İçeriğe geç

Esil

Bölüm 1 · 48 dk okuma

Esil

Bölüm 1

Seçilen

Sonunda buradan kaçmanın bir yolunu buldum dedim içimden.

Bu okul bu insanlar hepsi gördüğüm rüyalara benziyordu.

Kaçarken elime aldığım tek bir şey vardı pembe patenlerim.

Küçücüklerdi buraya getirildiğimde herkesin üzerimde büyük bir beklentisi olduğunu öğrendim.Oysaki ben bir çocuktum.Sinan adında bir adam geldi yanıma.Adam değildi henüz on beş yaşlarındaydı.

Benden tam dokuz yaş büyüktü.

Henüz altı yaşında bir çocuktan ne istiyo olabilirlerdi.

Okulun arkasındaki ormanda ardıma bakmadan koşuyordum.Bana ne oluyordu böyle?Burası neresi?

Sinan abi bana "Evet biliyorum inanması güç ama sihir var ve sen bu dünya için seçildin"demişti.AmIa ne demekti ki bu?

Ormana iyice girdiğimde söylenenlerin aksine buradan korkmuyordum.Bir şeyler beni çekiyordu.

Herkes buranın iyi taraf için korkutucu olduğunu söylüyordu.

Bide o vardı tabi karanlık güç kullananlarda eğitim görüyordu ama farklılardı.Değişik olan bunun doğuştan olduğuna inanmalarıydı.

Bir ağacın kenarına oturdum.

Ensemde bir nefes hissettim korkuyla arkama döndüm.

At mı?

Ama normal bir at değildi simsiyahtı ve henüz yavru olduğu belliydi.

Önüme geçti ve göz göze geldik.Hadi ama bir tek boynuzu eksik.

Elimi uzttım o kadar güzeldiki.Sanki karşımda henüz küçük ama çok güçlü bir varlık var gibi hisettim.

Sanki zaman ilerledikçe çok güçlü olucak gibi.

-Merhaba

Öyle uzun baktı ki bana ama o sadece bir attı ve garip bir şekilde geleceği görür gibi bakıyordu.

Arkamda bir ses duydum at hızla uzaklaşmaya başladı ve daha sonra gördüğüm şeyle gözlerim açıldı atın kanatları mı vardı?

-Esil

Sinan abinin sesiydi.

-Burdayım

Beni görünce gülümsedi ve diz çöküp ellerimi avuçlarına aldı.

-Hadi ama ormana girmemeliydin hadi gidelim profesörler ve eğitmenler öğrenci seçicekler.

-Sinan abi?

-Efendim

-Atlar uçabilir mi?

Güldü.

-Hangisine inanmak istiyorsan o olur Esil.Eğer uçmaları daha çok hoşuna gidiyorsa uçarlar.

-Sihir böyle bir şey mi?

-Aslına bakarsan büyü çok daha karmaşık ve bu kadar sevimli değildir her zaman.

Bu kadar sevimli olmadığını yakın zamanda öğrenicektim.

Henüz dört yaşındaydım dünyada sıradan ve oldukça güzel bir ailenin çocuğuyken nasıl olurdu da buraya gelmiştim ki?

O gece okula döndük.Okul inanılmaz büyüktü.

Odama yerleşmiştim hala aklım almıyordu daha dört yaşında bu kadar şeyi nasıl bilebilirdim ki.

Sinan abi bana buraya gelen çocuklara eğitim görebilmeleri için bir büyü yapıldığını ve her şeyi anlayabildiklerini söylemişti

Odaya benim yaşlarımda bir kız girdi.Yüzünde gülümseme yoktu hırsı verdiği enerjiden dahi belli oluyordu.

-Merhaba

Şaşırdım beklemiyordum.

-Merhaba

-Ismin ne?

-Esil senin

-Merve

Ben üst ranzadaydım oda dört kişilikti ve Merve hemen alt ranzaya yerleşti.

-Buraya nasıl geldin Esil?

-Bundan bir ay önce gözlerimi açtığımda burdaydım ve insanlar bana seçildiğimden ama kız olmamam gerektiğinden bahsetti.

-Sen seçilen kızsın sihirsiz bir dünyadan gelen.

Kafa salladım.

-Zaten burdaki her şeyin rüya olduğunu düşünüyorum.

Güldü.

-Nerede bende o şans

-Peki sen nasıl geldin?

Tam konuşucaktı ki Sinan abi geldi.

-Esil birazdan yanıma aşağı kata inebilir misin?

Kafa salladım.

Gülümseyerek çıktı.

-O Sinan mı?

Büyük bir heyecanla söylemişti.Kafa salladım.

-Sen ciddi misin?Onu tanımıyo musun?

Olumsuz anlamda kafa salladım.

-O çocuk henüz on beş yaşında yüz yirmi seviyeye geldi.o kadar güçlü ki beş yaşından beri bu okulda ayrıca zeka seviyesi üç yüz ellinin üstünde.

-Zeka seviyesi ne be?

-Ah tabi bilmezsin aslında ilk ders bunu öğretirler bak şunu bil eğer zeka seviyen üç yüz ellinin üzerindeyse zekisin demektir ve böyleleri özel eğitilir iki yüz ellinin altı asalak olur.

Güldüm.

-Ve dört yüz ve üzeri ise

Sesi dondu yüzü düştü.

-Dört yüzün üstünde ne?

-Bu bir insan için çok fazla.Olan insanlarda pek sağlıklı değil çok düşünürler ve bu onları delirtir zekanın bedeli vardır Esil.Ve bunu ağır öderler.

Kafa salladım.

-Ben Sinan abinin yanına gidiyorum

-Tamam konuşmada görüşürüz.

Aşağı kata indim burası hakkında bilgi edinmek ilginçti.Aman canım zaten her şey bir rüya.

Koşarak inerken bir oğlan koluma çarptı

-Önüne baksana be

-Esas sen bak

O esnada göz göze geldik.

Ne?

Oda bana şaşkınca bakıyordu.Aynı boydaydık yüksek ihtimal aynı yaşlardaydık ve korkunç derecede benziyorduk.

Aynıydık sadece erkek halimdi ikizim gibiydi.Ama bu mümkün değil.

-Sen neden bana benziyorsun?

-Esas sen neden bana benziyorsun?

-Demek tanıştınız.

Sinan abinin sesiyle irkildim.

-Hadi odama gelin.

Onun peşinden odasına gittik.

-Oturun çekinmeyin.

Koltuğa oturduk.

-Öncelikle tanışın Esil bu Berk Berk bu Esil.

Hala anlamaz halde suratına bakıyorduk.

-Bak Berk büyük ihtimalle biliyo ama sen bilmiyosun Esil.

Tip tip baktım bende hiç bir şey bilmiyomuşum.

-Bu evrende belirli bağlar vardır.Sizdekide bir bağ ikizsiniz ama aynı anne babadan değilsiniz sadece fiziksel özellikleriniz değil zekanızda benzer birbirinize asla aşık olamazsınız.Bazen bu bağlar zamanla oluşur ama sizinki doğuştan.

-Ben küçükken annem anlatmıştı.

Dedi Berk ama bu nasıl olabilirdi ki?

-Evet o halde herkes toparlanıcak yukarı çıkabilirsiniz.

Ben önden hızla çıktım.Sanki bir şeylerden kaçmak istiyo gibiydim.

Giderken biriyle daha karşılaştım herkes ortak alana gittiği için biz kalmıştık.

Bana o kadar uzun baktı ki cevap vermem gerekti.

-Ne bakıyosun be

-Seçilen kız sensin

Göz devirdim.Yeter.

-Kendimi tanıtmadım ben Mert bu gün geldim.

Elini sıktım.

-Esil

Gülümsedi.

-Görüşürüz

Diyerek hızla yanımdan ayrıldı.

Bu esnada önümden adeta değişik bir varlık geçti.Bir şok daha hazır mıyız?

Sap sarı hafif uzun saçlar simsiyah gözler beyaz bir ten ve arşa çıkmış kulaklar.

Bu çocuk Elf.

-Şaka galiba.

Dönüp bana baktı diğerleri gibi yaşıt değildi biraz daha büyüktü yaka kartından dokuz yaşlarında olduğu yazıyordu.

-Ne şaka galiba?

-Sen sen bir elf sin.

Güldü.

-Sen hiç mi elf görmedin?

-Hayır

Gülümsedi.

-O halde ilkim.

Bende gülümsedim o esnada sanki bir enerji geçti aramızdan.Güven dolu bir enerjiydi.Kimdi bu çocuk?Hadi ama daha altı yaşındasın zilli ne aşkı.Kendi kendime güldüm aşk değildi elbette çocuklar aşık olamazdı.Ama bu buraya geldiğimden beri hissettiğim güvensizlik ve tehlike duygusunu alıp götüren bir şeydi.

Güven.

-Adın neydi bu arada?

-Esil.

-Can.Memnun oldum

-Bende.

-O halde daha sonra görüşürüz .

-Hoşça kal.

Koşarak yanımdan ayrıldı.

Bana verdikleri saate baktım toplanmaya on beş dakika vardı oraya erken gitmenin bir manası yoktu.Korkunç profesör ve eğitmen dedikleri adamlar hepsi gergin ve sinirli rahatsız hissetmiştim onların yanında.

Nefes almak için arka bahçeye çıktım o atı görmek istiyordum.Bende garip bir etki bırakmıştı.

Bahçeye çıktığımda dört grup oğlanın bir kişiyi aralarına almış dalga geçtiğini fark ettim.

-Hey hadi ama yüzü bile belli olmuyor şuna bakın.

-Yoksa sana dokunursak kararırmıyız?Ah sen kimseyi sevemezsin o halde.

-Annene bile sarılamıyo musun? Yazık

-Kötü bir şey olmalı vah vah.

Aralarındaki çocuk ağlayarak bağırdı.

-Hayır annemde benim gibi ona sarılabiliyorum yemin ederim kendi türümüze dokunabiliriz bir şey olmaz neden bana bunu yapıyorsunuz ben sadece farklıyım.Ve sevebiliyorum sadece dokunamıyorum.

Hayır Esil karışma.Karışıcaktım ve şu hayatta güvenebileceğim sırtımı yaslayabileceğim tek insanla bu sayede tanışıcaktım.Bir kere daha olsa yine yapardım.

-Hey ne yapıyorsunuz?Rahat bırakın çocuğu.

Benden üç yaş büyük ve karanlık taraf öğrencilerine sataşıyordum deliyim galiba.

-Hey şuna bakın erkek olması gerekirken büyünün olmadığı bir diyardan gelen minik kız bize sataşıyor.

kahkaha attılar.

-Sataşıyorum var mı bir diyeceğin?

-Ooo ne kadar cesursun bücür.

Çocuk hala ağlamaklıydı.

Gözlerine cesurca baktım karşımdakinin.

-Napabilirsinki bana?Bu sadece bir rüya ölürsem eve dönerim.

Yüzü karıştı.

-Buranın gerçek olduğunu anlayamıyor musun yani?

-Sence bu olabilirmi kendinize gelin evde otururken bir çizgi film izlemiştim periler vardı yani en fazla filmlerde ayrıca sencede henüz altı yaşında olan çocukların bu kadar şey bilmesi normal mi?Senin şu an ilkokul çağlarında diş çıkarıyo olman lazım.

Çocuk bana garip gözlerle baktı.

-Beyler hadi dağılalım bu kız çocuğu kafayı yemiş.

Kafayı yiyen onlardı.

Dağıldıklarında kafamı çevirip yerdeki Çocuğa baktım.Kısa kollu bir üstü vardı oda dört yaşlarındaydı ve ellerinden dirseklerine kadar simsiyahtı biraz daha baktığımda boğazınında öyle olduğunu gördüm.Ne tür bir şey bu.

