İçeriğe geç

Esir

Bölüm 37 · 21 dk okuma

Esir

Bölüm 37

30.Bölüm

İyi okumalar...

"Azra ben çok sıkıldım."

Nefesle doldurduğum yanaklarımda ki havayı bıraktım.

"Götünde kurt mu var kızım, otur oturduğun yerde."

Ters ters yüzüne bakmak istesem de sıkıldığım ve onu da sıkıntıma ortak etmek istediğim için şirince yüzüne bakmaya başladım.

"Bu bakışlar Ateş'e söker, bana sökmez kızım."

Ofladım.

"Azra cidden sıkıldım, hadi bir şeyler yapalım."

Dudağının kenarına bıraktığı kalemi dişlerinin arasına aldı ve dikkatle yüzüme baktı.

"Senin aklında bir şeyler var."

Gülümsedim. Nasıl da iyi tanıyordu beni.

"Dün Meran annenin tanıştırdığı kadınlardan birine denk geldim, ben tanımadım ama o beni tanıdı. Neyse işte bugün küçük çocuklara yardım için bir defile düzenleyeceklermiş."

Sözümü tamamladı.

"Ve sen de bunu düşünürüz diyip kendi kendine kabul ettin."

Hevesle başımı salladım. Göz devirdi.

"Kızım peki ya Ateş?"

Omuz silktim.

"Her yapacağım şeyi ona mı söyleyeceğim ben, hem o da söylemiyor."

Haklıydım. Içimden bir his yine de haber vermemi söylediğinde en azından bahane olarak telefonumu elime aldım, arayacağım sırada Azra'nın dikkatli bakışlarının altında arama kısmında üst kısımlarda olan isminin üstüne bastım.

'Zorba' aranıyor...

Cevapsız kaldığımda kaşlarımı çatarak dudaklarımın arasından küçük bir nefes çektim, parmaklarım ikinci bir hamle yaparak kısa bir mesaja karar kıldı. Sonunda ona haber vermek için aramıştım ama o cevap vermemişti, yine haklıydım:)

Ben-

Azra ile birlikte bir yardım kuruluşuna gideceğiz. Hadi bb.

"Hadi bb mı?"

Azra kafasını mesajdan kaldırıp hunharca ağız dolusu kahkahasını bıraktığında birkaç meraklı bakışın üstümüze dönmesiyle Azra'yı uyarı mahiyetinde çimcikledim. Acıttığım yeri ovalarken kısık bakışlarının altından bana bakıyordu.

"Bu işin sonunda yine kabak başımıza patlayacak diye düşünüyorum."

O da haklıydı. Haklı olmayı bırakmalıydık.

"Arkadan çıkalım da korumalar görmesin."

Azra göz devirerek beni onaylamakla yetindi, içimde garip bir macera merakı vardı. Ateş'i sinirlendirmek istiyordum bir yandan, bir yandan da alıştığım kaçamakları yapmak istiyordum. Ateş'in kızıp bağırması onun lehine olacaktı nihayetinde, benden vazgeçecek gibi durmuyordu.

Vazgeçmesini istiyordum.

Sağ salim, kimsenin gözüne çarpmadan arka turnikeden çıkıp gittiğimiz de ardıma onlarca defa bakmıştım. Azra o anlarda ise laf atmaktan başka bir şey yapmamıştı, ailemizden kaçıyorduk biz ve şimdi ne fark ederdi ki, diye soruyordu?

Kocamın mafya oluşundan bihaber olan canım arkadaşım.

Bir taksi bulduğumuzda gelişi güzel olmasına karşın yine de temkini elden bırakmamış etrafımı iyice kontrol etmiştim. Azra bu pinti hallerime yine konuşmak yerine homurdanmakla yetinmişti. Taksi durduğunda önünde durduğumuz oldukça büyük ve şık olan mekan tam da defile için tasarlanan mekan görünümünü taşıyordu. Taksiden ücreti ödeyip çıktığımız da karşımıza geleceğimizi haber verdiğim için bizi bekleyen bir adam ve kadınla karşılaşmıştık. Özellikle arka kapıdan girmiştik içeriye, önde ki gazetecilere yakalanmak baya kötü olurdu.

"Buradan efendim."

İçeriye girdikten sonra sekreter diye tahmin ettiğim bir kadın bizi ünlü moda tasarımcısına götürmüştü. Duvarları tablolarla dolu koridordan geçtikten sonra içi insan dolu bir yere girdik. Saçları ensesinden bağlanmış gözlüklü bir kadın bizi görünce gülümseyerek bize doğru gelmeye başladı, bakışları hem beni hem de Azra'yı detaylıca incelemişti. Gördüğü görüntüden memnun olan irislerinde ki parıltılar gülümsememi sağladı. Önce elini bana doğru uzattı, el sıkıştıktan sonra Azrayla aynı şekilde selamlaşmıştı.

"Son modellerim de geldiğine göre eksik hiçbir şey yok."

Gülümsedi daha sonra.

"Beni tanıyor musun bilmem ama ben İpek Ömür."

Başımı utangaçça yana yatırdım.

"Ben Arya Yankı."

Boğazıma oturan yumruya gözlerimi devirirdim de kadın yanlış anlayacaktı ama Ateş'in soyadını eklememiştim.

