Oy ve yorumlarınızı
Bekliyorum arkadaşlar
Keyifli okumalar
Kaç saattir Sarp'tan haber bekliyordum. Ne aramalarıma cevap veriyordu, nede kendisi arıyordu. Meraktan çıldıracaktım. Neyse ki arkadaşlarım yanımdaydı. Zaten onlarda olmasaydı ne yapardım bilemiyorum.
Merak ve heyecandan odanın içinde bir baştan bir başa gidip geliyordum. Ara ara elimdeki telefona bakıp duruyordum.
"Ceyda, başımızı döndürdün yeter artık otur şuraya" dedi Kaya. "Sabırlı ol Sarp arar birazdan."
Sıkıntılı bir derin nefes alarak, Kaya'ya döndüm.
"Zaman geçtikçe daha çok merak ediyorum. Elimde değil Kaya, düşündükçe nefesim daralıyor. Acaba Sarp bir şeyler buldumu? Annem yaşıyormu? Sarp iyimi? Sakin olamıyorum."
"Biliyorum kolay bir durum değil Ceyda'cım ama, Kaya doğru söylüyor. Kendine zarar veriyorsun. Biraz sakinleş lütfen" dedi Elif.
Biz konuşurken kapı tıklatıldı. "Gel" dedim. Kapı açıldı gelen Kader'di.
"Ceyda hanım, yemek hazır herkes sizi yemeğe bekliyor." Heyecandan iştahım kesilmişti ama odadan çıkma fırsatını kaçırmak istemiyordum.
"Tamam Kader'cim" dedim tebessüm ederek. Ve arkadaşlarıma dönüp, "hadi gidelim" dedim.
Salona geldiğimizde herkes masaya geçmiş bizi bekliyordu. Bizi gören babaannem hemen ayağa kalkıp, bana doğru geldi.
"Güzel torunum" diyerek sıkıca sarıldı. Yanaklarıma ve saçlarıma öpücükler kondurdu. Şefkatle gülümseyerek bana ve arkadaşlarıma bakarak, "hadi çocuklar oturun sofraya" dedi.
Abim ile karşılıklı oturuyorduk. Arada bana şefkatle bakan bakışlarını yakalıyordum. Demekki bana olan öfkesi azalmıştı. Babam ise her zamanki ciddiliğiyle yemeğini yiyordu. Onun surat ifadesini hala çözemiyordum.
Dedem ise babaannem gibi bana kıyamıyordu, gülümseyerek arada laf atıp benimle konuşuyordu. Zerrin cadısı her zamanki gibi alaylı ve küçümseyici bakışlarını bana dikiyordu. Ona bakınca sinirlerim tepeme çıkıyordu. Arada Yasemin ve abimin bir birlerine bakışıp gülümsediklerini yakalıyordum. Abimin Yaseminden hoşlandığı ortadaydı. Zaten bu akşam odamdan Yasemin'in hayrına çıkarmadımı?
Aklım Sarp'ta olduğu için, iştahım yoktu.
Bir an önce haber gelmesini istiyordum. Neden bu saate kadar aramadı ki? Telefonumu odamda bırakmıştım yakalanmamak için. Şu yemek Faslı biter bitmez gidip Sarp'ın arayıp aramadığına bakacaktım.
"Ceyda bütün işlemler hazır yarın boşanma davası açacaksın." Babamın konuşmasıyla bir an bakışlarım ona döndü.
"Hiç bir sorun istemiyorum şimdiden anlaşalım." Gözlerim doldu ne diyeceğimi bilemedim öylece bakakaldım gözlerine. Donuk bir şekilde oda bana bakıyordu.
Kendimi toparlayıp, "ben boşanmak istemiyorum" dedim. Abime dönüp baktım, beni anlamasını bana destek olmasını istedim. Umursamadan bakışlarını çekti.
"Sana sorun istemiyorum diyorum sen boşanmak istemiyorum diyorsun" sesi gür çıkıyordu.