Ona elimi uzattım.Tutmadı.

-Elini tutamam bilmiyor musun?

Kafamı olumsuz anlamda salladım.

-Hayır bilmiyorum neden?

-Bak biz biraz farklıyız bu dünyanın yaklaşık kırk milyonluk bir kesimi benim gibi yani elleri kolları ve boyunları siyah.Bundan yıllar önce bir kadın ve erkek lanetlenir ve onlardan doğan tüm çocuklar böyle olur.Kendi türümüz hariç kimseye dokunamayız.

-Dokunursan ne olur?

-Kararmaya başlar bedeninde iğne ucu kadar kararmayan yer kalmaz ve en sonunda rüyalar alemine dalar o alemde aklını kaybederek yok olur.

Gözlerim büyüdü.

-Sen ciddi misin?

Kafa salladı ayaklandı ve gözyaşlarını sildi.

-Nasıl bilmezsin ki?

-Ben sihirsiz bir dünyadan geliyorum.

-Sen şu yanlış gelen kızsın.

Güldüm.

-Aman canım her şey bir rüya.

Güldü.

-Harika avutma taktiği her şey rüya uyanınca düzelicek ve hiç bir şeyi kafana takmazsın.

-Hadi ama taktik değil.

Güldü.

-Burası rüya olamayacak kadar gerçek rüya olsaydı rüya olduğunu fark ettiğin anda etraf değişirdi ama bir değişiklik yok.

Yüzüne sert sert baktım.

-Elfler garip bir tür adı belli değil bana aynı benzeyen bir erkek ve uçan bir at sencede garip değilmi?

-Bu daha ne ki?

Etrafa baktım hiç bir şey değişmiyordu ve tenime değen rüzgarı hissediyordum.Ya rüya değilse.Hayır Esil bu elbette rüya büyü yok.Sadece gerçekçi.

-Ortak alana gidelim burada saat konusunda takıntılı olduklarını duydum.

-Hey önce tanışalım adım Esil

-Arda

Elimi uzatıcaktım ki gülümseyerek geri çektim.

Beraber ortak alana geldiğimizde Ardayı tıpkı onun gibi bir adam karşıladı o bir profesördü ve tıpkı arda gibiydi elleri ve boynu siyahtı birbirlerine dokunabiliyorlardı.

Arda yı ayrı bir tarafa aldı diğerleriyle temasa geçemezdi artık.

Bu can yakıcıydı.

Geldiğimde Merve ve Berk konuşuyorlardı.

-Esil bak karşı odamızdalar.

-Biz tanıştık.

Dedik Berk ile aynı anda ve aynı anda göz devirdik.Ve tekrar sesli nefes verdik aynı anda.

-Tamam bu ikileme son verelim merhaba ben Kaan.

Elini sıktım.

-Esil.

Kaan otuz iki diş sırıttı ne kadar ironik bir tipti bu böyle.

Gülümsediğinde bir şey fark ettim dişleri.Daha sonra yüzüne baktım beyaz ten siyah saçlar.

Gözlerim kocaman açıldı salon sessizleşmişken bir anda bağırdım.

-Sen bir vampirsin!!!

Bütün salon bir anda duydu ve hepsi gülmeye başladı.

Kaan şaşırarak baktı.

-Kızım sen ilk defa mı vampir görüyosun?

Merve açıklama yaptı.

-O sihirsiz evrenden geldi.

-Ama bu fazla elfler garip siyah elleri olan bir ırk vampirler uçan atlar kara büyüler dalga mı geçiyosunuz siz?

Arkadan can geldi.

-Biraz sessiz olman lazım canım bak herkes susmanı bekliyor.Tamam atlattığın büyük şok ama sabaha kadar seni çekemeyiz.

Donup kaldım cidden bütün salon beni dinliyordu.

Kasvetli bir ortamdı.

Ve müdür konuşmaya başladı.Oldukça sert görünüyordu ama esas yanındaki adam sertti.

-Hepiniz hoş geldiniz.

Çok soğuk bir hoşgeldinizdi bu.

-Ben okul müdürünüz Cenk.

Kırk yaşlarında dinç yapılı bir adamdı.

-Başperi okulu asırlardır güçlü savaşçılar yetiştirir .Karanlığa ve aydınlığa karşı bir bütün sağlar.Bu yıl katılanlar altı ve dokuz yaşlarında okula başlama yaşı budur elbette kimin karanlık kimin aydınlık tarafa yatkın olduğu doğuştan bellidir.

Bunu sanki bu olaya inanmıyormuş gibi söyledi yanındaki adam güldü.

-Eğitmenler hepinizi seçicek özel olanlarınız özel eğitilicek elbette ama ortak derslerinizde olucak.Okulun en belirgin özelliği şudur ki sadece bir tür yoktur elfler periler kurtadamlar vampirler bir çok tür içerir ve an itibariyle bir insan.

Bunu söylerken bana baktı.

-Fakat en önemlisi karanlığı ve aydınlığı beraber taşır ne kadar kaldığınız taraflar ayrıda olsa yıl sonu müsabakalarınız olucak ve er yada geç karşılaşacaksınız.Dostluğu da burada tadar insan.Hepinizin zeka seviyeleri ölçülücek ve ona göre sınıflandırılıcaksınız.

Sinan abi salona girdi ve müdürün yanına yerleşti.

Müdür kolunu omzuna attı ve ilk defa gururla gülümsedi.

-Sinanı duyanlarınız vardır kendisi yüz yirmi seviyeye ulaşmıştır ve tam on yıldır buradadır.Ayrıca kendisini ben eğittim ayağınızı denk alın.

Herkes gülüştü ama gözlerim bana inanılmaz dikkatle bakan eğitmendeydi ve bende onun gözlerine dik dik baktım.

Ne bakıyosun be.

Sinan abi sahneden indi ve büyük sınıfların yanına geçti.

Biraz sonra herkes salondan ayrılırken sinan abi beni yanına çekti ve burada kalmamı söyledi.Herkes çıktıktan sonra eğitmenler ben ve sinan abi kalmıştık.Hepsi zebani gibi başıma dikilmişti.

-Hadi ama Metehan ve işleri.Sihirsiz dünyadan gelen bir kız çocuğu.

Adam koluma dokundu.

-Minicik bir et parçası

Sinan abi önüme geçti.

-Söylediğiniz gibi küçük bir kız çocuğu onunla böyle konuşamazsınız.

-Kendine gel sinan bana saygı duy.

-Ama-

Lafını müdür böldü.

-Sinan seni ben yetiştirdim.Sakın unutma sana ne yaparsa yapsın sende emeği var onunla bu şekilde konuşamazsın şimdi git ve biraz çalış gücünü zorlamanı istiyorum.

-Emredersiniz efendim.

Hışımla çıktı.

-Bu çocuğu sen şımarttın Cenk.

-Kes sesini Serkan haklı değilsin.

Metehan dedikleri adam hala bana dikkatle bakıyordu.

-Neden burdayım herkes çok değişik elfler vampirler garip bir ırk uçan atlar hepiniz bir avuç delisiniz.

Müdür güldü.

-İnanmıyor musun gerçek olduğuna?

-Tabikide inanmıyorum bu bir rüya birazdan evimde uyanıcam ve annem beni anaokuluna götürücek saçma sapan savaşların olduğu ciddi ve gıcık eğitmenlerin olduğu bir okula değil.

Bana dikkatle baktı.

-Esil sana bir şey söylicem.

Ona baktım inançla evet rüya demesini bekledim.

-Burası hiç olmadığın kadar gerçek ama şunuda bil bazen rüyalar çok gerçekçidir ve ne kadar gerçek olursa olsun acıyı hissetmezsin ama burada acıyı hissedersin.

-Saçmalık.

-Konumuz bu değil diğerleri zaten bu dünyaya ait oldukları için iyi veya kötü olduklarını biliyorlar ama sen bilmiyorsun seni seçmemiz gerek.

Serkan dedikleri eğitmen konuştu.

-Altı yaşında dünyadan gelmiş küçük bir kız çocuğu tabiki iyilik diyecek bak bücür sakın iyilik deme ben bölüm eğitmeniyim hayatının hatası olur.

Güldüm.

-Ne yani sizin gibi bir adam aydınlık tarafta mı?

Kıkırdadım.

-Neye gülüyosun kız çocuğu?

-Benim bildiğim aydınlık taraftakıler iyi olur ama sizde pek göremedim sizce bu olabilirmi koca koca adamlarsınız kendinize gelin kimse doğuştan iyi veya kötü olmaz zamanla olur herkes iyidirde kötüdürde.

Yandan uzun ince kadın bir eğitmen konuştu.

-Metehan tıpkı kendi gibisini seçmiş tabikide doğuştan olur kim iyi kim kötü saçmalama çocuk iyiler iyidir kötüler kötü.

-Şimdi siz bana bu adamın

serkan denen adamı gösterdim.

-Saf iyi olduğunu mu söylüyorsunuz? Otistikmisiniz be anlamıyormusunuz?

-Profesörünle doğru konuş keserim dilini.

Serkan denen adama tip tip baktım.

-Hadi kessene saf iyi adama bak size bir yere sürülcek akıl yok dilimi kesersen hiç bir şey hissetmem yatağımda uyandığımda dilim yerinde olur.

Güldü.

-Hala rüya olduğunu düşünüyo eğitmeye dahi deymez

Müdür konuştu.

-Yeter esil ilk gün dersinden sonra seni odama bekliyorum hem zakanı hem tarafını ölçelim.

-Peki madem.

-Ayrıca hayır dilini kesmem ama profesörlerinle iyi geçin ve böyle konuşma.

-Peki

-Şimdi çıkabilirsin.

Koşa koşa ayrıldım oradan derken beni biri yanına çekti ve hızla bir odaya soktu.

-şşşş sakın bağırma

Bu Can dı.

-Ne oldu be ne çekiyosun beni?

-Sinan abi seni yanına götürmemi söyledi ama çaktırmamalıyız.

-Neden be?

-Öğrenirsin

Odanın içinde bir asansör vardı hızla beni oraya soktu.Kendide girdi ama hiç memnun değildi.

Düğmeye bastı ve beklemeye başladık.Kızarmaya başladı yerinde duramıyordu.

-Hey iyi misin?

-Evet sadece-

Zor konuşuyordu.

-Kapalı alanda duramıyorum çok zor.

-Senin klostrofobin var.

Zar zor kafa salladı.Asansör durduğunda beraber indik.

Sinan abi endişeliydi.

-Ne konuştular seninle?

-Iyilik kötülükten bahsetti Serkan dedikleri adam bana çok sert davrandı bende ağzının payını verdim.

-Sana bir şeyler ölçmekten bahsettiler mi?

-Müdür beni yarın akşam için odasına çağırdı ve dedi ki hem tarafını hem zekanı ölçelim.

-Esil o odaya gitme.

-Neden neyden bahsediyorsun?

-Bak sana zeka seviyelerinden bahsedicekler.

-Biliyorum Merve bahsetti.

-Henüz bunu öğrenmek için çok küçüksün.

-Ama anlamam gerekiyo öyle değil mi?

Onun aksine sakindim sadece ne söyliyeceğini bekliyordum.

-Bak sen geldiğinde zeka testini yaptım çünkü hakkındki kehaneti sadece iki kişi biliyordu biride bendim.

-Ne diyosun sen?

-Esil ne yap et o teste girme.

-Nasıl olucak o?

-Testten önce büyüyle zekanı gizlicem.

-Seni ne bu kadar korkutuyor?

-Zeka seviyen 420.

Gözlerimi belerttim ve dolduklarını hissettim.

-Ne yani beni akıl hastanesinemi kapatıcaklar.

-Hayır buna izin vermem.

