Miras mı? Sevda mı? Direkt bana yöneltilen sorulardı. Zorluk bakımından, atandın mı ya da evlenecek misin sorularıyla kapışırdı. En azından, onlara verilecek iyi kötü bir cevabım vardı. Ama şu an böyle bir şey söz konusu bile olamazdı. Bildiğin bir çıkmaza düşmüştüm. Ne yapacağımı, ne diyeceğimi bilemiyordum. Sanki neyi tutarsam tutayım, elimde kalacakmış gibi hissediyordum. Ben Nil Aksu, yine bir çıkmazla cebelleşiyordum. Zaten Nil demek, çıkmaz demekti. Bunu bir kez daha anlıyordum. Korkularım ve endişelerim, açığa çıkıyor. Bana rahat vermiyordu. Bu hislerin zorluğuyla ona baktım. Gecemi aydınlatacak kadar yakışıklı duran adama... Yani Kenan'a...Koyuluklarını bana doğru dikmiş, bir cevap bekliyordu. Elbette ki onu memnun edecek bir cevap istiyordu. Sevda dememi istiyordu. Ama her şeyin başlangıcı bu değildi ki... Keşke olsaydı. Keşke her şey ona âşık olmamla başlasaydı. Buna en az ben de onun kadar sevinebilirdim. Fakat olay bambaşkaydı. Onun beklediği şeyin tam tersiydi. Her şey, o gün başlamıştı. O miras haberinin duyulduğu gün... Önceleri alaya aldığım olay, bir anda gerçeğim hâline gelmişti. Çünkü artık o kadar çok yorulmuştum ki... Yok sayılmaktan, başarısız görünmekten ve değersiz hissetmekten... Bir kere de ben başarılı olayım istemiştim. Görüleyim ve değer göreyim istemiştim. Bu yüzden, en doğru adamı seçmiştim. Ağabeyimin arkadaşını, komşu Kenan'ı... Yıllardır gözümün önünde duran adamı, işinde gücünde olanı, tam evlenilecek olanı... Evli, mutlu ve miraslı olayım istemiştim. Ama yine de bu kadar zorlukla karşılaşacağımı tahmin edememiştim. Ha Kenan'a ulaşmak ha mirasa ulaşmak... İkisi de aynı zorluktaydı. Ne ona ulaşabilmiştim ne de mirasa... Vaktim daralıyordu. Her geçen gün, aleyhime işliyordu. Ve buna rağmen elde tutulur hiçbir şeyim yoktu. Sıfırdaydım. Üstelik rakibim de sinsi kuzenimdi. Her an, evlenme sürprizi yapabilecek biriydi. Bunları düşünüp kederlendim. Tam o an, adımı işittim.
"Nil..."
Uyarıcı bir sesle, adımı vurguladı. Bu ses, beklemekten yorulmuş bıkkın bir adamın sesiydi. Üzerimde gezinen ısrarlı bakışları, iç çekişleri ve bıkkın suratı, her şeyin özetiydi. Bir an önce, konuşayım istiyordu. Sanki kolaymışçasına bunu yapmamı bekliyordu.
"Bu merak da nereden çıktı? Hayırdır?" deyip uzatmaları oynadım.
"Bir cevap verecek misin?" dediğinde telaşımı gizlemeye çalışıp gülümsedim.
"Cevap versem ne olacak ki? Bazı şeyler değişecek mi?"
Sorumdan ziyade kendi bildiğini okudu.
"Bu sorunun cevabını bilmeyi hak ediyorum Nil. Doğrusu neyse onu bilmek istiyorum." diye diretti. Hiç vazgeçecek gibi değildi. Cevabı almadan gitmeyecekti. İnat edecekti. Keşke, hemen bir cevap verebilseydim. Ama ağzımı açmaya korkuyordum. İşin sonunda Kenan'ı tamamen kaybetmekten korkuyordum. Ona âşık olmasam bile ondan hoşlanıyordum. Ve hoşlandığım adamı kaybetmek istemiyordum. Cidden ne yapmalıydım? Yalan söyleyip göz göre göre onu kandırmalı mıydım? Yoksa gerçeği söyleyip her şeyi kökten bitirmeli miydim? Artık bir cevap vermem gerekiyordu. Günümü kurtaracak veya batıracak bir cevap... Ona bakıp usulca baş onayı verdim. İstediğini yapıp konuşacaktım. Ne olursa olsun, bir kez daha onu kandırmayacaktım. Yine bir yalanın kurbanı olmayacaktım. Bu inançla, kendimi derin bir konuşmaya hazırladım.
"Dürüst olacağım Kenan. İşin sonunda, istediğim şeyler olmasa da doğruları konuşacağım. Çünkü haklısın. Doğruları bilmek senin hakkın." dedim.
"Seni dinliyorum." dediğinde zar zor dudaklarımı araladım. Gerçeği şeffaf bir biçimde aktardım.
"Her şey bir mirasla başladı." dedim. Sözcüklerim tükendiği an, rahatladığımı hissettim. Üzerimden koca bir yük inmişti. Bu yük, içime sıkıntı veren, beni boğan ve zora koyan bir yüktü. Anbean ondan kurtulmuştum. Artık rahattım. Derler ya, kuş kadar hafif... İşte ben de öyleydim. Yüklerinden arınan bir kuş kadar hafiftim. Derin bir nefes alıp, merakla ona baktım. Tepkisini inceledim. Burukça tebessüm etti. Hiçbir şaşkınlık belirtisi göstermedi. Sanki bu cevabı bekliyormuş gibiydi. Ama zerre kadar mutlu değildi. Zaten bu cevapla hangi erkek mutlu olabilirdi ki? Resmen gurur kırma sebebiydi. Sertçe yutkunup tekrar konuştum.
"Hiçbir zaman, para diye ağlayan bir insan olmadım. Paraya tapmadım. Ama şartlar ve üzerimdeki baskı, beni mirasa yöneltti. Tüm torunlara sunulan bir yarışta ben de varım dedim."
Miras dediğimden beri Kenan'ın yüzü düşmüştü. Fark edilmeyecek gibi değildi. Miras, onun gözünde beni paraya tapan bir kadın yapabilirdi. Hatta yapmış bile olabilirdi. Üzerimdeki yanlış etkiden kurtulmaya çalıştım. Beni olmadığım bir insan gibi bilsin istemedim. Kendimi daha da çok açıklama çabasında bulundum.
"Yirmi yedi yaşındayım Kenan. Ne bir işim var ne de bir güvencem... Bugüne kadar başvurmadığım iş kalmadı. Ama sonuç hep aynı oldu. Aile evinde bir odaya tıkılı kalıp durdum. Her gün annemin acıyan bakışlarına, her karşılaşmamızda da akrabalarımın ezici konuşmalarına maruz kaldım. Böylesine karanlık bir zamanda da miras olayı ortaya çıktı. Hiç hesapta yokken bana bir ışık oldu. Eğer mirası alabilirsem her şeyi değiştirebilirdim. Kendimi kanıtlayabilirdim. En önemlisi, daha mutlu olabilirdim. Bunu göz önüne alarak herkese sunulan fırsatı kullanmak istedim. "
Sözlerim onu gülümsetti. Zoraki gülüşler olur ya aynısından yaptı.
"Miras için biriyle evlenmen gerekiyordu. Sen de beni seçtin." dedi. Hızla baş onayı verdim. Ona karşı tamamen dürüst oldum.
"Sen benim için evlenilecek adam tanımına uyuyordun. Hep gözümün önünde duran doğru dürüst bir adamdın. Sana güvenebilirdim. Seninle güzel bir yuva kurabilirdim. Kendimi buna inandırıp neden olmasın dedim."
Onaylamaz bir şekilde iç çekti.
"Yani miras için beni kullandın. Bana yakın olmaya çalıştın. Doğru mu anlıyorum?"
Hemen karşı çıktım.
"Seni kullanmadım Kenan. Asla aklımdan böyle bir şey geçmedi. O gün, teklifimi kabul etseydin sana her şeyi anlatacaktım. Mirastan bahsedecektim. Ama o aşamaya kadar gelemedik. Ben de anlatamadım." dedim.
"Ciddi ciddi, sırf miras için sevmediğin bir adama evlenme teklifi ettin." deyip inanmak istemezcesine başını iki yana salladı. Yine olayı kestirip attı. Ben de inadına üstüne gittim. Doğrumdan şaşmayıp haykırdım.
" Yanlış anlaşılmayı düzelteyim. Sevmediğim adama değil, hoşlandığım adama aynı zamanda benden hoşlanan adama evlenme teklif ettim. " dedim. Gözlerinin içine bakıp hüzünle tebessüm ettim. Kenan, benim hoşlandığım adamdı. Bu yüzden, ortada bir sevgi yok diyemezdik. Sevgi vardı. Yeni yeni başlayan ve beni etkisi altına alan bir sevgi... Tamam! Öyle çok yoğun değildi. Kenan diye ölüp bitmiyordum. Ama bir şeyler vardı. Aşk kadar güçlü olmasa da bir bağ vardı. Eminim ki o da bunu hissediyordu. Tek fark, o bunu yok sayıyordu. Yine de kendimi açıklama yapmaktan alıkoyamadım.
