Maddie:
Yere düşmüş yoğurt kabını kaldırırken beynim iki düşünce üzerinde karar kılmıştı: Yoğurt kaplarını daha sağlam üretmeliler ve arkadaşlarım gerizekalı!
Valerie ve Daniel hala katıla katıla gülerken onlara göz devirip ıslattığım bezle yeri temizlemeye başladım. Daniel bunu fark etmiş olacak ki gülüşünü bastırmaya çalıştı. "Sanırım bize kızdı, Stitch." Kafamı kaldırmadan derin bir iç çektim. "Öyle gözüküyor, Lilo." Valerie iki adımda yanıma geldi ve ben savunmasız bir pozisyondayken ellerini koltuk altlarıma geçirdi. "Bize kızmanın yasak olduğunu bilmiyor musun, M?"
Koltuk altlarımı gıdıklarlarken kitlendiğim için elinden kurtulamıyordum ve anlaşılan bu Daniel'ı epey eğlendiriyordu. "Val!" diye çığlık attım. Valerie bana aldırmadı ve gülerek beni gıdıklamaya devam etti. Kızgın kalmaya gayret eden bakışlarım Daniel'ı buldu. "Danny, yardım et yoksa dedene arabasını kimin çizdiğini söylerim!" Tehdidim işe yaramış olmalıydı çünkü Daniel bir afallama anından sonra hemen gelip beni Valerie'nin ellerinden kurtardı.
Üstümü silkeleyip doğruldum. Elimdeki bezi tehditkar bir edayla tutarken Valerie surat asıyordu. "Hah, şöyle! Adam olun." Bezi mutfak tezgahına bırakıp ellerimi yıkadım.
Ellerimi kurulayıp bize kahve hazırlarken Valerie ve Daniel mutfak masasına oturmuş telefonlarıyla oynuyorlardı. Yemek hazırlamaya çalışmayı kestiğimin farkındalardı ve kendilerince bana trip atıyorlardı. Hiç kusura bakmasınlardı ama az önce ben karınlarını doyursunlar diye kıçımı yırtarken meyveli yoğurtla yakalamaca oynayan onlardı!
Kahvelerini önlerine koyarken yüzlerine bakmadım. Bana kendimi kötü hissettiremeyeceklerini zaten biliyor olmalılardı ama özellikle Valerie, usanmadan denemeyi çok severdi.
Sandalyeme yerleşip kahvemden bir yudum aldım. "Bay Henderson'la konuştun mu?" Valerie başını sallayarak onayladı. "Notlarım çok iyi olduğu için iki günlük uzatma verdi. Bu akşam kafamı bilgisayara gömüp tamamlayacağım."
Valerie, kesinlikle tanıdığım en zeki insanlardan biriydi. Küçüklüğümüzden beri sınıftaki en iyi notları alırdı. Üniversiteyi bizim kasabada okuduktan sonra hukuk okumak için Stanford'a başvurmuştu ve kabul de aldı ama, birkaç sene önce kız kardeşi Thea, Los Angeles'a oyunculuk kariyeri için taşındığında ailesine iyice bağlı bir insan haline geldi ve onları terk edip gidemedi. O yüzden iki yıl önce kasabanın dışındaki şehirdeki bir devlet üniversitesinde hukuk okumaya başladı.
Yanlış anlamayın, dediğim gibi Valerie kesinlikle tanıdığım en zeki insanlardan. Aynı zamanda gerçekten çalışkan ve sorumluluk sahibi bir kız. Yalnızca, tarihlerle arası pek iyi değil. Ya da saatlerle. Kısacası zamanla.
"Daha dikkatli olmalısın, Val." dedim uyarıcı bir ses tonuyla. Valerie gözlerini devirdi. "Tamamdır anne!" İç çektim. "Cidden üniversitede yeni arkadaşlar edinmeliydim." Valerie bana mutfak bezlerinden başka birini fırlattı ve dil çıkardı. Daniel ise omuz silkti. "Git şimdi bul, Mads." Gözlerimi kısıp ona kötü kötü baktım.
"Maddie!" İçeriden gelen sesle kapıya döndüm. "Efendim Bayan Torres?" Valerie'nin annesi mutfak kapısından içeri girdi. "Annen aradı tatlım. Seni acil eve bekliyorlar. Önemli bir durum varmış."
Kaşlarım çatıldı. Sabah evden çıkarken her şey normaldi ve üstelik buraya geleli daha hepi topu iki saat olmuştu.
"Başka bir şey söyledi mi?" Bayan Torres başını iki yana salladı. "Üzgünüm hayatım, konuyu bilmiyorum." Başımla onayladım. "Anladım." Bizimkilere geri dönüp tek elimi salladım. "Görüşürüz kuzular. Bir bize gidip bakayım." Valerie kafasını yukarı aşağı sallarken hemen bana sarıldı. "Haber vermeyi unutma, Mads." Gülümsedim. "Unutmam."
Daniel'la da vedalaşıp Valerie'lerin evinden çıktım. Kendi evimin yoluna koyulurken cebimden telefonu çıkarıp Whatsapp'ı açtım. Annem🤍 e girip yazmaya koyuldum.
Neler oluyor?
Annem yaklaşık üç saniye içinde çevrimiçi oldu. Buraya kadar her şey normaldi.