-Sana nasıl güvenicem?

Ona bağırdım.

-Neden bana iyi davranıyosun? Ya bir çıkarın varsa.

Ağlamaya başlamıştım.

-Ben deli değilim orada ne yapıyorlar denekde değilim beni eğitmesinler ne olur buna izin verme yalvarırım ben sadece altı yaşındayım.

-Şşş tamam sakinleş geçti.

-Geçmedi.

-Haklı geçmedi.

Can seslenmişti.Yaşlı gözlerle ona baktım.

-Benim gitmem gerekiyo Can Esil sana emanet.

Hala ağlıyordum Sinan abi pat diye ortadan kaybolduğunda iyice ağlayarak yere çöktüm.

Can gelip bana sarıldı.

-Şş tamam sana geçti diyemem ama ağlama artık.

-Ağlamak benim hakkım Can.

-Evet farkındayım ama akşam dersinden önce odalara gitmemiz lazım hadi.

Yaşına göre o kadar olgundu ki.

Odaya gelmiştik beni bıraktı.

-Hemen karşı odandayım bir şey olursa söyle

Kafa salladım.Göz yaşlarımı silip odaya girdim.

İki kız daha vardı ve yerleşmişlerdi.Biri rengarenk giyinmişti pembe tonları ağırlıktaydı sürekli gülümseyen narin bir kızdı.Yanındaki de üstünde kırmızı bir tişört altındada siyah bir eşohman vardı ranzanın üstüne oturmuş elinde kitap hesap yapıyordu.Diğeride Merveyle heyecanlı bir şeyler konuşuyordu.

-Esil geldin demek bak bu Milen.

Elini sıktım.

-Memnun oldummm dünyadan gelmnşsin hoşgeldinn burayı sevdin mi?

Bütün kasvetin içinde nasıl böyle mutluydu bu kız? Sarıya çalan kumral saçları vardı küçük cilveli bir kız çocuğydu.

-Alışmaya çalışıyorum diyelim.

Gülümsedi.

-Umarım çabuk alışırsın ve iyi anlaşırızz.

Kafa salladım her harfin üstüne bastırıyordu.

Üst ranzadaki kız aşağı atladı.

Çok sakin ve garip bir ses tonu vardı.

-Merhaba ben Mira.

Elini sıktım.

-Esil sensin ben zihin varidiyim bu sayede buraya geldim sizden biraz farklıyım umarım garipsemezsiniz.

-Anlamadım zihin gücü derken.

-Basit zekaların aklını okuyorum veya gelecekle alakalı görüler görüyorum varis benim bu nedenle benden beklenti büyük.

Kafa salladım yorgundum yatağa çıktım.

-Karşı odamızdakilerle tanışmıcak mıyız?

Bu Milen denen kız kafayı yemişti bu ne enerji hayat doluydu çok tatlı gülüyordu.Ama burası için bu enerji fazlaydı canım.

-Birazdan ders başlıcak bence dinlenelim.

Merve de oldukça olgundu.

-Ama ben acıktım.

Milen ise daha çocuktu olması gerektiği gibi.

-Yemek saati geçmiş yemek yiyemeyiz bu saatten sonra.

Diyerek Milene baktım.

-Ama cidden açım.

Odamızın kapısı tıklatıldığında içeriye giren kişi Arda ydı.

-Pardon karşı odanızdayım ama aranızda siyah bir pelerin gören oldu mu acaba?

O esnada göz göze geldik.

-Esil demek sende burdasın.

Kafa salladım.Mira gülümseyerek Arda ya bakıyordu diğerleri ne olduğunu çözmeye çalışırken ve garipserken Mira zaten her şeye hakim bir şekilde bakıyordu.

-Sende nesin böyle?

Milen bide patavatsızdı galiba.Arda nın yüzü tekrar düştü ama sonra güçlü durmaya çalışarak Milen e döndü.Tam konuşucakken Mira sözünü kesti.

-O bizden biraz frklı.Dünyamızın yaklaşık kırk milyonunu onun gibiler oluşturuyo kolları ve boynu siyah kendı ırkı hariç birine dokunursa o kişi kararır ve rüyalar alemine hapsolur.

Merve temkinli bir şekilde kendini geri çekti.

-Hey genelde küçük çocuklar bu konu hakkında bilgi sahibi değildir sen nreden biliyorsun?

-Daha önce büyük kuzenim sizin ırkınızdan birine dokunmuştu ve rüyalar alemine hapsoldu sizin tarafınızdan lanetlenen insanlar bize gelir yani zihin yöneticilerine çünkü rüyalar zihnimizin karanlık köşeleri sayesinde var olurlar.

Hepimiz ağzı açık Mira ya bakarken o hiç bir şey olmamış gibi önüne döndü.

-Peki pelerin gören yoksa gidiyorum.

El salladım.

-Hoşçakal.

Odadan çıktı Mira biraz fazla şey biliyordu ağzını aramaktan zarar gelmezdi.

-Mira bak tamamen cahilliğimden soruyorum buraya yeni geldim ve çoğu şeyi bilmiyorum zeka seviyeleri hakkında ne biliyorsun?

Gözleri genişledi ve bana dikkatle baktı daha sonra gülümseyip anlatmaya başladı.

-Bak büyü için eğitilen her insanın zeka seviyeleri vardır aslında her canlının vardır.Zeka seviyeleri aynı zamanda güçleri de gösterir insanlar zeka seviyeleri kadar güce erişir.

-Nasıl yani?

-Yani mesela birinin zeka seviyesi üç yüz ellinin altındaysa en fazla yüz seviye olabilir üstündeyse en fazla iki yüz elli seviyeye ulaşabilir.

Merve nin dedikleriyle gözlerim açıldı buda ne böyle?

-Evet ama eğert dört yüz ve üzeriyse ki bu çok nadir bir durumdur ve bu kişiler ya çok iyi ya da çok kötü bir durumda olurlar.

Milenin sesiyle herkes ona döndü.

-Bana kalırsa berbat fazla düşünüyorlar fazla şey biliyorlar bu onları öldürür delirirler.

-Öyle oluyo zaten çoğu deliriyor.

Kendimi gizledim hayır bir hata olmalı ben olamam.

Oda kapısı pat diye açıldı ve sert sesli, uzun boylu bir eğitmen konuştu.

-Akşam dersi vakti kızlar acele edin yetenekleriniz öğrenilcek.

Odadan teker teker çıktık ve üst kata çıktık spor salonu tarzı bir alan vardı erkekler ve kızlar karşılıklıydı yan yana dizildik.

İsminin Serkan olduğunu öğrendiğim adam üst sınıflardan iki kızla neredeyse kucak kucağa sohbet ediyordu.Gerkçekten midem kalkıcak.

Sinan abide buradaydı ama biraz daha ilerde müdürün yanında duruyordu.Adının Metehan olduğunu öğrendiğim sert adam iğrenerek Serkan denen adama bakıyordu.

Merve kulağıma eğildi.

-O adamıda duymadın galiba.Dediklerine göre tam iki yüz seviyeye ulaşmış değişik eğitim yöntemleri var hiç bir öğrencisi başarısız değil ama hiç biriyle gurur duymaz çok mükemmeliyetçi müdür ile çok eskiden beri dostlar adamın çok sert kuralları var derlerki birinin gözünde hırsı görürse onu eğitir ve en iyisi haline getirir.

-Tamam sessizlik birinci sınıflar hazırsanız ilk dersimize başlıyoruz.

Serkan denen adamın yanında biri daha vardı daha tatlı yüzlüydü yüzüne baktığımda içtenlikle gülümsedi.

-Çocuklar yanımdaki adam özel yetenek tespitiniz için sevgili profesör Celal.

Celal hoca hepimize baktı daha sonra dersi başlattı.

-Çoğunuzun özel yetenekler hakkında bilgisi vardır ama yinede anlatmakta fayda var.Her eğitilen kişinin bir özel yeteneği olur ve bunu sihirle bağdaştırır.Çoğunuzunda bildiği gibi en güçlüsü ve müsabakalarda yenilmesi imkansız olan özel yetenek Patenlerdir.Ama şunu bilin ne yapıyorsanız en iyisini yapın özel yeteneğin konuşmak mı en iyisi yeteneğin futbol oynamak mı en iyisi bu okul size sadece bunları yaparken büyüyle nasıl zenginleştirebilirsiniz bunu öğretir.Şunuda unutmayın özel yeteneğiniz çiçek yetiştirmekse kendinizi paten sürmeye veya koşmaya zorlamayın çünkü balıklar uçamaz.

Herkes güldü çok garip bir adamdı.Gerçi burda kim garip değidi ki?

-Testlere giriceksiniz özel yeteneği ortak olanlar aynı gruplarda olucak.

Herkes hazırlanmaya başladığında bir an aklıma pembe patenlerimi ormanda bıraktığım geldi.Çaresizce etrafa bakarken Sinan abi elinde pembe patenlerimle beraber geldi.Önümde diz çöküp benin boyuma geldi ve patenleri bana uzattı.

-Sana verdiğim hediyeyi unutman beni üzdü.

Saçımı karıştırdı.

-Git ve uçabiliyorsan uç.Yüzebiliyosan yüz.Sürünebiliyosan sürün.Ama profesörün dediği gibi asla olmadığın bir şey için kendini yıpratma.

Kafa sallayıp diğerlerine katıldım.Mira benimle konuşmaya başladı.

-Hepimizi teste sokucaklar ve önce zihinlerimize bakıcaklar ordan anlayabilirler daha sonra bunlar uzerinden bizi eğitecekler.

Sıradayken herkese kitaplar veriliyordu ve kullanılıcak eşyalar o kadar fazlalardı ki.

-Off ben bunları nasıl taşıcam?

Diye söylenen Milene baktım.Bu kızın bu okulda ne işi vardı ki?

Kitapları aldık daha sonra sıramızı bekledik herkesi bir odaya alıyolardı.Hemen yan sırada erkekler vardı.Can ile aynı anda giricektik bana baktı ve moral verir gibi gülümsedi.

Sıram geldiğinde odaya girdim.Profesör Celal ordaydı.

-Demek meşhur kızımız sensin.

Dedi samimi bir gülümsemeyle sedye tarzı yere geçip oturdum.Bilgisayar üzerinden ayarlamaları yapıyordu.Daha sonra yanıma gelip kabloları bedenime takmaya başladı.

-Sihir sana garip geliyor mu?

-Aslında inanmıyorum.Çünkü buraya gelmeden önce geceleri rüyama girerdi veya çizgi filmlerde görürdüm bende burasıda bir rüyadan farksız gerçek değil.

Güldü ve ilgiyle baktı.

-Esil Sinan abin sana bir şeyden bahsetti mİ?

Korkuyla gözlerine baktım beni akıl hastanesine mi kapatıcaktı.

-Şşş sakin ol sana zarar vermem ama isteyen olabilir bu yüzden seni ben aldım diğerlerine profesör Serkan baktı.

-O adam deli.Bana karanlık ve aydınlıktan bahsetti aydınlık tarafta olduğunu savundu ama konuşursam dilimi kesiceğini söyledi ne yani aydınlık taraf bu mu?

-Bu konular biraz karışık ama bende senin gibi düşünüyorum tamam mı?Bu nedenle sakin ol bu esnada zeka seviyenide ölçücem ve profesörlere söylicem henüz bunlar için küçüksün bir sorunun olunca ilk bana gel olur mu?

-Size nasıl güvenicem?

-Gelecekte çok güçlü olursan benden intikam alma diye yapıyorum bücür.

Güldüm.

-Öyle bir şey olmıcak en kısa zamanda kurtlucam.

Bu sefer o güldü.Bu esnada işi bitti bedenimde kablolar vardı.

-Hazırsan başlatıcam küçük hanım küçük bir uyku uyıcaksın konuşma tamam mı?