"Seni tanıyorum canım, Sedat Yankı'nın kızısın."

Evet anlamında başımı salladım. Küçük bir sohbetin ardından İpek hanım ve yanında ki birkaç kişi ile bir odaya girdik. Giymem gereken üç elbise vardı ve ben hayranca onlara bakıyordum. İpek hanım gerçekten harika bir tasarımcıydı. Beşinci sırada çıkacaktım ve Azra da ardımdan.



Elbiseyi kabinde üstüme geçirip aynadan bir süre kendimi inceledim, üstüme dikilmiş gibi tam oturmuştu. Gece mavisi rengindeydi. Dalgalı eteği, dantel detaylarıyla muhteşemdi ayrıca sırt dekoltesi ayrı bir hava katmıştı. Elbiseye her yönden puanım onda on! Azranın bana seslenmesiyle kabinden çıkıp ona döndüm. Azranın üstünde ki gri mavi karışımı elbiseyi incelerken o beni aynadan görüyor ama tepkisiz bana bakıyordu. Harika gözüküyordu.



Bana gülümseyerek döndü ve ıslık çaldı, onun gibi yaparak onu süzdüm. İkimizde kahkaha atarken ilk konuşan Azra oldu.

"Ateş çoğu şeyi kaçıracak."

Kıkırdamasına sinirlice sırıttım.

"Sanki görse ne olacak? 'Git çıkar onu Arya Yakar!' Yakarmış gerizekalı!"

Sesimi aynı onun sesine benzeterek çıkarttığım için kahkaha atan Azrayı inceleyip bende güldüm. Kapıyı çalan kişiye baktık beraber. Beş kişilik bir kuaför ekibiydi, neyseki alışkındım(!)

Kızlardan biri başını yana eğerek Azrayla beni süzdü, sonra eliyle koltukları gösterdi. Saçımı bir erkek ellerinin içine alıp nasıl bir model yapacağı şekilde konuşmaya başladı. Başka bir kızda yüzüme eğilmiş makyajlı olup olmadığına emin olmak istiyordu. Sonunda emin olunca sade bir makyaj yapacaktı. Zaten maske takacağımız için makyaja gerek olmadığını söylesem de ona bırakmamı söyledi. Azraya ise üç kişi bakıyordu, ben kendimi onların eline bırakırken Azra kendisine uygun yapılmasını istiyordu, şaşırmadım canım dostum hep aynıydı. Saçımın ve makyajımın yapılması yarım saati alırken yanımıza İpek hanım geldi.

"Kızlar zaten hayır için bunu düzenliyoruz ve böyle bir karar aldım, maske elbiselerinize uygun olacak. Sıkıntı çıkmayacağına eminim."

Başımı yavaşça sallayarak onu onayladım. Her şey bittiğinde ayağa kalkmamı söyleyen adama uyarak kalktım. Herkeste hayran ifadesini görünce direktmen Azra'ya baktım. O da bana bakıyordu.

"Tatlım ikiniz bu iş için yaratılmışsınız bence kesinlikle bu işi yapmalısınız. Çok güzel yerlere gelirsiniz."

Konuşan İpek hanıma baktıktan sonra tekrar Azraya baktım. Düşüncemi anlamış olacak ki gülümsedi.

"Yanımızda iki medeni(!) adam olmasaydı olurdu belki de ama maalesef."

İpek hanım anlamış olacak ki sesli bir kahkaha attı.

"Ahh o erkek cinsiyeti kadınların vucüdunun sadece onların olmasını istiyorlar."

Gözlerimi yere diktim, Ateş'ten bahsetmek şu an isteyeceğim son şeydi.

İpek hanımın yönlendirmesiyle odanın diğer köşesinde bulunan maskelere yürüdüm. Yüzüm ne kadar az görünürse o kadar iyi olurdu. Azra da benim gibi düşünmüş olmali ki elime aldığım bütün yüzü kaplayan maskelerden birini de o almıştı.



Aynanın önüne geçtiğimde bir tane kız maskeyi bağlamama yardımcı oldu. Sadece kahverengi gözlerim görünüyordu. Cidden hem elbiseye hem de maskeye bayılmıştım. Azranın beyaz be gri rengindeki maskesinin altındaki yeşil gözlerine kıkırdayarak baktım. Çok yakışmıştı ama yeşil gözleri buradayım diye bağırıyordu. Dışardan izliyor olsam Azrayı sadece gözlerine bakarak bile tanıyabilirdim. Umarım Duman tanımaz, yani Dumanın defile izlemesi kadar saçma bir şey varsa o da Ateşin izleyecek olmasıydı.



Sonunda zaman geldiğinde bir kaç kişi üstümüzde son rütüşlarını yaparak bizi sahneye çıkan yola ilerlettirdi. Azra benden önce çıkacağı için ona avucumun içini öperek gönderdim. Bizi farklı yerlere getirmişlerdi, o farklı bir yolda bende farklı bir yolda gidecektim. Oda bana aynı hareketi yaptı. Önümdeki kişiler bitince dik durup derin bir nefes aldıktan sonra piste adım attım. Onlarca loş ışığın altında yürürken gözlerimi sabit bir noktaya dikip yürümeye başladım. Mankenliğe özentim hiç olmamıştı ama Meran anne sayesinde böyle defilelere katılıyorduk. Manken olarak sadece birkaç kez katılmıştık ama bunun kadar önemli değildi. Platform da yürürken soğuk kanlılıkla yürüyüp diğer yoldan tekrar döndüm. Sanki sahneye adım attığım an o gürültünün yerini koca bir sessizlik almıştı. Kulağıma flaş patlamaları sesleri de gelmese yalnız hissedecektim.