Eve gelince anlarsın.
Yeniden kaşlarım çatıldı. Telefonu kilitleyip şortumun arka cebine sıkıştırdım. Hızlı adımlarla eve varınca sakin kalmaya çalışarak kapıyı çaldım.
Annemin kapıyı açması 13 saniye sürdü. İfadesini normal tutmaya çalışsa da gerginliğini anlayabiliyordum. Göz kırptım. "N'oluyor?" Annem gülümsedi ama bu samimiyetsiz bir gülümsemeydi. "İçeri geç hayatım," dedi önümden çekilirken. Temkinli adımlarla eve girip ayakkabılarımı çıkartırken kulağıma eğildi. "Yara bandı taktiği. Hızlıca olması daha iyi olur dedim. Şoka girersen anlayışla karşılarım." Kaşlarım çatılırken bakışlarım ona döndü ama başka bir şey söylemeyeceğini anlayınca adımlarımı salona çevirdim.
İçeri girdiğimde hissettiğim ilk şeyin özlem olması beni şaşırtmamıştı. Hemen sonrasında ise pişmanlık ve kırgınlık tüm benliğimi ele geçirdi. "Selam Balkabağı."
Kaşlarım havalanırken yutkunmakta zorlandığımı hissettim. Kalbimin kırıklarının üzerinde çıplak ayakla koşuyor gibiydim. Gözlerimi kapayıp açmama gerek yoktu, Justin cidden de tam karşımda oturuyordu. Ve benim bir an önce kendime gelmem şarttı.
Boğazımı temizledim. "Selam?" dedim sorgular bir tonla ve bakışlarım anneme çevrildi. Annemin suratında yine o samimiyetsiz gülümseme oluştu. "Mads, biliyorsundur ki Justin son maçında ağır bir sakatlık geçirdi." İfademin değişmemesi için uğraşmam gerekti ama başımı sallamakla yetindim. "Çapraz bağları zedelenmiş."
Elbette ne olduğunu çok iyi biliyordum. Justin'in maçlarını bilerek izlemiyor olsam bile Danny ve Val olay olduğu anda beni aramışlardı. Ben de hakkında çıkan tüm haberleri okumuş ve yalnızca bir sezon kaçıracağını öğrendiğimde sonunda gözüme uyku girebilmişti. Basketbolun Justin için ne kadar önemli olduğunu biliyordum ve bundan mahrum kalması en az onun kadar beni de yıkardı.
Annem söylediğimi başıyla onayladı. "Ailesi bu sezon oynayamayacağı için gözlerinin önünde olmasını tercih etmiş, fakat biliyorsun tatlım, ikisi de yoğun insanlar. Hem fizyoterapinin de Justin'in iyileşme sürecini hızlandırabileceğini düşünüyorlar." Kaşlarım çatıldı. Bunları bana neden anlatıyordu?
"Eee?" dedim nereye varmaya çalışıyorsa hızlıca varmasını umarak. "Eee'si Balkabağı, bizimkiler senden başka birinin benimle baş edebileceğine inanmıyorlar."
Şaşkınlıktan ne diyeceğim hakkında en ufak bir fikrim dahi yoktu. Kendime gelmek için tırnaklarımı hafifçe avuç içlerime batırdım.
"Ve sen bunu sorun etmiyorsun, öyle mi?" Ağzımdan çıkmasını beklediğim ilk cümle kesinlikle bu değildi. O yarayı deşmeye hiç niyetim yoktu ama o şaşkınlıkla yanlışlıkla ağzımdan kaçırmıştım işte. Yapılacak pek bir şey yoktu.
Justin kaşlarını çattı. Böyle bir şey deme haddini kendimde nasıl bulduğumu sorguluyor gibiydi. Sonra boğazını temizleyip bana iğrenç bir gülümsemeyle karşılık verdi. "Neden edeyim ki, köprünün altından çok sular aktı. Bence artık sen de unutup yoluna devam etmelisin Mads."
Ayak tırnaklarımdan saç tellerime kadar baştan aşağı sinirle dolduğumu hissettim. Yumruklarımı sıkmamak için yoğun bir çaba harcadım çünkü ona bu tatmini yaşatmak istemiyordum. Bunun yerine ben de ona aynı iğrenç gülümsemeden bahşettim. "O zaman çok özür dileyerek söylüyorum ki, vaktim yok. Grace ve Tony'e özürlerimi ilet."
Arkamı dönüp odayı terk edecekken annemin sesiyle durduruldum. "Maaşının üç katını teklif ediyorlar hayatım." Siktir! O paraya cidden ihtiyacım vardı.
Dudağımı ısırdım. Sorgularcasına Justin'e baktım ama o, dünyanın en normal olayını yaşıyormuşuz gibi ifadesizce bana bakıyordu. Gerçekten bu kadar umursamaz olamazdı, değil mi? Tamam, yaşadıklarımız geçmişte kalmıştı ama benim hâlâ atlatabildiğim söylenemezdi. Görünüşe göre o atlatmıştı. O halde belki ben de aynısını yapmalıydım. En azından denemeliydim.
Derin bir nefes alıp saçlarımı kulaklarımın arkasına sıkıştırdım. "Pekala, görev tanımım nedir?"