlerine kulak verdim.
“Ali amcayla aralarındaki ilişkiye bayılırdım. Hâlâ birbirlerine karşı sevgi dolulardı. Bu yaşa gelmiş insanların böyle olduklarını görmek benim için şaşırtıcıydı. Fatma teyze de yanımda birilerini görmek istiyor. Onun gibi mutlu bir ilişkim olsun istiyordu. Bu yüzden bana söz verdirdi. Ciddi olduğun kadını ilk ben göreceğim diye...”
Ne diyeceğimi ne hissedeceğimi bilemedim. Normalde sevinmem gerekirdi. Sevinçten gülmem gerekirdi. Ama Yeşim yılanı buna engel oluyordu. O görüntüleri gözümün önünden atamıyordum.
“Nil...Bir sorun mu var?” deyip endişeyle beni inceledi.
“Bilmiyorum Kenan. Kafam çok karıştı. Ne hissedeceğimi inan bilmiyorum.”
Önümdeki suya uzandım. Birkaç yudum aldım.
“Seni endişelendiren ne? Her neyse bana anlatabilirsin.”
“Yeşim...” diye bastırdım. Yine iğreniyormuş gibi bir tepki verdi.
“Bu konuyu kapattığımızı sanıyordum.”
“Ya hiç kapanmadıysa...”
“Nil!”
“Aslında hiç anlatmayacaktım ama dayanamıyorum. Yeşim bana fotoğraflarınızı gönderdi. Yüzlerce fotoğraf... Hatta birinde evlenme teklifi ettiğin an bile vardı Kenan.”
Kaşlarını hızla çattı. Bir sinir yüklemesi yaşandı. Ses tonunu ayarlayamadı.
“Bunu yaptığına inanamıyorum. Bu yaptığı deli saçması. Takıntı! Ama hesabını verecek! Bundan emin olabilirsin.”
“Önceliğimiz bu değil Kenan. Bu kadar ciddi düşündüğün kadını buraya getirmemişin. Ama beni getirmişsin. Yoksa kıskansın diye maşa mı yapıyorsun beni? Dürüst ol lütfen.”
“Tabii ki de hayır! Ben öyle bir insan mıyım?”
“Kim olsa şüphelenir. Şüphelerim de haksız mıyım?”
Oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi. Hemen yanımdaki sandalyeye oturup yönünü tamamen bana doğru çevirdi. Israrla göz teması kurmak için uğraştı. Ona dilediğini verip gözlerinin içine baktım. Bu hamlemle konuşmaya başladı.
“Niyetim burada eskimiş bir şeyi konuşmak değildi. Ama seni de şüphe içinde bırakacak değilim. Bugün Yeşim defterini kapatalım. Bir daha hiç açmayıp geleceğimize odaklanalım. Olur mu?”
Usulca başımı salladım. Gelecek konuşma için hazırlandım. Neyse ki fazla bekletmedi. Hızla dudaklarını araladı.
“Yeşim benim için gelmiş geçmiş en kötü tecrübeydi. Asla göründüğü gibi biri değildi. Dışı farklı içi farklıydı. Şu an, ona karşı hissettiğim tek şey iğrenmek... Ondan iğreniyorum Nil.”
“Ama mutlu gibiydiniz.”
Hızla karşı çıktı.
“O gördüğün mutluluk pozları ve hatta o evlenme teklifi, hepsi belli amaçla yapılmış bir şeydi. İsteyerek yapılan bir şey değil. Sana detay veremem. Umut’a bile bir şey söylemem. Düşün. O kadar derin bir konu. Ancak her şey sonuçlandığı gün açıklayabilirim.” dedi.
“Polislik bir olay mı?”
Hafif bir baş sallamayla onayladı.
“Detaya giremem. Sadece Yeşim’in benim için hiçbir değeri olmadığını bil.”
İçten içe rahatlamıştım. Ama bir yandan da meraklanmıştım. Yeşim’in olayı ne? Ne yapmıştı da bu kadar önemliydi? Ya da neden bu kadar gizliydi? Bir bilme isteği oluşmuştu. Kenan’ı soru yağmuruna tutmak istesem de bunu yapamazdım. Mesleğine aşık bir adamı zorlayamazdım. O zamanı gelince bana anlatırdı. Yapmam gereken tek şey, sabırla beklemekti.
“Tam bir yılan çıktı desene.”
“Nil! Konuyu kapatacaktık. Anlaşmamıza uy.” dediğinde ağzımın fermuarını çekiyormuş gibi yaptım. Memnun kalarak tekrar konuştu.
“Güzel! Artık bizim hakkımızda konuşabiliriz.”
“Böyle mi konuşacağız? Dibime kadar geldin.”
“Biraz önce hiçbir şey demiyordun? Şimdi ne oldu?”
