İçeriğe geç

Evlenmeye Bak♥️

Bölüm 16 · 19 dk okuma

Evlenmeye Bak♥️

Bölüm 16

14- Eski Sevgili 💔

Dudaklarımın üzerinde gezinen dudaklar, yüzümü kavrayan eller ve daha önce hissetmediğim duygular... Anın bana yansıttıkları olurken şoktan ne yapacağımı şaşırdım. Öylece kaldım. Hiç hareket etmeden donuk bir vaziyette... Bir heykel gibi durup olup biteni anlamaya çalıştım. Kitaplardan okuduğum ve filmlerden gördüğüm sahne, artık karşımdaydı. Ve anbean yaşanmaktaydı. Adı üstünde ilk öpücüktü. Tamam! Sarhoşken de onu öpmüştüm. Ama o sayılmazdı. Değil mi? Zaten zar zor hatırladığım bir olaydı. Asıl ilk öpücük şimdi yaşanmaktaydı. Her genç kız gibi ben de bunun hayalini kurmuştum. Henüz küçük yaşlardayken bu rol için Leonardo'yu seçmiştim. Bu hayalime onu da dâhil etmiştim. Çocuk aklımla, o beni öpünce her şeyin değişeceğine inanmıştım. Pamuk Prensesin hayata dönmesi, uyuyan güzelin uyanması ve kurbanın prense dönmesi gibi bir şeylerin yaşanacağını sanmıştım. Ama şimdi karşımda ne bir Leonardo vardı ne de mucizevi bir değişim vardı. Bambaşka bir kişiyle gerçeğin ta içindeydim. Dıştan donuk içten tam tersiydim. Birbirine zıt duygularla beraberdim. Cidden neyin içine düşmüştüm böyle? İçimde hissettiğim bu coşkun deli duygu da neydi? Yoksa o muydu? Bir tutku muydu? Kalbini delice attıran ve seni alev alev yakan bir şey miydi bu? Sanırım öyleydi. Ve ben de bu tutkuyla tanışan kişiydim. Şu an, öyle bir durumdaydım ki ne kendimi ne de içimde bulunduğum durumu çözebiliyordum. Hiçbir şey yapmıyor. Daha doğrusu yapamıyor. Öylece duruyordum. Daha önce deneyimlemediğim bir durumla yüzleşiyordum. Kalbim arsızca atıyor. Olaya daha da bir heyecan katıyordu. Ve o tecrübeli dudaklar...Ona karşılık vermem için çabalıyordu. Dudağımın her zerresinde geziniyor. Yumuşak ama baskı dolu izler bırakıyordu. Sanki her bir noktayı, kendini ait kılıyordu. Bu güce karşı koymamı zorlaştırıyordu. Direniyordum ama nereye kadar direneceğimi çözemiyordum. Zordu. Çok zor. Ortada irade falan kalmıyordu. O beni böyle öperken ve duygularıma hitap ederken ne kadar güçlü kalabilirdim ki? Hayır! Hayır! Yapamayacaktım. Karşı duramayacaktım. Çünkü duygularım zirvedeyken, aklım ve mantığım en dipteyken bunu yapmam imkansızdı. Benden bu kadardı! Daha fazla dayanamadım. Kendimi serbest bıraktım. Bir kuş gibi özgür kaldım. Gözlerimi kapatıp ana kapıldım. Ve tecrübesizce ona karşılık vermeye başladım. Tabii ne kadar doğru yapıyorum bilemedim. Kendimce ona ayak uydurdum. Bir nevi, kötü bir taklidini çıkardım. Yumuşak başlayan bir öpücükken sert tutku dolu bir öpücük hâline geldi. Her şeyin dozu arttı. Zirveye oynadı. Dudaklarım hem yandı hem de sızladı. Bu canımı yakmaktan ziyade farklı bir his bıraktı. Hoşuma giden ve devamını istediğim bir his... Uzunca sürsün istedim. Daha doğrusu, hiç bitmesin istedim. Ancak kendi inlememi duyduğumda bir rüyadan uyanırmışım gibi hissettim. İç dünyamda sarsıldım. Kendi sesime kulak verdim.

"Uyanma vaktin geldi Nil."

"Rüyan sona erdi."

Gerçeğe dönme vakti gelmişti. Kalbimi kaplayan o pembe rüya sona ermişti. O pembeliklerin yerini, bir boşluk almıştı ve tam kalbimin ortasına yayılmıştı. Ben de koca bir boşlukla kalakalmıştım. Bu his öyle berbattı ki...

"Ne yaptığını sanıyorsun Nil? Aklını mı kaçırdın? "

"Neden ona karşılık veriyorsun? Kendine gel!"