Kafa salladım ve yavaş yavaş bilincimi kaybettim.

Farklı bir yerdeydim.Burası neresiydi?Bir anda etraf aydınlandı ve kendimi ormanda buldum.Sabah gelip oturduğu yerdi burası ama başka bir kız oturuyordu.

Sabah gördüğüm simisyah at yanındaydı o kıza doğru ilerlerken dikkatle baktım ve tıpkı bana benzediğini hatta büyük halim olduğunu gördüm.Atını severken gülümsüyordu at da kocaman olmuştu.

-Sonunda geldin.

Ona şaşırmış gözlerle baktım bedeninde bir sürü yara izi vardı boyu uzamıştı yaklaşık bir yetmiş gibiydi yapılı bir kadındı.En az erkekler kadar hemde geniş omuzlar yapılı kollar ve bacaklar.

Kasları mı var bunun?

O esnada gözlerime baktı.

-Şaşırman bittiyse yanıma gel.

-Nasıl olabilir bu aklımı kaçırıcam.

-Kaçırdın zaten Esil dört yüz yirmi zeka seviyen var.

-Sende başlama nolur

-Ben senim inan bana öyle yollardan geçtim ki.

-Dönmedin mi eve geri?

Olumsuz anlamda kafa salladı.

-Dünyaya gidip geliyorum ama benden çok görüntüm yaşıyor orada.

-Ne vazgeçirdi seni geri dönücektin bu dünyadan uzak kalıcaktın burası sadece bir rüya.

-Rüyanın içinde rüyamı görüyosun yanı?

Bana bilmiş bir şekilde baktı.

-Sana hiç bir şey söyleyemem her şeyi yaşıyıcaksın zaten büyüyüceksin ve güçlü bir kız çocuğu olucaksın.

-Bu olmıcak rüyada büyüyemem burası gerçek değil.

-Eso bana bak.

Ona baktım çok maskülen bir kızdı.

-Hangisinin rüya hangisinin gerçek olduğunu kimse bilemez.

Nefes nefese ayaklandım kabloları bedenimden attım.Sinan abide içerideydi

-Şş tamam sakin ol bitti.

-Ne oluyor bana burası neresi yeter artık.

-Sinan dışarıya bir bilgi dahi gitmicek profesörlere onunla özel olarak ilgilendiğimi ilet.

Sinan abi dediğini yapmak için çıktı.

-Bak esil ne olursa olsun ne gördüysen kimseye bahsetmiceksin bu odada ne yaşandıysa burada kalacak tamam mı?

-Ben ben

Ağlamaya başladım nefes alamıyordum.

-Ke-kendimi gördüm bü-yük ha-li-mi.

-Şşş sakın sakın bana dahi anlatma zihnimi okumamalılar tamammı şunu bil zeka seviyen üç yüz seksen seçildin ve ben sana bir şans verilmesini istedim tamam mı?

Kafa salladım.

-Ve özel yeteneğin ise.

Arkasına dönüp ekrana baktı ve gözlei parladı.

Ağzından tek bir kelime döküldü.

-Patenler.

Bu kadar şeye dayanamamış olucam ki gözlerim karardı ve kendimi yerde buldum.

Uyandığımda çok daha farklı bir odadaydım.

-Sonunda uyandın.

Yatakta oturur pozisyona geldim yanımda Can vardı.

-Ne oldu ya yine?

-Bayıldın küçük hanım seni Sinan abi getirdi ve şu anda bizim odadasın.

En son olanlar aklıma geldi nasıl bayılabilirdim ki.

-Herkes nerede?

-Arda ve diğerleri birazdan gelirler Serkan hoca erkeklere ayrı bir ders vericeğini söyledi Merve Milen ve Mira onlar odada hazırlanıyorlar.

-Ne için?

-Celal hoca sırf Serkan hocaya inat ki bu benim fikrim kız öğrencileri çağırmış bir sohbet yapıcakmış galiba.

-Hey saat kaç?

-Aaa söylemeyi unuttum on iki saattir uyuyosun bir sonraki gündeyiz.

-Peki bir şey kaçırdım mı başka?

Kafasını olumsuz anlamda iki yana salladı.

-Zaten ilk gün çok bir ders olmıycakmış.Sohbetler okul tanıtımı falan filan.

Ayağa kalktım hemen destek oldu.

-Sen neden diğerleriyle beraber değisin Elf çocuğu?

-Sinan abi sana göz kulak olmamı söylemişti ayrıca aynı gruptayız.

-Ne ne grubu?

-Sen ben Berk Arda Kaan Mira Merve Milen Mert aynı gruptayız zeka seviyelerimiz ve özel yeteneklerimiz nerdeyse eşdeğer.

Kafa salladım.

-Seni odana bırakıyım tama mı?Hazırlan ve derse geçelim.

Kafa salladım.Belimden destek vererek beni odama bıraktı daha sonra çıktı.Bu çocuk neden sanki dokuz değilde yirmi gibi davranıyor?Hoş bende altı yaşındayım bunları bile düşünemiyo olmam lazım ama mübarekler nasıl bir büyü yaptılarsa artık.

Dolabımı açtım dört yaşında bir çocuk için garip bir dolap.Ama hiç birimiz çocuk sayılmıyoruz galiba.

Siyah bir eşohman vardı siyah bir tişört okul formaları yok mu bu salakların?

Odadan hızlıca çıktım Can hala buradaydı ve beni görünce gülümsedi beraber üst kata çıktık kış bahçesi gibi bir alandı kızlar daire oluşturmuştu zaten toplasan yirmi kişilerdi.Etrafta hoş bitkiler vardı ve tam ortada profesör Celal duruyordu.

Kapıyı tıklattım ve daha sonra hızlıca içeri girdim.

-Ah Esil sonunda aramıza katıldın.Hadi gel arkada kalma.

Öne doğru ilerledim ve Merve nin yanına oturdum.Milen bana gülümsedi.Bende ona bir gülümseme sundum.

-Bu bahçeyi bir ayrı severim kızlar bu yüzden sizi ilk derste buraya çağırdım bunun sebebi hatıralarınızda güzel kalmak.Anıları önemserim.Her neyse Zerencim buraya gel canım.

Arka taraftan yeşil gözlü esmer bir kız çocuğu öne doğru geldi gözlükleri vardı oldukça tatlıydı.

-Zeren arkadaşınızın özel yeteneği çiçekler.Çoğunuz ne kadar basit olduğunu söylemiş ve açıkçası Zeren kırılmış.Bu gün konu elbetteki onu neden kırdınız diye sormak değil.Konu en basit güçlerin bile bir gün gelip önünüze çıkabiliceği.

Merve elini kaldırdı.Profesör ona söz hakkı verdi.

-Fakat profesör gücü bitkiler olan bir insan ne kadar güçlü olabilir veya biri bitkilerine zarar vermeye kalkarsa ona nasıl karşı koyar bunu nasıl yapabilir?Birini öldüremez karşı koyamaz.

Profesör gülümsedi.

-Sevgili Merve elbette kendini korumak çok öenmlidir veya güç bunlar güzel ve herkesin istiyeceği şeyler fakat Zeren öldürmek için değil yaşatmak için var.Belki güçlü bir savaşçı değil ama o savaşçıları iyileştiren bir insan olabilir.

Zeren umutla profesöre baktı.O esnada Mira nın dikkatle ona baktığını gördüm neydi bu şimdi?Ve Miranın gözlerinden büyük bir acı geçti.

Profesörde bunu fark ettiki tekrar konuştu.

-O halde sevgili aşçımızın ikramlarını tadın.Mira biraz yanıma gelir misin?

Mira ile beraber merdivenlerden çıktığında Milen Merve ve ben bakıştık aynı kararı vermiş olucazki hemen ayaklandık.çıktıkları yere geldik küçük bir odaya girdiler ve bizde kapı arkasına dizildik.

-Ee hiç ses gelmiyo.

Mervenin hayıflanmasının ardından Milen konuştu.

-Dur bir büyü biliyorum.

Ellerini kapıya yasladı ve bir şeyler fısıldadı sanki bir televizyon ekranı gibi içerisi açıldı ama içeridekiler bizi görmüyo gibiydi.Sesleri tam olarak netti.

-Mira zor olduğunun farkındayım Zihin varisi olmanın ağır bedelleri vardır.

Mira sessizce ağlıyordu haykırmıyordu üzerindeki yükün ağırlığı vardı sanki.

-Ama profesör yeter artık bu her zaman olmuyor yeni yeni oluyor ve canımı yakıyor.O sahnedeki kızın ne zaman öleceğini gördüm.İstemsiz oluyor kontrol edemiyorum bir anda bir görü geliyor ve karşımdakine bakamıyorum artık.

-Bu kaçıncı görü görüşün?

-İki.

-Tam ne zaman başladı?

-Esili gördüğümde bu okula geldiğimde.

-Esil hakkında ne gördün?

-Kesik kesikti ama hepimizi bir arada gördüm aynı gruba seçildiğimiz çocuklarla.Güneşli günler vardı beraber mutlu gibiydik ama Esil ve Mertin ardında bir kara leke ve Mervenin hırsı kimsenin ölümünü görmedim ama güç gördüm büyük bir güç çok büyük.

-O güç kimindi?

-Esilindi.

-Bak sakinleşmeye çalış zihin derslerinize bende giriyorum her zaman yanıma gelebilirsin seninle özel ilgilenicem nasıl ontrol ediceğinle alakalı tamam mı?

Mira kafa salladı.

Bu esnada Milen Merve ve ben birbirimize bakarken arkamıza dizilmiş Arda Can Mert Kaan ve Berk i anca fark ettik arka arkaya dizilmiştik.Merve fark eder etmez konuştu

-Ne işiniz var be burada?

-Esili bıraktıktan sonra gittim hoca geç kaldığım için beni almadı bir baktım bu mallarıda almamış sohbete dalmışlar.Bizde burayı dinlemeye geldik işte.

-Ya sabır.

Kaan saçlarımı bozdu.

-Demek çok güçlü olacan he beni öldürme nolur.

Gülüştük.Asalaktı biraz.

-Çocuk görülerle dalga geçiyor be çarpılcan.

-Çocuklar ne sohbeti ediyorsanız dönün anlatın.

Başımızda dikilen Celal hocayla bakakaldık.

-Milen tebrik ederim canım başarılı bir büyü ama sencede yüz elli seviye bir profesör fark edemezmi?

Mal gibi kalmıştık.Ve bu bizim grupça yediğimiz ilk naneydi.Asla son olmıyacaği kesindi.

-O halde size bir ceza.Bu yılın en nitelikli grubu sizsiniz hepinizin özel yeteneği en güçlüsü ve zekisiniz.

Yüzlerimiz güldü.Öyleyizdir canım.

-Ama şunu unutmayın fazla zekiler yavaş şeylere dayanamaz öyle değilmi?Bu akşam hep beraber çiçeklerle ilgilenin.

Kaan yine mal gibi konuştu.

-Aman canım ne var çiçeklerde.

-Ama bunlar büyülü orman çiçeği.

hHrkesin ağzından "ne" dökülürken mal gibi kaldım neyseki Merve bana baktı ve açıkladı.

-Büyülü orman çiçekleri konuşur uğraşır bazende başına dikilirler hareketlileri dahi var.

-Ne

Bu şokun üstünden hepimiz odalara gidip hazırlanmıştık Milen bana günlük hayatta işime yarayabilicek büyüleri öğretiyordu.Kıyafet değiştirme eşyaları uçurma çok garipti ama öğrendikçe öğrenmek istiyordum.