"Yarın o dava açılacak, senin isteğinle olacak iş değil bu küçük hanım."
Sön sözüyle artık bağırmıştı. Ben bunları hak etmiyordum. Göz yaşlarım akmaya başladı. Boğazım yanıyordu.
"Ceyda'nın üzerine böyle gidemezsiniz." Kaya tahammül edememiş ki beni savunmaya geçmişti. "Onu yapmak istemediği bir şey için zorlayamazsınız. Ceyda'nın kızınız olması size bu hakkı vermez."
"Bu ben ve kızım arasındaki mesele seni ilgilendiren bir konu değil delikanlı."
Ortam iyice geriliyordu sinirlerime hakim olamıyordum artık.
"Benim sakin bir hayatım vardı. Annem ve babam ile ben çok mutluydum. Beni neden aradın ki yıllardır. beni neden kopardın ki ailemden. Onlar bu zamana kadar beni anlayışla büyüttü. Sevgiyle büyüttü." Öfkeden ses tonumu yüksetmiştim. "Ben kocamdan boşanmıyorum. Ve bu evden bir an önce gitmek istiyorum." Dedim ayağa kalkarak.
Bir anda babamın yumruğunu masaya geçirmesiyle yerimde sıçradım.
"Otur yerine" diye gürledi sesi. Sesimi çıkartmadan oturdum tekrar yerime. Burnundan soluyordu. Kapkara gözleri daha çok kararmıştı.
"Aziz, öfkene hakim ol, torunumu korkutuyorsun" diye konuştu dedem.
"Nasıl konuşuyor görmüyor musun? Yok boşanmak istemiyormuş. Yok bizi beğenmiyormuşta eski hayatı daha güzelmiş.
Herkes yemek yemeği bırakmış, gergince bana ve babama bakıyordu. Bu yaşadıklarım çok fazlaydı. Artık bunalıyordum. Ortalık çok sessizleşti kimse artık konuşmuyordu.
Sessizliği bozan bir hareketlilik vardı. Dışarıdan sesler geliyordu. Babam daha çok sinirlenip,
"Kim bu hadsiz" dedi. O anda evin kapısının hızla açılma sesi duyuldu.
Abim, "ben bakayım dedi ayağa kalkarken.
Ayak sesleri geliyordu. Moral bozukluğuyla ve sırtım kapıya dönük olduğu için dönüpte gelenlerin kim olduğuna bakmadım. Ayak sesleri yakınlaşırken babam,
"N'oluyo lan" diyerek ayağa kalktı. Birden arkamı dönüp baktım gelenlerin kim olduğunu öğrenebilmek için.
Siyah kıyafetleri ve celik yelekleri üzerlerinde, ellerinde silahları ile dört adam salona girdi. Silahlarını bize doğrultmuşlardı. Korku ile gözlerim açıldı. Bunlarda kimdi. O anda bir adam daha içeri girdi. Gülümsüyordu.
"Senin ne işin var evimde" diye bağırdı babam.
Gelen kişi gülümseyerek, "aşk olsun Aziz, insan eski dostuna böylemi davranır" dedi ve karşımdaki sandalyeyi çekip oturdu. Bu Sarp'ın babasıydı.
"Oturun oturun sadece konuşmaya geldim" dedi ve bana göz kırparak,
"Nasılsın güzel gelinim" dedi.
Ben şaşkınlıkla ona bakıp, "iyiyim" diyebildim sadece. Yine ayak sesleri geliyordu dönüp kapıya baktığımda onu gördüm. Bana bakıp tatlı tatlı gülümsüyordu. Geldi işte benim için geldi. Büyük bir heyecanla "Sarp" diye bağırarak ayağa kalktım. Resmen ismini haykırmıştım. Kalbim deli gibi çapmaya başladı.
Benim kalkmam ile babamın gür sesi odayı doldurdu.