Drake'in one dance şarkısı çalıyordu. Sonunda pistten indiğimde bir kaç kişinin yönlendirmesiyle diğer elbisemi giymek için kabine girdim. Fazla zamanım olmadığı için hızlı hareket ederken alnımı kabinin tahta kısmına biraz vurmuş olabilirdim. İnledikten sonra çarptığım yeri ovalayıp işime geri döndüm. Giyeceğim elbise bu sefer siyah ve bacak yırtmacı olan bir gece elbisesiydi. Bu elbiseler cidden harikaydı, hepsine tek tek bayılmıştım.



Zaman kaybetmeden kızlardan birinin uzattığı maskeyi alıp takmama yardım etmesine izin verdim. Bu sefer beyaz takmıştım ve kendimi incelememe fırsat bırakmadan tekrar defilenin yapıldığı alana yürüdüm.



Hızlı hızlı yürürken çarptığım gövdeyle dengemi kaybedecek gibi olsam da belimi tutan kişiye bakmaksızın hızlıca kollarından ayrıldım. Zaten ondan habersiz gelmiştim birde bir adamın kollarının arasına düşmüştüm. Yüzüne bakmayarak hızlı adımlarla ayrıldım oradan. Kokusu tanıdıktı ama o kokuya sahip çoğu kişi olabilirdi ayrıca hayır saçmalamayın o Ateş falan değildi, olmamalıydı. Yutkunduktan sonra derin bir nefes daha alarak piste adım attım. Yavaş ama bir mankenin hızıyla pisti geçerken kendimden emin, özgürdüm. Sınırlama yoktu, izin yoktu, ben vardım, Ateş yoktu. Dünya vardı dünya. Yarım bir dünya. Niye böyle düşündüğümü bilmesem de onsuz artık olamayacağını kabullendiğim içindi sanırım.

Platform çember biçimindeydi ama ortasında ki düz yol da insanların arasından geçiliyordu. Adımlarım birbiriyle uyumluydu, oraya adım attığım anda gözlerimi diktiğim yer değişmiş başka bir yere dönmüştü. Gördüğüm siyah irislerle büyük bir şaşkınlığa uğramıştım, gözlerimi açıp kapattığım da gördüğüm gözler orada değildi. Bakışlarımı orada gezdirsem de ondan hiçbir iz yoktu, üstümde onlarca göz varken maske olmamış olsaydı eğer neler olacağını düşünemiyordum. Sanırım kötü bir halüsinasyondu. Dönüşü bitirdiğim de çevreme yeniden bakındım ama onu görememiştim. Burada olmuş olsaydı eğer buna izin vermezdi zaten. Onu çok mu düşünüyordum ben? Orada beklemeyi bırakıp giyindiğim odaya ilerledim. Bu sefer daha fazla zamanım olduğu için oturarak soluklandım, giyeceğim elbise karşımda askıdaydı.



Düşünmem gereken şey oydu, en sevdiğim renklerden biriydi. Morun daha açık tonunda olan elbise aralarında en çok beğendiğimdi. Daha fazla zamanım kalmadığı için hazırlanmaya başladım, elbisenin üzerimde ki duruşu mükemmeldi. Aklımda sürekli dönüp dolaşan siyah irisleri düşünmemeye çalışmak onu daha çok düşünmemi sağladı. Odadan çıkarken yüzüme yerleştirdiğim simsiyah maskenin iplerini bağladım. Platformun başına geldiğim de sıramın geldiğini gördüm, adımımı yanımdan geçen mankenden sonra piste attım. Etrafımda o kadar kişi vardı ki Azrayla o zamandan beri karşılaşmamıştık. Ne kadar manken olduğunu tam olarak bilmesemde yaklaşık yüz kişi vardı. Bu son turdu ve defile bir saat kadar sürmüştü. Cem Adrianın sesi kulaklarımı dolduğunda pistte ki yürüyüşüm son bulmak üzereydi.

O an yeniden o hisse kapıldım, bakışların yoğunluğunu her zerremde hissettim. Bakışlarımı diktiğim noktadan ayırmamak için kendimi zorlasam da gözlerim bana ihanet etmiş bakışların yönüne çevrilmişti. Baktığım yerde hiçbir şey yoktu, boş bir yerdi. Ateş'i düşünüp durduğum için artık hayal görüyordum, bakışlarımı oradan çektim.

Pistten indikten sonra modeller ile bir arada durduk, Azra yanıma doğru geldi. Onu yürürken inceledim, bir mankenden farksızdı. Giydiği siyah ve sarı straplez, mini elbise uzun bacaklarını gözler önüne sermişti. Ona hayranlıkla baktım, en yakın arkadaşım bu kadar güzel olduğu için herkes öyle bakıyordu. Yanıma vardığında elimi tuttu, yandan bir bakış attı.

"Bana öyle bakma."