Gerçekten biz ne yapıyorduk böyle? Bir sokağın ortasında... Kendimizi kaybetmişiz gibi... Nerede ne durumda olduğumuzu unutmuştuk. Onu geçtim. Bu öpücüğe karşılık vermem ne kadar doğruydu? Ben bu kadar kolay bir insan mıydım? Hemen gelse kollarımı mı açacaktım? Asla! Asla bunu yapmayacaktım. Sadece bir anlığına afallamış ve yanlış yapmıştım. Bundan dönebilirdim. Kendime gelmeliydim. Hem de bir an önce! Sıkıca kapattığım gözlerimi araladım. Hızla karşılık vermeyi bıraktım. Ama Kenan durmadı. Dudaklarımdan kopamadı. Bu yanlıştı! Bu yanlışı başlatan o katılan da bendim. Şimdi bunu sona erdirmeliydim. Kenan'ı sertçe omuzlarından ittirdim. Böylelikle dudaklarından da kopmuş oldum. Birkaç adım ondan uzaklaştım. Bu da yetmedi. İçimden geçeni yaptım. Yüzüne bir tane sertçe geçirdim. Anında şak diye bir ses duyuldu. Ama burada yanan tek kişi o olmadı. Bunu yaparken kendimi de yaktım. Elim feci bir şekilde acıdı. Ha Osmanlı tokadı ha benim tokadımdı. İkisi de sert ikisi de sarsıcıydı. Bedenime göre, deli bir gücüm vardı. Hele bir de sinirlendim mi? Benden korkmalılardı. Ben bunları düşünüp, acıyan elime bakarken Kenan'ın şaşkınlık dolu sesini duydum.

"Siktir!"

"O neydi lan?"

"Bu güç senden mi çıktı?"

Nefes nefese, ona baktım. O da benden farksız değildi. Bir rüyadan uyanmış gibiydi. Bakışları, o derin koyulukları ve rujumun bulaştığı dudakları... İşleri ne kadar da zor bir yere taşıdığımızı gösteriyordu. Kenan bana ek olarak, bir de tokadın şokunu yaşıyordu. Bir eli yüzünde hayretle bana bakıyordu. Hâlâ bu gücün benden çıktığına inanamıyordu. Ama umurumda mıydı? Elbette ki hayır! Ona vurduğum için pişman değildim. Birinin bu adama haddini bildirmesi gerekiyordu. Ben de bu görevi üstlenmiştim. Onun dengesizliğine karşı az bile yapmıştım.

"Nil..."

"Ne var?" diye çemkirdim. Eliyle yanağını ovalayıp konuştu.

"Sen gizli gizli evde tokat çalışması mı yapıyorsun? Duvarları mı tokatlıyorsun?"

"Abartma! Sadece elimin ucuyla vurdum. O kadar! Gören de gerçekten acıttım sanır."

"Çıkan sesi de mi duymadın?" dediğinde hızla başımı iki yana salladım. Bilmezlikten gelmeye çalıştım.

"Bir kere benim elim hafiftir! Abartıyorsun." dedim.

"Sen onu bir de bana sor. Kesin elinin izi çıkmıştır."

Şüpheyle beni süzdü.

" Kesin tokat çalışması yapıyorsun. Osmanlı zamanında da askerler, mermerleri tokatlarmış. Daha sert daha güçlü vurayım diye... Sen de onların yolundan gidiyorsun." dedi. Ettiği lafa bak! Sabır meselesiydi. Sanki her şey bitmişti de takıldığı tek nokta bu kalmıştı. Âlem bir insandı.

"Evet tam olarak bunu yapıyorum. Atalarımın izinden gidiyorum. Her ihtimale karşı, evde çalışıyorum. Örümcek adam gibi duvar duvar geziyorum. Senin gibi kişiler çıkınca da şak diye geçiriyorum. Şak şak! Allah ne verdiyse vuruyorum. Bu da işte atalarımı gururlandırmak oluyor." dedim.

"Belli! Ama tek bir fark var, ben senin düşmanın değilim." dediğinde umursamazca omuz silktim. Kenan bir anlığına duraksayıp ciddileşti.

"Yoksa düşmanın mıyım?"

"Bilmem. Bu işler hiç belli olmaz. Her an düşmanım olabilirsin. Hatta şu an olma yolunda ilerliyorsun Kenan. Haberin olsun." dedim. Gözlerimi kısıp onu süzdüm. Bilerek dik bir bakışla bunu yaptım.

"Ben senin düşmanın olacak en son kişi bile değilim. Bunu sen de biliyorsun Nil. Çok iyi biliyorsun." dedi.

"Bilmiyorum Kenan. İnan bana. Artık hakkında hiçbir şey bilmiyorum." dedim. Derin bir nefes alıp verdim. Bu böyle olmayacaktı. Asıl konu dağılıyordu. Sorun onu tokatlamam değil beni burada dank diye öpmesi olmalıydı. Bu konuştuklarımız laf kalabalığıydı.

