Başkomiser olarak atanalı daha birkaç gün olmuştu. Karakol her zaman kalabalık olmazdı. Bugün, alışılmışın dışında büyük bir kalabalık karakola doğru akın ediyordu. Sebebini merak ederken, kapının tıkırtısı beni kurduğum düşüncelerden ayırmış, korku ile yerimden zıplatmıştı. Kapının çalış şekline bakılırsa önemli bir durum vardı. Kapının dışında ki memura sesimi duyurabilmek için gür bir sesle; "kapı açık, girebilirsin" diyerek bağırdım. Gelen memur oldukça telaşlı idi. Yüzünde ki ifadeye bakılacak olursa önemli bir sorun vardı. "Komiserim; bir olay ihbarı aldık. Kan donduran cinsten. Olay yerine acilen intikal etmeliyiz" dedi. "Ne olmuş anlat bakalım" dedim. Başkomiserim; "sokak lambasınının aydınlatmış olduğu olay mahallinde, şimdiye kadar rastlamadığımız bir cinayet işlenmiş. Ekiplerimizin devriye gezerken, tesadüfen bulduğu cesedin elleri bağlanmış, yüzü tanınmayacak halde ve vücudunun her yerinin delik deşik olduğu, ayrıca cesedin, üzerinde kıyafetin olmadığı bilgisi geldi. Sizi olay yerine çağırıyorlar. Aracınız kapıda hazır, sizi bekliyor efendim" dedi. Yeni atanmış bir başkomiser olarak, ne yapıp etmeli, katili bulmalıydım. Kafamda adeta sorular dolaşıyordu. "Kim öldürmüş olabilir ve cesedin bu hale getirilme sebebi nedir?" gibi düşünceler adeta beynimi kemiriyordu. Kafamda birbirini kovalayan düşünceler ile hareket etmeye hazır araca biner binmez, memur gaza basmış, yollarda ki araçların yol vermesi için tepe sirenlerini çalarak oldukça hızlı şekilde ilerliyordu. Durum acildi fakat memurumu uyarma ihtiyacı hissettim. "Adın nedir?" "Rıza efendim" dedi. "Rıza, evlat çok hızlısın biraz yavaşla. Kazaya neden olabilirsin" dedim. "Haklısınız efendim" diyerek hızı biraz düşürse de olay acil olduğundan hızlı gitmeye devam ediyordu. İleride kalabalık toplanmıştı. Olay yeri burası olmalı idi. Araçtan iner inmez, havada ki değişik kokuyu fark ettim. Ortalık ana baba günüydü. Açılın, uzaklaşın diye halkı uyardım. Daha cesedi görmemiş olmama rağmen, kalabalığa ve havada ki kötü kokuya bakılırsa, cesedin durumu oldukça kötü olmalıydı. Memurlardan birkaçını yanıma çağırarak; "olay yeri ekibi inceleme yaptı mı?" diye sordum. "Yoldalar, birazdan intikal edecekleri bilgisini geçtiler efendim" dedi. Sert bir sesle; "hemen kalabalığı olay yerinden uzaklaştırın, delillere zarar gelmesin" dedim. Memur; "peki efendim" diyerek, kalabalığı uzaklaştırırken diğer memura; "hemen iyi bir psikiyatrist bulun ve buraya getirin" diye bağırmaya başladım. Memur, sebebini anlamasada hemen harekete geçerek, iyi bir psikiyatrist araştırmaya başladı. Katil daima olay yerine geri döner denilirdi. Amacım, psikiyatristin insanları incelemesi ve katili yakalayabilmemize yardımcı olmasıydı. Polis memurları, cesedin etrafında adeta etten duvar örmüşlerdi. Halkın bu vahşeti görmemesi için uğraşıyorlardı. "Açılın ben başkomiser Turan" diye seslendim. Havada ki kötü koku, cesede yaklaştıkça dayanılmaz hale geliyordu. Memurlar açılmış, benim geçebileceğim kadar bir boşluk oluşturmuşlardı. Hızla geçtim ve ben geçince boşluk anında kapatıldı. Meraklı gözlerden cesedi korumaya çalışıyorlardı. Cesede yaklaştıkça artan kokuya bakılırsa, olay yeni değildi. Üzeri gazete ile kapatılan cesede dokunmak istemiyor, sabırsız şekilde olay yeri inceleme ekiplerinin gelişini bekliyordum. Birkaç dakika içerisinde olay yeri ekibi gelmiş, cesedi incelemeye başlamışlardı. Memurlardan biri; "efendim, psikiyatrist geldi, sizinle görüşmek istiyor" dedi. "Gelsin" diye haykırdım. Gözlerimi cesetten alamıyordum. Aman yarabbi, nasıl bir vahşetti bu? Kim neden böyle bir cinayet işlemişti?