"Her şey bir mirasla başladı. Ama sonrasında mantığımla başladığım iş, başka yere evrildi. Bir hoşlanmaya dönüştü. İstedim ki hem hoşlandığım adamla evleneyim hem de o mirası dedemden alayım. Ama olmadı. Olacaksa bile bu saatten sonra olmaz. Değil mi?" dedim. Bir umutla sorduğum soruya cevap versin istedim. Ama bekleyecek kadar sabırlı olamadım. Telaşımdan olsa gerek, tekrar konuşmanın içine girdim.
"Yani ortada seni kullandığım bir durum yok. Eğer hiçbir şey söylemeyip mirası gizleseydim ve seninle evlenseydim, seni kullanmış olurdum. Yalancı ve sahtekar olurdum. Ama değilim Kenan. Ben neysem oyum. Yıllardır tanıdığın kişiyim. Arkadaşının kardeşi, komşu kızı ve sen kendine itiraf edemesen de hoşlandığın kişiyim." dedim. Evet! Bugün yürek yemiştim. Ve tıpkı onun da benim kadar cesur olmasını istiyordum. Benden hoşlandığını itiraf etsin istiyordum. Ne yazık ki o itiraf gelmeyecekti biliyordum.
"Bir şey demeyecek misin?" deyip gözlerinin içine baktım. O koyuluklar bana istediğimi vermedi. Bir mesafe hissettirdi.
"Dürüst olduğun için teşekkür ederim." dedi. Onca lafıma karşılık bir cümleyle yanıt verdi. Tam da tahmin ettiğim gibiydi. Mirastan bahsetmem her şeyi kökten bitirmişti. Bana olan bir duygusu varsa bile gizlemeyi tercih etmişti. Paragöz bir kadınla olmam gibisinden düşünmüştü. Lanet olsun! Şu hâle bak! Kendi kendimi bitirmiştim. İmaj yıkımı desen bendeydi. Bir gün içinde yıkıvermiştim. Peki doğruyu söylediğim için pişman mıydım? Asla! Zaten eninde sonunda öğrenecekti. Yalan söylesem daha mı iyiydi? Ben doğru olanı yapmıştım.
"Bu kadar mı? Sadece bir cümle mi?"
Kendi soruma kendim cevap verdim.
"Sanırım bundan sonrası, sen yoluna ben yoluma demek oluyor." deyip zoraki gülüşlerimden birini sundum. Belki bir cevap gelir inancıyla bekledim. Ama Kenan'ın yerine bir gürültü duydum. Bir çığlık veya bir feryat... Korkuyla irkildim. Elime kalbime götürüp derin bir nefes aldım. Anlık bir şey sandım. Ama bağırmaların ardı arkası kesilmedi. Belli bir olay vardı. Öyle küçük de değil, bütün apartmanı ayağa kaldıracak kadar büyüktü. Aklıma korkunç senaryolar gelirken usulca konuştum.
"Bu ses ne?
"Biri mi bağırıyor?"
"Şimdi anlarız." deyip kapıya doğru yaklaştı. Ben de hemen ardından ilerledim. Kapıyı açtığı vakit, tanıdık sesler işittim.
"Umut!"
"İyi misin?"
"Ay! Kafası kanıyor."
"Nasıl oldu Güneş? Sen gördün mü?"
"Gördüm Zerrin teyze. Bir anda ayağı kaydı. Patır patır merdivenlerden yuvarlandı."
"Hay Allah! Oğlum. Ne oldu sana böyle? Nazara mı geldin?"
"Anne gözünü seveyim bağırma. Ortalığı ayağa kaldırma."
Kenan ile göz göze geldik. İkimizden de aynı anda farklı tepkiler geldi.
"Umut yere mi düşmüş?"
"Kocaman adam lan! Nasıl becerdi?"
Yarı korku yarı merakla, seslerin geldiği yere koşar adımlarla indim. Kenan da hemen arkamdan geldi. Olay yerine geldiğimizde büyük bir kalabalıkla karşılaştım. Komşuları ite kalka bizimkilerin yanına yaklaştım. Umut yerde uzanıyor, bizimkiler de yanında duruyordu. Annem yanına çömelmiş bir şekilde elinden tutuyordu. Umut desen acıyla inliyordu. Ufak bir düşüş mü? Emin olamıyordum. Merdivenlerdeki kan damlalarını görünce işin boyutu değişti. Kendime engel olamadım. Korkuyla bağırdım.
"Ne oldu?"
"Yere mi düştü?" dedim. Gördüğüme inanmak istemezcesine bunu yaptım. Umut, acısına rağmen alaycı tavrını bırakmadı.
"Yok! Şöyle bir uzanayım dedim. Ne düşmesi?"
Babam kızgınca bana baktı.
"Neredesin kızım sen? Nereden geliyorsun?"
"Şey Güneş'in yanına çıkmıştım da..."
"Gece gece..."
Sanki Umut sabah düşmüştü! Asıl onun gece gece burada ne işi vardı? Bu cinsiyet ayrımcılığı değil de neydi? İçten içe buna sinirlenirken pembe bir yalana başvurdum.
"Güneş, bizim evde şarj aletini unutmuş. Şarjı bitmek üzereydi. Benden isteyince ben de hemen yanına çıktım." dedim. Annem sinirle konuşmamızı böldü.
"Bırakın şarj aletini benim oğlum düştü. Görmüyor musunuz hâlini?"
Umut, utançla annemi susturmaya çalıştı.
"A-Anne yapma. Zaten şu kalabalığı da başımıza sen topladın. Rezil oldum."
Annem onu umursamadan bakışlarını Güneş'e çevirdi.
"Ambulansı aradın mı kızım?"
"Aradım. Birazdan gelirler."
Umut'a doğru eğildim.
"İyi misin? Bir yerin ağrıyor mu?"
"Başım ve kolum fena... Ama ondan fenası şu insan kalabalığı. Şunları içeri sok Nil! Yaparsan sen yaparsın."
"Tamam. Sen hiç merak etme." deyip ayaklandım. Annemin başımızı topladığı kalabalığı, zorla iki dakika içinde dağıttım. Zaten beş dakika sonra da ambulans geldi. Umut ambulansa binerken biz de ikiye bölündük. Annem, babam ve ablam bizim arabaya bindi, Güneş ve ben de Kenan'ın arabasına bindik. Sanki arabanın sahibiymişim gibi ön koltuğu kaptım. Umut'a sormadığım soruları telaşla Güneş'e sordum.
"Nasıl düşmüş haberin var mı? Gördün mü sen?"
"Gece gece sigara krizi tutmuş. Bulamayınca da markete gideyim demiş. İşte ben evden çıkarken o da sigara almaya gidiyormuş. Nasıl oldu? Anlayamadım. Ayağı mı kaydı? Bir yere mi takıldı? Birden gözümün önünde patır patır merdivenlerden yuvarlandı. Hani dizi sahneleri olur ya... Tıpkı öyle düştü. Tam sağ kolunun üstüne... Bir de başına darbe aldı." dediğinde içim iyice bulanıklaştı. Kolu geçtim. Başa darbe alması kötüydü.
"Başını çok sert mi vurdu?"
Cevap Kenan'dan geldi.
"Bilinci açıktı. Hem Umut'tan bahsediyoruz. Ona bir şey olmaz. Taş gibi kafası var. Onun için değil merdiven için endişelenmeliyiz. O kafayla basamağı yerle bir etmiştir." dedi. İçimi rahatlamak için bunları diyordu. Yoksa onun gözlerindeki endişeyi de görebiliyordum. O da gizleyemiyordu.
"Sigara uğruna düştüğü duruma bak!"
"Kesin uyuklaya uyuklaya yürümüştür."
Güneş, arkadan elini omzuma attı. Destek vermek istercesine konuştu.
"Merak etme. Sadece kolunda bir kırık olabilir. O kadar! İçini rahat tut."
Anlık tebessüm ettim. Gözümü yola diktim. Çok geçmeden hastaneye vardık. Bir sürü hâlinde, Umut'un peşinden gittik. Doktor onu içeri alırken neden bu kadar insan var dercesine tip tip bize baktı.
"Yanına yalnız bir kişiyi alabilirim. Herkesin girmesi mümkün değil." dedi. Annem hemen öne atıldı. O içeri girerken bize de beklemek düştü. Güneş ile bir köşeye çekilip oturdum. Güneş, bana doğru yaklaşıp sessizce konuştu.
"Belki yeri değil. Ama merak ettim. Ne yaptınız?"
Derin bir iç çektim.
"Ona neden yaklaştığımı bilmek istedi. Ben de istediğini yapıp gerçeği söyledim. Miras olayını öğrendi." dedim. Güneş, gözlerini irice açtı. Sözlerime inanamadı.
"Şaka yaptığını söyle."
"Sence şaka yapacak durumda mıyım?"
"Ah be Nil! Bu hiç iyi olmamış. Para için onun seçtiğini düşünür. Gözünde paracı kızlardan olursun. Her şey bir netleşseydi de o zaman söyleseydin." dedi. Sözlerine pek takılmadım. İçim son derece rahattı. Üzerimdeki yükten kurtulmuştum. Gerisi Kenan'ın bileceği işti.