"Asıl sorun, senin yaptığın şey. O tokadı hak ettin." dedim. Kaşlarımı çatıp parmağımı tehdit eder bir biçimde salladım.

"Sakın Kenan! Sakın bir daha bana bunu yapma"

"Nil ben..."

Sesimle onunkini bastırdım.

"Bana böyle dokunma. Beni öpmeye kalkışma. Ben senin oyuncağın değilim. İstediğin zaman gideceğin istediğin zaman geleceğin biri değilim. Benim de duygularım var. Benim de bir kalbim var. Böyle bir dengesizliği hak etmiyorum." dedim. O an bakışları değişti. Daha çok suçunu kabullenir bir hâl aldı. İç çekip dudaklarını araladı.

"Niyetim seni kırmak değildi. Her şey bir anda gelişti."

"Ama kırdın Kenan. Dengesizliğinle kırıp geçtin."

Usulca konuştu.

"Kendime engel olamadım. Ne oldu? Bilmiyorum ama kendimi tutamadım."

Gözlerini gözlerime dikti. Derinden bir bakış attı.

"Özür dilerim Nil. Bunu yapmamalıydım."

Başımı iki yana salladım. Net olmayan dengesizce bir şey yaşamak istemiyordum. Kesinliği olmayan sözler değil net davranışlar görmek istiyordum. Ama şu an azıcık da olsa böyle bir şey göremiyordum. Beni öpmesi hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Aksine her şeyi daha da zorlaştırıyordu. Ne yapmaya çalıştığını anlamıyordum. Bana yalnızca tutku mu duyuyordu? Aklımı mı karıştırmaya çalışıyordu? Yoksa gerçekten hoşlandığı için mi yapıyordu? Bilemiyordum. Bu ihtimallerin içinde boğuluyordum. Artık dayanamıyordum. Bu durumdan o kadar çok sıkılmıştım ki... Bazı şeyler değişsin istiyordum. Ayaklarımın yere sağlam bastığı, bazı şeylerin netliğe kavuştuğu ve cesaretin konuştuğu, bir ilişki yaşayayım istiyordum. Korkusuzca el ele durduğum ve herkese ilan ettiğim bir ilişki... Gerçekten bu durum bu kadar zor muydu? Bilmeye korkuyordum. Bakışlarımı Kenan'a dikip zorlukla yutkundum. Belki de nasipte olmayan bir şeyi zorluyordum. İmkansız için çabalıyordum. Böyle giderse yanan ben olacaktım. En çok bana yazık olacaktı.

"Benden uzak dur." deyip hızla ters yöne döndüm. Birkaç adım atmıştım ki sesini duydum.

"Bu saatten sonra senden uzak duramam Nil. İstesem bile yapamam." dedi. Sabrıma oynamayı davranış bildi. Cevap vermek yerine, adımlarımı hızlandırdım. Ama bu onu durdurmadı. Aksine daha da hırslandırdı. Bir gölge gibi peşime takıldı. Hemen ardımda yer aldı. Ona bakmadan konuştum.

"Beni rahat bırak Kenan." diye bağırdım.

"Seni bu ıssız yerde yalnız başına bırakmam." dedi. Ne kadar kızarsam kızayım, vazgeçmeyecekti. Bir de bununla uğraşmayı gözüm yemedi. Ailem yokluğumu fark etmeden oraya dönmeliydim. Zaten yeteri kadar vakit kaybetmiştim. Kenan'la uğraşacak lüksüm yoktu. Bunun telaşıyla daha da hızlı yürüdüm. Etrafa bakıp mekânın nerede olduğunu çözmeye çalıştım. O kadar sinirli çıkmıştım ki hangi yönden geldiğimi bile bilmiyordum. Tüm yollar, birbirine benziyordu.

"Sola döneceksin."

Hiçbir şey demeden dediğini yaptım. Sola doğru döndüm. Büyükçe isminin yazılı olduğu tabelayı gördüm. O yönlendirmeyi takip edip mekâna yaklaştım. Niyetim hemen lavaboya girip kendime çeki düzen vermekken beklemediğim bir şey gelişti. Lüks bir araçtan Yeşim indi. Kahretsin! Gelmişti. Uzun zaman sonra, yeniden buradaydı. Yanımızdaydı. Kızıl saçlarını geriye doğru savurup çantasıyla ilgilendi. Ben de o beni fark etmeden, onu inceledim. Mini elbisesini, bakımlı saçlarını ve o üsten duruşunu... Görüntü olarak zerre değişmemişti. Yine aynıydı. O gıcık havası vardı. Ama gelir düzeyi bakımından değişmişti. Lüks araçlara biner olmuştu. Ben bu araca bırak binmeyi rüyamda bile zor görürdüm. Ne o? Yoksa onu bir piyango mu vurmuştu? Dikkatle onu incelerken ardımda öfkeli bir ses duydum. Kenan da onu fark etmişti. Ki fark edilmeyecek gibi değildi.