Gülümsedim, Ipek hanım konuşma yapıyordu.

"Sana aşık olduğumu anlarlar mı?"

Kıkırdadı.

"Karşılıksız olmadığını anlarlar."

Kocaman gülümsedim, bu kız beni güçlü ve iyi hissettiriyor. İpek hanım konuşmayı bitirdiğinde bize doğru geldi. Baş manken olan kızın elini tutmuş, ardından bize söylediği şey peşinden gitmemiz gerektiğiydi. Fakat biz beklemeye devam etmiştik, onların birlikte yürüyüşü bittikten sonra İpek hanım ikimizin ortasına geçerek birlikte yürümenizi söyledi. Dediğini yaparak aynı adımlar ve aynı hızla yürümeye başladık. Manken olmadığımız için göze çarparız sanmıştım ama pek bir farkımız yoktu. Yürüyüşümüz alkışlar eşliğinde son buldu, defile iki saat sürmüştü. Yaklaşık beş saattir buradaydık, bütün tebrikleri almış ve üstümüzü değiştirip İpek hanıma veda etmek için yanına gittik.

"Harikaydınız."

"Sizin sayenizde."

Biraz konuştuktan sonra dışarıya çıktık, yorulmuştum. Azra benden farksız değildi. Şoför koltuğuna geçtikten sonra birkaç saniye koltuğa yaslanıp dinlendim.

"Şu günü kazasız belasız atlattığımıza inanamıyorum."

Azra içime düşürdüğü kurttan habersizdi, kaşlarımı çattım. Haklıydı, Ateş'ten hiç ses seda yoktu. Telefonuma bakmayı akıl edemediğim için arka koltuğa bıraktığım çantamdan telefonumu çıkardım. Ateş'ten gelen üç arama vardı, seslice yutkundum.

"Olmuş olabilir."

Azra hızla bana baktığında yavaşça ona döndüm.

"Ateş aramış, üç kez."

"Arasana."

Telefona baktım, arama kısmındaydım hala.

"Zaten gideceğiz şimdi, gerek yok."

"Emin misin?"

Başımı salladım ve arabayı çalıştırdım, içimde kötü bir his var. Azra'yı evine bıraktıktan sonra eve gitmem biraz zamanımı almıştı. Arabadan indiğim zaman duraksamadan eve yöneldim. Kapıyı açan Aslıya sıcacık gülümsedim, aynı tepkiyi verdi.

"Hoş geldiniz Arya hanım."

"Hoş bulduk canım, Ateş geldi mi?"

Bu saatte gelmezdi ama cevap vermediğim için gelmiş olabilirdi.

"Hayır efendim hala gelmedi."

"Tamam canım, ben duş alacağım."

Odama girdiğim de duşa girdim direktmen, başımdan ılık su akarken vücudumun buna ihtiyacı olduğunu yeni anlamıştım. Gri renginde ki bornozu üstüme geçirerek havluyla saçlarımı sardım. Aynadan kendime bakarken yüzümü inceliyordum. Pembeleşmişti off hep yaşamak zorunda mıydım bunu? Banyodan çıkınca burnumu bir duvara çarpmıştım. Burnumu tutarken yüzümde duvarın elleri yerleşmişti, bir duvarın nasıl elleri var derseniz burada duvar Ateş'in göğsüydü. Ellerimi yüzümden çekip burnuma bakmasını beklerken o başıma bakıyordu. İrisleri gözlerimi bulduğunda yüzüne anlamamış bakışlar atıyordum.

"Alnına ne oldu?"

Elimi alnıma götürdüğümde baktığı noktaya dokundum. Hafif bir şişlik hissettiğimde aklımda ne olduğunu hatırlamaya çalıştım. Makyaj masasının biraz uzağında olduğumuz için başımı Ateşin gövdesinin yanından çıkartarak aynada şişmiş alnıma baktım. Banyoda farketmemiştim çünkü acımıyordu. Yanıt bekleyen Ateşe tekrar baktım. Kaşları çatık yüzü ifadesiz kısacası her zamanki Ateşti.

"Ne olduğunu hatırlamıyorum."

"Kendine zarar veriyorsun ve ne yaptığını hatırlamıyor musun?"

Başımı sallayacakken duraksadım.

"Ateş bak beni ne kadar tanıyorsun bilmiyorum da ben biraz şey biriyim."

Kaşlarını çattı, niye anlamıyordu ki? Nerede o zeki adam!

"Sakarım ama biraz."

"Sakarlık değil bu, dikkatli değilsin. Kendine zarar verdiğini bir daha görmeyeceğim."

Yüzümü somurtup başka tarafa çevirdim.

"Sanki kendi isteğimle zarar veriyorum. Psikopata mı benziyorum?"

Kendisi çok iyi anlardı psikopattan. Çünkü kendisi de bir numaralı psikopattı da. Alnımda ki şişliğe kısa bir öpücük bıraktıktan sonra yüzüme biraz daha yaklaştı.

"Bir numaralı psikopatının sana istemediğin şeyleri yapmasını istemiyorsan git üstünü değiştir."

