İçeriğe geç

ESİR

Bölüm 20 · 16 dk okuma

ESİR

Bölüm 20

19.

Oy ve yorumlarınızı

Bekliyorum arkadaşlar

Keyifli okumalar

"Nasıl yani? Dedim şaşkınca sorarak.

Diğerleride anlam veremezmiş gibi Aslan beye bakıyorlardı benim gibi.

"Biliyorsun senin için arayı ne kadar düzeltsekte, babamı öldüren ve anneminde ölmesine sebep olan, biri yaşıyor o evde."

Bir şey diyemedim. Her şey yoluna girmişti. İki aile barışmış, Sarp ve babası bana annemi getirmişti. Aslan bey tarafından bakınca oda haklıydı. Ama böyle olamazdı. Beni yeni kavuştuğum ailemden ayıramazlardı.

Aniden ayağa kalktım. Bu durum sinirlerimi bozmuştu.

"Beni ailemden ayırmayı düşünmüyorsunuz herhalde" dedim.

Aslan bey gözlerini gözlerime dikmiş öylece bakıyordu. O sessiz kalınca konuşmak için ağzımı açmıştım ki, Sarp elimi tutup oturmam için beni yanına çekti. Otururken dönüpte yüzüne baktım. Tatlı bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Neydi şimdi bu.

Kolunu belime sararak beni kendine çekti iyice. Bu haline şaşırarak baktım. Yoksa oda babasına mı hak veriyordu. Bakışlarını benden ayırarak babasına dönerken birden çiddileşti.

"Geçmişte yaşadığın olayların diyetini karıma ödetmeyi düşünmüyorsun umarım? Kiminleyse sorunun onunla çöz. Karımın moralini bozmana izin vermeyeceğim."

"Vay be artık babaya karşı da geliyorsun eşek sıpası."

"Ben ciddiyim baba karımın bu tür meselelerinle canını sıkma. Ben Ceyda ile senin intikamın için evlenmedim." Bu defa Sarp'ın sesi sert çıkmıştı.

"Sen zaten Ceyda'yı ilk bulduğunda benden sakladın. Söylesene ne zamandan beri benden bir şeyleri saklıyorsun Sarp?" Aslan beyde sinirlenmeye başlıyordu.

"Söyleseydimde intikamına malzeme yapsaydın öyle değilmi?"

İkiside artık bağırıyordu. Tartışmalarını istemiyordum.

"Yeter...." Birden Aylin hanımın sesi doldurdu salonu.

"Ya siz neyin kavgasını yapıyorsunuz?

Ceyda'yı korkutuyorsunuz. Kız bu eve geldiğine pişman oldu şimdiden. Kapatın bu konuları. Ayrıca, oğlum Ceyda'yı ilk görüşte aşık olmuş Aslan. Kıyamamış kıza, senden saklamış bundan daha doğal ne olabilir ki."

Sarp ayağa kalkarken benimde kendi ile kalkmamı sağladı. Elimi tutarken, "size iyi geceler" dedi.

******

Odamız Sarp'ın bizim için aldığı Arnavutköy'deki yatak odamızdan baya genişti. Güzel döşenmişti ama burasıda koyu gri tonlarındaydı.

Sarp üzerini değiştirirken suratı hala gergindi. Bense yatakta oturmuş onu izliyordum.

"Sen koyu renkleri çok seviyorsun anlaşılan. Bu odada çok koyu" dedim. Siyah tişörtünü giyerken bana döndü.

"İstersen odayı tamamen değiştirebilirsin güzelim. Boyasunı, mobilyasını hatta dekorunu bile" dedi yanıma gelirken.

"Yok böylede güzel bana seni anımsatıyor. Ama ben açık renklerden hoşlanıyorum" dedim.

Yanağıma öpücük kondururken beni kendine çekti.

"Seninle birlikte tekrardan yenileyelim odamızı" dedi gözlerime bakarken.

************

Sabah Sarp'ın kısık sesle telefonla konuşması ile uyandım. Arkası bana dönük odamızın balkon kapısında konuşuyordu. Dışarıdan soğuk hava geliyordu. İyice gerinirken, konuşmasına kulak misafiri oldum.