"Ben gereken açıklamamı yaptım. Hem mirası almak istediğimi hem de ondan hoşlandığımı söyledim. Tamamen dürüst oldum."
"Peki o ne yaptı?"
Gülüp cevap verdim.
"Önce kızdı sonra da dürüst olduğum için teşekkür etti."
"Ne yani? Bu kadar mı?"
"Maalesef!"
"O zaman her şey bitti mi?"
"Bilemiyorum Güneş."
Bu sırada telefonum titredi. Grubumuza mesaj gelmişti. Bizzat annem tarafından gönderilmişti. Açıp baktığımda şok oldum. Umut'un fotoğrafını çekip atmıştı. Yok artık! İki arada bir derede içeride Umut'un fotoğrafını mı çekmişti? Bir de bunu gruba atmıştı. Umut görse öfkeden delirirdi. Gecenin bir yarısı böyle fotoğraf göndermekteki amaç neydi? Çok geçmeden kendini belli etti. Yeni bir mesaj daha gönderdi.
Umut'a dua edin. Dualarınıza çok ihtiyacı var.😥🤲
Ya sabır! Gören de Umut'un çok ağır bir şey yaşadığını düşünürdü. Anneme bak! Herhalde korkudan aklı gitmişti. Yoksa kolay kolay ayıpladığı şeyi yapmazdı. Şaşırtıcı bir şekilde mesajına hemen cevap geldi. Uyumayan akrabalarım kendini belli etmişti. İlk amcam yazmıştı.
Yenge. Umut'a bir şey mi oldu? Neyi var yeğenimin?
Onun ardından yengem yazdı.
Ne olmuş Umut'a? Güzelim çocuğun şaftı kaymış abla.
Annem bir şey yazmadı. Benim de cevap veresim gelmedi. Telefonu cebime koyup dalgınca etrafa baktım. Doktorlara, hemşirelere ve çeşit çeşit hastalara... Kenan elinde su şişeleriyle çıkıp gelince bu işe son verdim. Herkese tek tek su dağıttı. Sıra bana geldiğinde tebessüm edip aldım.
"Teşekkür ederim."
"Bu arada bunu da aldım. Korkunu yatıştırır. " deyip ceketinin cebinden bir çikolata çıkardı. Dikkatle baktığımda çilekli çikolata olduğunu gördüm. En sevdiğim çikolatayı bulup almıştı. Kolay kolay bulunmayan, her yerde satılmayan bir çikolataydı. Ama Kenan benim için yine şovunu yapmıştı.
"En sevdiğimden..."
" Hadi biraz ye. İyi gelir." dedi. Gülüp ellerinin arasından aldım. Kenan bizden uzaklaşınca Güneş gülmeye başladı.
"Bak sen! En sevdiğin çikolatayı da bilirmiş."
"Hişt! Duyacak!"
"Var ya bu senden kesin hoşlanıyor. Seni mutlu edecek çikolatayı biliyor. Bildiği yetmiyor en pahalısını bulup alıyor."
"Abartma Güneş. Beni de umutlandırma." dediğimde tekrar gülümsedi.
"Bak bir de şöyle düşün. İçimizden sadece seni önemsemiş. Bana neden bir çikolata almamış? Gerçi fıstıklı alsa şahane olurdu. Ama konumuz bu değil. Kenan eniştem, seni önemsiyor. Mutluluğunu düşünüyor."
"Sesini alçak tut."
"Canım eniştem! Seni hep böyle düşünsün. Üzerine titresin." dedi.
"Bakıyorum da hemen enişte demeye başladın. Hayırdır arkadaşım? Ne oluyoruz?" deyip alayla onu süzdüm.
"Evet! Eniştem o benim. Kenan'a en çok eniştelik yakışıyor. Bak göreceksin. Yakında resmiyete dökülecek." dedi. Elimde olmadan gülümsedim. Paketi açıp Güneş'e uzattım. Yüzünü buruşturup başını iki yana salladı.
"İğrenç. Ben yemem."
"Sensin iğrenç." deyip çikolatadan bir parça aldım. İştahla yemeye başladım. Tadına vardığım an, keyfim yerine geldi. Bu çikolata başkaydı. Çilekle çikolatanın en güzel uyumu olabilirdi. Ben bunları düşünüp çikolatamı yerken Kenan ile göz göze geldim. Ne o? Beni mi izliyordu? Bu bilmem kaçıncı kez oluyordu! Acaba beni izlemeyi mi seviyordu? Yoksa çocuk gibi çikolata peşine düşüyorum diye dalga mı geçiyordu? Bilemedim. Güneş'in kolumdan dürtmesiyle bakışlarımı ondan çektim.
"Doktor çıkıyor."
Herkes gibi ben de ayaklandım.
"Umut Aksu'nun yakınları siz mi oluyorsunuz?"
Babam hızla konuştu.
"Evet. Neyi var oğlumun?"
"Düşmenin etkisiyle kolunda kırıklar var. Tam sağ kolunun üzerine düşmüş. Başına da darbe almış. Derin bir açılma yok. Dikişi yapıldı. Korkulacak bir şey yok. Ama her ihtimale karşı bir gece müşahede altında kalsın. Sabah tekrar konuşuruz."
"Teşekkür ederiz."
"Geçmiş olsun." deyip yanımızdan ayrıldı. Hepimiz burada kalamayacağımızdan bazı kişiler gitmek zorunda kaldı. Ablam ve babam, Umut'u görüp eve döndü. Sonuçta birinin sabaha işi vardı, birinin de yaşlılığı vardı. Güneş de bir süre yanımızda kalıp ayrıldı. Böylelikle Umut'un yanında annem, Kenan ve ben kaldık. Şansımı denemek adına konuştum.
"Biz annemle kalırız. Sen eve dön. Hem Umut da iyi." dedim.
"Hiçbir yere gitmiyorum Nil. Sizi yalnız bırakmıyorum. Ayrıca hatırlatırım ki Umut benim arkadaşım. Tabii ki başında duracağım." dedi. İtiraz istemedi. Zaten ben de zorlamadım. Annem hava almak için odadan çıktığında ikimiz de Umut'un yanına girdik. Bizi görünce gülümsedi. Yaralanan kendisi değilmiş gibi davrandı. Şen ve şakraktı.
"Vay! Kimler gelmiş? En yakın dostum ve sevgili kız kardeşim..."
"Bu hâlinle bile dalga geçiyorsun ya diyecek bir şey bulamıyorum." dedim. Onaylamaz bir şekilde onu inceledim. Kenan da bana destek verdi.
"Kafaya darbe alınca dengesi şaşmış olmalı." dedi.
"Hiç sanmıyorum. Umut'un genel hâli bu. Her şeye karşı alaycı."
"Orası da doğru. Umut bu! Huyu bu!"
"Hey! Sizi duyuyorum. Şunun şurasında yaralı bir adamım. Ama siz ne yapıyorsunuz? Göz göre göre dedikodumu! Bana iyi davranın. Güzel şeyler söyleyin." dedi. Gülüp ona yaklaştım.
"Şimdi nasılsın? Bir ağrın var mı?"
"Daha iyiyim kardeşim. Ufak bir kazaydı."
"Çok da ufak sayılmaz sanki. Kolun kırıldı ya..."
"Her insanın başına gelebilecek bir olay. Abartmaya gerek yok." dediğinde Kenan küçük bir kahkaha attı.
"Lan oğlum bir de abartılacak bir şey yok diyorsun. Apartmanının gündemi sen oldun. Hâlâ geçiştirmeye çalışıyorsun. Cidden böyle düşmeyi nasıl becerdin? Çok merak ediyorum."
"Bakıyorum da bu durum seni çok eğlendirmiş gibi..."
"Yok estağfurullah. Benimkisi sadece merak."
"Bir aksiliktir başıma geldi. Sigara almaya gideyim dedim. Hızlıca gidip gelecektim. En son telefona bakıyordum. Ne olduysa o anda oldu. Dengemi kaybettim. Basamaklardan kayıverdim. Vura çarpa... Güneş de o sıra arkamdaymış. Siz hayal edin. Korkmuş ve telaşlanmış bir Güneş.... Sonra da bağırdığını... O nasıl bağırıştı? Hâlâ unutamıyorum. Kendi acımdan ziyade onun bağırışından korktum. Kız bildiğin kulak zarımın içine etti. Sakın ölme! Bu şekilde ölemezsin! Böyle bağıra bağıra annemgili uyandırdı. Sonrası malum annem de Güneş'ten farksız kalmadı."
Gözlerimi kısıp şüpheyle onu süzdüm.
"Neye bakıyordun da dengeni kaybettin?"
Gülüşünden tahmin ettiğim şey olduğunu anladım.
"Biriyle mesajlaşıyordun. Bir kadınla değil mi?"
"Gözünden de hiçbir şey kaçmıyor kardeşim."
Kenan gülüp konuştu.
"Ulan Umut! O değil, tüm apartmana bir hafta konuşulacak konu çıkardın. Biri ayakkabılarını ters giymiş diyor biri sarhoşmuş diyor. Çık çıkabilirsen işin içinden."