Kollarının arasından sıyrılıp gitmek için hareketlensem de Ateş bana daha çok yaklaşmıştı. Beni duvara yaslayıp başını boynuma gömdü, yutkundum. Dudaklarını boynumda gezdirdi, başımı istemsizce yana yatırdım. Hiç beklemediğim bir şey yapıp dişlerini boynuma geçirince inledim, dudaklarımın arasından çıkan inilti kulaklarıma ulaştığında kıpkırmızı kesildim.



Bacaklarım titrediği için ayakta durmakta zorlanıyordum, Ateş'in koluna tutundum. Dilini gezdirdi tenimde, kötü hissediyordum.

"Ateş dur.."

Duraksadı, çekip gideceğini düşünsem de bir süre öylece durdu. Öptü sonra, gözlerimi kapattım.

"Git giyin şimdi, bir yere davetliyiz."

Öylece bırakıp gitti beni, boğazım kurumuştu. Kapıdan çıkışını izledim, garip hissediyordum. Dikilmeyi kesip bana ne dediğini hatırlamaya çalıştım. Bir yere mi davetliydik? Bunu yeni mi söylüyordu? Bugün ile ilgili bir şey de dememişti? Allahın odunu? Az önce ne yaşamıştık?

"Hayvan, hayvan, hayvan."

Tekrar o anları düşününce heyecandan kalbim daha da hızlı çarpmaya başlamıştı. Elimi kalbimin üzerine yerleştirip giyinmeye gittim. Sakinleşmem uzun sürmedi ama o etkisini üstümden hala aramamıştım. Haki yeşili bir gömlek, altına da siyah bir pantolon giydim. Ateş önemli bir yer değilmiş gibi demişti, umarım öyledir. Bugün yeterince elbise giymiştim, daha fazlasına gerek yoktu. Gömleğimin ilk üç düğmesini açıp saçlarımı da sıkı bir at kuyruğu yaptım. Yüzüme renk gelmesi için hafif bir makyaj yaptıktan sonra telefonumu alarak odamızdan çıktım. Aşağıya indiğim de çalışanlardan biri Ateş'in beni dışarıda beklediğini söylemişti.

Kapıyı açtığımda soğuk bir rüzgar yüzüme çarptı, soğukluğu hiç hesaba katmadığım için kapıyı daha kapatmadan içeriye geri döndüm. Montumu aldıktan sonra dışarıya çıktığım gibi ardımdan kapıyı kapattım, birkaç adım attıktan sonra bakışlarımı çevre de gezdirmeme gerek kalmadan onu görmüştüm. Kalçasını arabaya yaslamış elinde ki sigarayı içiyordu, onu gördüğüm de duraksayıp yutkundum. Orada olduğumu hissetmiş gibi göz göze geldik, ciğerlerine sigaradan bir nefes daha çektikten sonra gözlerini hiç çekmeden dumanı üfledi dudaklarının arasından. Durduğum yere doğru gelmeye başladı, yavaş adımlarını saydım içimden.

Bir,

İki,

Üç,

Dört...

Yanımdaydı şimdi, hiçbir şey söylemeden sigaradan bir nefes daha çektikten sonra bakışlarını benden çekip üfledi yine dumanı. Sigarayı yere atıp söndürdü ayakkabısıyla, derin bir nefes alıp kolumdan tutarak bedenimin bedenine çarpmasını sağladı. Dudaklarıma buse kondurduğunde dilini tadını almak istercesine alt dudağımda gezdirdi. Geriye hafifçe çekildi, aramızda hala santimler vardı. O keskin odunsu kokusunu sigara gölgelemeye çalışmıştı ama kokusunu duyumsadım.

"Şeftaliyi hiç sevmem."

Kaşlarımı çattım, nefes nefeseydim hala.

"Öğrendiğim iyi oldu."

Yüzüme kısa bir an baktı, dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm vardı. Ya da ben öyle sanıyordum. Ateş beni belimden tutarak arabaya doğru yönlendirdiğinde bakışlarımı arabaya çevirdim ve o an arabayı tanımıştım. Azra ile kaza yaptığımız araçtı bu, duraksadım birkaç saniye. Ateş gözlerini yüzüme çevirdi, bilerek o arabayı seçtiğine o kadar emindim ki. Yutkunurak adımlarıma devam ettim, arabaya bindiğimde bakışlarımı içinde gezdirdim. Kaza yaptığımız anda dışarıya fırlayan hava yastıklarının her an aynı şekilde çıkacağını düşündüm.

"Kemerini tak."

Yüzüne bakmadan dediğini yaptım, bir türlü yerine yerleştiremediğim aptal kemerim sinirimi daha çok bozarken Ateş ellerimi tutarak kemeri yerine yerleştirdi. Yola çıktığımız anda hızını arttırmaya başladı, etkilemeyeceğini düşünsem de nefesim kesilmeye başlamıştı. Sanırım araba o anda yaşadığım her şeyi bana tekrar tekrar yaşatacaktı. Artık hiç bir şeyi hızdan dolayı görmezken gözlerimi kapatıp sessizce konuştum, boğazıma bir şey baskı yapıyordu ve ben nefes almakta güçlük çekiyordum.

"Yavaşla biraz."

Ateşin bakışları üstüme düştükten sonra gaz pedalına biraz daha bastı.

"Ateş yavaşla."

Beni tekrardan önemsemediğini belirten bir ses daha duyuldu arabadan. Sesim çığlıktan farksız çıkmıştı ve Ateşin bakışları gözlerimi buldu.

