Babamın çalışma odasındaki o tozlu çekmeceden çıkardığım harita, sandığımdan çok daha fazlasını anlatıyordu. Mürekkep, zamanın etkisiyle sararmış kağıdın üzerinde adeta bir yara izi gibi dağılmıştı. Darcy, masanın üzerine eğildiğinde aramızdaki mesafe yok denecek kadar azaldı. Onun o kendine has, biraz odunsu ve taze deniz kokusu, odayı kaplamıştı.
"Bu bir harita değil," dedi Darcy, parmağını haritadaki çarpı işaretinin üzerinde gezdirirken. Sesi, keşfettiği gerçeğin ağırlığıyla titriyordu. "Bu, geçmişin nereye gömüldüğünün planı."
Haritada işaretlenen yer, kasabanın hemen çıkışındaki o eski, terk edilmiş tütün fabrikasıydı. Çocukluğumda oraya gitmemiz yasaktı; babam her zaman oranın tehlikeli olduğunu, binaların yıkılmak üzere olduğunu söylerdi. Ama şimdi, o haritaya bakarken anlıyordum ki, tehlike binanın çürük duvarlarında değil, babamın yıllardır korumaya çalıştığı o karanlık geçmişteydi.
"Burası..." diye fısıldadım, sesim titreyerek. "Neden burada bir çarpı işareti var, Darcy? Ve neden babamın el yazısıyla yanına 'Telafi Edilemez' yazılmış?"
Darcy bana döndü. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim kadar sert bir ışık vardı. "Çünkü Gül, burası sadece bir fabrika değil. Burası, benim ailemin varlığını silen ve senin babanın yükselişini başlatan o büyük vurgunun gerçekleştiği yer."
Kalbim boğazımda atıyordu. Bir yanda babamın güvenli ama yalanlarla dolu dünyası, diğer yanda Darcy’nin getirdiği acı verici gerçekler... Elimdeki haritayı sıkıca kavradım.
"Oraya gitmeliyiz," dedim, sesimdeki kararlılığa ben bile şaşırdım.
Darcy bir an duraksadı, sanki beni bu tehlikeye atmak istemediğine dair içsel bir çatışma yaşıyordu. "Bu senin için çok ağır olacak, Gül. Gerçekleri öğrendiğinde, babana artık aynı gözle bakamayacaksın."
"Zaten bakamıyorum," diye cevap verdim. "Seninle buraya geldiğim gün, o eski dünyamdan vazgeçtim. Şimdi, o yaraların izlerini görme vakti."
Darcy, elimi tuttu. İlk kez o kadar sakin ve destekleyiciydi. "O zaman hazır ol. Astara'nın huzurlu uykusunu bozmaya gidiyoruz."
Fabrikaya doğru yola çıktığımızda, gökyüzü yavaş yavaş kararıyordu. Kasabanın sokakları sessizliğe bürünmüştü, sanki herkes sakladığımız sırrı biliyormuş gibi bizi izliyordu.