Umut'un suratı anında düştü.
"Hep annem yüzünden, ortalığı birbirine kattı." dedi. Dilimin ucuna annemin mesajı geldi. Ama ortamı daha da çok germemek adına vazgeçtim.
"Keşke annem de babamlarla gitseydi. Valla sanki ben bebekmişim gibi davranıyor."
"Annem hayatta gitmez. Boşuna umutlanma." deyip gülümsedim. Annem odaya gelince işte iyi insan diyesim geldi. Annem bir bana bir Kenan'a baktı.
"Siz gitmiyor musunuz?"
İkimiz de anlaşmışız gibi başımızı iki yana salladık.
"Madem öyle. Kendiniz bilirsiniz." deyip refakatçi yerine geçti. Biz de biraz daha durup dışarıya çıktık. Kalabalık yapmayalım istedik. Telefonumla ilgilenirken Kenan'ın sesini duydum.
"Çay içer misin?" dedi.
"Olur." deyip onu takip ettim. Çayları alıp hastanenin bahçesine geçtik. Karşı karşıya oturduk. Çayımdan bir yudum alıp ona baktım. Baş başa nasıl davranacaktı? Kırgınlığı geçmiş miydi? İncelemek istedim. O telefonuyla ilgilenirken hızla dudaklarımı araladım.
"Allah'tan kötü bir şeyi yok. Başına darbe aldığını görünce korkmuştum. Neyse ki iyi." dedim.
Ufak bir tebessüm etti.
"Aynen öyle. Maşallahı var." dedi. Sonrası derin bir boşluk oldu. Sandım ki Kenan konuyu açar. Belki bir şeyler der. Ama yapmadı. O olay hiç yaşanmamış gibi davrandı. Bu da sen yoluna ben yoluma demek oluyordu. Peki! Kendi bilirdi. Ben üzerime düşeni yapmıştım. Pişman olacak da kapıma gelecek de oydu. Ben hâlâ aynı yerdeydim. Vazgeçmiş değildim.
"Ben annemin yanına gideyim." deyip bilerek yanından ayrıldım. Kimi zaman annemin yanında durdum kimi zaman dışarıya çıkıp durdum. Ama asla uyumadım. Ne yaparsam yapayım, gözüme uyku girmedi. Sabaha karşı o beklenen an geldi. Annemin haber verdiği akrabalarım hastaneye doluştu. Amcam, yengem ,halam ve İlayda... Onu geçtim. Yanına sevgilisini de almıştı. Gövde gösterisi yaparcasına buraya getirmişti.
"Hoş geldiniz." deyip zoraki onları karşıladım
"Hoş bulduk yeğenim. Umut nasıl? İyi mi?"
"Daha iyi amca. Doktor bir görsün, muhtemelen taburcu eder." dedim.
"Valla yengem öyle fotoğraf atınca aklım çıktı." dedi.
Yengem de hemen ardından konuştu.
"Benim de öyle... Bir baktım. Çocuğun şaftı kaymış. Birileri dövdü sandım. Kesin kötü işlere bulaştı dedim."
Halam dik dik yengeme baktı. Konuşmasına tahammül edemiyordu. Şu an, halamı çok iyi anlıyordum.
"Neyse bununla geçmiş olsun diyelim."
Ben cevap veremeden İlayda kendini öne attı.
"Aynen öyle hala. Çok geçmiş olsun. Ben de çok endişelendim. Sağ olsun Can da bana çok destek oldu." deyip gülerek sevgilisine baktı. Halamın yengeme attığı bakışı, ben de İlayda'ya attım. Bunun burada ne işi vardı? Sırf gösteriş yapmak için gelmişti. Hastaneye abartı mini bir elbiseyle gelmek de neydi? Sanki geçmiş olsun için değil podyuma çıkmak için gelmişti. Makyaj desen daha beterdi. Aslında bize en büyük iyiliği buraya gelmeyerek yapabilirdi. Ama konu İlayda olunca sinsilik baş gösterirdi.
"Sağ olun." diyerek hepsine baktım. Umut'u görmek için odaya girdiler. Bakışlarım, birbirini sıkıca tutan ellere kaydı. İlayda ve sevgilisinin eline... Ne yalan söyleyeyim, içten içe kıskandım. İlayda yine başarmak üzereydi. Ben de yenilmek üzere... Kaşlarımı hafifçe çattım. Ortada adı konulmuş bir şey yoktu. Ama el eleydiler. Bunu o değil bizim aileden biri yapmış olsaydı amcam hemen lafımızı ederdi. Konu kendi kızı olunca sus pus kalabiliyordu. Resmen kendisiyle çelişiyordu. Omuz silkip iç çektim. Arkalarından ilerledim. Umut onları görünce bozuldu. Bir anneme bir bana baktı.
"Anne! Yine yaptın yapacağını!"
"Hişt! Duyacaklar. Ayıp olacak."
Yapacak bir şey olmadığını anlayınca pes etti.
"Yeğenim iyi misin?"
"İyiyim amca."
"Çok geçmiş olsun."
Yengem gülüp usulca konuştu.
"Aile içinde yalan olmaz Umut. Doğruyu söyle bakayım. Kavgaya mı karıştın?"
"Yok yenge! Düştüm."
"Doğruyu söyle. Benden sır çıkmaz."
"Düştüm valla. Şahitlerim var." dediğinde annem sinirle araya girdi.
"Benim oğlumun kavgayla dövüşle işi olmaz. Kendi ailenle karıştırma Döndü."
"Ne kızıyorsun? Ne dedim ki abla? Ben buraya tüm ailemle çıkıp gelmişim. Sen bana laf ediyorsun." deyip İlayda'yı gösterdi. Annemin bakışları, İlayda ve sevgilisine kaydı.
"Hoş geldin oğlum."
Genç adam, küçük bir tebessüm etti.
"Hoş bulduk."
Amcam elini onun omzuna atıp onu tanıttı.
"Damadım Can. Allah izin verirse bir aya kalmadan nişanı yapacağız." dedi. Annem, fena bozuldu. Gizlemeye çalıştı. Ama başaramadı. Hüzün ve tebessüm arasında garip bir ifade takındı.
"Hayırlı olsun."
"Amin. Darısı senin evlatlarının başına." dedi. İlayda, sinsice gülerek bana baktı. Yine başardım bakışı yaptı. Sinirle karşılık verip yönümü Kenan'a çevirdim. Bir misafir gibi duruyordu. Sessizce sakince... Aptal! Onların yerinde biz olabilirdik. Biz de mutlu olabilirdik. Göz göre göre miras elden gidiyordu. Ve Kenan öylece duruyordu. İnanılır gibi değildi. Böyle durmaya devam ederse beni hepten kaybedecekti. O zaman da iş işten geçecekti. Pişmanlık bile fayda etmeyecekti. Kapının açılmasıyla dikkatim dağıldı. Merakla kapıya doğru döndüm. Karşımda dedemi buldum.
"D-Dede..."
Gülerek bana baktı.
"Zeyno..."
Elinde büyük bir el çantası vardı. Görünen o ki kalıcıydı. Normalde olsa sevineceğim şeye sevinemiyordum. Bir tarafta dedemin gelişi bir tarafta İlayda'nın nişanı... Aklımı karıştırıyordu. Umut için gelmişti. Ama İlayda için uzun kalacaktı. Belliydi. İlayda bana karşı golünü atacaktı. Dedemin gönlünden girip aklından çıkacaktı. Zaten bir nişan işi vardı. O da bunun tuzu biberi olacaktı. Zorlukla yutkundum. Gerçekten bu kadar kolay mı vazgeçecektim? Dedemin aklını çelmesine izin mi verecektim? Hızlı başımı iki yana salladım. Artık eski Nil yoktu. Hem ne demişler? Gün doğmadan neler doğar? Kim bilir? İlayda'nın nişanı diye geldiği yerde benim nişanıma katılırdı. Bu işler hiç belli olmazdı. Hırsla gülüp dedeme baktım. Asla pes etmeyecektim.
*********
Umut hastaneden taburcu olmuş, dedem de bizimle birlikte eve gelmişti. Amcamın ısrarlarına rağmen bizimle gelmeyi tercih etmişti. Çünkü bu kalma işi, dedem için bir gelenekti. Geldiği zaman, muhakkak en büyük oğlunda kalır. Sonraki sıraları, amcam ve halam alırdı. Hem herkesin gönlü olsun hem de çok rahatsızlık vermeyim gibisinden, en fazla bir hafta kalırdı. Şimdilik önümde koca bir hafta vardı. Değerlendirmesini bilirsem yararımaydı. Usulca söylendim.
"Yaparsın sen Nil!"
"Başarırsın."
Telefonumu elime alıp Kenan'dan mesaj gelip gelmediğine baktım. Bir boşlukla karşılaşınca sinirlendim.
"Daha ne kadar sessiz kalacaksın? Böyle giderse bir ömür boyu!"
"Peki kendin bilirsin!"
Başka mesajlara girip kafamı dağıtmak istedim. Bu sırada tanımadığım bir numaradan mesaj geldi. Merakla açtım.