"Gözden kaçırma her adımını izle beni haberdar et. Akşam için hazırlanın." Diyerek kapattı telefonu.

"Kiminle konuşuyorsun? Akşam bir yeremi gideceksin? Beni aileme götürecektin bu gün?" dedim.

Bana dönerek gülümsedi.

"Merak etme bir yere gitmiyorum güzelim. Kalk güzel bir kahvaltı yap sonrada çıkalım."

Çok mutlu olmuştum tatlı bir gülümsemeyle,

"tamam hemen hazırlanıyorum kocacığım" dedim. Yataktan kalkarak.

Sonrada onun üzerini inceledim.

"Sen böylemi geleceksin?"

"Evet ne var ki kıyafetimde" dedi üzerine bakarak. Üzerinde yine siyah bir tişört ve siyah pantolon vardı.

"Ama sevgilim evlendikten sonra ilk defa ailemin yanına gidiyoruz. Biraz özen gösterelim" dedim.

"Ben böyle gelsem olmazmı?" Dedi çocuklar gibi mahsun bir surat ifadesiyle. Onun bu haline kahkaha attım. Elinden tutup çekiştirdim kendimle.

"Gel benimle" dedim soyunma odasına girerken. Üzerini değiştirirken sağ omzunun altında ki kurşun izine baktım. Her baktığımda içim yanıyordu. Bana vurulduğu o günü hatırlatıyordu. İz iyileşiyordu ama, onu kaybettiğimi düşündüğüm sahne beynimden silinmiyordu.

Üzüldüğümü anlamasın diye gülümseyip seçtiğim kıyafetleri giyinmesine yardım ettim. Sarp siyah bir takım içine beyaz gömlek giyinirken, bende beyaz ceket pantolon içine beyaz buluz giyindim.

Çok yakışıklı olmuştu. Gülüşerek odadan çıkıp salona indik. Kahvaltı hazırdı. Hep birlikte oturup kahvaltımızı yaptık. Aslan bey dünkü konuyu hiç açmamıştı. Aylin hanım her zamanki gibi tatlı dilli güler yüzlüydü. Sibel cıvıl cıvıl hep bir şeyler anlatıyordu.

Kahvaltıdan sonra evden çıkıp bizim için hazırlanan arabaya bindik. Arkamızda dört koruma dolu başka bir araba bizi takip etti. Annemleri çıkmadan aramış geleceğimizi söylemiştim. Annem çok sevinmişti. Çok şükür artık hafızası yerinde idi.

Çok heyecanlıydım. Annemi görecektim. Onunla konuşacaktım. Bu hissi tarif etmek imkansızdı. Geçen bir hafta içerisinde yanına gitmek istemiştim ama annem "bir hafta boyunca kocana, evliliğine alış, bundan sonra buradayım güzel kızım. Bir daha ayrılmayacağız" demişti.

"Nereye daldın böyle güzelim" dedi Sarp.

"Annemi düşünüyorum" dedim Sarp"a bakarken.

"Bu gün tadını çıkar karıcığım. Annene sımsıkı sarıl. Onunla vakit geçir. Bundan sonra sık sık getiririm seni ne zaman istersen."

"Teşekkür ederim çok iyisin. İlk zamanlar çok korkutmuştun beni. Ama korkularım hepsi yersizmiş. Artık sana güveniyorum Sarp" dedim.

"Bunları konuşmuştuk güzelim. Geçmişi düşünme artık. Sevgili karıcığım" diyerek elimi öptü.

Sarp yolda istersem önce Sevil anneme uğrayalım demişti. Aklım Melek annemde olsada, Sevil anneme son zamanlarda haksızlık etmişim gibi hissetmiş kabul etmiştim. Yeni ailemle yaşadığımdan beri her gün görmediğim için Sevil anneme karşı kendimi suçlu hissediyordum.

Sevil anneme geldiğimizde sıkıca sarılıp tombul yanaklarından öptüm. Onu çok özlemiştim. Bana bakarken elinin tersiyle dolu gözlerini sildi.