"Nefes alamıyorum, yavaşla-"

"Korkmayı bırak."

Bakışları hala bendeydi ve araba hızından hiçbir şey kaybetmeden devam ediyordu. Gözlerimi yola çevirdiğimde bir ya da iki dakika sonra varacağımız viraja baktım.

"Ateş önüne bak!"

"Bana güveniyor musun?"

Yüzüne hayretçe baktım. Manyak yemin ederim manyak!

"Ateş bak-"

"Bana güveniyor musun?"

Sesi daha sert ve ciddiydi.

"Güvenmiyorum."

Ölebilirdim şimdi ama kendisinin de bildiği gerçeği yalanlayamazdım.

"Korkmayı bırakmışsın."

Araba birkaç saniye içinde yolun ortasında durdu, gözlerim dolu dolu çevreme baktım. Ellerim titriyordu hala.

"Neyi kanıtlamaya çalıştın şimdi?"

Başını yana eğip ifadesizce baktı.

"Seni sana kanıtladım."

Yutkundum, öfkeyle gözlerine döndüm.

"Neden böylesin?"

Kolunu direksiyona yaslayıp bana iyice döndü.

"Nasılmışım?"

"Senden nefret ediyorum."

İçimde dönüp duran tek duygu buydu, ona karşı duyduğum nefret.

"Senden nefret ediyorum!"

Bu sefer bağırdım. Hiçbir ifade gezinmeyen yüzünde en ufak bir değişim olmadı. Bu daha çok canımı yakarken kapıyı açmaya çalıştım ama kilitliydi.

"Aç şu kapıyı!"

"Sesini alçalt."

Şurada onu parça pinçik etmek istiyordum sinirden yerimde kudururken hiçbir şey yapamadığım için bağırdım.

"AÇ ŞU KAPIYI!"

Ellerimi arabanın yüzeyine bir kaç kez geçirdikten sonra beni kollarımdan tutup kucağına aldığında debelenerek ondan kurtulmaya çalışıyordum. Öfkem bu kadar çabuk pes etmemden nefret etmişti.

"Benden ne istiyorsunuz siz, ölüyorum görmüyor musun?"

Başımı yukarıya doğru kaldırdı, dolan gözlerim siyah irislerini bulanık görüyordu. Yorgundum, hem fiziksel hem de ruhsaldı bu yorgunluk.

"Korkmandan nefret ediyorum."

Yutkundum.

"Bilmiyor olabilirsin ama normal insanların korkuları vardır Ateş, böyle yaptığında korkumu geçirmiş mi oldun? Sadece daha fazla korktum."

Çenemde ki eli hafifçe gezindi tenimde.

"Alışacaksın güzelim, alıştığında korkmadığını da göreceksin."

Beni kendisine benzetmeye çalışıyordu.

"Ben böyle iyiyim."

Konuşmasına izin vermeyecek üstünden kalktım ama kalktığım gibi kucağına tekrar oturmam birkaç saniye sürdü. Arabanın tavanına başımı çarpmıştım, inleyerek vurduğum yeri ovalamaya başladım.

"Bir kez de lafımı dinle be kadın!"

"Yok yok size gerek yok. Ben kendi kendimi zaten bir şeyler yaparak öldürürüm."

Son kelimemle bana ters ters baktı, alnıma baktıktan sonra diğer tarafa eğilerek krem çıkarttı. Kucağında olduğum için onunla hareket ediyordum. Alnıma krem sürdükten sonra vurduğum yeri öptü.

"Saçma sapan konuşma."

Gözlerimi görmediği için devirmiştim. Havanın kararmaya başladığını farkettiğimde hala aynı şekilde Ateşin kucağında ve boynunda duruyordum.

"Yemeğe gitmeyecek miydik?"

Beni yerime oturtmak için pek çaba sarfetmemişti. Bakışlarımı Ateş'in üstünde fazla tuttuğum için bakışlarımı ondan çekip aynada yüzüme ve saçlarıma baktım. Yüzümde pek bir şey yoktu ama saçlarım acınasıydı. Saçlarımı açıp tekrar örecekken buna engel olan Ateşin iri eline baktıktan sonra yüzüne döndü bakışlarım. Saçıma da karışma be adam!

"Saçların açık olduğunda kokunu daha rahat soluyorum."

Beni her seferinde şaşırtmayı nasıl başarıyordu?

"Saçımı istediğim gibi yaparım."

Bana kısa bir bakış attıktan sonra elini yüzümden çekti, saçımı düzeltip koltukta daha rahat bir pozisyonda oturdum. Yarım saatin ardından ikimizden de ses çıkmadı. Araba durduğunda geldiğimiz yere baktım. Kapının açılmasıyla arabadan indim. Karşıma çıkan restorant değildi. Konaktı bu, kocamandı ve tüylerimi ürperten bir havası vardı. Belimde ki yerini alan Ateşle hiç girmek istemediğim eve doğru yürüdük. Kimin evi olduğunu bilmiyordum. Kapının önüne geldiğimiz anda açılan kapıdan görünen kadınla karşılaştık.

"Hoş geldiniz Ateş bey."

"Hoş bulduk."