"Yok artık! Gerçekten gelmiş mi?"

"Gelmeyeceğini mi sanıyordun? Bak koşa koşa gelmiş." deyip sinirle gülümsedim. Kenan hızla yanımdan geçip ona doğru yaklaştı. Onları yan yana görmeye gönlüm razı olmadı. Aklıma geçmişi getirdi. Sevgili oldukları zaman gözümün önüne geldi. Mutlulukları, eğlenceleri ve samimi hâlleri... Bir zamanlar, hepsine şahit olmuştum. Yeşim, çoğu erkeğin hayalindeki gibi bir kadındı. Boyu posu yerinde güzel bir kadındı. Ve ne kadar inkar etmek istersem isteyeyim yakışıyorlardı. Ama sadece görüntü olarak... Bu durumu bilmek benim için çok zordu. Bir azap gibiydi. Ağır ağır işleyen bir azap gibi... Kenan tam yanına geldiğinde Yeşim onu fark etti.

"Kenan..." diye bastırdı. Bir zamanlar yaptığı gibi cilveli bir vurgulama yaptı. Çok sürmeden yüzündeki tebessüm yavaşça silindi. Bakışları Kenan'ın yüzünde gezindi. O merakla Kenan'a bakarken Kenan'ın derdi bambaşkaydı. Çatık kaşları, öfkeli bakışları, hâli ve tavrı... Birkaç dakika öncesiyle alakası yoktu. Deli gibi öfkeliydi. Onu kızgınken görmüştüm. Ama böyle bir hâldeyken ilk defa görüyordum. Pamir'e bakışı bile bu kadar öfkeli değildi. Bu durum sandığımdan da derindi.

"Senin burada ne işin var Yeşim? Ne diye buraya geliyorsun?" diye bağırdı. Yeşim, yüzüne sahte bir tebessüm kondurdu.

"Hâl hatır sormak yok mu?"

"Çoktan o aşamayı geçtik. Neden buraya geldin? Söyle!"

"Davet edildim. Çok sevdiğim insanlar olunca da gelmek istedim." dedi. Kenan sinirden güldü.

"Bana masal anlatma Yeşim. Nasıl geldiysen öyle git!"

"Hiçbir yere gitmiyorum. Onları çok özledim. Belli ki onlar da beni özlemiş." dedi. Kenan bıkınca nefes alıp verdi. Dişlerini sıkarak konuştu.

"Burada aile yemeği yeniyor. Sen aileden değilsin. Burada bir yerin yok."

"Önceden bu ailedendim Kenan. Unuttun mu? Ayrı düşmek zorunda kaldım. Şimdi de bu ayrılığı sonlandırıyorum. Bu aileye de geri kalan her şeye de geri dönüyorum."

"Saçma sapan şeylere kapılma. Kendini daha fazla rezil etme. Sen hiçbir zaman buraya ait olmadın. Olamadın ve olmayacaksın da..." dediğinde Yeşim küçük bir kahkaha attı. Çantasından ıslak mendil çıkarıp Kenan'a uzattı.

"Bana bunu diyeceğine kendine bak Kenan. Dağılmış hâldesin. İçeriye girmeden önce kendine çeki düzen ver. Yoksa buraya ait olmayacak kişi sen olursun. O değer verdiğin aileden ve dostundan olursun. " dedi. Bunu söylerken bakışları bana kaydı. Anlamlı alaylı bir bakış attı.

"Haksız mıyım Nil?" dedi. Zoraki gülümsedim. Yeşim'i her zaman sinsi bulmuşumdur. Kenan'ın yanındayken sevgi pıtırcığı olurken benim yanımda veya Güneş'in yanında buz küpü olurdu. Üsten bakışları, laf sokuşları ve iğneleyici tavrı, hep Kenan yokken açığa çıkardı. Ona melek bize şeytan olurdu. İnsanına göre oynamasını iyi bilirdi. Bu yüzden, hep hayallerdeki gelin o olurdu. Maşallah denilen gelinlerden... Ama görünen o ki artık bu işe son vermişti. O masum gibi görünen hâlinden eser kalmamıştı. Sanırım oynamayı bırakmıştı.

"Buraya gelmemeliydin Yeşim." dedim.

"Ama geldim. Geri döndüm. Tıpkı eskisi gibi..." dedi.

Kenan, o idrak etsin diye bağıra bağıra konuştu.

"Hiçbir şey eskisi gibi değil. Çok şey değişti. Artık burada bir yerin yok."