Dışarıdan çıtkırıldım duran Milen o kadar şey biliyorduki.Babasının eğitmen olduğunu öğrenmiştim.Ama Mira kesinlikle daha çok şey biliyordu ama bilmemesi gerekenlerin ağırlığı vardı üzerinde öyle garip bakıyordu ki etrafa anlayamıyordum.

Biraz sonra kapı çaldı ve içeriye Mert ve Berk girdi.

-Hadi ama çıkmamız gerekiyormuş.

-Tamam geliyoruz.

Merve ranzanın üstünden atladı ve beraber çıktık diğerleride oradaydı hava kararmıştı önce akşam yemeği yemeye gidicektik.

Yatakhane katı değişikti karşılıklı upuzun koridorlar vardı bir koridorda kızlar kalırken diğerinde erkekler vardı.Aynı grupta olanlar karşılıklıydı ve her kapıda özel yetenekleri ve zeka seviyesi ortalamaları yazılıydı.Birbirlerinin kapılarını sadece aynı grupta olanlar açabilirdi.

-Hey profesör Serhat ders yapıcakmış.

-Hani ilk gün ders yoktu?

-Varmış demekki.

Can ve Kaan bunları konuşurken.Profesör Serhat kim diye düşünüyordumki Merve beni aydınlattı.

-Arda ile aynı olan profesör dünyamızın kırk milyonunu bu tür kapsar ve bu insanları korumak için onların temel şeylerini ve koruyucu olursan ilerisini öğrenmek gerekir bu nedenle bu derside görürüz.

-Ben sizden daha fazla bu dersi görücekmişim ayrıca profesör çok iyi bir adam seversiniz.

Arda yı dinlerken yemek alanına gelmiştik.Hava güzelken bahçede yeniyordu ve yaz aylarındaydık ağustosun on ikisiydi.

Bahçede gülüşerek yiyen üst sınıflar ve yeni yeni kaynaşan alt sınıflar vardı.Gruplar birbirlerine karşı soğuktu bizim gibi değillerdi biz fazla yakın olmuştuk kısa sürede.

-Şu masaya geçelim.

Diyerek sağımdaki büyük kamelyayı gösterdim.Hepimiz oraya gidip yerlerimizi aldık.Tam dokuz kişiydik.Arda ve Mira karşılıklı oturuyordu.Kaan ve Milen Berk ve Mervede.

Masanın başiında iki sandalye daha vardı hemen oraya geçtim Can ve Mert karşılıklı yanımda oturdular.Yemekleri yemeye başladık.

Arda ve Kaan yan yanaydı Kaan ile aralarında beş santim vardı.Dokunursa hayatı kararırdı ama o korkmuyordu.Güven vericek şekilde Arda ya gülümsedi.

Yemekleri yerken birbirimizi tanıyorduk sohbet ediyorduk.En sesli masa bizimdi ilk sınıflar pek konuşmuyordu.

-Ya sen şimdi kan emmiyormusun?

-Tabiki emiyorum ama normal yemekte yiyorum.

Gözlerimi belertmiş Kaana bakıyordum.Ne demek emiyordu?

-Ay yani istesen emermisin kanımı?

Kahkaha attı.

-Hayır ya belirli seviyeler var onlara geçmek için emiyoruz sadece Esil oda açlıktan değil savaş dönemi ölenleri falan.

Yinede istese yerdi.Ben ona bakarken Can gülerek konuştu.

-Vampirler daha çok kara büyüyle ruhlarla ve kılıçlarla uğraşır Esil.Savaşta çok işe yararlar falan filan seni emmezler yani.

Ona dik dik baktım.

-Can sen angut musun?Yine de her an beni emebilir.

-Ay yeter emmek emmek.

Mert e kafamı çevirdim hakıkaten o neydi tam olarak?

-Lan sen nesin o zaman?

-Ben sadece varisim seçildim.Sihirsiz bir diyardan değilim ama eğitilmek için geldim.

-Çok karışık buralar.

Etrafımıza baktım kimse kalmamıştı sadece bizim masa ve profesörler vardı.Profesör Cenk ile Sinan abi ayrı bir masada oturuyordu ve derin bir konu konuşuyorlardı.

-Çok garip hissediyorum hepiniz için.

Can ilgiyle bana baktı ve konuştu.

-Ne hissediyosun mesela.

-Can seni gördüğümden beri garip bir güven hissi veya Merve de farklı bir his her birinizde çok farklı bir şeyler hissediyorum.Buraya geldiğimden beri içimde olan o diken üstü his yok oluyo gibi sadece bir kaç dakikada olsa gülüp eğlenebilicek gibi.Oysa ki biz tanışalı sadece iki gün oluyor ve henüz dört yaşlarında sekiz ve yedi yaşında çocuklar nasıl böyle duygular hissedebilir bilmiyorum.

-Aslında bende.

Mira uzun zaman sonra konuşmuştu ve ona döndük.

-Bunalmışlığın ardında sanki toz pembe bir tül var ve o tül sizsiniz gibi bir şekilde kesinlikle birbirimize iyi geliyoruz ve inanın bana hislerim kuvvetlidir.

-Evlilik mi görüyosun hocam?

Kaan ın sesiyle hepimiz gülüştük ortamın içine sıçtı.

-Sen ne boş boğazsın ya Kaan.

Merve kesinlikle Kaana uyuz oluyordu.Çünkü olgundu ve Kaan oldukça çocuksu.

-Ne oldu kız erkeksi Naciye.

-Erkeksi Naciye ne be?

-Sen hepimizden erkeksin lan bu ne hırs ne karakter.

Gülüştük.Merve de güldü ama devam ettirdi.

-Yüzüne tükürsem asit yağdığını düşünüp ağlarsın.

Gülüşmelerimiz kesildiğinde etrafta bir sesizlik vardı.Etrafa baktığımızda profesörlerin ve Sinan abinin bize baktığını gördük.Yüzlerinde garip bir ifade vardı.Profesör Celal ben biliyordum der gibi bakarken profesör Cenk kaşlarını kaldırmış bize bakıyordu diğerleri biraz daha şaşkındı.Derse geç kaldığımızı düşündüm ama profesör Serhat buradaydı.Bir süre sonra daha fazla bakışmadan profesör Cenk öksürerek söze girdi.

-Çocuklar isterseniz derse gidin profesörünüz birazdan gelir zaten.On dakikaya başlıcak.

Hepimiz elimizdekilerle ayaklandık.Hızla içeriye yürüdük dönüp tepsiyi bıraktıktan sonra dönüp ardımda baktım.Ormana doğru.Çok albenili bir ormandı beni kendine çekiyordu.Ve ileride gördüğüm şeyle gülümsedim küçük siyah bir at ve oda bana bakıyordu.

O esnada beni izleyen Sinan abi oraya baktı ve gülümsedi.Profesör Murathan da bana bakıyordu bir şeyleri anlamış gibiydi buranın en zeki profesörü olduğu çok belliydi.

Can ın bana seslenmesiyle içeriye gittim.Beraber sınıf katında girdik ve sınıfa geçtik.Yeni öğrenciler toplam kırk kişiydi.İki sınıf vardı yirmişer kişi olarak ayrılıcaktık.Biz ilk farklı yaratıklar yani Arda gibiler hakkında olan derse giricektik diğer grup porfesör Serkan ile ders işlicekti.Sonra ise tam tersi.

Sınıfa girdik ve arka dörtlüye oturduk.En arkada Merve ve ben.Önümüzde Milen ve Mira.Yanda Can ve Berk beraberdi onun önünde Arda ve Kaan ve onların önünde Mert.

Kaan ve Arda beni şaşırtmaya devam ediyordu.Arda nın yanlız oturması daha doğruydu ama öyle bir şey söz konusu dahi değildi.Mert yanlızlıktan memnundu kendi yanlız oturmak istemişti.

Profesör içeri girdiğinde herkes ayağa kalktı.

-Oturabilirsiniz arkadaşlar.

Masasına geçüp oturdu ve sınıfta göz gezdirdi.Herkes korkakça bakarken bizim gruptaki cesaret garipti.Sanki bir konuda birbirimize güveniyorduk.

Porfesör bize bakıp gülümsed daha sonra Arda ve Kaana ve yüzündeki gülümsemede bir yaşanmışlık belirdi.

Arka taraftan biri parmak kaldırdı.

-Profesör sizin gibilerin normal birine temas etmesi dahi bu kadar tehlikeliyken nasıl olurda

Arda ve Kaanı gösterdi parmağıyla.

-O ikisi bu kadar yakın oturabiliyor?

iğneleyici bir şekilde söylemişti o çocuk bahçede Arda yı sıkıştıranlardan bir tanesiydi.Profesör tebessüm etti.

-Ebetteki oldukça tehlikeli fakat fark ettiysen birbirlerine güveniyorlar güvenleri varken sana laf düşmez.

Arka taraftan bir kız konuştu.

-Yinede bu oldukça tehlikeli bir profesör olarak engel olmanız gerekiyo aynı zamanda sizinde burda olmamanız gerekliydi ya yanlışlıkla dokunursak ailem buna sinirlenir.

O tarafa döndüm sinirlenmiştim.Diğerlerine baktım onlarda sinirliydi.Merve kulağıma eğildi.

-O kız güçlü bir krallığın varisi babasının şımarık kızıdır buraya geldiğinden beri mızmızlanıyo dediklerine göre babası onu buraya varis olabilmesi eğitilmesi için göndermiş.

Kıza başımı döndüm.

-Kime güvendiğin belli küçük zilli ama burada sevgili babacığın yok öyle değilmi?

Sert çıkmıştım hak etti.Hemen gözleri doldu.

-Sen sihirsiz bir insanken benimle nasıl konuşursun?

-Seni zilli benim arksdaşım olan birine bulaştın esas sen bunu nasıl yaparsın senin karşında ben varım kimseye benzemem git babana şikayet et bakalım.

İçimdeki egoyu bastıramıyordum altı yaşında bir insanda ego olmaz diyebilirsiniz ama yaptıkları büyü szhnesinde sanki benlklerimiz vardı içimizdeydi ve içimdeki ego beni bulmuştu.Açıkçası oldukça memnundum.

Gözleri dolmuşken diğer tarafa döndüm.Ekiptekiler gülümseyerek bakarken profesör düşünceli bir şekilde bakıyordu.

-O halde size bir hikaye anlatıyım.İlk derse ısınırsınız biraz.

Herkes dikkatle onu dinlemeye başladı.

-Çok uzun zaman önceydi çocuklar aklınız almayacağı kadar uzun zaman.Henüz sekizli yaşlardaydım ve tıpkı Ferit arkadaşınızın düşündüğü gibi bir çok insan tehlikeli olduğumu bana yaklaşmamaları gerektiğini düşünürdü.Oysaki ben hepsinden farklıydım sıradan olan o insanlardı ve zeka seviyem yeteneklerim hepsinden iyiydi.O dönemler bunları bilmezdim ve üzülürdüm en çokta dostluğu tadamayacağımı zannederdim.Ama bir gün bir oğlanla tanıştım.Diğer insanlar gibi değildi zekiydi ve korkulacak bir şey olmadığının farkındaydı.Zaten ancak gerizekalı olan insanlar bundan korkarlardı çünkü başa çıkamazlardı.Ama bahsettiğim çocuk böyle değildi ve yanında bir çocuk daha vardı ama o pek sıcakkanlı değildi.Yıllar boyu arkadaşlık ettik savaşlara girdik ama hiç biri büyük değildi.En sonunda hayatımızın savaşını vericektik.

-Tam olarak nasıl bir savaştı profesör?

Gülümsedi ve konuşmaya devam etti.