"Ağlama anneciğim bak ben iyiyim mutluyum. İstediğin zaman beni görmeye gelirsiniz. Bende sık sık gelirim anneciğim" dedim. Dolu gözleriyle yeniden sarıldı bana.

"Hanım birazda bana bırak kızımı" dedi Yusuf babam. Gülümseyerek akan gözlerimi sildim. Yusuf babama sarıldım sıkıca. Canım ailemi çok özlemiştim. Aslında çok şanslıydım. Benim artık üç ailem var.

Bir kaç saat birlikte güzel vakit geçirdik. Sarp'ı çok sevdiler. Sarp kendini onlara sevdirmek için şakalar bile yapıyordu. Beni mutlu etmek için elinden geleni yapıyordu sevimli kocam. Sevimli diyorum çünkü çok sevimli görünüyordu.

Melek annemin evine geldiğimizde bahçenin büyük demir kapısı bizim için açıldı. Bahçeye girip arabadan inince etrafa baktım. Adamlar etrafta yine geziniyordu. Bir haftada özlemiştim evimi. Bizimle gelen dört adam bahçede bekledi, biz eve doğru ilerledik.

Kapıyı bize annem açtı. Annem.... Beni doğuran ismi gibi Melek annem. Gülümseyen dolu gözlerine bakınca ağlamaya başladım. Sıkıca sarıldık. Ona sarılmak kokusunu içime çekmek bambaşkaydı. Sevil annem bana anne şefkatini hiç eksik hissettirmemişti ama ben Melek annemle tamamlanmıştım. İmkanım olsa hiç koynundan ayrılmayacaktım.

Salona geçtiğimizde ayakta bizi bekleyen babama sarıldım yanaklarından öptüm. "Hoş geldin güzel kızım" diyerek yanaklarımdan öptü.

"Hoş buldum babam" dedim.

Gülümseyerek dedemi ve babaannemi öptüm. Sonrada abimi öpüp sarıldım. Sarp herkesle selamlaşmış ellerini öpmüştü. Sıra abime gelince Sarp'ın uzattığı elini zorla tutmuştu. Üzerine birde gözüm üzerinde demişti.

Hatice abla ve Kader'ide çok özlemiştim onlarada sarılıp bizim için hazırlanan sofraya oturduk. Bir yanımda Sarp bir yanımda annem vardı.

Yemek yerken sürekli annemle bakışıp gülüşüyorduk. Arada dayanamayıp anneme sarılıyordum.

Dedem Sarp'a bakarak, "dün arabanızın önünü kesmişler. Kim olduklarını neden böyle bir şey yaptıklarını buldunuz mu oğlum" dedi. Sarp cevap verecekken abim söylenmeye başladı.

"Kim bilir kimin canını yakmıştır bu serseri herif" diyerek masada öne doğru eğildi. Sarp'a doğru elini kaldırarak salladı.

"Bana bak, eğer kardeşime senin yüzünden bir şey olursa seni öldürürüm" dedi.

"Atlas saygısızlık yapma. Ne olduğunu dinlemeden nasıl konuşuyorsun" diyerek sesini yükseltti babam.

"Sarp'ta artık ailemizden biri. Kardeşinin eşi, olunla konuşurken kelimelerine dikkat et."

Sarp'a baktığımda umrunda değilmiş gibi ifadesiz bir şekilde abime bakıyordu.

"Oğlum sen şu olayı anlat hele n'oldu. Kimlermiş ne istiyorlarmış sizden" dedi babaannem. Sarp gülümseyerek babaanneme cevap verdi.

"Önemsiz insanlar babaanne ben hallattim bu konuyu. Birlikte galeri işi yaptığımız bir arkadaş düğüne çağırmadım diye aklınca bana böyle bir şaka yapmış."

Bu anlattığı bana hiç mantıklı gelmedi.