“Rahatsız oldum. Hem sürekli sana mı döneceğim? Boynum mu tutulsun Kenan?” dediğimde güldü.
“Tutulmasın. Yazık olur. Boynunun hatırına karşıya geçiyorum.” dedi. Tekrar eski yerine geçip ilgili tavrından gram bir şey eksiltmedi.
“Nerede kalmıştık? Hah! Bizi konuşacaktık.”
“Biz...” diye vurguladım. Söylerken garip ama güzel bir histi. O da aynı şekilde tekrarladı. Ardından devam etti.
“Bunu kabullenmem benim için zor bir süreçti. Sonuçta arkadaşımın kardeşiydin. Yıllardır aynı binayı paylaştığım komşumdun. Bütün bunlar benim için bir yargı gibiydi. Ya da bir kural gibi... Ama sonunda o kuralı da o yargıyı da aştım Nil. Kendimi ve kalbimi dinledim. Sonunda da doğru olanı buldum.”
Ufak bir tebessüm ettim.
“Peki neymiş doğru olan?”
Gözlerini gözlerimden ayırmadan cevap verdi.
“Senmişsin. Ben senden cidden hoşlanıyormuşum. Dobra yanından, çılgın hâlinden ve aniden gelen cesaretinden... Daha sayacağım o kadar çok şey var ki... Gülüşünden, esprilerinden, beraber eğlenmekten... Doğal hâlinden, güzelliğinden ve daha nice şeyden... Meğer sen benim için çok şey ifade ediyormuşsun. Bunu çok iyi anladım.”
“Tüm bunları bir gün içinde mi anladın?”
“Hayır! Daha öncesi de var.”
Kollarımı masaya dayayıp hafifçe ona yakınlaştım. Kısık bir sesle konuştum.
“Dürüst olabilirsin. Miras işi mi aklını karıştırdı?”
“Saçmalama Nil. Miras umurumda bile değil. Beni ilgilendirmez.” diye net bir yanıt verdi. Usulca gülümsedim.
“Sadece takılıyorum. Hemen sinirleniyorsun.”
“Çünkü miras asla ilgi alanıma girmiyor. Bir daha bunun konusunu açma. Benim ilgilendiğim tek bir şey var. O da sensin.” dedi. Direkt böyle demesi istemsizce hoşuma gitti. Böyle cesur sözlere hasret kalmıştım. Sonunda istediğim kıvama gelmişti. Cesur ne istediğini bilen bir Kenan olmuştu.
“Nil...” deyip elimden tuttu. Koyulukları dikkatle yüzümde gezinirken hızla dudaklarını araladı.
“İkimiz de birbirimizden hoşlanıyoruz. Bunu inkâr edersek aptallık olur. Yıllardır birbirimizi tanıyoruz. Ben ne istediğimi biliyorum sen de ne istediğini biliyorsun. Daha fazla birbirimizi yormayalım. Birbirimizden kaçmayalım.”
“Benim kaçtığım yok. Başından beri kaçan sendin.”
“Artık kaçmıyorum. Sen de kaçma.” dediğinde dilime engel olamadım.
“Kız evi naz evidir Kenan. Hiç mi duymadın? Çabalaman gerekir.” dediğimde anlık gülümsedi.
“O zaman o nazı kıralım. Ne dersin?”
Hızla omuz silktim.
“Bilmiyorum.”
“İçimden bir ses, bana çok çektireceğini söylüyor.” dediğinde hızla onu onayladım.
“İç sesin yanılmıyor.”
“Tam da tahmin ettiğim gibi...” deyip elinin birini yüzüme götürdü. Yüzüme dokunacağını sanırken yönünü saçıma çevirdi. Saçımı okşayıp bir tutamını kulağımın arkasına sıkıştırdı.
“Acaba yine ne cadılıklar yapacaksın? Merakla bekliyorum.”
“Orası bana kalsın.” deyip güldüm. Tam o an, tanıdık gür bir ses işittim.
“N’oluyor lan burada!”
Korkuyla sesin geldiği yöne baktım. Umut, tam karşımdaydı. Öfkeyle bir bana bir Kenan’a bakıyordu. Tıpkı bir kâbusu andırıyordu. Gözlerinden resmen alev çıkıyordu. Ne ara gelmişti? Ne ara öğrenmişti? Bilmeye korkuyordum. Tek bildiğim şey, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağıydı. Bunun telaşıyla fısıldadım.
“İşte şimdi bittik!”
-Bölüm Sonu-
Bölüm nasıldı?
Bol bol yorum bekliyorum.
Sizce Umut bu ilişkiye onay verir mi?
Yeni bölümde görüşünceye kadar sağlıcakla kalın. Sevgiyle kalın.