-Bir testti.Güven testi her savaştan sağ çıkabilirdiniz ama bu test birbirimizle alakalıydı ve belkide vereceğimiz en büyük kayıpları birbirimize olan güvenimizi kaybedebilirdik.Bahsettiğim çocuk ile ikimiz giricektik teste.Test dediğime bakmayın sonunda bir lanet vardı.O gece en büyük korkularımız vardı yanımızda ve endişelerimiz ama sırt sırtaydık sadece aramızda bir santim vardi.Sıra benim korkularıma gelmişti yapamayacağımı düşündüm korktum ve o an o çocuk bir şey yaptı.En korktuğum anda bir anda bana öyle sıkı sarıldı ki o an gerçekten dostum olduğunu anlamıştım ama onu itmeye çalıştım ya ona da zarar verseydim?Verdim.

Şaşırarak profesöre baktım.Ne oldu o adama?O da gözlerimizde gördü ki devam etti.

-Elinden başlayarak kollarına kadar karardı testi geçmek üzereydik hızla ilerlemeye başladık sonuna geldiğimizde ağzından şu kelimeler döküldü."Her ne olursa olsun Serhat ben senin yanındayım ucunda ölüm olsa dahi ve bu testi geçemesek dahi orda sana sarılma sebebim asla testi geçememe korkusu değildi ama yanlız hissetmenden korktum ve yemin olsunki seni yanlız bırakmam"

-Ve yine yemin olsunki sen benim dostumsun işte bu bana yeter.

Kapıdaki profesör Cenk i gördük.Okul müdürünü gözlerimizi belertmiş oraya bakıyorduk.Profesör Serhat ın yanına geldi gömleğini kıvırdı ve sağ kolunu gösterdi.

Ellerinden başlayarak simsiyahtı.Daha sonra sağ koluyla profesör Serhatın elini sıktı.

-Evet o kişi sevgili okul müdürünüz Cenk.

-Dostum izninle bir öğrenciyi alabilir miyim?Onunla bir şey konuşmam gerekiyo.

-Elbette.

-Esil biraz yanıma gelebilirmisin?

Kafa sallayarak çıktım ve beraber koridoru yürüdük en sonunda odasına geldik odasında profesör Metehan ve Celal de vardı.Celal hoca bana güven vericek şekilde gülümsedi.

-Esil bak konuyu biliyorsun geçen sefer profesör Celal ile testte yaşadıklarınız.

Korkuyla gözlerine baktım ama gizlemeye çalıştım.

-Bak her şeyden haberimiz var ama seni tembih etmeliyiz.Korkma sana bir şey yapmıyıcaz yine zeka seviyen üç yüz seksenmiş gibi yaşıyıcaksın.

Kafa salladım sandalyeye oturmuştum üçü tepemdeydi.Profesör Metehan bana tip tip bakıyordu yine.

-Bak zekanın bedeli ağırdır seni buraya getirirken haberimizyoktu bundan ve öğrendik kimse bilmemeli seni korkutmak istemem kızım ama bak iyi eğitilmen gerekiyo seninle özel ilgilenilcek peşinde olan insanlar olabilir zihnini okumamaları lazım.

-Bak Esil korkma ama bu okulda bilmemesi gerekenler var isimlerini vermicem-

Celal hocanın sesini Metehan hoca kesti.Sert bir adamdı.

-Profesör serkanın veya diğer onun yanında olan kadın profesörlerin öğrenmemesi lazım çocuk öğrenirlerse göz yaşına bakmazlar

-Metehan o daha çocuk sakinleş.

-Ama bu bir gerçek öyle değilmi?Dikkatli ol çocuk şimdi gidebilirsin dersin var yanıma da fazla gelme mümkünse diğerlerine git.

O kadar serttiki ama gözlerim dolmadı aksine yüzüne daha cesur baktım.Gözlerinden küçük bir şaşkınlık geçsede hemen gizledi.

Profesör Cenk kafasıyla onay verince hızla çıktım oradan eski sınıfa geri döndüm kapıyı tıklattım.

-Gelebilirsin Esil zaten sohbet ettik derse başlıyoruz şimdi.

Kafa sallayıp yerime geçtim bizimkiler meraklı gözlerle bana bakarken gülümsedim.

-Bir şey yok ya sihirsiz bir yerden geldim ya o yüzden konuştular.

Hepsinin içi rahatlamış gibiydi.

-Dersin bitmesine otuz dakika var çocular bu kadar sohbet yeter öyle değilmi size kısaca temel şeylri anlatmama izin verin.

Herkes sessizleşti ve önlerine döndü ders kitaplarımızı açmıştık.

-Bakın dikkat etmeniz gereken genel şeylerin dışında bizim gibilerin bir özelliği vardır.İçimizdekilerin özel yetenekleri iki tanedir bir patenler yani en güçlüleri iki ise sağlık.

-Dokunmadan nasıl iyileştirebilirlerki?

-Sağlık gücü olanlar sadece iyileştirirken elleri normale döner güçlerini kullanırlarken.Bununla ilgili bilmeniz gereken alt başlıklar var elbette bunların özetlerini çıkarıp bana getirin.

-Daha ilk dersten mi yanı?

Kaanın hayıflanmasıyla ona tip tip baktım ve sunu fark ettim okuma yazma biliyordum bu nasıl olabilirdi?Sanıırm yaptıkları büyüyle alakalıydı.

-Kitabın ilk sayfalarını ezberlemenizi istiyorum.Sadece ilk yirmi sayfa bakın bu ders ezber dersidir anlatabiliyor muyum?

Gözlerim korkmuştu manyak mı bunlar be?

Kalan derste yine çok şaşırmışım daha çok çözemeyeceğim şeyler vardı sayıları okuma yazmayı ve bir çok şeyi biliyordum.Bu nasıl olabiliyordu?

Ders bittiğinde profesör Serkan ın dersine girecektik.Ders bitmişti ve dışarı çıkmıştık hep beraber diğer sınıfa geçip sıralara oturduk.Merve önceki ders yazılanları not alıyordu.Ne kadar hırslıydı be bu kız.

-Bana öyle bakma Esil yirmi sayfa ezberlememiz gerekicek.

-Tamamda ne manası var ki?

-Sadece güç benim elimde olucak ve insanlara ben burdayım diyebilicem bana zarar vermek isteyenlere karşı koyabilicem.İnsanların içinde bir kız çocuğu başardı kurtardı dicekler.

Gözlerimi belertmiş ona bakıyordum bu nasıl bir hırs ve arzuydu böyle.Kesinlikle hayatında buna dair bir şeyler yaşamış olmalıydı.

Sadece bizimkiler vardı başka kimse yoktu sınıfta erken gelmiştik.

-oğlum bu adam ne dedi böyle lan ne ezberi ne yazısı bende hikaye anlatınca yüzümüze gülücek sandım.

Kaan hayıflanırken ona tip tip baktım.

-Anlamadığım şey hayatımda ilk defa ders görüyorum dört yaşında olmamız sadece bana mı garip geliyor?

-Evet sadece sana garip geliyor bizim tapınaklarımız ve ilk giriş için büyü derslerimiz vardı.

-Sen ciddi misin be?

-Ailelerinizi bırakıp mı geldiniz yani?Ben bir sabah uyandım ve burdayım bundan önce bir ailem vardı dünyada.Sinan abi bana şu an orada klonumun olduğunu ve boş vakitlerde oraya gidebiliceğimi söyledi.

-Ailemi bırakmadım babam beni buraya bıraktı.

Üzgün çıkan sesin sahibi Milen di.Kafamı çevirip ona baktım.

-Ben bu yaşıma kadar annemle yaşadım daha doğrusu annem beni babamdan her daim korudu.Sonra annem babamın adamları tarafından öldürüldü.

Derin bir nefes aldı.

-Hep babamla tanışıcağım günü merak etmiştim.Böyle olucağını beklemezdim çok sert bir adamdı benim gibi değildi ben ise anneme benziyordum.

-Ruh zerafet duygusallık öyle değil mi?Ama baban koca bir ordunun hükümdarı Bay Tunç.

Kaanın söylediklerinden sonra Milen kafa salladı.

-Annem bir periydi babam ise bir savaşçı babaannemin söylediklerine göre gerçekten birbirlerini sevmişler ve evlenmişler ama babam hırsları uğruna annemden dahi vaz geçmiş.Babama göre çocuğu ne olursa olsun kız veya erkek onun bir savaşçı olmasını istemiş annem ise o eğitimlerden geçmemi ve hırslı kanlı bir dünyanın içine girmemi istememiş beni yıllarca kaçırmış ama o ölünce babam beni buldu.Beni buraya yolladı tek korkum onun gibi olmak ve saflığımı yitirmek.

Söyledikleri ağırdı ve zarif bir kızın burda ne işi var sorumu doğruluyordu.

-Benim çok daha farklı biz peri veya savaşçı değiliz soylu veya herhangi önemli bir kategori.Basit sadece eşyaları hareket ettirme gibi büyülerin yapıldığı bir toplum.Kasaba gibi esas problem bu değildi yoksulluk içinde büyüdüm ve bu okula girmek için bir torpilim yoktu ama profesör Cenk beni fark etti.Eğer o kasabada kalsaydım her gün temizlik yapıp ezilen ve toplumda hiç bir yeri olmayan bir insan olurdum.Kasabadan kaçan tek çocuk veya tek kişi benim.Öyle bir yerki kimse kendinin farkında dahi değil.

-Öyle deme zihin muhafızı da olabilirdin.

Miranın dediğinden sonra hepsi gülüştü.Ben hala anlamamıştım.Öğrenciler içeriye doluştuğunda önceki sınıfta oturduğumuz düzende oturmuştuk hepimiz.

İçeriye profesör Serkan girdi.

-Oturun çocuklar.Ben bu yıl sizin yeti eğitmeninizim koşuş hızınız yumruklarınızın gücü tamamen silahsız ne yapabilirsiniz.Bunların hepsi.Şimdi oturma düzeninizi değiştirelim kızlar sol tarafa yerleşsin yan yana otursun erkekler sağ tarafa.

Herkes yerlerini değiştirirken memnun olmamış gibiydi.

-Şimdi Zülal sen öne geç tatlım

Zülal dediği kız az önceki sınıfta babasına güvenen şımarık kızdı.Memnunca gülümseyerek öne geçti.Göz devirdim profesörün gözleri Merve yi buldu aşağılayıcı bir şekilde göz devirdi.

-Merve bana öğretmenler odasından çantamı getirirmisin daha sonrada görevlilere içecek istediğimi söyle.

Merve çaresizce kalktı.Sınıftan çıktı.

-Evet sizden istiyeceğim şeylerden önce testlere tabi tutucam seviyelerinze göre ayrılıcaksınız.Milen baban nasıl?

Milen kaskatı kesilmişti.

-İyi efendim.

-Ah çocuklar babası harika bir savaşçıdır ve çok güçlüdür Zülalin babasıda öyle Milen öne gel canım alt sınıf bir insan değilsin.

Gözlerimi belertmiş bakarken ne kadar garip bir adam olduğunu düşünüyordum.Alt sınıf derken?Merveyi bu yüzden göndermişti ilk dersten birinci sınıf birini neden gönderirki diye düşünmeye fırsat dahi vermeden belli etmişti.

-O halde şimdi bahçeye çıkalım küçük bir yarışma yapıcam ve nelere çalışmanız gerektiğini söylicem ve bir sonraki derste gruplara ayrılıcaksınız.

Profesör önden çıktı bizde arkasından gidiyorduk Merve bu esnada aramıza katıldı.Profesörün tutumunu anlamış ve yüzüne bir darbe yemiş gibi davranıyordu.Ama biliyor gibiydide sanki hayatın adaletli olmadığını anlamıştı.

-Sanki kendi çok güzel bir yerden gelmiş gibi davranıyor ama geçmişi çok farklı bir köyde yaşarken kara büyüyle uğraşan bir adam tarafından kaçırılmış ailesini unutması karşılığı ona bir hayat vermiş ve gözü o kadar dönmüşki ailesini hemen silip atmış.