Madem böyle önemsiz bir durumdu Sibel ile gezmeye çıktığımızda neden o kadar öfkelenmişti. Herkese baktım tek tek babaannem ve annem hariç kimse inanmış gibi durmuyordu. Abim kaşlarını çatmıştı Sarp'a. Yinede konu kapanmıştı. Bununla ilgili soru sormadılar bir daha.

Yemekten sonra biz bayanlar salonda otururken, erkekler bahçeye çıkmışlardı. Kader'e kahvelerini bahçeye getirmesini söylemişlerdi. Çıkarken abim "gel senle şu olayın detaylarını konuşalım" demişti Sarp'a. Demek bu soğukta o nedenle bahçede içiyorlardı kahveyi. Sarp'ı sıkıştıracaklardı.

Annem ile yapışık ikiz gibi olmuştuk. Ayrılmak istemiyordum.

"Anne" dedim güzel yüzüne bakarak. "Üzülürsün diye sormak istemiyorum ama, yirmi yıl neler yaşadın ne durumdaydın çok merak ediyorum."

Hüzün çöktü gözlerine yine hasta olur diye çok korkuyordum. Daha sorarken pişman oldumuştum. Ama zorluklada olsa anlatmaya başladı.

"Sana yedi aylık hamileydim. Birden karnıma ağrı girdi. Midem bulandı. Baban panik yaparak beni özel bir hastaneye yerleştirdi" dedi. Ardından gülümsemeye başladı.

"O zamanlar yirmi iki yaşındayım, tıpkı senin bu haline benziyorum yavrum. Sen benim kopyam gibisin biliyormusun?"

"Evet anneciğim herkes öyle diyor. Birde fotoğrafların var bende" dedim buruk bir tebessümle.

"Hala çok benziyoruz."

"Babanda genç, yakışıklı o zamanlar. Otuz yaşındaydı. Bir erkek doktor benimle ilgilendi. İlk önce midemi yıkadılar. Çok acı çekiyordum. Karnımda deli gibi ağrı. Doktor bebeği sezeryanla almam gerek dedi. Babanı içeri almadılar. Sezeryan sırasında uyanıktım başımda iki kişi daha vardı. Sen doğdun bana bir kızın oldu diyerek seni bana yanaştırdılar. Ağlıyordun, seni öptüm. Sonra uyudum yada bayıldım bilemiyorum."

Nefes alıp verişi sıklaşmaya başladı. Heyecandan kelimeleri tekrarlıyordu.

"Tamam annem daha sonra devam edersin yorma kendini" dedim ellerini tutup öperken.

"Yok devam etmek istiyorum" dedi.

"Gözlerimi açtığımda sen yanımdaydın. Beşikte. Başımda Zerrin vardı. Alay ederek gülümsüyordu. Yanındaki doktora "evet Tolga Günay, şimdi son hamle sende" dedi. Çok korktum. Bana bir şey yapacakları belliydi. Ama en çok senin için korktum. Bağıramadım. Bağıramadım."

"Anne lütfen dinlen artık."

"Evet kızım hasta olacaksın tekrar, lütfen kendini iyi hissedince devam edersin" dedi babaannem.

"Hayır iyiyim hemde çok iyiyim her şeyi hatırlıyorum" diyerek ayağa kalktı.

"Anne nereye gidiyorsun" dedim onu takip ederek.

Arka kapıyı açıp bahçeye çıkıp babama seslendi.

"Aziz" babam annemi görünce hemen oturduğu yerden kalkıp hızlı adımlarla anneme doğru geldi.

"N'oldu Meleğim" dedi annemin elini tutarken.

"Ben her şeyi hatırlıyorum. Doktorun adı Tolga Günay" dedi. Babam şok olmuş gibi annemin yüzüne bakıyordu.

Abim bir küfür savurarak, "ulan oğluda Ceyda"yı kaçırmaya çalıştı şerefsiz" deyince. Sarp kaşlarını çattı. Demek Koray o doktorun oğluydu.

******

Hepimiz içeri girip annemin anlattıklarını dinliyorduk. Ne kadar kendini yorma destekte anlattıkça rahatlıyordu. Abim bir süre sonra annesinin sebep olduklarını kaldıramamıştı ve kendini dışarıya atmıştı.