Merhaba Nil ben Pamir. 😊
Şaşkınlıkla duraksadım. Daha dün tanışmıştık. Ama tanışalı bir gün oldu demeden numaramı bulup yazmıştı. Fazla hızlıydı. Ya da dün akşam, beni yanlış anlamıştı. Kahretsin! Yoksa Kenan'a inat ona yürüyor gibi mi olmuştum? Kesin öyle olmuştu. Kendi kendime kızarken yeni bir mesaj daha geldi.
Numaranı Güneş'ten aldım. Umut nasıl? Merak ettim.
Demek Güneş'in işiydi. Hiç şaşırmamıştım.
Daha iyi. Evde dinleniyor.
Yapabileceğimiz bir şey var mı?
Teşekkür ederiz. Düşünmen yeterli.
Bu akşam geçmiş olsun demeye gelirim. Tabii müsaitseniz...
Tabii...Bekleriz.
Hızla Güneş'in numarasına girip yazdım.
Sen benim numaramı böyle herkese dağıtıyor musun?🙄
Genç ve yakışıklı erkeklere evet😂🔥
Bak! İnkâr da etmiyorsun.
Ne oldu? Pamir mi yazdı?
Evet.
Güzel!
Hayırdır arkadaşım? Dün Kenan'a enişte diyordun ama şimdi başka işler peşindesin.
Hâlâ aynı fikirdeyim. Ama biraz burnu sürtmeli. Anlarsın ya😈
Merak etme. O iş bende.😈🔥
İşte benim kızım.♥️
Gülüp mesajlardan çıktım. Mutfağa gidip çayın demini alıp almadığını kontrol ettim. Dedem çay içmeyi çok severdi. Demini almış açık bir çaydan beş altı bardak içebilirdi. Benim nasıl çilek zaafım varsa onun da çaya karşı bir zaafı vardı. Ben de bu durumu birazcık lehime kullanacaktım. O kadardı! Ayak seslerini işitince arkama baktım. Gelen annemdi. Mutfak önlüğünü giyip yanıma geçti.
"Bugün bol bol misafir gelir kızım. Geçmiş olsun demeye... Hazırlıklı olalım. Yemeğimiz hazır olsun." dedi.
Suratımı asıp sabır diledim.
"Daha dün buradalardı. Yine mi gelecekler?"
"Gelecekler tabii! Gelmezlerse ayıp olur." dedi. Önüne dolapta olan malzemeleri çıkardı. Yılların verdiği ustalıkla hemen birkaç çeşit yemek ortaya attı. Şunu yaparım yanına da şunu... Tatlısına kadar düşündü.
"Zeyno kızım."
Salondan ses gelince hemen cevap verdim.
"Geliyorum dede."
Annem suratını asıp söylendi.
"Senin adın Zeyno değil ki... Babamdaki inat keçide yok. Vazgeçmiyor. Yıllardır Zeyno demeye devam ediyor."
Gülüp çayı doldurdum. Bir taraftan da konuştum.
"Göbek adım Zeynep ya...Hem ben hiç takılmıyorum. Dedem için Zeyno da olurum. Ne var ki bunda?"
Annem alayla karşılık verdi.
"Yine dede sevgisiyle dolup taşmışsın kızım."
"Canım dedem." diye bilerek bastırdım.
"Böyle giderse canın deden, mirasın tümünü amcana bırakacak. Haberin olsun." dedi.
"Of anne. Bu kadar karamsar olma. Daha hiçbir şey net değil."
"Amcanı görmedin mi? Yine şovunu yaptı. Babamın da aklını karıştırdı. Damat da damat, dilinden düşüremedi. Baksana bir aya kalmadan nişan da olacakmış. Benim sıpalar dursun durdukları yerde."
Hıncını biberlerden çıkarıp hırsla doğradı.
"Ama ben ne yapacağımı iyi bilirim. Şimdi kaçıyorsa kaçsın bakalım Umut!" dedi. Kim bilir? Yine neler düşünüyordu? Sormaya korktum. Çayın yanına bir kek dilimi koyup salona geçtim. Umut boylu boyunca uzanırken, dedem televizyona dalıp gitmişti. Benim varlığımı fark edince gülümsedi.
"Güzel torunum da gelmiş."
Çayı görünce gülüşü genişledi.
"Ellerine sağlık Zeyno. Çay da çok güzel duruyor."
"Afiyet olsun dede. Tam sevdiğin gibi yaptım." deyip çayı ve keki ikram ettim. Hemen karşısına geçip oturdum. Çayından bir yudum alıp höpürdeterek içti. Bu hamlesiyle çayı sevdiğini gösterdi. Birkaç yudum daha alıp beğeniyle konuştu.
"Tam ayarında olmuş. Laf aramızda en çok senin çayını seviyorum."
"Gerçekten mi?"
"Gelinler beceremiyor. Halan da önüme abdest suyu gibi çay koyuyor. İlayda desen sadece lafta. Bugüne kadar önüme bir çay koymuş kul değil." dedi.
"Sen yeter ki iste dede. Ne zaman istersen yaparım ben." dedim.
"Sağ olasın güzel torunum." dedi.
Dizisinde biraz göz gezdirip tekrar bana baktı. Yalan yok! O bakışlardan belli kalıp soruların geleceğini anladım. Her zaman yaşadığımız bir şey olduğundan alışmıştım. Soruların sıralamasını bile ezberlemiştim.
"Eee torunum hayat nasıl gidiyor? Sınavına çalışıyor musun Zeyno?"
"Yok dede bıraktım o işleri. Çok zor atanmak. Ya yanlış zamanda doğmuşum ya da yanlış mesleği seçmişim."
"Ah yavrum! Başka iş arıyor musun?"
"Her gün her fırsatta..." deyip gülümsedim. Ama soruları bununla sınırlı kalmadı.
"Görüştüğün konuştuğun biri var mı?" deyince benden önce, Umut'un sesi duyuldu. Zoraki öksürdü. Ona ne oluyordu ki? Ona kalsam, bir ömür boyu bu evde kalacaktım. Ama öyle bir dünya yoktu! Kendini hazırlasa iyi ederdi. Merakla suratıma baktı. O da dedem gibi ne cevap vereceğimi bekledi.
"Yok dede. Öyle biri yok." dedim. Sonuna, maalesef kelimesini eklememek için kendimi zor tuttum. Dedem suratını asarken, Umut keyifle tebessüm etti. Bildiğin mutlu oldu. Gül bakalım Umut! Son gülen iyi gülerdi. Dedem kekten bir parça alıp düşünceli bir tavra geçti.
"İlayda'nın varmış. Hastaneye kadar getirmiş. Amcanız bir şeyler diyordu ama emin olamıyordum. Bugün de yüz yüze görüştük." dedi. Umut hemen lafa girişti.
"Nasıl buldun dede? Sevdin mi Can'ı?"
Dedem suratını asıp omuz silkti.
"Bilemedim. Oğlan pek donuk geldi. Hiç konuşmuyor. Sadece kızın yanında süs gibi duruyor. Ne bileyim? Pek yakıştıramadım. Vur kafasına al ekmeğini! Öylesine saf duruyor." dedi. Alayla cevap verdim.
"Belki de İlayda çenesiyle baymıştır. Kesin bu hâlinin öncesi ve sonrası vardır." dedim. Dedem de gülerek karşılık verdi.
"Acaba çocuğu zorluyorlar mı ki? Hemen düğün olsun diye..."
"Bilemedim. Yaparlar mı?" deyip duraksadım. Amcamın para aşkı aklıma gelince olmaz diyemedim. Saf çocuğu bulup kullanıyor olabilirlerdi.
"Can'ı bilmem ama benim orada beğendiğim biri var." dedi. Umut hemen üzerine alındı.
"Biliyordum. En çok beni beğeniyorsun değil mi dede? "
"Sıpaya bak sen! Hemen kendini öne atıyorsun." dedi.
"Ben değilsem kimi beğeniyorsun? Bu kulaklar neyi duyuyor böyle dede?"
"Kenan'ı..." diye cevap verdi. Duyduğum şeye emin olamadım. Kenan mı? Şaşkınca dedeme baktım. Dedemi de mi etkilemişti? Adama bak! Kesin üzerinde şeytan tüyü vardı. Herkese kendini sevdirmeyi başarıyordu. Bu gidişle tüm sülalem onu sevecekti.
"Orada en çok Kenan'ı beğendim. Adam tam bir beyefendi. Konuşmasını biliyor. Oturmasını kalkmasını biliyor. Her zaman söylerim. Saygılı efendi bir çocuk. Ben de böyle damadım olsun isterdim." dedi. Umut, küçük bir kahkaha attı.
"Yok artık dede. İmkânsızı istiyorsun. Kenan'ın bizim tarafla işi olmaz. Hem halam kaç yaşında insan? Neredeyse annesi yaşında. Olacak iş mi bu?"
Dedem kaşlarını çatıp Umut'a baktı.
"Hele densiz herife bak! Ben halan için mi söylüyorum? Dua et yaralısın. Yoksa anlayacağın dilden konuşurdum."
"Kim için söylüyorsun? Yoksa İlayda için mi? Kenan hayatta ona bakmaz. Boşuna umutlanma."