Miranın kısık sesle söyledikleriyle ona döndüm.Kaan da anlam verememiş olucakki şaşkın bakışlarını Miraya çevirip konuştu.

-Nereden biliyorsun bunları genelde profesörler özel hayatlarını sır gibi saklar.

-Konuşma günü yanlışlıkla koluna çarptım ve o an bir görü gördüm geçmişine dair.Yeni yeni dokunduğum insanlar hakkında bilgi sahibi olabiliyorum bu buraya geldiğimden beri oluyor.

Çok garipti daha fazla sorgulamama fırsat kalmadan bahçeye gelmiştik.Yaz aylarındaydık ve çok sıcaktı.Arka bahçede normalde hiç bir şey yoktu profesör elini kaldırdı ve bir şeyler fısıldayıp ellerini şıklattı.

Etraf bir anda değişti ve kocaman bir koşu alanına döndü.

-O halde baylar siz önden koşmaya başlayabilirsiniz kızlar ise arkalarından burda hepimiz kimin hangi yerde olması gerktiğinin farkındayız.

Zaman ilerledikçe adamı yok etmek istiyordum salak herif herkes yerini aldı ve koşmaya başladığımızda sadece koştum.Hiç bir yere bakmadım burya geldiğimden beri kaçmak istiyordum ve önüme dahi bakmadan sanki kurtulucakmış gibi koşmaya başladım.

Garip bir şekilde buraya geldiğimden beri ne dünyaya nede buraya ait gibi hissediyordum artık biri beni eve götürsün.Ben kimdim burada ne işim vardı.Rüya olmadığı gerçeğini kabullenmek istemezken yaşadıklarım tam tersini gösteriyordu.

Bandın sonuna geldiğimde arkamda kalanlara baktım erkekleri geçmiştim ve hepsi çok yorgundu koşamıyorlardı bile en önde ise Can ve Arda vardı yanında ise Merve diğerleri arkadaydı za zor koşuyorlardı ve garip bir şekilde en öndekilerle bile aramda çok büyük bir msafe vardı.

Profesör Serkan yanıma yaklaştı ve konuşmaya başladı.

-Sadece iki buçuk dakika Esil büyü mü yaptın dicem ama sen sihirsizsin öyle değil mi?

Kulağıma eğildi ve tekrar konuştu sessizce.

-Bir daha sınıfımdaki erkeklerden veya ailesi güçlü olan kızlardan birini ne kadar iyi olursan ol geçmiceksin senin yerin belli.Şimdi bu konuşmamız aramızda kalsın büyüsüz çocuk.

Kafasını kaldırdığında bahçenin kapısının yanında bizi izleyen profesör Cenk Celal ve Metehan ı gördü arkalarından profesör Serhat geldi.Profesör Serkan onlara gülümsedi yakalanmış gibi bir yüz ifadesi vardı yüzünde.

-Evet çocuklar yirmi tur daha koşmanızı istiyorum bitirmeden gidemezsinzi onuncu turdan sonra su içebilirsiniz her konuşmanızda birer tur daha eklenir.

Ellerini çırptı konuşamadığımız için bende sadece koşmaya başladım ilk tudaki enerjim yoktu ama herkesin ismi olan listede kaç dakika koştuğumuz otomatik yazılıyordu.

Koşmaya devam ettim gerisi yok gibi sekizinci turda sanki enerjim tükeniyormuş gibiydi ama aynı anda uçuyormuş gibi hisediyordum ve geldiğimden beri beynimi boğan düşünceler yoktu.

Sadece koştum hiç durmadan onuncu turda durdum diğerleri en hızlısı dahi dokuzuncu turdaydı ve bu Can ve Merveydi.

Suyumu içip soluklandım.Su içtiğim yerin yanında profesörler konuşuyordu profesör Metehan beni o kadar dikkatli izliyordu ki hala anlam verememiştim.

Suyu bırakıp enerjimi topladım ve tekrar koşmaya başladım.Gücümün hepsini kulandım neredeyse tükenmek üzereydim.

Ama on dokuzuncu turdaydım ve bittiğinde son turdu.O esnada sanki içimde bir hırs bürüdü.Yababiliceğimin en iyisi olmak.Soluklandım sakinleşmeye çalıştım hedefim tam bir dakikaydı ve yapana kadar durmıcaktım.En iyi yaptığım onuncu tur bir dakika on beş saniyeydi neden yapamıyımki dedim ve tekrar koşmaya başladım.

O esnada sanki bu günüm yarınım ve ben beraber koşuyorduk.Son gücümü vermiştim ve sonuna kadar koştum hiç durmadan bacaklarım ağrıyabilirdi ama bu önemli değildi.En sonunda başarmıştım durduğumda dakikaya baktım diğerleri on sekizinci turdaydı en geride olansa on dört.

Dakikaya baktığımda elli dokuz saniye üç saliseydi.Yorgunlukla yere oturduğumda Serkan hoca hariç diğer profesörler başımda dikiliyordu.

Celal hoca elini uzattığında tutamadım.

-Azcık oturıyım be

Gülüştüler.

-Gördüğüm en nitelikli birinci sınıfsın tebrik ederim.

Konuşucak gücüm yoktu.Profesör Cenk bir şişe su uzattı alıp kana kana içtim.

-Seni kişisel eğitmenlere vermeliyiz bence bariz diğerlerinden iyisin.

Sorgularcasıa baktım açıklama yaptı.E napiyim hayatımda duymadığım kelimelerle cümle kuruyosunuz.

-Eğer bir öğrenci yetenekliyse ona özel bir eğitmen verilir öğrenci ve eğitmenler arasında bir bağ oluşur bunun değişik kuralları var elbette.

Celal hoca konuştu.

-Yoksa profesör Serkan mı olsa?

Gözlerimi belertip kafamı hızlıca iki yana salladım hayır ya.

Serhat ve Cenk hoca kahkaha attı.Diğerleride onlara karıştı.Profesör Metehan hiç gülmüyordu.Bu adam ne böyle ya bu ne ciddiyet asla ama asla Porfesör Metehan gibi bir eğitmen istemezdim.

Diğerleride turlarını bitirmişti hava artık zifiri karanlıktı bizimkiler yanıma toplandı ve onlarda yere oturup soluklanmaya başladı profesörler hala başımızda dikiliyordu.

-Çocuklar yatakhanelere geçebilirsiniz ve siz

Profesör Celal bize döndü.

-Ceza gereği yan tarafta gördüğünüz seraya gidiyosunuz bitkileri Sinan ile getiricez Zerende orda oraya sizin için atıştırmalık getiricekti.

Hepimiz yorgunlukla kafa salladık ilk Can ve ben ayaklandık.Merve ve Milene elimi uzattım onları kaldırıdm daha sonra Kaan ve Mira yıda.Hepsi ayaklandığında Arda hala oturuyordu onada elimi uzatmak için o an neler vermezdim hüzünle etrafa baktı yine aklına gelmişti.

Profesör Serhat elini uzattı aynı tür oldukları iiçin soun çıkmıyordu ve onu kaldırdı.

-Kalk çocuk hüzünlenmek için vaktin yok güçlü olmak zorundasın.

Oda bize katıldığında beraber seraya gittik Merve ile kol kolaydık

Seraya girip hemen oturduk Zeren gülümseyerek bize baktı.

-Hoş geldiniz size de atıştırmalık getirdim.

-Ay çok sağol ölcem açlıktan

Diyerek Zerenin elinden kaseleri aldık tatlı vardı içlerinde deli gibi yedik ve hepimizede birer sandviç vardı aralıksız hızlıca onuda yedik.

Dinlenmemiz bittiğinde Sinan abi elinde bitkilerle geldi.

-Daha ilk günden ceza alabilmeyi başardınız bravo size

Gülerek konuştu ve bitkileri masaya bıraktı.Bitkilere şaşırarak baktığımda hayatımda ilk defa böyle şeyler görüyordum Zeren ise bitkilere aşkla bakıyordu.

-Bence çok güzeller Esil onlara öyle bakmayı bırak.

-Sen ciddi misin be şunlara bak.

Diyerek bir tanesine dokunduğumda bir anda elektrik çarpmış gibi elimi çektim bir anda geriye doğru atıldım.

-Esil o şimşek çiçeği ona pat diye dokunma istersen ayrıca alıngandır.

-Çiçek nasıl alınabilirki.

-Alınamaz mı?

Konuşan kişiye dönüp baktım ama orada kimse yoktu konuşmuyordu dönüp yerdeki insan şekline benzeyen çiçeğe baktım kocaman bir ağzı vardı ve çok absürt duruyordu ne kadar garip bir varlık bu ve hadi ama Esil sorguladığın kısım bu mu konuşabiliyo bu bitki.

Sinan abi büyük bir kahkaha patlattığında tip tip ona baktım.

-Ah sevgili kraliçe onun kusuruna bakmayın kendisi sihirsiz bir yerden geldi.

Yerdeki saksıyı eline alıp onunla konuştuğunda şaşkınlığım arttı diğerleride bana gülüyordu.

-Sinancım her zamanki gibi çok kibarsın ama bu küçük kızı pek sevmedim doğrusu.

Çiçek kibirlice bana döndü.Bu esnada Zeren konuştu.

-Esil o konuşan bir çiçek onun gıcığına giderek hayatının hatasını yaptın çok konuşur insanı deli eder ayrıca oldukça egoist biri.

-Zerencim alınıyorum.

-AH bir tanem alınma sen harika bir çiçeksin çok güzelsin.

Çiçek mor kırmızı ve pembe renkleriyle bezenmişti gerçekten bir doğa harikasıydı.Zeren onunla ilgilenmeye başladığında Merve bana neler yapmam gerektiğini söyledi hep beraber işleri yapıyorduk.

Kapıdan Profesör Celal girdi.

-İlk günden ceza alan ekip burda olduğuna göre bence size bir kaç çiçek daha vermenin bir mahsuru yok.

Ona gözlerimi belerterek baktım.

-Hayır bu u iş için değil her birinizin karakteri için birer çiçek getirdim.Merve seninki bu.

Diyerek elindeki siyah uzun ve oldukça hoş çiçeği Merveye uzattı.

-İsmi nedir?

-Herhangi bir ismi yok ona isim vericek ve türünü belirlicek kişi sensin.Şunuda bilmelisiniz hepsi dört yaşlarında yani beraber büyüyüceksiniz Can seninki yedi yaşında.Merve senin çiçeğinin en belirgin özelliği hırs ve güçtür çok güçlü bir çiçektir zor kırılır ayda bir kez su ve güneş görse yeter.

Merve hızla kafa sallayıp eline aldı.

-Kaan bu da senin.

-Benimki neden fasulye ya daha fantastik bir şey yokmu?

Profesör güldü.

-Henüz karakteri oturmadı sahibine göre şekilleinir al bakalım eline.

Çiçek Kaanın eline geldiğinde bir anda kırmızı ama siyah yaprakları olan bir çiçeğe dönüştü.

-Arda buda senin.

Arda nın çiçeği simsiyahtı buna biraz bozulmuş gibiydi ama eline aldığında bembeyaz güzel bir çiçeğe dönüştüğünde şaşkınlığını ve mutluluğunu gizleyemedi.

-Bu çiçeğin seni temsil ettiğine inandım dış görünüşün ne olursa olsun kalbin ve güven veren bir ifaden var ayrıca çok cesursun.

-Can bu da senin.

Canınki beyazdı siyah yaprakları vardı aralarda ise sarı benekler.

-Güveni temsil eder ayrıca derlerki üzerindeki benekler hangi renkse sevdiği insanın onda bıraktığı histe sarıdrı yani sevdiğin kişiye baktığında aklına hangi renk geliyorsa odur.