Annem, gözlerini bir evde açıp, bir süre orada tutulup sonrada Tekirdağ'da ki onu bulduğumuz eve zorla götürülmüştü. Her gün ilaç ile zorla beynini uyşturup, unutmasını sağlıyorlardı. Kaç defa kaçmaya çalışmış ama her seferinde adamlar onu bulmuştu.

İlaçları içmemeye çalışmış zorla içirilmişti. Zamanla yavaş yavaş her şeyi unutmuş. Annemi kaçıran adamın karısı, onu koruyormuş adamlardan ama, hiç ailesini armayı düşünmemiş. Buda onu iyi biri yapmıyordu malesef.

Canım annem çok kötü bir yirmi yıl yaşamış. Taki Hatice ablanın da yardımıyla o fotoğraf ve belgeleri bulana kadar. Salak Zerrin fotoğrafları yırtmadan atmış çöpe. Ama evın taposunu yırtmış ta ne oldu, yine bulundu. Önünde sonunda her şey ortaya çıkıyor. Allah hiç bir haksızlığı gizli bırakmıyor.

Annem çok yorgun düşmüştü. Bu gece ona doyamamıştım. "Burada kalın çocuklar" demişti. Sarp isteklimiydi bilmiyorum ama kabul etmişti. Ben annemi odasına götürüp üzerini değiştirmesine yardım etmiştim. Annem beni öpüp uzanırken, uyuyana kadar yanında uzandım. Başım göğsünde ona sıkıca sarıldım. Ne kadar süre geçti bilmiyorum, sakince nefes alışını hissedince uyuduğunu anladım.

Sakince yataktan kalkıp odadan çıkınca Sarp'ı kapıda beni beklerken gördüm. Bir eli belinde bir eli dudağında düşünceli bir şekilde bekliyordu. Beni fark edince, gülümseyerek boynuna sarıldım.

"Benimi bekliyordun?" Dedim yanaklarından öperken. Tatlı tatlı gülümsedi.

"Bir ömür seni beklerim karıcığım."

"Ceketini neden giyindin? İçerisi sıcak."

"Güzelim biraz işim var halledip geleceğim. Sen odana geç uyu beni bekleme. Erken gelmeye çalışacağım."

"Bu saatte ne işin olabilir? Gitmesen olmazmı? Çok geç oldu. Seni merak ederim. Yarın yapsan işini?" Dedim üzgün surat ifademle.

"Güzelim..." Diyerek derin nefes çekti. Ellerini saç diplerimden geçirerek beni kendine çekti iyice.

"Merak etme bir iki saate geleceğim. Şimdi odana geçip güzelce uyu."

Üzülsemde başımı sallayarak onayladım. Beni odama kadar geçirip gitti. Arkasından, gözlerim dolsada ağlamamaya çalıştım. Bu saatte ne işi olabilirdi ki?"

Yazardan

Sarp, Ceyda'nın dolan gözlerine bakıp, bir an vazgeçip gitmek istemedi. Ama bu işi bir an önce halletmem gerekiyor dedi içinden. Karısının güzel yüzüne öpücüklerini kondururken, istemesede ondan ayrılıp, alt kata inip dışarıya çıktı.

Ceyda'nın yanında tebessüm eden yüzü sertleşti.

Cebinden telefonunu çıkarıp, Aytaç'ı aradı. Telefon ilk çalışta açıldı.

"Sarp oğlum nerede kaldın?

"Geliyorum her şey hazır mı?

"Hazır oğlum. Şenlik için seni bekliyoruz."

Sarp telefonu kapatırken, sağına dönüp baktı. "Gidiyoruz" dedi.

Başını sallayan Atlas, Sarp ile arabaya doğru ilerledi. Sarp arabayı çalıştırıp bahçeden çıkarken, dört adamıda arkalarında geliyordu.

"Aslında sana olan kinim hiç bitmedi n'apıyorsam güzel kardeşim için yapıyorum" dedi Atlas. Camdan karanlık yolu izliyordu.