Ateşten bir ses çıkmayınca zorla gülümseyerek ben cevap vermiştim. İçeriye giriş yaptığımızda karşıma çıkan hole göz gezdirdim. Haddinden fazla şıktı, göz yorucuydu. Yürümeye başladığımız da önümüze çıkan kocaman yeşilin koyu tonlarında döşenmiş salona baktım. On iki kişilik bir masaya ve çevresinde oturmuş kişilere baktım. Şaşkınlıkla onlara bakarken masadan kalkıp bana doğru gelen adama doğru yürüyüp sıkıca sarıldım. Başımın üstünü uzunca öptükten sonra kocaman gülümseyerek arkasında kollarını açmış amcama da sıkıca sarıldım. Bir elim babamın elinin içindeyken diğer kolum amcamın boynuna sarılmıştı. Beklentiyle etrafa baksam da karşıma Cengiz değilde Ateş'in anne babası ve tanımadığım bir adam çıktı. Canan teyze bana doğru gelince amcamı bırakıp ona samimice sarıldım. Selim amcanın açtığı kollara bakarak gülümsedim ve onada sarıldım. Ayağa kalkan ve gerçekten Ateşe çok benzeyen kişiyle göz göze geldim. Canan teyze elimi sıkıp kulağıma fısıldadı.

"Ateş'in dedesi."

Gülüşüm donsa da silkelenerek Ateşin dedesine yaklaştım. Elini öpüp alnıma koyduktan sonra nedense bana attığı bakışları hiç beğenmemiştim.

"Torunum bizi tanıştırmaya değer bulmadı ama ben kendimi tanıtayım. Ben Derin Kemal Yakar."

Hala şaşkındım Ateşin bir dedesi vardı ve ben bunu yeni öğreniyordum. Ateşe baktığımda dedesine ifadesizce bakıyordu. Geldiğimiz yerden ses geldiğinde başımı o tarafa çevirdim. Cengiz beni gördüğü anda değişen ciddi ifadesini bırakıp kocaman gülümsedi. Yavaşça ona doğru yaklaştım. Tam ona sarılacakken karnıma dolanan kolla ondan bir adım geriye gittim. Ateş beni tutmuş ve ona sarılmamı engellemişti. Ateş'e olan sinirim daha da artmıştı, onun kollarının arasındayken Cengiz'e sarıldım. Masada ki yerlerimize geçtiğimiz de tam karşımda oturan Cengiz bana göz kırptığında gülümsemem genişledi. Ailemle buluşmak bana büyük bir mutluluk vermişti, onlara bakmaktan kendimi alamıyordum. Üstümde rahatsızca gezinen bir çift siyah göz vardı. Ateş değildi bu, dedesiydi. Ondan hoşlanmamıştım, Ateş herkese karşı ördüğü duvarları ona karşı da örmüştü. Dakikalar geçmişti ama hala gelen giden yoktu, sanırım Duman'ı bekliyorduk. Salonda bize doğru yaklaşan adım sesleriyle bakışlarımı oraya çevirdim, sanırım gelmişti.

Duman zannettiğim kişiyi gördüğüm de yüzüm kasıldı, şaşkınca gelen kişiye baktım. Bakışları ilk yanımda ki kişiye daha sonra da masanın başında oturan kişiye dönmüştü. Yüzünde ki sırıtma midemi bulandırmıştı, Ateş onu öldürmemişti evet ama burada da karşımıza çıkacağına inanamamıştım. Sancak sinsi bakışlarını hepimizin üzerinde gezdirdi, üstümde bir tık daha fazla duraksamıştı.

"Hepinize iyi akşamlar müstakbel ailem ve ailemin yeni üyeleri!"

Ateş'e baktım, beklediğimden daha tepkisizdi ve bu beni daha fazla korkuttu. Bakışlarını dedesine çevirdikten sonra bakışları bana döndü. Meraklı bakışlarımı görebilmişti ama sadece bakmakla yetindi. Sancak'ın selamını dedesi dışında kimse almamıştı. Ailem merakla bizi izliyordu, Cengiz ise yüz ifademden ters bir şeylerin olduğunu anlamıştı. Sancak Cengiz'in yanına yani tam Ateş'in karşısına geçti. Herkes huzursuzdu bunu bozan yeniden salondan gelen ayak sesleriydi. Duman göründüğü zaman ona baktım.

"Geç kaldığım için üzgünüm."

Pozitifti her zaman, yüzünde ki gülümseme hiç eksik olmazdı.

"Sorun değil minik kuzenim, ben de yeni geldim."

Duman sesin sahibine baktığında yüzü saniyeler için de değişti. Duman'ı pek ciddi göremezdim ama şuan öyleydi. Öfkesini buradan bile hissetmiştim.

"Bu itin burada ne işi var?"

Bağırması bütün evi sarsarken Sancak kısa bir kahkaha attı. Sadece Ateşle aralarında sorun yoktu demek ki?

"Duman terbiyeni takın!"

Bu sefer konuşan Derin beydi. Ona yutkunarak baktım. Zavallı ailem hiçbir şeyden haberleri yok olanları izliyorlardı, ki benimde pek bir bilgim olduğu söyleyemezdim. Ateş durgun ve olağanca sert bir ifadeyle dedesine bakarak konuştu.

"Duman otur."

