İçeriğe geç

Ev Sahibim Asker

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Ev Sahibim Asker

Bölüm 4

°04° Ağrı

"Merhaba, hoşgeldin."

"Merhaba, hoşbuldum." Artık çalışacağım bölüme ve beraber çalışacağım insanlara kavuşmuştum. Karşımda daha önceden tanıştığım Meva ve Zeynep vardı. Bir süreliğine onlarla bereber çocuk acilde çalışacaktım. Bulunduğumuz hastane çok büyük olmadığından çoğu doktorun kendi odası yoktu. Bu yüzden çocuk acili de yetişkin acil gibi yapmışlardı.

"Hadi bakalım, gel seni soyunma odasına götüreyim. Scrubs'ını giy." Kafamı olumlu anlamda sallayıp onu takip ettim.

Yeşillere bürünüp doktor önlüğümü ve isim kartımı taktıktan sonra acile doğru ilerledim. Şükür ki acil çok fazla kalabalık değildi. Hayır çalışmayı sevmediğimden değil hasta insan az olduğunda bunu söylüyorum.

Etrafımdakileri izlerken birden omzumda bir el hissettim. Kafamı sağıma çevirdiğimde bölüm hocam Deniz hanım vardı. Gülümseyerek:

"Hoşgeldin çaylak. Hadi en sonda yatan hastaya senle gidelim." Utangaç ve heyecanlı bir şekilde kafamı salladım. Staj dışında ilk hastama gidiyordum, bismillah!

Deniz hoca perdeyi açtı ve yatakta oturmuş anne ve oğlunu gördüm. İçimden besmele çektim ve ilerledim. Deniz hoca iç ısıtan gülümsemesiyle konuşmaya başladı.

"Merhaba nasılsınız?" Çoçuğun annesi olduğunu tahmin ettiğim kadın burukça gülümsedi.

"Ben iyiyim de oğlum Veli'nin ateşi çok yüksek."

"Hımm. Umay hanım hastayla ilgilenir misiniz?" Mutlulukla cevap vermeye çalıştım. Halen çok heyecanlıydım.

"Tabi ki. En son kaçtı Veli'nin ateşi?"

"39.5"

"Oo tamam. Siz onu kucağınızdan indirin, ben ateşini düşürmeye çalışıcağım. Daha sonra neden kaynaklandığına bakarız."

Kadın kafasıyla onaylayıp Veli'yi yatağa yatırdı. Neyse ki Veli ağlamıyordu. Yoksa ben paniklerdim ve elim ayağım birbirine karışırdı. İlk olarak hemşireden ateş ölçer isteyip ateşine baktım.

•

"Evet gençler, bugün nöbeti olanlara kolay gelsin. Olmayanlara iyi geceler."

Hep bir ağızdan teşekkür edip çantamı omzuma astım. Benim nöbetim yoktu. Zaten ilk günden nöbet yazılır mı?

Dışarı çıktım ve bahçe kapısına doğru yürümeye başladım. İpek hanım göz doktoru olduğundan bu saatlere kalmıyordu. Bu yüzden ben eve tek başıma dönmek zorundaydım. Zaten ev ile hastane arasında iki sokak vardı.

Kulaklığımı takıp Emir Can İğrek dinlemeye başladım. Adamın sesi huzur vericiydi gerçekten. Sarı renkli sokak lambasının aydınlattığı boş sokakta yürümeye uymuştu. Tamam, ben eve dönüş yolunda rutinimi buldum.

İkinci sokağın sonuna vardığımda apartmanı gördüm. Ama dikkatimi sol taraftaki düğün salonundan gelen sesler dağıttı. Kalabalık grup arasında gelin ve yaşlı bir kadın kavga ediyordu galiba. Daha da yaklaştığımda olayın daha büyük olduğunu fark ettim. Bunlar birbirlerine vurup saç başa giriyorlardı. Açık söyleyeceğim, tırstım ve sağdan sağdan hızlıca yürümeye başladım. Çevredeki millet kimi pencereden kimi karşı kaldırımdan benim aksime kavgayı izliyorlardı. Bazıları da ayırmaya çalışıyordu. Orasını tam göremedim. Adımlarımı sıklaştırırken birden yere kapaklanıverdim. Ağzımı bozmayacağım, gerizekalı Umay! Kaçarken insanlar önüne bakar genelde.

Yerden destek alıp kalktım. Üstümü çırparken arkamdan tanımadığım kalın bir ses duydum.

"Ayağımı ezdiniz, teşekkürler."

Sinirle sesin olduğu yöne döndüm. İlk bakışta bir vücutla karşılaşsam da kafamı 45 derece kaldırdığımda siyah saçlı beyaz tenli bir yüz gördüm. Adam bana boş boş bakıyordu. Bunun ayağına takılıp düştüm demek.

"Ayağınızı mı ezdim? Ben burda yere yapıştım ya! Ne geziyor ayağınız ayağımın altında?!" Diye sordum hiddetle.

Cümlemi bitirip söylediklerimi düşündüm. Saçma konuşmamışımdır inşallah. Ayağı ayağımın altında derken saçmalamışım ama neyse.

"Benim ayağım duruyordu burda. Siz gelip bastınız ve düştünüz. Bi de beni suçluyor?" Adam eliyle kendini gösterip dalga geçercesine gülmüştü.

"Hı hı tabi! Senle uğraşamayacağım kardeş. Özür dilemeyi bile bilmiyorsunuz."

"Ben niye özür dileyim bacım?"

"Sana laf anlatamayacağım şu an." Bi git işine dercesine elimi sallayıp yoluma, önüme bakarak devam ettim. Arkamdan "Gece gece çattık ya!" dediğini duysam da umursamadım.

Heybetli görünse de minik beyni vardı belli. Ay ne diyorum ben? Bana ne adamın görünüşünden. Heybetliyse yakışıklıysa sana ne Umay gerizekalısı? Çabuk eve git tövbe namazı kıl! Gözleri de maviydi galiba. Umaay, saçmalıyorsun!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.