"Olsun! Ayak uydurmasını bilirim. Yerimi kapanlardan o yeri almasını da bilirim." dedi. Kenan'ı da beni de çileden çıkardı. Kötü bakışlarımı, ona yollayıp hızla içeriye girdim. Lavaboya yönelip aynaya yaklaştım. Şaşkınlıkla yansımama baktım. Dağılmış bir vaziyetteydim. Saçım başım dağılmış. Rujum dudağımdan dağılmış, farklı bir yerlere bulaşmıştı. Bu görüntüyle, ne yaptığımı ilan eder durumdaydım. O değil. Yeşim de anlamıştı. Bir onun eline düşmediğim kalmıştı. Hızla yüzümü temizleyip dağılan rujumu tazeledim. Saçımı düzelttiğim vakit, kapının sesini duydum. Aynadan Yeşim'in gelişini gördüm. Tam dibime gelip gülümsedi. Alayla beni süzüp konuştu.

"Yokluğumda fazla cesur olmuşsun."

"Ne saçmalıyorsun Yeşim?"

"Sevgilime göz dikmişsin." dedi. Tıpkı onun gibi gülümsedim.

"Eski sevgilin..." dedim. Gözleri öfkeyle parladı.

"Hep böyleydin Nil. Hep sinsiydin. Ben yanındayken de ona bakıyordun. Onunla ilgili hayaller kuruyordun. Anlamıyorum sanıyordun. Ama anlıyordum. Baksana! Ben gidince hemen kollarını koşmuşsun. Takıldığı bir kadın olmuşsun."

Sinirle ona doğru döndüm. Haddini aşıyordu. Kendini bir nimetten sanıyordu.

"Ettiğin lafa dikkat et. Ağzından çıkağını kulağın duysun. Yoksa..."

"Yoksa ne yaparsın Nil? Varoşluğunu mu gösterirsin?" deyip elini saçıma getirdi. Düzeltiyormuş gibi yaptı.

"Kenan tekrar sevgilim olabilir. Bu zor bir şey değil. Ben onun geçmişiyim. Onun için önemliyim. Şu an istesem onu alabilirim. Hatta nikâh masasına bile oturtabilirim. Ama sen yalnızca eğlendiği kadın olursun. Hevesini aldığı bir kadın. Devamı gelmez. Kullanıldığınla kalırsın." dedi. O an sabır falan kalmadı. Öfkeden gözüm döndü. Saçımdaki elini tutup geriye doğru büktüm. Yüzünü buruşturup acıyla inledi. Umursamadım ve üzerinde tüm gücümü kullandım. Öyle laf edip kenara çekilmek yoktu. Delilik yönünden benimle baş edemezdi.

"Bırak beni!"

"Beni deli etme Yeşim. O leş ağzını topla."

"Gerçekleri söyledim diye delirdin! Damarına dokununca dayanamadın. İşte sen böyle birisin Nil!"

"Gerçek mi? Hangi gerçekten bahsediyorsun sen be? Senden nefret eden adama yamanmaya çalışıyorsun. Gerçi ne yaparsan yap. Umurumda değilsin. Rezil olacak sensin."

Kendince benimle savaşıyordu. Gözümü korkutmaya çalışıyordu. Ama ben susar mıydım? Tabii ki hayır! Susmazdım. Gözlerinin içine bakıp elini sertçe boşluğa bıraktım. Bileğini ovalayıp sinirle bana baktı. İnadına gülüp konuştum.

"Sen kimsin ya? Kim? Gelmiş burada bana laf ediyor. O lafları sana yediririm Yeşim. Benim sabrımı sınama. Aklın varsa benden uzak dur."

"Ben sadece senin için söylüyorum. Sonrasında hayallere dalıp üzülmeni istemiyorum. Sonuçta sen kim? Kenan kim? Sen onun yanına yakışmazsın. Onu kaldıramazsın. Ama ben öyle miyim? Her şeyimle ona uyarım. Göz var. Nizam var Nil."

Sinirimi bozdu. Kahkaha attım.

"Benden korkuyorsun. Hem de öyle böyle değil. Çok korkuyorsun. Öyle ki böyle acınası laflar ediyorsun. Ben bir erkek için kendimden geçemem. Senin gibi kendimi alçaltmam. Benim olan zaten beni bulur. Bu yüzden sen hiç kafana takma. O küçük aklını bunlarla yorma." dedim. Onun o bozulmuş yüzünü gördüm ya... Bir rahatladım. Oh çektim.

"Her neyse, yine de senin iyiliğini düşündüğüm için konuşuyorum. Bu saçmalık ailenin kulağına gitsin istemezsin. Değil mi? Bir düşünsene. Şu masadaki herkesin öğrendiğini... Umut, kardeşim dediği insana düşman kesilir. Baban yaşlı adam, muhtemelen kalbine dokunur. Annen de zavallı kadın hayatının şokunu yaşar. Gözünün önünde bir aile dramı yaşanır. Sonra da hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Yazık olur!" dedi.

