İçeriğe geç

ESCAPE

Bölüm 1 · 2 dk okuma

ESCAPE

Bölüm 1

Gerçeğin Soğuk Yüzü

Bu dünyadaki her şey masallardaki gibi değil; maalesef acıtıcı ve korkunç.

Doğduğum günden beri yanımda ne annem vardı ne de babam. Yapayalnız, bir başıma terk edilmiştim o evde. İlk yıllarda bana bakması için bir abla geliyordu ama altı yaşımı geçtikten sonra o da uğramaz oldu. O zamandan sonra kendi kendime bakmayı, hayatta kalmayı öğrendim. Ta ki o güne kadar...

Bir gün, o abla aniden kapıdan içeri girdi. Onu görünce çok sevinmiştim; beni özlediğini, merak ettiğini düşünmüştüm. Ama hiç de öyle değilmiş. Yüzüme bile bakmadan eşyalarımı hızla valize tıktı ve elimden tuttuğu gibi beni aşağıya sürükledi.
Birlikte bir taksiye bindik. Kilometrelerce gittikten sonra, ormanın ücra bir köşesinde durduk. Bizi yaşlı bir adam karşıladı. Adam beni arabadan indirdi ve valizimi alıp beni garip, tekinsiz bir binaya doğru çekmeye başladı. Arkamı dönüp o ablaya yalvardım, hıçkırarak beni bırakmamasını söyledim; ama sanki beni hiç duymuyormuş gibi taksiye binip gitti.

O günden sonra hayat bana zindan oldu. Beyaz önlüklü insanlar, bizi her gece bir iğneyle bayıltıp bilinmeyen bir yere götürüyorlardı. Gözümü açtığımda nerede olduğumu hiçbir zaman bilemiyordum.

Yine öyle gecelerden birinin sabahında, korkunç bir acıyla uyandım. Üstüm başım kan içindeydi ve soğuk bir ameliyat masasının üzerinde yatıyordum. Zar zor, her hücrem sızlayarak ayağa kalkmaya çalıştım. Adım atacak halim yoktu ama bir şekilde yürüdüm. Kapıyı açıp dışarı çıktığımda gördüğüm manzara ise kanımı dondurdu... Birlikte büyüdüğüm, aynı acıyı paylaştığım tüm arkadaşlarım yan yana dizilmişti. Birer odun gibi hareketsizdiler ve hiçbiri nefes almıyordu. Korkudan ne yapacağımı bilemedim, oradan kaçmak, arkama bakmadan koşmak istedim.

Tam o sırada hoparlörden bir adamın sesi yankılandı. Sesi tiksinti verici bir şekilde mutlu ve gururluydu:

"Ah, tatlı 13 numara... Sen tek ve ilk başarılı deneksin. Bundan böyle artık yapayalnızsın. Diğer arkadaşların senin kadar dayanıklı değillerdi maalesef."

Bunu duyduğum an damarlarımdaki kanın donduğunu, yerini saf bir öfkeye bıraktığını hissettim. Çıldırdım. O an içimdeki acıyla, nefretle her şeyin yok olmasını, o binanın başlarına yıkılmasını diledim. Kulakları sağır eden bir gürültü patladı ve gerisi karanlık... Bilincimi kaybettim.

Gözlerimi yeniden açtığımda, o devasa laboratuvar yerle bir olmuş, harabeye dönmüştü. Bense yaralı, bitkin ve yorgundum. Artık ne olanları sorgulayacak gücüm kalmıştı ne de ağlayacak gözyaşım.

O bitkin halimle, arkama bile bakmadan ormanın derinliklerine doğru yürüdüm.

Bir daha asla geri dönmemek üzere...

Bölüm sonu

9 yorum