Lüks bir hapishane, pahalı tablolarla süslenmiş ama bir penceresi bile olmayan duvarlar. Belki de ölseydim daha özgür olurdum, güneş gerçekten söyledikleri kadar büyük mü hayır değil uzakta olduğu için küçük gözüküyormuş. Acaba üşümek nasıl bir duygu? Veya güneş sayesinde ısınmak. Bunlardan daha da önemlisi toplum nasıl? İnsanlar nasıl? Babam Viktor'un anlatmasına göre insanlar ırklara ayrılıyormuş, siyahiler çok fazla dışlanıyormuş Asyalılarla da pek sevilmiyormuş gerçi.
HİNA: Tamam çekik gözlü olanlar Asyalı.
LEE: Yani benim gibi Hina.
HİNA: Lee sana bir şey danışabilir miyim?
LEE: Evet.
HİNA: Dışarıda olsam nasıl olurdu?
LEE: Yarım saat bile hayatta kalamazdın.
HİNA: O kadar mı kötü?
LEE: Orada kimseye güvenemezsin.
HİNA: Nasıl yani?
LEE: Mesela bana güvenip bir sırrını verebilirsin, ama onlara veremezsin sırrını yayabilirler.
Tek kaşımı kaldırarak ona baktım.
LEE: Tabi bu yapacaklarının en masumu olurdu.
Lee odamdan çıktı ve yalnız kaldım. Acaba dışarı çıksam nasıl olurdu? Sadece bir saatliğine evden kaçsam… Ama ben bunu yapamam, bacaklarım kitlenirse hareket edemem, ve dışarıda hasta olabilirim bu benim için ölümcül olabilirdi. Yatağımdan kalktım ve bir süre aynada kendime baktım, ama sabahtan beri burada durmak gerçekten beni sıkmıştı. Odamdan dışarı çıktım, sessiz koridorda Lee ile Selina'nın benim hakkımda konuştuklarını duydum.
LEE: 18 yaşında ama güvenmenin ne olduğunu bilemeyecek kadar saf.
SELİNA: Onda bunları bekleyemeyiz o doğduğundan beri sadece bu evde.
LEE: Haklısın dışarıda insalar yüzünden ölmese hasta olup ölür.
SELİNA: Ona bazen çok acıyorum.
LEE: Acaba aşkın ne olduğunu biliyor mu?
SELİNA: Bilmiyorum babası romantizm kitapları okumasına izin vermiyor ve o tarz şeyler yasak.
Aşk mı? O da neydi? Kokusu ve tadı nasıl acaba veya nasıl görünüyor, demek o tarz kitaplar vardı ama ben okuduklarımın hiçbirinde görmedim.
Havada iyice karardı, evet her zamanki gibi silah sesleri ve birkaç çığlık. Ceketimi giyinip evimden çıktım ve markete doğru gittim.
IVOR: Kardeşim dışarı çıkma kararı almışsın, sabahtan beri yoktun.
Aynen öyle sabahtan beri yoktum ve gece avına çıkıyorum, sokaklar birbirini dövenler,haraç kesenler, uyuşturucu satanlar, insan öldürenler doluydu. Markete girdim artık kasiyerler kasaların önünü kurşun geçirmez camla kapatıyordu sadece parayı ödemek için küçük bir boşluk vardı. Alacaklarımı alırken bir adamın yaşlı bir kadını boğarak öldürmeye çalıştığını gördüm, işte güzel bir av. Bıçağımı çıkardım ve adamın arkasından sinsice yaklaşıp yavaşça boğazını kestim. Yere yığıldı ve bende yaşlı kadına döndüm.
"Evinize kadar bırakmamı ister misiniz?"
"Ah çok iyi olur genç adam çok teşekkür ederim."