"Gelmek zorunda değildin. Benimde sana pek bayıldığım söylenemez."

"Oğlum adamlar resmen size göz dağı vermiş. Bu tür adamlar yalnız çalışmaz. Birini temizlersin biri çıkar. Ya kardeşime bir şey yapmaya kalkarlarsa? Ben artık kardeşimin mutlu olmasını istiyorum. Bundan sonra ne yapıyorsan banada haber vereceksin?"

"Emredersin kayınço" diyerek tebessüm etti Sarp.

******

Şehrin bir ucuna orman görünümlü bir arazinin ortasına konumlanmış evin, yakınına park ettiler arabaları. Sarp ve Atlas evin çevresinde bekleyen adamların yanına gitti.

Aytaç'a yaklaşıp, "durum ne?" Diye sorarken, Aytaç şaşırarak Atlas'a baktı.

"Durum ne dedim Aytaç" dedi Sarp sert bir şekilde.

Aytaç Sarp'a dönerek, "adamımız içeride bir gurup kızla dans ediyor" dedi şaşkınlığını üzerinden atarak. Elindeki dürbünü Sarp'a uzattı.

"Oğlum bu nasıl fantazi lan? Manyak mı bu adam? Dedi Atlas.

"Oğlum asıl sen ne ayaksın? Ne işin var burada lan?" Diyerek Atlas'ın üzerine yürüdü Aytaç.

"Defol git. Bak yengenin abisi demem vururum seni. Senin yüzünden Sarp'ı kaybediyorduk be. Hangi yüzle gelip birde bizimle birlik oluyormuş gibi davranırsın."

"Hop ağır ol biraz ahbab. İki taraflı hatalarımız oldu, ama biz Sarp'la yeni bir başlangıç yapıyoruz. Gerisi seni ilgilendirmez" dedi Atlas.

Cem'in uzattığı kulaklığı Sarp kulağına takarken, tartışan Atlas ve Aytaç'a döndü.

"Hayır anlamıyorum ki sen nasıl bu adama güvenipte buraya kadar getirirsin? Dedi Aytaç Sarp'a bakarken.

"Aytaç bittiyse başlayalım" dedi Sarp.

Aytaç çatık kaşlarıyla sessiz kalınca, Sarp konuşmaya başladı.

"Cem, adamları yerleştirdin mi?"

"Keskin nişancılar hazır abi. Söylediğin gibi evin çevresine adamları yerleştirdim. Ekrem evde beş kız ile birlikte. Evin içinde üç dışında on adamı var."

"Erdem, Atlas'a da bir kulaklık ver" dedi Sarp. Erdem kaşlarını çatarak, Atlas'a kulaklık uzattı.

Sarp eve bakarken konuştu.

"Nişancılar başlayın."

Evin ışıklarının aydınlattığı geceyi, silah sesleri doldurdu. Nişancılar görebildikleri adamları vurarak indirirken, evinde kızlar ile parti yapan Ekrem, kendini kurşunlardan korumak için koltuğun arkasına attı.

Ekrem ile eğlenen beş kız da korkudan bir yerlere saklandı.

"N'oluyo lan" diye bağırdı Ekrem. Korkudan gözleri büyümüştü.

Kızlardan biri, "Ekrem çok korkuyorum" dediğinde Ekrem, küfür ederek itmişti kızı.

Keskin nişancılar durduğunda Sarp, "içeri girin" dedi. Evin etrafındaki adamlar eve girmeye başladılar. Önlerine denk gelen adamları vuruyorlardı.

Sarp, "şimdi" dediğinde Atlas, Aytaç, Cem, Erdem ve Sarp silahlarını hazır konuma getirerek bahçeye girdiler. Temkinli bir şekilde adımlarken. Karşılarına çıkan iki adamıda birini Atlas diğerini Aytaç indirmişti.

Eve girdiklerinde adamları üç kızı bulmuş ama Ekrem ve iki kız ortalarda görünmüyordu. Üç kızda korkudan deli gibi ağlıyordu.

Sarp, "her yere baktınızmı" dedi.