"Ceyda otur yerine" dedi. Olduğum yerde kaldım. Dönüp babama baktım, burnundan soluyordu.
"Otur dedim sana" diye tekrardan bağırdı. Mecburen yerime oturdum. Gözlerinden ateş fışkırıyordu resmen.
"Aziz sakin ol buraya tatsızlık çıkarmaya gelmedik sadece konuşacağız. Bağırıpta gelinimi üzme" dedi Aslan bey.
"Kızıma gelinim deyip durma. Yakında boşanacaklar. Ve bir daha yüzünüzü görmek istemiyorum. Şimdi evimi terkedin gidin.
Konuşulacak hiç bir şey yok."
"Var Aziz var konuşulacak çok şey var. Ve bu konuşma çok hoşuna gidecek.
"Seninle konuşacağımı kim söyledi. Şimdi o işe yaramaz oğlunu ve köpeklerinide alıp defol git buradan."
"Bak Aziz ben konuşmadan bu gece buradan gitmeyeceğim. Boşuna nefesini tüketme. Konuşmam bitincede bunca yıl beni suçladığın için pişman olacaksın. Sana gelirken boş gelmedim. Şimdi otur ve bana biraz katlan" deyince Aslan bey, babam yavaşça yerine oturdu. Abim ise öfkeli suratıyla oturmamakta inat ediyordu.
"Kanıtların neymiş seni dinliyoruz. Hadi öt bakalım" dedi abim Aslan beye bakarak.
Aslan bey abime hiç bakmadan konuşmaya devam etti.
"Çok güzel kanıtlarım var. Mesala fotoğraflar ve belgeler var elimde."
Zerrin huysuzca yerinde kımıldamaya başladı. Sanki başına gelecekleri tahmin ediyor gibi. Bende merakla Aslan beyin söyleyeceklerini dinliyordum.
Adamlarından birine dönüp, "getir" dedi.
Elinde bir dosya ile adam masaya yanaştı ve dosyayı Aslan beyin önüne bıraktı. Aslan bey Zarfı babama uzattı.
Babam zarfı açıp içindekileri çıkardı. Bunlar benim Sarp'a gönderdiğim fotoğraf ve belgelerdi. Zerrin'in gözleri yerinden fırlayacak gibi açıldı. Nefesini tuttuğu çok belli oluyordu.
Babam ve abim şaşkınca fotoğrafları ve belgeleri inceledi.
Babam, "bu nasıl bir komplo" dedi kaşlarını çatarak.
"Bu fotoğrafları sizmi ayarladınız. Ayrıca Zerrin'in bu faturaları kime gönderdiği bizi ilgilendirir. Kanıt dediğin bumu" dedi gür sesi ile.
Moralim bozulmuştu ne bekliyordum ki tabiki karısını suçlayacak değildi. Aslan bey "getirin" dedi. O anda adamlar salona bir adam ve bir kadın getirdi. İkiside direk Zerrin'e bakıyordu. Zerrin artık titriyordu.
"Gerçekler çok acı Aziz" dedi Aslan bey iç çekerek.
"Bu gördüğün çift koynunda beslediğin, karım dediğin hainin suç ortakları."
"Annem hakkında nasıl kunuşuyorsun lan" diyerek Aslan beyin boğazına sarıldı abim. Var gücüyle sıkıyordu. O anda Sarp, hızlı adımlarla gelip abimi tutarak kafa attı. Abim sarsılarak Aslan beyi bıraktı. Alnından kan akıyordu. Aslan bey ise nefessiz kalman'ın etkisi ile kıpkırmızı olmuştu. Kesik kesik nefesler alarak kendini sakinleştirmeye çalıştı. Sonrada konuşmasına devam etti.
"Evlat, isteseydim bir hareketimle ölmüştün. Ama bunu yapmayacağım. Bunu gelinimin hatırına yapmayacağım." Diyerek şefkatle bana baktı.