Anlaşılan avım çok saftı. Artık herkes ölmeye veya öldürmeye normal bir şekilde bakıyordu, kadının evinin önüne geldik ve o merdivenlerden yavaşça çıkarken alt katında fuhuş yaptıklarını fark ettim, tabi buda normaldi. Kadın titreyen elleriyle kapısını açtı içeride küçük çocuklar vardı, masum hayalleri olan küçük çocuklar… Ölüm onlar için var. Silahımı çıkardım ve yaşlı kadında dahil hepsini sırayla vurdum, sadece bir çocuk vardı ve dolmuş gözleriyle bana bakıyordu.
"Çığlıkları hoştu değil mi?"
Çocuk ağlamaya başladı ve ölen kardeşlerinin kanlar içinde yatan bedenlerine sarıldı.
"Onlar sisteme karşı gelmeyip bu dünyayı istediler, bende onlara istediklerini verdim."
Çocuğu öldürmedim ve kapının dışına doğru ilerledim, o benim her bir hareketimi korku dolu gözlerle takip ediyordu, Yerdeki cesetlerden birine yaklaştım, parmaklarımı durmadan akan kana sürdüm. Kapıda asılı olan kanat sembolleri şaheserim için bekliyordu çocuğun gözlerinin içine bakarken elimdeki kanı kanat sembolüne sürdüm.
"Gazabımdan korkun."
Apartmandan inerken bir alt kata inince kapının önünde duran dövmeli bir kadın beni kolumdan çekti.
"Senin gibi yakışıklıları görmek zor."
"Senin gibi kokan kaltaklarıda adım başı görmek mümkün."
"Ama bu kokan kaltak sana çok şey verebilir."
"İnan istediklerimin hiçbirini veremez ama canım sıkılıyor."
Eve girdim ve onu odasına kadar takip ettim. Son ses müzik ve bir sürü domuz dolu dairenin içinde kendime yeni bir oyun arıyordum.
HİNA'NIN ANLATIMINDAN
Beğendiğim tüm kıyafetlerimi çantama doldurdum yatağımın altına koydum ve odamdan çıktım. Babam karşıma çıktı telefonla konuşuyordu ve beni görünce kısa kesip bana baktı.
VİKTOR: Uyku vaktin gelmedi mi Hina saat dokuz.
HİNA: Bu gün biraz geç uyusam olur mu?
VİKTOR: Hayır Hina benim dışarıda işlerim var sende uyumuş ol.
HİNA: Ne zaman çıkıcaksın?
VİKTOR: Gece çıkıcam Hina hadi uyu.
Ona kafa salladım ve odama doğru ilerledim, dışarıda öleceğimi söylüyorlar ama burada dört duvar arasında ölmektense, dışarıda bir şeyler için çabalarken ölürüm daha iyi. Yabancı insanlarla hiç konuşmadım ve hiçbir insanla bir anımı paylaşmadım ama zaten benim bir anım yok, ben düşünürken bayan Mira yanıma geldi.
MİRA: Hina akşam yemeği yedin mi?
HİNA: Hayır bayan Mira.
MİRA: Geç olmadan yemelisin.
HİNA: Yemek istemiyorum.
Kadın tek kaşını kaldırdı ve bana son derece ciddi baktı.
MİRA: Ne zamandan beri kararları sen veriyorsun küçük hanım.
HİNA: Dışarıdaki insanlar benim gibi 18 yaşına girince istedikleri her şeyi yapıyorlarmış.
MİRA: Birincisi dışarıdaki insanları unut onlar ve onların kuralları vahşice, ikincisi burası dışarısı değil içerisi.
HİNA: İstersem sizi buradan gönderebilirim.
MİRA: Bunu yapamazsın.
HİNA: Bunu deneyip görmeye ne dersiniz?
MİRA: İlaçlarını içmeyi unutma.