Adamlar "bakmadık yer karlmadı" deyince. Sarp Cem, Erdem ve Aytaç'a başıyla işaret ederek,

"arayın evin içindeler" dedi.

Kendide etrafında göz gezdirerek, salondan çıkıp yatak odasına girdi. Atlas'ta Sarpı takip ediyordu. Sarp yatak odasını sakince incelerken, duvardaki büyük boy aynasının yamuk olduğunu farketti. Aynayı yana ittirdiğinde burasının alt kata inen gizli bir geçit olduğunu gördü.

Atlas geçiti görünce, "o ha" diye söylendi.

"Oğlum nasıl farkettin lan" dedi Sarp'a.

Sarp gülümseyerek, "böyle bir korkaktan bu beklenirdi zaten" dedi. Yanındaki bir kaç adamına "girin" derken başıyla geçiti işaret etti.

"Adamı sağ istiyorum. Geçitin başında buluşalım. Bakalım bu geçit nereye çıkıyor."

Atlas Sarp ile evden çıkarken, "geçite neden kendin girmedin de adamlarını yolladın?" Dedi.

Sarp gülümserken üzerine baktı.

"Beyaz gömleğim kirlenmesin diye" dedi.

Bir yandanda hızlı adımlarla yürüyordu. Adamı elinden kaçıramazdı.

Erdem, "abi hayırdır sen böyle zamanlarda takım giyinmezdin beyaz gömlek hiç giymezdin.

"Yengen öyle istedi" dedi Sarp.

Atlas dahil herkes gülünce, "ulan bırakın zevzekliğide adamı kaçırırsak o zaman sorarım ben size" dedi.

******

Adamlar dar ama ışıklı uzun bir geçitten geçiyordu. Hızlı adımlar ile bir süre ilerledikten sonra çıkış kapısına geldiler. Kapıyı açtıklarında içi lüks arabalarla dolu büyük bir garaja girdiler. Garajın iki kapısı vardı biri ön tarafa diğeri evin arka bölümüne bakıyordu. Adamların bir kısmı öne bir kısmı arka kapıya yöneldi.

Arka kapıya ulaştıklarında Ekrem elindeki silahı kızlardan birinin başına dayamış, "önümden çekilmezseniz kızı vururum" diyordu karşısındaki Sarp'a.

Adamlardan biri sessizce Ekrem'in arkasından yanaşıp, elindeki silahı alarak boynunu sıktı. Ekrem neye uğradığını şaşırmıştı.

Adamlar kızları tutarak oradan çıkarırlarken. Sarp Ekreme yanaşıp onu tutan adamına "bırak" dedi.

Ekrem korkulu gözlerle Sarp'a bakarken yalvarmaya başladı.

"Sarp ben bir hata ettim. Sana yalvarıyorum n'olur beni bırak" diyerek Sarp'ın önünde diz çöktü.

"Senden özür dilerim bak bir daha karşına çıkmam yeterki beni bırak."

Sarp iğrenerek baktı Ekrem'e. Bir adam bu kadar korkak ve aciz olmamalı diye düşündü. Soluna bakarak Atlas'a Ekrem'i işaret etti.

"İlk yumruk senin hakkın" dedi.

Ekrem daha çok yalvarmaya başlarken, Atlas bir yumruk geçirdi Ekrem'in suratına.

Sarp, "Ekrem yorma beni, arabamın önünü kesme emrini kimden aldın?" Dedi.

Ekrem patlamış dudağını silerken, "kimseden almadım. Benim bütün işlerimi bozduğun için sana içten içe kinlenmiştim" dedi.

Sarp gülerek, "yapma ama Ekrem ikimizde bunun doğru olmadığını biliyoruz. Boşuna bu kadar adam dikmemişsin kapına" diyerek sert bir yumruk attı.

"Hadi konuş yoksa leşini sereceğim buraya."

Yumruğunu kaldırıp bir kaç kez daha vurdu.

Ekrem "vurma tamam. Cemil, Cemil zorladı. Arabanın önünü kes, siyah çelenk gönder. Göz dağı ver dedi." Yüzü gözü dağılmış kan içinde kesik kesik nefesler alıyordu.