"Neyse birazdan şahit oldukların seni yeterince yıkacak zaten" dedi ve bana bakarak iç çekti Aslan bey.
Tekrardan adamlarına "getirin" dedi.
Zerrin artık kaçış yolo olmadığını düşünmüş olmalı ki, konuşmaya başladı. "Aziz biliyorsun kendi işledikleri suçu bana yüklemeye çalışıyorlar. Kaç yıllık karınım sana ihanet edecek değilim. Bana inanıyorsun değilmi?"
Babam Zerrin'i dinliyordu ama kafası biraz karışık gibiydi. Bir anda herkes şok olmuş gibi iri gözlerle aniden ayağa kalktı. Bu hallerini görünce arkamı bir an dönüp bakmaya korktum. Neydi bu kadar şok edici. Ağır bir şekilde arkamı döndüm. Gördüğüm kişiye bakınca şok oldum, inanamadım. Şüphelerim doğruydu. O yaşıyordu. Kanlı canlı karşımdaydı.
Yavaşça ayağa kalktım. Ayaklarım kitlendi. Yanına gidemedim. Oda beni tanımış gibi herkesin içinde yalnızca bana bakıyordu. Gözleri, dudakları, açık kumral saçları, yüz hatları aynı bana benziyordu. Her An ağlayacakmış gibi yorgun bakan gözlerine acıdım. Ayrı gecen yirmi yılımıza acıdım. Annem...ben senden mahrum kaldığım her ana acıdım.
Zaman durdu bir boşlukta savruldum. Göz yaşlarım şiddetli bir şekilde akarken, istem dışı hareketlendim. Bir kaç adım yürüyerek karşısında durdum. Benden gözlerini alamıyordu. Beni tanıyordu. Onunda gözlerinden yaşlar süzüldü. Oda benim gibi şaşkındı. Hıçkırarak ağlamaya başladım. Daha fazla böyle duramazdım. Hızla boynuna sarıldım.
"Annem" dedim hıçkırıklarımın arasından. "Annem, sensin. Yaşıyorsun." Önce tereddüt etti ama sonra oda bana sarıldı. Sıkı sıkı sarılıp kokusunu içime çektim. Sanki bir rüyadaymışım gibi, biri beni uyandurıp, hadi kalk rüya gördün diyecekmiş gibi.
Ne kadar süre geçti bilmiyorum. Babam ikimize birden sarıldı, oda ağlıyordu. Bir süre sonra ikisini öylece bırakıp geri çekildim. Her zaman sert duruşuyla yıkılmaz gibi görünen adam, şimdi çocuklar gibi hüngür hüngür ağlıyordu.
Yaşadığım bu duruma inanamıyordum. Gerçi son zamanlarda inanamadığım çok şey yaşamıştım. Ellerimin tersiyle göz yaşlarımı silerken, o anda Zerrin'i gördüm. Çaktırmadan yavaşça, herkesi kontrol edederek salon kapısına doğru ilerliyordu. Belliki kaçacaktı. Buna izin vereceğimi sanıyorsa yanılıyordu.
Ayakta duran adamların arasından koşarak, Zerrin'e doğru ilerleyip önünde durdum. Mavi gözlerini panikle açıp korkarak bana baktı. Gözümde artık bir yılandan farksızdı.
"Nereye kaçıyorsun?" Diyerek var gücümle saçına yapıştım.
"Yaptıklarının bedelini ödeyeceksin." Bir yandan bağırıyor bir yandan saçlarını köklercesine çekiyordum. Zerrin cadısı ise çığlık çığlığaydı. Bir anda abim beni tutup annesini elimden kurtarmaya çalıştı. Ardından Kaya'da yardıma gelmişti.
"Bırakın beni parçalıcam bu yılanı, bırakın" diye delicesine bağırıyordum.
Zorlukla elimden çekip aldılar Zerrin'i.
