Esila, her gözlerinde bir deniz saklı, derin ve hüzünlü. Yirmi beş yaşında, hayalleriyle dolup taşan bir genç kadın. İçindeki ateşle yanıp tutuşan bir şair. Kalemi, aşkı, özlemi ve hayatın zorluklarını kelimelere dökerken, hayal dünyasında kaybolmuş gibi görünüyor. Selim ise yirmi sekizinde, kararlı bir mühendis. Onun da içinde bir ateş var; ama bu ateş, Esila’nın kelimeleriyle yanıyor. İki ruh, aynı gökyüzünün altında birbirlerini bulmayı bekliyor.
Küçük bir kasabada, eski bir bahçeli evde, Esila ve Selim’in yolları bir gün kesişti. İlk karşılaşmaları, bir kış sabahıydı. Selim'in, Esila’nın yazdığı bir şiiri okuduğu gün, kalbinin derinliklerinde bir şeylerin yerinden oynadığını hissetmişti. Esila, Selim’in gözlerine bakınca, o anı ölümsüz kılmak istemişti. İkisi de birbirlerinin hayatında, bir eksik parça gibi hissediyordu; buluşmaları, kaderin bir oyunu gibiydi. Ancak hayat, her zaman kolay değildi. Ailelerinin karşı çıktığı bir aşkın ortasında buldular kendilerini. Esila’nın ailesi, onun bir şair olmasını, Selim’in mühendis olmasından daha az değerli buluyordu. Selim’in ailesi ise, kızın hayatındaki belirsizlikten korkuyordu. Zorluklarla dolu bir yoldan geçmeleri gerekti, ama aşkları her engeli aşacak kadar güçlüydü.
Bir yaz akşamı, rüzgarın hafifçe esmesiyle birlikte, Esila ve Selim bahçelerinde otururken, Esila bir şiir yazmaya başladı. Kalemi kağıda sürtünürken, her kelimenin arkasında Selim’in sevgisini hissetti. O an, Selim ona yaklaşarak, "Biliyor musun, eğer her şey yolunda giderse, üç çocuğumuz olacak," dedi. Esila gülümsedi, "Ve her birinin adı bizim şiirlerimizden birine ait olacak." Günler geçtikçe, zorluklar azalmadı ama aşkları daha da güçlendi. Aileleri, sonunda onların mutluluğunu gördükten sonra, kabullendi. Düğünleri, kasabanın en güzel baharında yapıldı. Herkes, bu efsanevi aşka tanıklık etmek için oradaydı.
Yıllar sonra, Esila ve Selim, bahçeli evlerinde üç çocuklarıyla birlikte yaşıyorlardı. Çocukları, birbirinden güzel isimler taşıyordu: Aylin, Güneş ve Aras. Her biri, Esila’nın şiirlerinde geçen kelimelerden ilham almıştı. Bahçelerinde koşuştururken, minik kedileri de onlara eşlik ediyordu. Bir gün, Esila çocuklarına gökyüzünü göstererek, "Biliyor musunuz, yıldızlar da aşkı anlatır," dedi. Selim, ona gülümseyerek, "Ve biz, her zaman birlikte parlayacağız," diye ekledi. Aşkları, her zorluğa rağmen, büyümeye ve parlamaya devam ediyordu. Zaman geçse de, Esila’nın kalemi asla durmadı. Her gün yeni bir şiir, yeni bir duygu ile dolup taşıyordu. Aşk, onların hikayesinin her sayfasında yazılıydı. Ve bu hikaye, asla sona ermeyecekti.