Duman başını sağa sola doğru sallayarak hırsla masaya doğru geldi. Canan teyzenin yanında ki sandalyeyi sertçe çekerek yerine oturdu. Tam her şey sakinleşti derken yine konuştu Sancak.

"İşte böyle söz dinle, minik!"

Alaylı sözlerinden sonra Dumanın nasıl o tarafa geçtiğini bile anlamadan Sancak'ın yüzüne bir tane yumruk atmış ve onu yerle buluşturmuştu. Şaşkın bir ifadeyle izlerken Sancak Dumanın yüzüne vurduğunda ağzımdan çıkan çığlığa engel olamadım. Ateş sakin bir ifadeyle olanları izlerken yüzüne baktım.

"Ateş bir şey yapsana!"

Ateş umursamazca yüzüme bakıp tekrar o tarafa baktı. Babam ve amcam onları engellemek için kalksada Ateş izin vermemişti.

"Ateş o senin kardeşin!"

"Bırakta kimin minik olduğunu ona göstersin."

Yüzüne şaşkınca bakıp tekrar Ateşin izlediği noktaya baktım. Bu adam beni sınıyordu. Duman Sancak'ın üstüne çıkmış ardı ardına vurmaya devam etti. Dedesi Ateşe onları ayırması için bağırırken Ateş umursamazca aynı yere bakmaya devam etti. Yerinden hızlıca kalkıp dedesinin yanına ilerledi. Kulağına her ne söylediyse Derin beyin yüzündeki ifade sertleşti. Ateş Dumanın kolunu hiç uğraşmadan tutup adamın üstünden kaldırdı. Bakışlarım yerde yüzü gözü tekrar açılmış yaralarındaki kana bakarken midemin bulandığını hissettim. Ateşin üstümdeki bakışlarıyla ona baktım. Bana baktıktan sonra Cengize dönüp konuştu.

"Onu dışarı çıkart ve ben gelmeden de yanından ayrılma."

"Büyük bir zevkle!"

Alayla karışık söylediği sinirli sözlerden sonra bana doğru gelen Cengizin beni çıkartmasını istemesem de onunla konuşmanın daha iyi olacağına karar vermiştim. Gözlerim tekrar yerde ki kanlı yüze kaymıştı, ağzının kenarından kan geliyordu ama o gülüyordu. Manyak hepsi genetik manyaktı. Kolumdan tutan kişiye uyarak ardından dışarıya çıktım. Dışarı çıktığım anda kollarımı beline dolayıp göğsüne başımı yasladım. Kıkırdayarak bana sıkıca sarıldı. Nedense sadece biz çıkmıştık. Ama memnundum Cengizi çok özlemiştim ve ona gerçekten ihtiyacım vardı. Bir süre daha öyle kaldıktan sonra beni kendinden ayırıp arabanın olduğu tarafa çekti.

"Ateş ilk defa bir işe yaradı."

Söylediği şeye kıkırdadım. Başımı omzuna yaslayıp arabanın kapotuna yaslandım. Bir süre sessiz kaldıktan sonra sesinin kısık çıkmasından anlamıştım, sinirliydi hemde çok.

"Zayıflamışsın."

Yutkundum.

"Sürekli spor yapıyorum. Baya kilo almıştım."

"Arya güldürme beni kilo almak için bir zamanlar uğraşan kızsın sen."

"İyi işte şimdi de vermek için uğraşıyorum."

"Arya iyi misin gerçekten? Kafayı yiyeceğim düşünmekten!"

Cengizin elini tutarak konuştum.

"İyiyim merak etme sen beni. Beni bırakta evde kalacaksın, hala bir kız yok ortalarda. Yoksa varda benle Azra'dan mı saklıyorsun?"

"Arya konuyu değiştirip durma!"

Bağırdığında ondan uzaklaşmıştım birkaç adım, verdiğim tepkiyle anında pişman olmuştu. Yanıma yaklaşıp koluma dokunduğunda başımı çevirerek yüzüne baktım.

"İyiyim ben, beni merak etmenize gerek yok. Ateş'e alıştım ve bir gelecek kurmaya karar verdik, tamam mı? Ayrıca beni her gördüğünüz de bu soruyu sormaktan vazgeçin artık, iyi olsam dahi kötü oluyorum."

İyi değildim, olmayacaktım.

Elini yüzüme doğru uzattığında sağ gözümden akmış olan yaşı silecekken geri çekilerek izin vermedim. Adım sesleri yaklaştığında başımı yukarıya doğru kaldırdım, gülümsedim. Ateşin yanlış bir şey yapmasını istemiyordum. Ateş kolunu belime sardıktan sonra Cengize başıyla selam verip beni arabaya yönlendirdi. Yüzüme baksa da bakışlarımı umursamıyormuş gibi başka yere çeviriyordum. Arabaya bindiğimde o da yerini almıştı. Dışarıdan bizi izleyen aileme el sallayıp hala pişmanca bakan Cengize gülümsedim. Suçlu hissetmesini istemiyorum, peki suçlu kimdi? Yanıma baktım.

Karanlıklarla dolu kuyu gözleri ve onun için yaratılmış gibi siyah renklerine bürünmüş olan adam mıydı, suçlu kimdi?

🖤

Yeterince uzun oldu bence, ayrıca sizce de suçlu kim?

Sizi seviyorum...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.