Dedi ve uzaklaştı ve bende kendi zaferimi küçük bir sevinçle kutladım. Küçüklüğümden beri bazı ilaçlar kullanıyordum Ne olduğunu bilmiyorum, ne işe yaradığını da bilmiyorum ama eğer içmezsem büyük cezalara katlanmak zorunda kalırdım. Odama girdim ve ilaçlarımı içip onları da çantama koydum, üzerime şort ve crop giyindim deri ceketimi sandalyenin üzerine astım ve kıyafetlerimin üzerine tekrardan pijamalarımı giyinip yatağıma uzandım, uyuyormuş gibi yapma zamanı çoktan gelmişti. Dayanmak zorundaydım, sürekli bir şeyler düşünüyordum ve zihnimi açık tutmaya çalışıyordum, eğer bir anlık boşluğum olursa uyuya kalabilirdim ve tüm plan mahvolabilirdi. İki saat kadar uyumamak için zor durdum ve bekledim kapım yavaşça aralandı Lara'nın geldiğini biliyordum o her gece beni kontrol ederdi ve üzerimi örtüp küçük bir öpücük kondururdu. Yatağıma yaklaştı ve eğilip dudaklarını anlıma değdirecekken ucu gözüken çantamı fark etti.
LARA: Ah Hina hayır.
Lee odaya girdi ve Lara çantamı ayağının ucu ile iteleyip gözükmemesini sağladı.
LEE: Çok güzel dimi hiç Viktor'un kızı gibi değil.
LARA: Viktor onu bu yüzden evlatlık aldı, o bir melek gibi, kahverengi gözleri boncuk gibi kocaman, teni kaymak gibi beyaz ve pürüzsüz, saçları parlak ve yumuşak.
LEE: Kumral olması ayrı bir güzel.
LARA: Bazen ona çok üzülüyorum.
LEE: Neden?
LARA: Belki dışarıda kendi kaderini yaşamak onun için daha iyi olurdu.
LEE: Bak bunu unut tamam mı? O dışarıda hemen ölür. Tek bildiği şey iyi ve saf olan şeyler o bir bebek gibi.
LARA: Gök gürültüsünün bile ne olduğunu bilmiyor, onu hiç duymadı.
LEE: Bu duvarlar ses yalıtımlı.
Lara odamdan çıkarken bu korkunç bir şey diye söyleniyordu. Lee bana yaklaştı ve elini anlıma koyup önce orayı sonra yanağımı okşadı.
LEE: Seni bu kadar kolay kendime saklayabilmek. . .
Bana yaklaştı ve burnunu boyun girintime sürtüp beni kokladı gözlerimi sıkıca yumdum ve tek bir tepki bile vermemeye çalıştım.
LEE: Vücudun mükemmel, ince belin, yuvarlak kalçan ve dolgun göğüslerin.
Lee ellerini belime götürdü, aniden gözlerimi açtım ve ona baktım.
HİNA: Lee ne yapıyorsun?
LEE: Bu bir sevgi gösterisi Hina, insanlar birbirlerini sevdiklerinde böyle yaparlar.
Gülümsedim ve bende onun belini tuttum.
LEE: Hahaha çok masumsun.
Hızla ayağa kalktı gülerken gözlerimin içine bakıyordu kapıya doğru ilerledi ve odamdan çıkıp kapıyı kapattı, iki saat daha bekledim saat gece iki olmuştu evde bir sürü ayak sesi duydum sanırım Viktor evden çıkıyordu hemen pijamalarımı çıkardım ve ceketimi giyindim, kapıyı dinledim dış kapıya gidiyorlardı artık zamanı gelmişti, geri dönüş yoktu. Hemen sessizce merdivenlerden indim ve Viktor'la adamlarının en arkasından kendimi belli etmeden yürüyordum. Bahçeye çıkınca yüzüme bir hava çarptı ve irkildim.
HİNA:(mırıldanarak) Bu da ne böyle.
Bacaklarıma yüzüme bu hava temas ediyordu ve saçlarım uçuşuyordu. Hadi Hina artık geri dönüş yok birkaç adım attım ve yerdeki kahverengi şeyler çıtırdadı Lee babamın yanındaydı ve arkasını döndü, beni görünce gözleri kocaman açıldı ve bağırıp bana doğru koşmaya başladı herkes beni fark etmişti ve bende arkamı dönüp zıt yöne kaçmaya başladım.
VİKTOR: Yakalayın onu!








