Selam,
Bu bölüm Miraç Barış Şirin ağzından yazılmıştır.
°
"Kaç oldu Mardinli?" Ayağımı omzuna bastırdığım Mardinli zoraki nefes alarak yanıt vermeye çalıştı.
"Sıfır komutanım." Kısık sesi yorgunluğunu belli eden cinstendi. "Aferin asker. On dakika mola." Hepsinin gözleri ışıldadı son cümlemle. Kendilerini yere bırakıp soluklanmaya başladılar.
Bende su içmek için kışlaya yöneldim. Hiçbir şey yapmasamda onları izlerken yorulmuştum. Ee içtima kolay iş değildir.
Erlerin bitik hallerine gülerek kantine girdim. Sebilden bir bardak su alıp çarprazımdaki sandalyeye oturdum. Bugün de eğlenecek bir şey bulmuştum. Her yeni gelen askere bunu yapmaktan zevk alıyordum artık. Çok komiklerdi ulan! Ben gülmeyim de ne yapayım?
Zaten bunu ben istemiştim. Yani asıl görevim jandarma özel harekat olsa da erlere eğitim vermeyi ben seçmiştim.
"Ne yapıyon lan? Yine ağlatmışsın erleri. Buraya geçmiş onlara mı gülüyorsun?" Yanımdaki sandalyeye oturan Ali'ye döndüm.
"He, nolmuş?"
"Cık cık cık, hiç yakıştıramadım. Beni niye çağırmıyorsun oğlum? Anlat bende biraz güleyim." Alaylı yüz ifadesine kafamı salladım. "Gelseydin oğlum, Allah Allah. Davetiye mi istiyorsun?"
"Yok ben artık davet mavet duymak istemiyorum. Özellikle seni bir yere bir daha götürmeyeceğim." Tek kaşımı kaldırıp ne ima ettiğini anlamaya çalıştım.
"Ne alaka?"
"Dün götürdüm, kızları kaçırdın lan! Hayır yani hıyar olduğunu biliyordum da bu kadar değil be oğlum."
"Ha, sen onu diyorsun." Dedim anladığımı belirterek.
"Evet, onu diyorum. Niye kıza atar yapıyorsun?" Yüzü az önceki halinden farklı, oldukça ciddiydi. Oturduğum yerde ona biraz daha dönüp kolumu sandalyenin sırtında aşağı sarkıttım.
"Doğruları söyledim ben. O kendi kendine tribe girdi."
"Tabi tabi! Kıza egoistsin dedin lan!" Sesi yükselirken ben aynı sakinliğimi koruyordum.
"Hayır o bana egoist dedi!" Diye yanıtladığımda kaşları daha çok çatılmıştı. Neden bu kadar ciddiye aldığını anlayamasam da takmadım.
"Mal! Sen doktor kıza varoluş sancısı çekiyorsun demedin mi? "
"Doktor muymuş?" Diye sordum şaşkınlıkla.
"Ya sabırr... İpek'in üniversiteden arkadaşı deyince ne anlıyorsun sen? Oto tamirci mi?"
"Onu mu düşüneceğim oğlum Allah Allah. " Evet, onu mu düşünecektim? Benim işim başımdan aşmış bir de sosyetik egoist bir kızla mı uğraşacaktım? Ayrıca ayağıma basarak yere düşen ve ardından beni suçlayan birini asla!
"Kızdan özür dileyeceksin. Bu bir emirdir." İşaret parmağını bana doğrultmasını umursamadım.
"Bir daha nerede göreceğim oğlum? Unutur gider. Bi şey olmaz."
"Nerede mi? Evde göreceksin kardeşim." Kaşları çatma sırası bendeydi. Ne saçmalıyordu bu şimdi?
"Ne alaka lan? Ne evi?"
"Ya sen ağır malsın. Umay senin kiracın ya hani." Dedi gözleriyle başka tarafı işaret ederek. Dedi dedi de, ben beyin tutulması yaşıyor gibiydim. Aslında anlamak istemediğimden böyleydim.
"Umay kim?" Sorumla sinir krizi geçirecekmişcesine ayağa kalktı elini saçından sertçe geçirdi.
"Yuh amk! Kızın adı Umay. Ve senin yan evi kiraladı. Senin akıl nerede acaba?"
"Benim evi kiralayan doktor o mu?" Cümlesini tekrarladığımda gülmemek için kendimi tutmuştum.
"Evet, hani İpek'in arkadaşı gelecek dedik, senin ev boş orayı kiralasın dedik, Zeynep teyzeyle sen tamam dediniz, fiyat belirlediniz ya hani. Güzel kardeşim benim. Kafası pırıl pırıl, hiç kullanılmamış olan kardeşim benim."
"Bana bak, alttan alttan laf sokma! Alırım ayağımın altına ona göre! Bu kız o kızmış anladım. Sanki ben bunları düşünüyorum. Hem o işlere annem bakıyor, ta Konya'dan." Elimi sallayıp suyumdan bir yudum aldım cümlemi noktalarken.
"Bende onu diyorum. Sen bunları düşünmüyorsun. Sen düşünmüyorsun kardeş." Eliyle başımı gösterdiğinde sertçe eline vurdum.
"Tamam tıraşı kes artık! Kirayı vermeye geldiğinde özür dilerim." Ayağa kalkıp elimdeki bardağı masaya koydum ve tekrar ona döndüm.
"Ayağına geldiğinde yani. Pislik."
"Evet, ne sandın?" Ali'nin aksine daha fazla gülmeye başlamıştım. "Sen işte bu yüzden yalnızsın. Anan bile kız bulamıyor sana."
"Kızla mızla işim yok benim. Vatan aşkı yeter oğlum." Üniformamı düzeltmemle gözlerini kısıp ağzının içinde bir şeyler gevelemeye başladı.
"İnşallah öyle ağır aşık olursun ki birine. O da inşallah sana yüz vermez. Amin. Hadi ben kaçar."
"Tövbe de lan!" Arkasından bağırsamda gitmişti çoktan. Aklımda ikilemler meydana gelmeye başlamıştı. Sözgelimi, şimdi bunun beddua tutar falan! Allah muhafaza! En iyisi gidip tövbe ettirmek. Karar verip daha fazla beklememek adına onun peşinden bende kantinden çıktım.
Oy verin lütfen