-Milen bu senin pespembe mor tül tarzı yaprakları olan zarif bir çiçek ama bu çiçek sadece siyah topraklarda yetişir buda tıpkı sensin zarifliğin ve ışığını hiç bir siyahlığın kapatmasına izin verme.

-Mira bu da senin.

Mira nınkinin dışı tıpkı Milen inki gibiydi ama gövdesi yeşil ve üzerindeki tül tarzı yapraklar masmaviyi.

-Mert buda senin.

Mert inki koyu yeşil bir renge sahipti ama gövdesinde siyah benekler vardı.

-Berk buda senin.

Berkin çiçeği sarı renge sahipti çok yaprağı vardı yaprakların uçlari ise siyahtı.

-Son olarak Esil.

Benimki belkie en uzunuydu siyahtı ve yaprakları beyaz içinde siyah benekler vardı Canın kine benziyordu ama aynısı değildi.

-Seninkide Canınki gibi ama kehanetleri aynı değil çiçeğinin anlamı hem karanlık hem aydınlık geri kalan bilgileri senin araştırmanı istiyorum yarısı ışık gören yarısı da karanlık bir tarafa konmalı.

Hepimiz çiçeklerimize bakıyorduk kesinlikle bu adamdan öğrenmemiz gereken çok fazla şey vardı.

-O halde benim ve Sinan abinizin ormanda kısa bir işi var biz gelene kadar burayı düzenleyin ve çiçeklerin buraya alışması için gerekli şeyleri yapın daha sonra Zeren onları büyüyle buraya alışmalarına yardımcı olucak.

Kafa salladık ve dediklerini yapmaya başladık.Berk neden bu kadar az konuşuyor diye geçridim içimden.Bu çocuk benim ikizim değil mi çok konuşması lazım böyle olmaz bu.

İkimiz beraber çiçeklerle ilgileniyorduk ve o çok konuşan çiçeği bana vermişlerdi.

-Sihirsiz dünyada benim kadar güzel bir şey var mı bakalım?

Göz devirdim ne gıcık bir çiçek bu ya.

-Vardır kesin

Yapraklarından biriyle yüzüme vurdu.Bu sabahtan beri yediğim bilmem kaçıncı tokattı.

-Yeter neden bana vurup duruyosun ya ben senin yapraklarını yoluyor muyum?

-Esil ne diyorsa onayla huyuna git yoksa durmaz.

Zerene dönüp kafamı olumsuz anlamda salladım ve çiçeği masaya koyup önüne eğildim.

-Bana bak küçük çiçek burda biri ego yapacaksa bu kişi benim tamam mı?

-Hayır benim çirkin sihirsiz şu renklerime bak ne kadar harikayım.

-Harika değilsin sadece kibirlisin emin ol şu hayatta senden daha güzelleri vardır mesela ben gibi.

Çiçek iyice sinirlenmişti.

-Zerencim al beni burdan şurda yakışıklı bir oğlan var bu boş boğaz kızla uğraşamam.

Bana boş boğaz diyene bak hele yakışıklı oğlan dediği de Can dı.Neyi yakışıklı be o çocuğun çirkin uzun kulaklı elf.

Can sabır çekerek çiçeği eline aldı.

-Merhaba kraliçe.

-Merhaba sarşın çocuk.

Bitki Cana yürüyor daha neler görücem ya.Yaprağıyla çocuğun saçına deydi aaaa bitkiye bak seni zilli.

Gülüşme seslerimizi kesen ışıkların sönüşü oldu ve bir anda etrafı siyah bir sis bulutu sardı.

-Neler oluyor?

Zerenin korkulu çıkan sesiyle etrafa bakındım neydi bu şimdi.Kapı hızla açıldığında içeriye büyük siyah pelerinli yüzünün yarısı görünen bir varlık girdi.Sanki karanlık gibiydi sadece gölge gibi.

-Merhaba çocuklar aranızdan birini arıyorum ve eğer o kişi kendini söylerse kimse ölmez öyle değilmi.

Çiçekler korkudan kendilerini korumaya aldı çok konuşan çiçk dahi korkuyla bana bakıyordu.

-Sen kimsin?

-Kim olduğumu bilimiyor musun çocuk?

Sorduğum soruya verdiği cevapla şaşırdım ne yani bilmem mi gerekiyo?Hepimiz arkada toplanmıştık Zeren ve Milenin gözlerindeki dehşet korkuyu gördüm ve diğerlerinin ben hariç herles kim olduğunu bliyordu.Anlamaz gözlerle ona bakarken Kaan titreyerek konuştu.

-O gölge kara büyünün bir kısmının en güçlüsüdür insanların rüyalarıyla ve zihinleriyle uğraşmayı sever bir anda yaşamı sonlandırabilir.

-Aferim çocuk güzel ezberlemişsin ama istediğim sen değilsin şimdi aranızda bir eleme yapmalıyım size şöyle bir bakalım.

Bize baktı ve sırıtarak konuşmaya başladı.

-Aradağım siyah bir çocuk değil.

Diyerek Arda ya dokundu ve arkaya itti kararmamıştı ona hiç bir şey olmamıştı çünkü zaten o karanlığın ta kendisiydi.

-Bir elf yada bir vampirde değil sizde bu tarafa geçin.Ya da köylü bir kız çocuğu hiç değil.

Merveyi de kenara itti daha sonra Mileni de ve Berki.Berk o tarafa gider gitmez Merve ile elleri kenetlendi sanki Mervenin hırsı ve cesareti Berke güven veriyormuş gibi.

En sonunda ben ve Mira kalmıştık.El eleydik birbirimize tutunuyorduk.

-Ah seni tanıyorum çocuk sen zihin varisisin söylesene deli annen nasıl veya baban hala insanların zihinleriyle oynuyor mu?

Miranın gözlerinden bir yaş süzüldü.Garip bir şekilde bu adama karşı hiç bir korku hissetmiyordum.Gözlerinin içine baktım karanlıktı ama bir şeyler beni çekmişti.Gözlerinden bir şaşkınlık geçti.

-Söylesene çocuk neden zihnine erişemiyorum nesin sen böyle?

Hiç bir fikrim yoktu.Sadece gözlerine baktım.Zeren tam ortada kalmıştı.

-Belliki hiç birinizin kehannetteki çocuktan bir haberi yok.Oysaki burada olmalı ama arkadaşınız bana hiç yardımcı olmuyor.

Yüzü Zerene döndü ve gülümsedi.Hemen onu yanına çekip elini kafasının üzerine yerleştirdi.Zeren deli gibi ağlıyordu.

-Haberiniz olmasa dahi bu kız çocuğunu önünüzde öldürmek istiyorum.Bu gün size bir ders vericem aptal bitki güçlerinin veya en güçlüsü hariç hiç bir gücün işe yaramayacağına dair.Böylece tarafınızı bir kez daha düşünün.Mesela şu an bu kız çocuğu karşılık verebilir mi?Veya herhangi bir şey karşımda öylece ölmeyi bekler.

Mira her şeyi biliyordu bunu şu an gözlerinden anlıyordum sabah gördüğü görü burasıydı.Gölge bir anda pelerininin arasından bir bıçak çıkarıd ve Zerenin kulağına fısıldadı.

-Şşş güçsüz doğdun yaşamanın bir manası var mı küçük kız?

Zeren çığlık atmak istedi gözlerimin içine baktı ama hiç bir şey yapamazdım.Ben sadece dört yaşında bir kız çocuğuydum ne yapabilirim ki?

Elindeki bıçağı yavaşça Zerenin karnına geçirdi her kesilme sesinde zevk alırcasına sırıttı ve biz sadece Zerenin çırpınışlarını izledik.Gözümden yaşlar akıyordu ama konuşamıyordum.

Henüz ölmemişti sadece çırpınıyordu.

-Hayata hoşça kal de minik kız.

Hançeri alıp kaldırdığında koşarak kolunu tuttum ve gözlerine baktım.Nasıl baktığımı bilmiyorum ama Zereni sıkıca tutan kollarının gevşediğini Zerenin yere düştüğünü gördüm.Oda gözlerime baktı ve korkuyla fısıldadı.

-Sen o çocuksun ve bir kızsın.

Öfkeden deliye dönerken elindeki hançeri aldım hala şaşkınlığı geçmemişti hızla karnına sapladım üç kez çıkarıp soktum hiç acımamıştım.

Henüz öldürmenin kötü bir şey olduğunu öğrenmeden birini yaralamıştım.

Adam geriye doğru düşerken arkasında biri onu tuttu ve onu başka bir yere ışınladı ve ışıklar iyice aydınlandığında arka taraftaki profesörleri gördüm.

-Cenk Zeren ölücek hemen müdahale edilmesi gerekiyo.

Profesör Celalin sesiyle Porfesör Serhat öne atıldı.Derste bahsettiği gibi elleri beyazladı ve yeteneğini kullandı.

Hepimiz donmuştuk ve bütün arkadaşlarım bana bakıyordu.Benden korkucaklarını düşündüm ama aksine hepsi yanıma geldi ve o esnada hepimiz birbirimize sarıldık Arda hariç tabi.O an içime bir şey doğdu ve hiç düşünmeden koşarak Arda ya sarıldım.Önce şaşırdı ama daha sonra oda hızlıca sarıldı.

Kararmamıştım hiç bir şey olmamıştı ayrıldığımızda sorgulayarak diğerlerine baktım ve profesör Metehan konuştu.

-Az önce karanlığın temsilcisini yaraladın bu yüzden kararmazsın hayat sana bunu ödül olarak verdi gerçekten karanlık olanı yaraladın hediyen ise içi hala aydınlık olan birine sarılmak.

Ardaya tekrar baktım ve oda koşarak bana sarıldı öyle sıkı sarıldı ki o an armızda oluşan bağ hiç kopmıcak gibiydi.

Hepimiz yan yana dizildiğimizde Zerene bakıyorduk profesör Serhat bir şeyler yapıyordu ama o esnada Miranın sesiyle hepsi sustu.

-Boşuna çabalıyorsunuz otuz saniye içinde ölücek.

Öyle de oldu daha fazla dayanamadı ve henüz altı yaşlarında hayat dolu küçük kız öldü.

Hemde diğer altı yaşlarında dokuz çocuğun gözleri önünde.

Ve ben bu gün ilk defa birinin ölümüne şahit oldum.

Birini yaraladım diğerlerini korumak için ve pişmanlık hissetmedim.

Arda ya ilk defa sarıldım ve bu gün hepimiz biririmize daha çok bağlandık.

Bu beraber gördüğümüz ilk ölümdü.

İlk bir canı yaralamamdı.

Ve asla son olmıyıcağı çok belliydi.

Ben Esil dim güçzülük gibi bir şansım yoktu çünkü ben burası için seçilmiştim.Ayakta durmak ve diğerlerini korumakla yükümlüydüm.

Ben liderdim.

Çocuktum.

Kehanetteki kızdım.

Esil'dim.

Çocukların yaşları

Esil-6

Mert-6

Kaan-6

Arda-6

Merve-6

Milen-6

Mira-6

Berk-6

Can-9

öncelikle selamm.Bu benim ilk kurgum çocukluğumdan beri rüyama giren ve yaşım ilerledikçe aklımda oluşan karakterleri kağıda dökmeye karar verdim.

Oylarsanız çok mutlu olurum aklınızda soru varsa söyleyebilirsiniz şans verip okuduğunuz için teşekkürler.

Dediğim gibi ilk kurgum eleştirilere açığım sizi seviyorum bu zamana kadar yazdığım fan kurguların dışında bu yıl bir şeyleri kağıda dökmek istedim.

Bölümde tam 9700 kelime var 10.000 kelime civarı olucak bölümler.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.