"Sen beni tehdit mi ediyorsun?"

"Nasıl anlıyorsan..." dedi. Bu yaptığıyla beni korkutmak yerine daha da hırslandırdı.

"Bir dene. Bir dene de olacakları gör. Bu hikâyede yanan sen olursun Yeşim. Hodri meydan."

"Bana uyar. Yazık olacak." dedi.

"Evet ama bana değil sana yazık olacak." deyip sinirle ona bir bakış attım. Daha fazla bu ortamda bulunmak istemeyip hızla lavabodan çıktım. Yeşim de hemen ardımdan çıktı. Yüzsüzce aileme doğru yaklaştı. Sanki anneme kırk yıllık teyzesiymiş gibi davrandı.

"Zerrin teyze..."

Anneme sıkıca sarıldı. Bana gösteriş yaparcasına sahte bir samimiyetin içine girişti. Ne sanıyordu? Annemi benden alabileceğini mi? Öyleyse aptaldı.

"Seni çok özledim."

"Ben de özledim kızım. Uzun zaman oldu." dedi. Kızım! Niye kızım diyordu ki? Niye ona böyle gülümsüyordu? Ah! Zamanında bozacaktım bu durumu. Ama bu sinsi yılan, ne yapmış ne etmiş kendini sevdirmişti.

"Hâlâ aynısın. Hiç yaşlanmamışsın. Bu nasıl güzellik? Cidden kıskanıyorum."

Sözler annemin hoşuna gitti. Yeşim rolünü iyi yapıyordu. Tıpkı eskisi gibi herkesin kalbine girmeye çalışıyordu. Sanıyordu ki onu severlerse Kenan onu kabullenir. Onunla barışır. Ama öyle bir dünya yoktu. Kenan'ın ona olan bakışını gördükten sonra anlamıştım. Aralarındaki mevzu öyle kolay çözülebilecek bir şey değildi. Bu boşuna kürek çekmek gibi bir şeydi.

Yeşim, yönünü Umut'a çevirdi.

"Umut nasıl oldun? Daha iyi misin?"

"İyiyim. Toparlandım sayılır."

"Tekrardan geçmiş olsun."

"Sağ ol Yeşim. Otursana."

Yeşim'in bakışları ablama kaydı.

"Hoş geldin demek yok mu?"

Ablam dik dik ona baktı. O da Yeşim'den hoşlanmıyordu. Samimiyetsiz kişileri sevmiyordu.

"Boşu boşuna demeyim dedim. Çok kalacak gibi durmuyorsun da..."

Annem sinirle ablama seslendi.

"Naz!"

"Sorun değil Zerrin teyze. Her zamanki Naz. Yıldızımız pek barışmadı."

Ablam gülüp baş onayı verdi.

"Pek barışacak gibi durmuyor da..."

Naz'dan umduğunu bulamayan Yeşim, önce babamın sonra dedemin elini öptü. Gelinlik kız gibi takılmaya devam etti. O yerine geçerken dedem usulca kulağıma yaklaştı.

"Bu o kız mı? Kenan'ın sevgilisi mi?"

"Eski sevgilisi..."

"Belli niye eski olduğu... Allah aşkına Kenan bunda ne bulmuş kızım?" dediğinde gülümsedim. Dedem de durumun farkına varmıştı. Samimiyetsiz olduğunu görmüştü. Canım dedem. O da benim gibiydi.

"Niye öyle dedin ki? Beğenmedin mi?"

"Ne bileyim? Bakışlarından hoşlanmadım. Fettan fettan bakıyor. Bir de pek laubali. Hemen dedem diye elime yapıştı. Ben nereden onun dedesi oluyormuşum? Bak! Elime de boyasını bulaştırdı. Pembe pembe..."

"Dur ben halledeyim dede." deyip elindeki boyayı sildim. O ara Umut'un sesini duydum.

"Kenan nerede kaldı? Hemen geliyorum deyip çıktı. Ama adam kayıplara karıştı."

Ablam Yeşim'e bakıp güldü.

"Belki de gerçekten kaçmıştır. Malum istemediği kişiler geldiyse. Durmak katlanılmaz gelmiştir."

"Biraz önce birlikteydik Naz. Bir iki dakikaya gelir." dedi. Dikkatle etrafa baktım. Gerçekten de Kenan nereye kaybolmuştu? Kaçmış olabilir miydi? Benim tanıdığım Kenan'sa birazdan burada olacaktı. Yeşim'i burada bizimle bırakmayacaktı. Dedem tekrar kulağıma yanaştı.