"Yeter kendine gel" diye bağırıyordu abim. "Sen ne yaptığını sanıyorsun? Annemden özür dile Ceyda."
Önce elimdeki yolduğum saçlara sonrada abime baktım.
"Bunca yıldır hayatımızın içine eden bu kadını nasıl savunursun?" dedim bağırarak.
"Nereden biliyorsun? Bu adamları ne kadar tanıyorsunda her söylediklerine inanıyorsun?" Abimin de benim gibi sesi gür çıkıyordu.
"Annenin gizli çekmecesinden o fotoğrafları ve belgeleri ben buldum.
Eğer dediğin gibi suçlu değilse neden gizlice salondan kaçmaya çalışıyordu?"
"Onlar odama nasıl geldi bilmiyorum" dedi Zerrin.
Babam annemi bırakmış Zerrin'e yönelmişti. Annemi ise babaannem ve dedem sarılarak koltuğa oturtmuştu. Salon çok kalabalıktı.
"Zerrin anlat seni dinliyorum?" dedi babam. Ağlamaktan kızarmış gözleri ile sert bakıyordu.
"Aziz, benim hiç bir suçum yok. Bu olanlar bize karşı yapılmış bir oyun" dedi Zerrin. Saçı başı dağılmış, prişan görünüyordu. Babam ona aldırış etmeden, verdiğim adresten bulupta getirdikleri çifte döndü.
"Anlatın bütün olanları. Yoksa buradan sağ çıkamazsınız" dedi. Elif ve Yasemin korkulu gözlerle olup biteni izliyordu.
Adam konuşmaya başladı.
"Ben Zerrin hanımın babası Erhan beyin yanında çalışıyordum. Yirmi yıl önce Zerrin bana çok cazip bir teklif sundu. Bir ev ve her ay hesabıma yatacak büyük miktarda para. Karşılığında sizin karınızı kaçırıp eve kapatmamı istedi."
Adamın konuşmasını Zerrin yılanının feryadı kesti.
"Ben ne yaptıysam senin yüzünden yaptım Aziz, senin yüzünden" diyerek bağırıyordu.
"Sen beni bu kadın için terkettin."
"Demek suçunu kabul ediyorsun Zerrin.
Ben seni kimse için terketmedim, bunu sen çok iyi biliyorsun. Sen hep böyle bencildin. Sen ne yaptın böyle ya. Bu kadarını yapacağın aklımdan bile geçmezdi" diyerek tekrar adama döndü.
"Devam et" dedi.
"Karınızı kaçırdıktan sonra Zerrin'in bizim için aldığı Tekirdağ da ki eve yerleştik." Adam konuşurken yüzü kızarmış alnından terler akıyordu. Belli ki başına geleceklerden korkuyordu.
"İlaçlarla beynini uyuşturuyorduk. Zamanla unutkanlık başladı, hafızası zayıfladı. Aradan bir sene geçmişti ki, Zerrin Melek'i öldürmemi istedi."
Araya yine Zerrin'in bağırış sesi girdi.
"Nankör, bunca zaman sana ne paralar yedirdim şerefsiz." Adamlar Zerrin'i zor tutuyordu olduğu yerde. Abim şok olmuş gibi bir köşeye çökmüş, dolu gözlerle olan biteni seyrediyordu. Alnındaki kan kurumaya başlamıştı. Gözüm Sarp'ı aradı. Biraz ileride beni izliyordu.
"Öldürecektim, ama karım bana mani oldu. Melek benim kızım ona bir zarar gelmesini istemem dedi." Karısı başını eğmiş ağlamaklı bir şekilde duruyordu. Demekki annem onun sayesinde hayatta kalmıştı.
"Bu zamana kadar birlikte yaşadık. Çevreden görenler kızımız zannediyordu. Sürekli ilaçlarla yaşadığı için beyni hep uyuşuktu bu nedenle kimseden yardım isteyemedi."