Dedem, yüksek bir sesle sabır çekti. Eminim ki bastonunu Umut'un kafasına geçirmemek için kendini zor tutuyordu.
"İlayda'yla olsun diyen kim? Ben çok daha farklı bir şeyden bahsediyorum." deyip benim olduğum tarafa baktı. Önce anlamadım. Bir şey isteyecek sandım. Sonra idrak edip duraksadım. Vay anasına! Dedem beni Kenan'la mı yakıştırıyordu? Şansın bu kadarıydı. Ne tesadüf !Ben de ikimizi çok yakıştırıyordum. Kalp kalbe karşıydı. Herhalde hastanede görünce aklından geçirmiş olmalıydı. Ama bu kadar açık olması ve direk bana bakması olmamıştı. Hem de Umut'un yanında! Umut'un gözleri, bir benim üzerimde bir dedemin üzerinde gezindi. Son olarak tam üzerimde kaldı .Şüpheli bir bakış attı.
"Ne diyorsun dede sen?"
"Bir temennide bulunuyorum torunum."
"Olmayacak duaya amin denmez dede." diye bastırdı.
"Sen olmayacak duayı nereden biliyorsun sıpa? Senin olmaz sandığın şey belki de kadere götürecek bir duadır."
" Dede! Her ne düşünüyorsan onu aklından çıkar. Çünkü Kenan'ın aklında biri var. Eski sevgilisi Yeşim... Bugün yarın barışırlar." dedi. Edeyim! Lan yine mi Yeşim? Hay Yeşim'ine sana da! Böyle ana ana, onu getirecekti. Kenan, Yeşim meselesi kapandı demişti. Ama Umut sonuna kadar kapıları açıyordu. Sabrımı tüketiyordu. En büyük şansımı mahvediyordu. Dedem de Kenan'ı damat olarak istiyordu. Bu beni İlayda karşısında öne geçirebilirdi. Tabii Umut engeli olmasaydı. Adam mutluluğuma engel olmak istercesine takılıyordu. Onun yüzünden dedem de vazgeçmişti.
"O zaman bize bir şey demek düşmez oğlum. Kenan da mutlu olur inşallah." dedi. Konu kapanırken elimden hiçbir şey gelmedi. Sonuçta beni Kenan'a verin diye olay çıkaramazdım. Elim kolum bağlıydı. İçimden Umut'a söylene söylene mutfağa geçtim. Anneme yemek işinde yardım ettim. Günüm bir mutfakta bir salonda geçerken, akşama misafirler geldi. Geçmiş olsun için gelmişlerdi. Bunların içinde tanımadığım iki genç kadın daha vardı. Güzel ve alımlılardı. Annem de onlara karşı ayrı bir ilgiliydi. Aklımdan bir şey geçiyordu. Ama inanmak istemiyordum. Umut bu hâldeyken bunu düşünemezdi değil mi? Anneme bakınca emin oldum. Gayet de düşünürdü. Güzelim kızları, bunun için getirmişti. Kendine gelin yapmak için... Genç kadınlardan biri esmer, biri kumraldı. Ama neden bir değil de iki kişi gelmişti? Hangisi olur hesabı mıydı? Merak ettim. Anneme doğru yaklaşıp kulağına fısıldadım.
"Bu kadınlar nereden çıktı? Umut için mi?"
Hevesle başını salladı.
"Hangisi? Esmer mi? Kumral mı?"
Bakışlarıyla esmer olanı gösterdi.
"Adı Gül. Kendisi güzellik uzmanı. Zamanında bir yerde rast gelmiştik. Konu konuyu açtı. Ben de Umut'tan bahsettim. Beğendi görüşmek istedi."
"Peki diğer kadın kim?"
"O da onun arkadaşıymış."
"Ne alaka? O niye gelmiş?" dediğimde gülümsedi.
"O da Kenan'ı beğenmiş." dedi. Bir dakika bir dakika! Kenan mı dedi? Duyduklarıma inanmak istemedim. Ama annem inatla devam etti.
"Onun adı da Sıla. Gül ile aynı yerde çalışıyormuş. Ne dersin? İki arkadaşa iki arkadaş. Olur mu?"
Hızla başımı iki yana salladım. Kendime hakim olamadım.
"Olmaz. Hayatta olmaz." diye sesimi yükselttim. Kızlar ve Güneş, şaşkınca bana bakarken annem de tepkim karşısında afalladı. Ben ise kumral olan kadına yani Sıla'ya baktım. Siyah göğüs dekolteli bir straplez ,altına da kot pantolon giymişti. Dikkatle etrafa bakıyor. Birini arıyormuş gibi duruyordu. Kimi aradığını bilmek canımı sıkıyordu. Saçına yapışıp sürükleyerek bu evden çıkarmak istiyordum. Burada durduğu her saniye aleyhine sayılıyordu. Kenan'a bulaşmak demek bana bulaşmak demekti. Eğer sinirimi bozarsa bunu deneyimleyecekti.
"Nil! Ne oldu kızım?"
Bir de soruyor muydun anne? Kızına karşı savaş açmıştın. Beni bitirmiştin. Ama haberin yoktu.
"Beğenmedim. Hem de hiç!"
"Gayet güzel kadınlar. Nesini beğenmedin?"
"Hiç de değiller. Yüzlerine kaç ton makyaj sürmüşler. Çok yapaylar. Ne Umut'un ne de Kenan'ın tarzına uyuyorlar."
"Abartıyorsun. İki gönül bir olduktan sonra tarzın önemi kalmaz. İnşallah, Umut ve Kenan'la bir yuva kurarlar." dedi. Annem, habersizce damarıma basmaya devam etti. Öfke damarlarımda gezinirken tam tersi şekilde dua ettim.
"Allah korusun!"
"İnşallah öyle bir şey olmaz." deyip annemden uzaklaştım. Güneş'in yanına geçip sinirle Sıla'ya bakmaya devam ettim.
"Niye sinirlisin? Ve neden o kadına öldürecekmiş gibi bakıyorsun?"
Usulca cevap verdim.
"Kenan için gelmiş. Fotoğrafını görür görmez beğenmiş."
"Vay şıllık!"
"Şuna baksana! Nasıl bakıyor? Kenan'ı arıyor."
"Bence bunu yaparak belasını arıyor." dedi. Hızla baş onayı verdim.
"Bela tam karşısında duruyor ama haberi yok."
Arkama yaslanıp sinirle kollarımı birbirine kavuşturdum.
"Annem de marifetmiş gibi söylüyor. Kenan bu kadınla olsun istiyor."
"Ama Kenan istemez. Bakmaz ona."
"Ne belli? Belki gönlü kayar." dedim. Güneş onaylamaz bir tavırla başını iki yana salladı.
"Saçmalayıp asabımı bozma. Gücünü topla."
Kapının çalmasıyla ayaklandım. Benimle beraber Sıla da ayaklandı. Hayırdır? Ne oluyorduk?
"Ben açarım." deyip aptalca gülümsedi. Şaşkınca bir ona bir anneme baktım. Annem başıyla onayladı.
"Sıla da bu evin kızı sayılır. O açsın." dedi. Kaşlarımı çatıp sabır savaşı verdim. Kesin Kenan gelecek diye böyle yapıyorlardı. Ama ben bunu izin verir miydim? Asla! O kız, Kenan'ı ancak rüyasında görürdü! Ben olduğum sürece yakınından bile geçemezdi. Bunu o kalın kafasına vura vura sokacaktım.
"Ne münasebet! Bu evin kızı benim. Ben açarım." deyip kapıya yöneldim. Acaba yine kim geldi diye düşünürken karşımda Pamir'i buldum. Elinde market poşeti vardı. O da herkes gibi meyve alıp gelmişti.
"Hoş geldin." deyip zoraki gülümsedim.
"Hoş buldum."
Kenara geçip içeri girmesine izin verdim. Kalabalığı görünce bir duraksadı.
"Yanlış zamanda mı geldim?"
"Duyan geliyor. Bizim mahallenin klasiği." dedim. Elindeki poşeti alıp onu salona yönlendirdim. Mutfağa geçecekken kapı tekrar çaldı. Bu sefer, gelen kişi Kenan'dı. Onun da elinde dolu dolu iki poşet vardı. İş çıkışı dememiş yorgunluk dememiş, en yakışıklı hâliyle bize gelmişti. Hem de o kadın buradayken! Ona baktıkça Sıla'yı düşündüm. Kesin Kenan'ı görünce dibi düşecekti. Hız kesmeden ona yürüyecekti. Bu düşüncelerle kaşlarımı çattım. Gözlerimin önünde böyle bir şey yaşanırsa dayanamazdım. Ortalığı ateşe verirdim. Kimse de beni tutamazdı. İçeriye girmeye yeltenince bağırdım.
"Dur! Girme!"
Şaşkınca duraksadı.
"Neden?"
"İçerisi çok dolu. Oturacak yer yok. Sen başka bir zaman mı gelsen? Tanıdıksın ya ayıp olmaz değil mi?" dedim. Sözlerim üzerine bakışlarını evin içine dikti. Bir kontrolden geçirdi. Onu da anlamak lazımdı. Sonuçta kibarca evden kovmuştum. Böylesine saçma bir sebepten!