"Ne diyorsun? Kenan kaçmış mıdır? Kaçtıysa hakkıdır." deyip güldü.

Bakışlarım belli bir noktaya odaklandı. Uzaktan Kenan'ın gelişini gördüm.

"Bak! Geliyor." diye fısıldadım. Kenan kendine çeki düzen vermişti. Dudağındaki rujlardan arınmıştı. Ama ruh hâli olarak bıraktığım gibiydi. Öfkesinden gerginliğinden bir şey eksilmemişti. Her an patlayacak bir bomba gibiydi. Masada da bir tek Yeşim'in yanı boştu. Kahretsin ki oraya oturacaktı. Onun tam dibine... Bu bir kâbus değil de neydi? Ben bunları düşünürken Kenan, Yeşim'in yanını pas geçti. Ablama yaklaştı.

"Yerleri değiştirebilir miyiz?" dediğinde tüm bakışlar ona doğru döndü. Yeşim hayretle ona baktı. Diğerleri şaşırırken, ablam ve dedem gülümsedi. Ben ise coşkun duygularımı içten yaşadım. Yeşim'in bu görüntüsüne bakıp rahatladım. Ablam da hemen yardımıma koştu.

"Tabii ki Kenan. Sen kendini nasıl rahat hissedersen..." dedi. Kenan yakınlarıma gelirken ablam Yeşim'in yanına geçti. Bakışlarıyla olsun davranışıyla olsun, ona rahatsızlık verdi. Yeşim zoraki gülüp konuştu.

"Ne iyi yaptık da bir araya geldik. Herkesi çok özlemişim. Önceden sık sık buluşurduk. İş çıkışında akşam yemeğine size gelirdik. Zerrin teyze en güzel yemekleri yapar Nil de ona yardım ederdi."

Duraksayıp bana baktı.

"Sahi ya hâlâ evde misin Nil? Aynı durumda mısın? Sınava çalışmaya devam mı?"

"Ne yapacaksın? Çok mu merak ettin?"

"Evet. Ama görüyorum ki bıraktığım gibisin." dedi. Kendince beni aşağıladığını düşündü.

"Var ya aynı şeyi ben de senin için söyleyecektim. Bıraktığım gibisin Yeşim. Zerre değişmemişsin. Aynı tavır aynı hâl ve hareket..."

"En azından ben bir sınav uğruna yıllarımı yitirmedim. Eve kapanıp geleceğimi mahvetmedim. Bir benim durumuma bak bir de kendi durumuna bak. Kim daha şanslı? Söyle bana!" dedi. Kenan sertçe elindeki bardağı masaya bıraktı. Arkasına yaslanıp öfkeyle Yeşim'e baktı.

"Bu şanslı kişinin sen olmadığı kesin. Şans yalnızca malla mülkle olmuyor. İşle olmuyor. Sağlığın yerindeyse, iyi bir insansan ve ailen yanındaysa şanslısındır. Nil de gayet şanslı. Mutlu, huzurlu iyi bir insan. Bundan öte şans mı olur?" dedi. Araya annemin sesi girdi.

"Sen ne demeye çalışıyorsun Yeşim? Nil'in senden altta kalır ne yanı varmış? Benim kızım da şanslı. Sınav onun tercihiydi. Bu kimseyi ilgilendirmez. Laf etmek de kimsenin haddine düşmez." dedi. Şaşkınlıkla anneme baktım. Onun beni böyle savunmasına alışık değildim. Ona olan şaşkınlığım bitmeden Umut konuştu.

"Senin için tüm mesele iş mi Yeşim? Şansı ve mutluluğu buna mı bağlıyorsun? Nil şanslı da mutlu da...Onu seven bir ailesi var. Her daim arkasında duracak ağabeyi de... Yakında zaten kendi işinin patronu olacak. Haberleri sana gelir. Boşuna buna dertlenme. O bir yolunu bulur. Ama kibir insanın sonu olur. Aman dikkat et."

Neler oluyordu? Âdeta destek konuşmaları yağıyordu. Yarı hüzün yarı neşeyle Umut'a baktım. İyi ki vardı. Çoğu zaman kedi köpek gibi kavga etsek de onu seviyordum. İyi ki benim ağabeyimdi. Yeşim'e ne güzel de lafını vermişti.

"Kusura bakmayın. Öyle demek istemedim. Yanlış anlaşıldım. Nil bana kırılmaz." dedi. Umut karşılık olarak gülümsedi.

"Biz seni çok iyi anladık. Hiç merak etme." dedi. Yeşim hiçbir şey diyemedi. U dönüşü yaptığıyla kaldı. Hızla gözlerini kaçırıp yemeğiyle ilgilenmeye başladı. Şu hâle bak! Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Keyifle suyumdan bir yudum içtim. Ara ara Yeşim'i gözlemlerken Yeşim'in Kenan'a olan kaçamak bakışlarını fark ettim. Lanet olası! Bir an olsun bile boş durmuyordu.