"Cemil ne alaka oğlum" diye bağırdı Aytaç. Bir yumrukta o attı.

Sarp düşünceli bir şekilde Ekrem'e bakarak, "Cemille benim bir işim olmaz. Senden neden istedi böyle bir şeyi?" Dedi.

Ekrem ağlamaya başlamıştı artık.

"Bilmiyorum valla bilmiyorum" dedi.

Sarp silahını Ekrem'in şakağına dayayıp, "ara Cemil'i, Sarp evimi bastı beni öldürecek kurtar beni de. Hadi" diyerek silahı iyice bastırdı.

"Hoperlörü de aç duyayım sesini."

Ekrem eli titreyerek Cemil'i arayıp sesini açtı. Bir kaç çalıştan sonra Cemil'in sesi duyuldu.

"N'oldu lan gecenin bu saati beni rahatsız ediyorsun?"

"Abi beni kurtar. Sarp evimi bastı. Beni öldürecek. N'olursun kurtar beni? Bütün adamlarımı indirdi."

"Yakalanmasaydın oğlum. Bak başının çaresine. Kaçıyomusun ölüyomusun beni hiç ilgilendirmez. Sarp seni biliyor onun işi seninle." Cemil konuşurken telefonda ince bir bayan sesi duyuldu.

"Hayatım kim bu densiz bu saatte?"

O anda Sarp konuştu.

"Çok doğru söyledin Cemil'cim. Bu gecelik benim işim Ekrem ile. Ama, ansızın bir gece de seni alacağım karının koynundan. Bakalım senin benimle derdin ne?"

Cemil bir anlık korku ile telefonu Sarpın yüzüne kapattı.

"Evet şimdi seninle bir oyun oynayalım. Ne dersin?" Dedi Sarp Ekrem'e.

Ekrem korkarak Sarp'a baktı.

"T. Tamam. Sonra bırakacaksın söz mü?" Dedi.

"Kazanırsan söz bırakacağım."

"Nedir oyun?"

"Ormana doğru kaçacaksın. Bende ona kadar sayıp sana nişan alacağım. Eğer kaçarsan kurtulursun, yok eğer kaçamazsan zaten ölürsün. Hadi şimdi kalk" dedi Sarp.

Ekrem titreyerek kalkarken, Sarp'ın yüzüne bakıyordu.

Sarp, "hadi saymaya başlıyorum. Bir" derken Ekrem ormana doğru koşmaya başladı. Sarp arkasından bir süre bekledikten sonra silahını ateşledi.

Ekrem yere düşerken bir anda ayağa kalkıp tekrar koşmaya başladı ve karanlıkta gözden kayboldu.

Sarpı ve Ekrem'i izleyen herkes şaşkındı.

Şaşkınlığını ilk atan Cem, "abi neden vurmadın? Dedi.

Sarp, "bu korku ona yeter. Ölüm daha basit olurdu" dedi gülümserken.

"Oğlum ben senin gibi bir manyak görmedim" dedi Atlas.

"Eve girmek için onca adamı öldürür, gizli geçite beyaz gömleği kirlenirde karısı kızar diye girmez. Asıl adamı yakalayınca da öldürmek yerine korkutur."

"Sana ne lan. Sana mı kalmış bunları sorgulamak" diye bağırdı Aytaç. Atlas'ın varlığı onu deli ediyordu.

"Ulan kıl herif" diyerek Atlas Aytaç'ın üzerine yürüdü.

Sarp silahını ikisine doğrultarak,

"Bana bakın, sizi gebertmeden dağılın. Zaten eve yeterince geç kaldım. Birde sizin yüzünüzden gecikemem."

Atlas ve Aytaç öfkeyle bir birlerinden ayrıldılar.

Sarp gülümsedi. Artık güzel karısına sarılıp uyuyabilirdi.

Umarım keyifle okumuşsunuzdur.

Bir sonraki bölümde

Görüşmek üzere

Hoşça kalın💜

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.