"Çok durmam. İki dakika durup giderim."
"Bence sen beni dinle. Başka zaman gel. Hatta ben seni arayınca gel." dediğimde arkadan annemin sesi geldi.
"Nil! İçeri alsana Kenan oğlumu. Ne diye bekletiyorsun?" diye kızdı. Kenan gülerek cevap verdi.
"İçerisi çok kalabalıkmış Zerrin teyze. Sonra mı geleyim?"
"Yok oğlum! Kim diyor? Geç içeri!" dedi. Yalanımı direkt patlattı. Mecburen hiçbir şey demeden kenara çekildim. Poşetleri almak istedim. Ağır diye bana vermedi. Hemen arkasından onu takip ettim. Onunla beraber mutfağa geçtim.
"Umut'a bol bol meyve aldım. En sevdikleri var içinde."
"Sağ ol! Gerisini ben hallederim." dedim. Gözüm poşetteki çileklere kaydı. Umut çilekten nefret ederdi. Ama Kenan çilek almıştı. Güya Umut'a almıştı. Tabii inanırsan. Şu an, çilek bile kızgınlığımı geçiremiyordu. Kenan'ı asla yalnız bırakmak istemiyordum. Onun peşinden salona girdim. Sıla, Kenan'ı görür görmez heyecanlandı. Gülüp arsız bakışlarla Kenan'a baktı. Annem de kalbimi sökercesine aralarında köprü oldu.
"Tanıştırayım Kenan oğlum. Bu da Sıla kızım." dedi. Kızım mı? Sen beni öldürmek mi istiyordun anne? Beni beni beni Nil'ini... Bu gidişle delirip Bihter'e bağlayacaktım.
"Memnun oldum."
Sıla, saçını düzeltip gülümsedi. Kenan'ın elini sıkıca kavradı. Ellerini tutuşuna bile ayar oldum. Çekip ayırasım geldi.
"Ben de öyle çok memnun oldum." dedi. Hem konuşması hem tavrı, cilveyle dolup taştı. Güçsüzce arkamdaki koltuğa çöktüm. Güneş ve Pamir'in tam ortasına oturdum. Telaşla karşımdaki manzarayı izledim. Annem Kenan'ı o iki kadının yanına oturtmuştu. Sanki tuzağa çekmek istercesine... Hem de benim gözlerimin önünde... Kalbime inecekti. Sıla, yönünü tamamen Kenan'a doğru çevirdi. Saçlarıyla oynayıp onunla muhabbet etmeye çalıştı. Sık sık nefes alıp verdim. Güneş'e doğru fısıldadım.
"Herkesin içinde yaptığına bak! Neredeyse içine düşecek. Bu ne samimiyet?'
Bunu dedikten sonra iyice abarttı. Kenan'ın kollarına dokundu. Elini o güçlü kaslarda gezdirdi. Gülerek cilveli bir şekilde...
"Sürtük!"
"Şimdi belanı bulmadın mı sen?"
Güneş, kolumdan dürttü.
"Sakın Nil!"
"Yanlış bir şey yapayım deme." dedi. Ama çoktan o aşamayı geçmiştik. Gözümü karartmıştım. Parmağımla onların olduğu yeri gösterip bağırdım. Ama ne bağırmak? Kesinlikle oyunculara taş çıkardım.
"Ay o ne?"
Tüm bakışlar bana doğru döndü. Onların olduğu yere bakmaya devam ettim. Yüzüme dehşet bir ifade yerleştirdim.
"Oha! Ne kadar da büyük?"
Sıla, şaşkınca baktı.
"Ne oldu? Ne gördün?"
"Iyy iğrenç!" deyip suratımı buruşturdum. Annem merakla araya girdi.
"Ne oluyor kızım? Neye bakıyorsun?"
"Böcek var. İğrenç!"
Sıla ve Gül , korkuyla ayağa fırladı.
"Böcek mi?"
"Ay ! Ben böcekten çok korkarım." deyip Kenan'ın arkasına sığındı.
"Benim böcek fobim var. Dayanamam."
"Nerede?"
Kendimi gülmemek için zor tutup ciddiyete büründüm.
"Kenan'ın üstünde. Kocaman iğrenç bir şey..." dedim . İkisi de hızla Kenan'ın yanından kaçtı. Kenan ise neye uğradığını şaşırdı. Üzerini çırptı. Böceğe benzer bir şey aramaya çalıştı. Onlar korkarak kaçarken ben de herkesin gözü önünde Kenan'a doğru yaklaştım. Onu baştan aşağı süzdüm. Son durağım, kolları olurken içimden güldüm. Bu kollara, o iğrenç eller dokunmuştu. Arsızca uzunca... Bunun bir bedeli olmalıydı. Kenan, olacaklardan habersiz bana doğru baktı.
"Böcek gördüğüne emin misin?"
"Yüzde yüz eminim."
"Nerede? Söyle! Ben hallederim." dedi. Hızla başımı iki yana salladım.
"Bana bırak!" deyip tüm gücümle koluna vurdum. Şak sesi odanın içini doldururken sanki elimle böceği almışım gibi yaptım. Kenan, hayretle bir bana bir koluna baktı.
"Nil!"
Ona inat gülümsedim.
"Seni kurtardım." deyip göz kırptım. Ama zerre kadar inanmadı. Şüpheyle süzüp usulca fısıldadı.
"Bilerek yaptın."
Bu sırada arkadan annemin sesi geldi.
"Ne yaptın kızım? Düşmana mı vuruyorsun ? Buradan o sese benim canım bile acıdı." dedi. Tabii ki umurumda bile değildi. Hatta Kenan'a çok iyi oldu diyebilirdim. Beter olsun!
"Kusura bakma. Elimin ayarı yok." deyip yalandan mahcubiyet takındım. Bilerek eski yerime geçmeyip Kenan'ın tam yanına oturdum. Annem, kaş göz işareti yaptı. Ama oralı olmadım. Bana ne? Kalkmayacaktım. Burada Kenan'ın yanında duracaktım.
"Nil!"
"Annem..."
Ben sana sorarım bakışı yapıp yaka silkti. Güneş ise gururla beni seyretti. Bakışlarımı Sıla'ya doğru çevirdim. Kedinin ciğere baktığı gibi Kenan'a bakıyordu. Ancak bunu yapabilirdi. İlerisi onu zorladı. Sahtece gülüp bacak bacak üstüne attım. Elimle vurduğum kola dokundum. Bir nevi Sıla'ya gerçek sahibini gösterdim.
"Çok acıttım mı?"
Kenan, ciddi misin dercesine bana baktı.
"Sence?"
Sevimli bir şekilde gülüp vicdanını oynamaya çalıştım.
"Vurduğun yerde güller biter dememi bekleme. Acıttın Nil!"
"Neyse artık olan oldu." dedim. Buna karşılık gülümsedi.
"Bir kez daha emin oldum. Sen de deli gücü var." dediğinde bakışlarımı önce Sıla'ya sonra ona diktim. Hırsla konuştum.
"Beni delirtenler utansın."
Telefonunun ışığı yanıp sönünce dikkatini oraya çevirdi.
"Umut beni çağırıyor." deyip ayaklandı. Annem de bu anı bekliyormuş gibi cevap verdi.
"O zaman yeteri kadar dinlenmiştir. Hadi diğerleri de seninle gitsin." dedi. Herkesten önce Gül ve Sıla harekete geçti. Resmen gereksiz ikililerdi. Evet! Bundan sonra adları bu olacaktı. Gereksiz ikili! Tüm gençler, topluca Umut'un odasına geçti. Yalnızca Kenan gelecek diye bekleyen Umut, bizi görünce afalladı. Sıla ve Gül'e baktı. Hemen ardından da bana... Bakışlarla anlaştık. Sıkıntıyla iç çekip bakışlarını kaçırdı. Tam o an , Güneş gülerek ona seslendi.
"Umut..."
"Efendim Güneş?"
"Nasıl düştün ama? Patır patır film sahnesi gibi..." deyip kahkaha attı. Umut bozulmuş bir ifadeyle ona bakarken bu onun umurunda bile olmadı. Gülerek konuşmaya devam etti.
"Telefonun bir yana sen bir yana fırladın."
"Hahaha! Çok komik! Sen önce kendine bak! Cırtlak sesinle kulağımın içine ettin." dedi.
"Tamam kızma. Bak sana geçmiş olsuna ne aldım?" deyip çantasından sigara paketi çıkardı. Gülerek Umut'a uzattı.
"Sigara uğruna kolundan oldun. Ben de günün anlam ve önemine yakışır bunu almak istedim."
Umut, kızmak ve gülmek arasında gidip geldi. Sonunda dayanamayıp güldü.
"Sağ ol Güneş. Çok düşüncelisin."
"Her zaman canım."
Bir süredir sessiz kalan Pamir de konuşmaya katıldı.
"Geçmiş olsun Umut."
"Eyvallah Pamir."
"Daha iyisin gibi..."