"Ben Melek'in öldüğüne şait oldum bunu nasıl başardınız" dedi babam. Sesi öfkeli ama bitkin çıkıyordu. Adam önce sessiz kaldı korktuğu her halinden belli oluyordu. Adam konuşmayınca, Aslan beyin adamlarından biri, silahını dayadı ensesine. Ve konuşmasına devam etti.
"Zerrin bir doktor ile anlaşmış. İlaç ile bir süreliğine nabız atışlarını durdurup öldü gösterdi. Gömdüğünüz cenaze ise başkasına aitti." Babamın sabrı tükenmişti, her an patlayacak bomba gibi duruyordu.
"Peki ya kızım ona n'oldu?"
"Kızınız doğunca, sizin emrinizde çalışan bir adamınız, Zerrin'in ısrarla öldür demesine aldırış etmeden onu birilerine evlatlık veriyor. Kızın nerede ne durumda olduğunu bilmiyorum."
Adamın sözleri bitince babam Zerrin'e döndü.
"Demek Melek'i zehirleyen de sendin" dedi Zerrin'e doğru bir adın atarak. Zerrin korkarak gözlerini irice açtı.
"Sana değil, bunca yıl senin bir yılan olduğunu göremeyen kendime öfkeliyim. Bize yaşattıklarının hepsini ödeteceğim sana. Beni sevdiğim kadından ve kızımdan ayırmanın, yirmi yılın hesabını soracağım sana" dedi bir adım daha atarken.
"Götürün şunları bodrum katına" dedi adamlarına seslenerek.
Zerrin'i ve karı kocayı adamlar çekiştirerek götürürken Zerrin bağırıyordu.
"Yapma Aziz çok pişmanım yapma....."
Aile doktorumuz Koray bey çağrılıp, babaannem ve hizmetli Hatice abla annemide alıp üst kata çıkmıştı. Annemi muayene edip durumuna bakacaktı. Annem hiç konuşmuyor, donuk bir şekilde etrafına bakıyordu. Sadece bana bakarken gözleri doluyor, sessizce ağlıyordu.
Babam, Aslan beyin karşısına oturdu.
"Teşekkür etmene gerek yok Aziz, bütün bunları gelinim için yaptım" dedi Aslan bey. Dönüp Sarp'a baktım, tatlı tatlı yüzüme gülümsüyordu.
"Aslan senden özür dilemeyeceğim. Aramızda yıllardır yanlış anlaşılma yüzünden çok savaşlar verdik. Ben sana nasıl inanmadıysam, sizde bana yıllar önce inanmamıştınız. Şimdi sana açıklama yapardım ama bu gün çok yoruldum" diyerek bana döndü.
"Bu gece gidin, yarın kızımı istemeye gelirsiniz" dedi.
Elimde olmadan gülmeye başladım. Sarp'a baktığımda oda gülüyordu.
"Eee dünür, biz kalkalım o zaman" diyerek Aslan bey ayağa kalktı. Onunla bir babamda kalkınca herkeste bir hareketlilik oldu. Mutluluktan ne yapacağımı bilemiyordum.
Gülümseyerek koştum, Sarp'ın boynuna sarıldım. O kadar sıkı sarılıyordum ki hiç bırakmak istemiyordum. Sesli bir şekilde gülümsüyordu. Heyecandan içim içime sığmıyordu. Ondan ayrılırken kolum omzundaki yarasına çarptı. Yüzünü buruştururken aklım çıktı yerinden sanki. Hangi ara üzerindeki çelik yeleği çıkarmıştı bilmiyorum.
"Özür dilerim Sarp isteyerek olmadı" dedim gözlerine bakarken.
"Valla bak, bir an çok heyecanlandım. Seni acıtmak istemedim" dedim.
Tekrar bir kahkaha attı.
"Beni öpersen belki seni affederim" dedi. Usulca yaklaşıp yanağına bir buse kondurdum. Gülümseyerek güzel gözlerine baktım. Ben bu adama aşıktım.