"Bu buluşma çok iyi oldu. Tekrarlasak mı?" deyip herkeste göz gezdirdi. Ablam hemen karşı çıktı.

"Ben hiç almayayım."

Hevesle Umut'a baktı. Umut da ona beklediğini vermedi.

"Ben de yoğun bir sürece giriyorum. Buluşabileceğimizi hiç sanmıyorum." dedi. Telaşla anneme baktım. Kabul etmemesi için kaş göz işareti yaptım. Bunu yapmasam eve çağırırdı. Sonra al başına belayı! Hiç uğraşamazdım. Allah'tan annem korktuğumu yapmadı. Sessiz kaldı. Onun boşluğunu Kenan doldurdu.

"Haftaya bugün herkes müsait mi?" diye sordu. Yeşim, hevesle öne atıldı.

"Ben uygunum. Yeri ve saati söylemen yeterli." dedi. Hayretle bir Yeşim'e bir Kenan'a baktım. Bir olay bitiyordu. Başka bir olay başlıyordu. Bu kadar olaya kalbim dayanmayacaktı. Yeşim gülerek bana bakarken Kenan ortaya konuştu.

"O gün sizinle önemli bir konuyu konuşmak istiyorum." dedi.

Umut, benim merakımı yansıttı.

"Hayırdır oğlum? Ne konuşacaksın?"

"Korkma! Hayırlı bir iş konuşacağım. Hatta o gün o da yanımda olacak." dedi. Etrafta derin bir sessizlik yaşanırken Yeşim'in gözleri doldu. Bembeyaz oldu. Neye bakacağımı neye şaşıracağımı bilemedim. Kenan durmadı. Durmak bilmedi.

"Bugün bir yanlış anlaşılma olmuş. Yeşim ile görüştüğümü sanmışsınız. Ama öyle bir olay yok. Bunu iletişim kopukluğuna veriyorum. Yoksa aklı başında bir kadının yalan söyleyebileceğini düşünmüyorum. Bunu bile bile yalan söylemezsin değil mi Yeşim?"

Umut hızla Yeşim'e baktı. Şok olmuş gibi bir hâli vardı.

"Yalan mı? Bana bir etkileşiminizin olduğunu söyledi. Her şeyin eskisinden güzel olacağını da... Evlilik olayını bile söyledi."

"Ne evliliği?"

"Bu sene içinde nikâh kıyacakmışsınız. Seni nikâh masasına oturtmak gibi bir niyeti varmış." dedi. Kenan sinir dolu bir kahkaha attı.

"Evet nikâh masasına oturmak gibi bir niyetim var. Ama onunla değil. Bir başkasıyla."

Konuşması beynimde yankılandı. Tüm bu olanlar ne demek oluyordu? Anlıyordum. Ama yanlış anlamaktan korkuyordum. Bu sırada Umut da Yeşim'den hesap soruyordu.

"Niye bana böyle bir yalan söyledin Yeşim? Niye iyi niyetimi suistimal ettin?"

Yeşim dolan gözleriyle kendini açıklamaya çalıştı.

"B-Ben sadece eskisi gibi olalım istedim. Yuvaya geri dönmek istedim."

"İnanmıyorum sana Yeşim. Bile bile kandırdın beni."

"Ama sen de barışmamızı istiyordun Umut. Zamanında bizi en çok destekleyen de sendin. Ne çabuk unuttun o günleri?" diye sesini yükseltti. Umut, sıkıntıyla iç çekti.

"Ben arkadaşım mutlu olsun diye sizi destekliyordum. Bile bile mutsuz olsun diye değil. Meğer arkadaşımın mutluluğu sen değilmişsin. Bir başkasıymış. " dedi. Yeşim dayanamadı. Hızla ayaklandı. Yanımızda ağlamadı ama içten içe yıkıldı. Hiçbir şey demeden koşar adımlarla bizden uzaklaştı. Ben arkasından bakakalırken sohbet kaldığı yerden devam etti. Umut'un sesi, bakışlarımı onlara çevirdi.

"O zaman haftaya bugün müstakbel eşini görüyoruz."

"Aynen öyle. Haftaya bugün her şey netliğe kavuşacak." dedi.

Eş? Hangi eş? Ben mi? Kenan'ın bana olan bakışlarını görünce kaçacak delik aradım. Adama vur demiştik öldürüyordu. Ne yani? Haftaya beni mi ailemin karşısına çıkaracaktı? Bana hiçbir şey demeden mi bunu yapacaktı? Sonunda Kenan da çıldırmıştı.

Bölüm sonu

38 yorum