"Aynen öyle dinlenmek iyi geldi." dedi. Arka tarafta kalan Gül ve Sıla kendi aralarında fısıldaştılar. Sonrasında öne çıkıp Umut'a yaklaştılar.
"Ben Gül. Zerrin teyze halamın en yakın arkadaşı oluyor. Olayı duyunca geçmiş olsun demek istedim." dedi.
"Teşekkür ederim."
"Bu da arkadaşım Sıla." dediğinde Umut baş onayı vermekle yetindi. Belli! O da benim gibi onlardan hoşlanmamıştı. Güzel! Bu işime gelirdi.
"Kahve içer misiniz?"
Şaşkınca bunu söyleyen kişiye, Sıla'ya baktım. Evin kızı gibi takılıyordu. Şeytana uymamak için kendimi zor tutuyordum. Güneş, alaycı bakışlarını ona dikti.
"Hasta ziyareti kısa olur. Siz de geleli çok oluyor. Artık evinizde içersiniz." dedi. İşte benim arkadaşımdı. Laf sokmak deyince önce ben gelirdim sonra o gelirdi. Gülüp Sıla'ya baktım. Fena bozulmuştu. Hem Güneş'in lafına hem de herkesin gülüşüne...
"Ben kahveyi çok güzel yaparım. Kendim diye söylemiyorum. İçen unutmaz."
Bak sen! Ne kadar da iddialı laflardı bunlar? Benim de adım Nil'se bu lafları ona yedirirdim.
"Madem bu kadar iddialısın. Mutfağa geçelim. Ben de sana yardım edeyim." dedim. Güneş şaşkınca bana baktı. Sahte bir samimiyetle Sıla'nın koluna girdim. Onunla beraber mutfağa geçtim. O kahve malzemelerini çıkarırken ben de gözümü tuza diktim. Sanki şekermiş gibi onun eline verdim. Kahveyi hazırlamaya geçip konuştu.
"Nil sana bir şey sorabilir miyim?"
"Tabii ki..."
"Kenan nasıl biri?"
"Neden sordun ki?"
"Onu tanımak istiyorum da..."dediğinde sinirle gülümsedim.
"Sen bilmiyor musun?"
"Neyi?"
"Kenan'ın kalbinde başka biri var. Başka birini seviyor." dedim. Sıla'nın suratı hemen asıldı.
"Ben bekâr diye duymuştum."
"Öyle ama başkasını seviyor." dediğimde umursamazca omuz silkti.
"Beni bir tanısın. O kişiyi tarihe gömer." dedi. Bu kız belli ki canına susamıştı. Biri var diyordum. Umurunda bile değildi. Bana başka çare bırakmamıştı. Birazdan övündüğü kahvesiyle rezil olacaktı. Kahveleri fincanlara döküp tepsiye dizdi. Hevesle önden odaya girdi. Tek tek herkese dağıttı. Güneş'e kaş göz işareti yaptım. İçmesine engel oldum. Umut da zaten baştan almadı. Diğerlerini de kaderine bıraktım. Gözlerimi Kenan'dan ayırmadım. Kahvesinden bir yudum alıp yüzünü buruşturdu. Kahveyi bırakıp sudan birkaç yudum aldı.
"Ne oldu? İyi misin?"
Koyuluklarını bana dikti. Anlamıştı. Ama umurumda değildi. İnatla gülüp ona bakmayı sürdürdüm.
"Sanki kahveyi beğenmedin gibi..." dediğimde anlık tebessüm etti. Benim duyabileceğim bir ses tonuyla usulca konuştu.
"Çok fenasın Nil! Çok fena!"
"Bundan sonra bir daha herkesin kahvesini içmezsin. Bu sana iyi bir ders olmuştur."dedim.Pamir'den de bir tepki geldi. Midesi bulanırmış gibi ses çıkardı.
"Bu ne? Ben hayatımda böyle kahve içmedim."
Sıla telaştan ne yapacağını şaşırdı. Kahvenin tadına baktı.
"Şekerle tuz karışmış. Kusura bakmayın."
"Hay aksi! O kadar da emek vermiştin." dedim. Güneş de hemen söze girdi.
"Gerçekten de unutulmaz bir kahve yapmışsın."
Sıla bakışlarını bana dikti. Bir farklı baktı. O saf hâlinden arındı.
"Tuzu bana sen uzatmıştın."
"Kusura bakma. Ben de karıştırmışım." dedim. Tabii ki de bana inanmadı. İnanmış gibi yaptı. Pamir boş bardağını alıp ayağa kalktı.
"Ben bir su alayım."
"Ben getireyim."
"Olsun. Sen bana eşlik et." dedi. Neden böyle dediğini anlayamadım. Kenan ve Umut'un olduğu tarafa baktım. Sanırım Umut duymamıştı. Kenan için ise aynı şeyleri söyleyemeyecektim. Öfkeyle Pamir'e bakıyordu. Onun bu hâlini önemsemeden Pamir'e eşlik ettim. Zaten gözüm arkada kalmazdı. Sıla bir şey yaparsa Güneş hallederdi. O yönden rahattım. Mutfağa geçtiğimizde kapıyı hafifçe kapattı. Kendine su doldurup gülerek bana baktı.
"Neden öyle bakıyorsun?" dediğimde suyundan bir yudum alıp konuştu.
"Kenan'dan hoşlanıyorsun."
Direkt yüzüme karşı bunu söyledi.
"Saçmalama."
"Nil! Kenan'dan çok ama çok hoşlanıyorsun." diye tekrarladı. Elim kolum bağlandı. İnkar edeyim dedim. Ama öyle bir baktı ki ne dersen de inanmayacağım tavrındaydı.
"Çok iyi gözlemciyimdir. Boşuna inkar etme."
"Ne ara? Ne zaman anladın?"
"Bizim eve börek getirdiğin andan beri bir şeyler olduğunu anladım. Sonrasında akşamındaki olaylar... Kenan'ın gerginliği ve senin inadın...Şimdi de sahte böcek arayışın ve kahveyi mahvedişin..." dedi. Ağzım açık, ona bakakaldım. Adama bak! Bir gün içinde beni çözmüştü. Kendi ailem bile bunlardan habersizken o ezberimi yapmıştı.
"Korkmalı mıyım?"
Gülüp başını iki yana salladı.
"İstersen sana yardım edebilirim." dedi.
"Nasıl?"
"Kenan'ı istemiyor musun? Bu işte sana yardım ederim."
"Neden böyle bir şey yapasın ki?"
"Ortada bir kıvılcım var Nil. Her iki taraftan gelen bir kıvılcım... Ben de bu işlerden iyi anlayan birisiyim. Aşk adamıyım. Bir ışık görünce dayanamadım. Yardım etmek istedim. Bir erkeği en iyi başka erkek anlar. Zayıf noktalarını zaaflarını bilir. İzin ver. Sana yardım edeyim." deyip elini bana doğru uzattı. Karşımda güzel bir fırsat vardı. Bana uzanan yardım eli vardı. Kabul etmesem olmazdı. Ciddi anlamda yardıma ihtiyacım vardı. Kenan'ı pişman etmek istiyorsam yapmam gereken belliydi. Birlikten kuvvet doğardı.
"Beni pişman ettirme Pamir."
"Asla pişman olmayacaksın. Hatta bana teşekkür edeceksin." dedi. Elinden tutup gülümsedim.
"Anlaştık."
"O zaman kalp savaşları başlasın." deyip gülümsedi.
************
Gece uyku tutmayınca sayfama girdim. Artık bir şeyler yazsam iyi olacaktı. Zaten birkaç gündür girmiyordum. Böyle giderse sayfamı unutacaktım. Kendime çeki düzen verip klavyeye yaklaştım. Hızla yazmaya başladım.
KALP SAVAŞLARI♥️
"Bu kız nerede kaldı?" dediğinizi duyar gibiyim. Ama öyle bir yoğunluktayım ki ancak şimdi bilgisayarın başına geçebildim. Buraya yazmayalı neler oldu? Neler? Filmlere konu aratmayacak olaylar yaşadım. Benim yakışıklı miras olayını öğrendi. Bizzat kendim itiraf ettim. Her şeyi baştan sona anlattım. Üzerimdeki yükten kurtuldum. Ama onu kırdım. Miras için onu kullandığımı düşünüyor. Kendimi ona anlatmaya çalıştım. Hem ondan hoşlandığımı hem de mirası almak istediğimi söyledim. Ama onun yaptığı tek şey dürüst olduğum için teşekkür etmek oldu. Bu miras işi aramıza derin bir mermer ördü. Sen yoluna ben yoluma hesabı...
Oysa görüyorum ve hissediyorum. O da benden hoşlanıyor. Ve buna rağmen benden kaçıyor. Daha ne kadar kaçabilir ki? Kalbinde ben varken daha ne kadar yok sayabilir? Bence uzun bir süre değil. Hem artık yalnız da değilim. Artık yanımda akıl hocam var. Aşk doktoru ya da Eros diyebiliriz. Onun desteğiyle benim de hırsım ve inancımla, yeni bir dönem başlatıyoruz. Bakalım Kenan buna hazır mı? Hep birlikte öğreneceğiz. Beklemede kalın. Güzel günler yakın...♥️