Psikiyatrist gelmişti. Genç bir kadındı. Kaşlarımı çatarak, görev verdiğim memurun yüzüne baktım. "Ben sana ne demiştim?" diye azarladım. "Komiserim, bayan alanında çok iyiymiş, oldukça tecrübesi varmış" diye kendini savunan memuru dinlerken, bir taraftanda cesedi inceleyen olay yeri ekibini ve cesedi izliyordum. Oldum olası kan görmeye dayanamazdım. Cinayet yeni olmadığından kan kurumuştu. "Anlatın bakalım deliller ne diyor?" dedim. Ekipten biri, cesedi incelemeye devam ederken "komiserim" dedi. "İlk bulgularımıza göre boğuşma yok. Katil yada katiller maktulün tanıdığı olabilir" dedi. "Hemen gencin ailesine ulaşın, kadın erkek demeden sorguya alın" dedim. Memurlar, gencin kimliği bilinmediği için ailesini bulamadıklarını, ancak otopsiden sonra bulunabileceğini söyleyince sinirlendim. "Olay yerini görebilecek kameralar araştırılsın" diyerek psikiyatristin yanına gittim. "Kabalığım için beni bağışlayacağınızı ümit ediyorum." dedim. "Herhalde sizi neden çağırttığımı tahmin etmişsinizdir" dedim. "Elbette başkomiserim. Suçlular, olay mahalline dönebilir ve şüpheli hareket sergileyebilir. Davranışları incelemeye başladım bile" dedi. "Bravo, sizinle iyi anlaşacak gibiyiz" dedim. "Teşekkür ederim" diyerek tüm ciddiyeti ile izleyicileri gözlemlemeye başladı. Başkomiser olarak çözmem gereken ilk cinayet vakası idi. "Hiçbir detay atlanmasın" diye emirler yağdırıyor, cesedin etrafında tur atıp düşünmeye çalışıyordum. "Ceset neden çıplak olabilir?" diye sorduğum soruya; olay yeri ekibinden biri "komiserim, katil veya katiller, şüpheleri kendi üzerlerinden farklı yöne çekmek için kasıtlı olarak yapmış olabilirler" dedi. Açıklama gayet mantıklı idi.
Sessize aldığım telefonumun çaldığını farkedince açtım. Arayan polis memurlarından birisi idi. "Efendim, psikiyatrist şüpheli davranış sergileyen biri olduğunu bildirdi. Adamı şüphelendirmemek için sizi telefonla aradık. Şimdi ne yapmalıyız?" dedi. "Adamın yanında zarar verebileceği birileri var mı? dedim. "Evet efendim" dedi." "Keskin nişancıları konumlandırın, olay çıkarır veya birine zarar vermeye kalkarsa, ölmeyecek şekilde yaralayın" dedim. Ekibimin yanına gittim. Bölge halkının henüz yeni atandığımdan, beni tanımayacaklarını düşünüyor, rahat hareket edebiliyordum. Memurlarımı riske atamazdım. Çoluk çocuk sahibiydiler, oysa ben öyle mi? Tek tabanca idim ve korkmam gereken bir şey yoktu. Adamın dibine kadar yaklaştım. Psikiyatrist haklıydı. Bu adamda bir şeyler vardı. "Ellerini kaldır. Tutuklusun" dedim. Afalladı, kaçmak istedi. Kaçamayacağını anlayınca; "ben bir şey yapmadım. Sadece görgü şahidiyim. Korkumdan bir şey söyleyemedim, söyleyemem de" dedi. "Alın bunu sorguya" diye bağırdım. "Bakalım neden korkuyormuş, ne görmüş?" "Doğru söylüyorsa, en azından bir görgü şahidimiz var" diyerek, karakola doğru büyük bir merak içerisinde ilerliyor, aynı zamanda ise adamın anlatacaklarını merak ediyordum...