İçeriğe geç

Ervah

Bölüm 3 · 8 dk okuma

Ervah

Bölüm 3

Pinhan

Bölüm-3 Pinhan

23 Ocak 2022

Ben Hayal Demirci; yirmi beş yaşında, Demirci örgütünün lideri Ferhat Demirci'nin sağ kolu, Demirci holdingin en büyük ikinci hissedarı, örgütün Kumar Kraliçesi lakabıyla anılan en önemli oyuncusu, Ferhat Demirci'nin tek kozu ve örgütteki tek kadın mafyayım. Ve bugüne kadar diğer örgütlerden yüzlerce mafyayı öldürdüm.

Ben Hazal Kılıç; yirmi üç yaşında, Kılıç spor salonunun baş eğitmeni, salonun Kara Kaplan'ı ve Erva Kılıç'ın kız kardeşiyim. Ve bugüne kadar Demirci örgütündeki onlarca kişiyi ben öldürdüm.

Tüm isimlerimle, her zerremle intikam için yanıp tutuşuyordum.

✉

Bir yılın ardından tekrar ablamın odasında açtım gözlerimi. Kendisinin katlayıp koyduğu yorganı dört yıldır olduğu gibi duruyordu. Ne annem ne de ben en son dokunduğu eşyalara bir kere daha dokunmaya cesaret edebilmiştik. Sanki bir gün geri dönüp odasını kullanmaya devam edecekmiş gibi. Taşınmaya da gönlümüz el vermemişti bu yüzden. Annem, Ilgaz ve Ahu bu evde kalmaya devam etmişlerdi.

Ama ben ne annem kadar cesur ne de ablam kadar masumdum. Örgüte katıldığımda ilk işim ayrı eve çıkmak olmuştu. Her gün bu evde uyanıp örgüt için çalışmaya gidemezdim, ayrıca gecenin bir saati kanlı ellerimle annemin karşısına çıkamazdım. Zaten darmadağınık olan kadına bir de kızının katil olduğunu söyleyecek değildim. O yüzden en doğru kararı alıp evden taşındım.

Gece doğru düzgün uyuyamamıştım ve sırtım acıyordu. Yüzümü buruşturarak ayağa kalktım ve odadan çıkıp banyoda yüzümü yıkadım. Yüzüm ıslak halde çıktığımda Ilgaz uykulu halde kapının önünde beni bekliyordu. Dağınık saçlarını karıştırıp yanından geçtim. Daha on yedi yaşındayken benim boyumu geçmişti bile.

Koridorda ilerleyip mutfağa girdiğimde annem söylene söylene kahvaltı hazırlıyordu. Ayak seslerimi duyunca bana dönüp o sevdiğim kocaman gülümsemesiyle baktı. Ne kadar tatlı tatlı gülümsesen de biliyorum, en çok sen acı çekiyordun.

Peşimden mutfağa Ahu girdi ve bacaklarıma sarıldı. Resmen ayakta uyuyordu. Kucağıma alıp masaya yöneldim. Ablamın sandalyesini es geçip kucağımdaki Ahu'yla kendi sandalyeme oturdum. Sarıya çalan kumral saçlarını yüzünden çekip bileğimdeki tokamla saçlarını bağladım. Uyanamadığı için sadece beni izliyordu.

Saçlarına bir öpücük kondurup anneme döndüğümde elindekileri masaya getiriyordu. Ahu'nun kulağına eğilip fısıldadım.

"Koş yüzünü yıka bakalım, bücür." Deyip burnunu sıktım, burnunu sıkmamdan nefret ediyordu. Ama somurtmayıp yanağıma bir öpücük bıraktı ve kucağımdan inip banyoya koştu.

Ayağa kalkıp anneme yardım ettim. Her şeyi bitirdiğimizde Ilgaz, kucağında Ahu ile mutfağa girdi. İkisi de ablama o kadar benziyorlardı ki, her şey o kadar ablamdı ki bu evde.

Ilgaz Ahu'yu sandalyesine oturtup kendisi de oturup bana döndü.

"Bayadır gelmiyordun." Haklıydı, eve özel günler dışında hiç uğramıyordum. Onları çok boşladığımın farkındaydım ama iyilikleri için yapmak zorundaydım. Takip edilebilirdim ve kimliğim ortaya çıkabilirdi. İşte o zaman gerçek bir katil olurdum.

Huzursuzca kafamı salladım. "Bu aralar çok meşgulüm, sende biliyorsun. Kafe de her şey o kadar karmaşık ki anlatamam." Hepsi kafede çalıştığımı sanıyordu. Anladığını belirtmek için kafasını salladı.

Annemde masaya oturunca yemeye başladık ve yaklaşık on beş dakika sonra masadan kalkıp eski odama gittim. Şarjdaki telefonum çalıyordu. Ekranda yazan isim Demirci'ydi. Çok fazla çalmasına izin vermeden aramayı açıp telefonu kulağıma yasladım.

"Alo!"

"Efendim?"

"Sana da günaydın." Gözlerimi devirdim.

"Günaydın."

"Önemi yok, neyse bu akşam boşsun değil mi?"

"Boş olduğumu biliyorsun." Karşı taraftan kahkaha sesi geldi.

"Saat dokuzda gel, bu sefer ikimiz birden gideceğiz."

"İkimiz birden mi? Nereye gidiyoruz da ikimize birden ihtiyaç var?"

"Daha önce hiç görmediğin bir şov göreceksin, Demirci. KORKMAZ MALİKÂNESİNE BASKINA GİDİYORUZ!" Bağırarak söylediklerinden sonra kahkaha atıp telefonu kapattığında kulağımın çınladığını hissediyordum. İt herif.

Telefonumu şarjdan çıkartıp cebime attım. Kapının arkasındaki askıdan montumu alıp odadan çıktım. Ayakkabılarımı giyip evden çıktım. Ellerim montumun cebinde, merdivenleri hızlı hızlı indim. Apartman kapısından çıkıp biraz yürüdükten sonra birkaç sokak ileriye park ettiğim arabama bindim.

Arabayı çalıştırmadan önce montumu çıkartıp arka koltuğa attım. Direksiyonu çevirip evime doğru yola çıktım.

On dakikalık bir araba yolculundan sonra evimin otoparkına arabayı park edip yukarı çıktım. Hızlıca üzerime kısa siyah bir etek ve siyah bir crop giydim, en sonda üzerime kısa montumu aldım. Kapının önünde topuklu botlarımı giyip evden çıktım. Tekrar otoparka girip siyah arabaya bindim. Gaza iyice basarak geldiğimden beş dakika da kapının önündeydim. DEMİRCİ KONAĞI.

Arabadan inip geldiğim ilk gün zorla girdiğim kapıya yürüdüm. Benim geldiğimi gören korumalar telaşla kapıyı açıp önümden çekildiler. Topuklularımın yerde çıkardığı tok sesi duyanlar benim geldiğimi anlıyor ve konuşmalarını kesiyorlardı. Konağın en büyük evine, kumarın oynandığı yere girdim.

Kalabalığa rağmen gözlerim hemen Ferhat Demirci'yi buldu. Her zamanki yerinde, en büyük ve merkezdeki masada oturuyordu. Beni görünce ağzı kulaklarında gülümsedi ve ayağa kalktı. Ben ona doğru yürürken o da bana doğru yürüdü ve kafasıyla beni selamladı. Yaptığının aynısını yapıp gözlerinin içine baktım. Nezaketen uzattığı koluna hafifçe girdim ve masasının arkasındaki gizli kapıdan bodrum kata indik. Beni bırakıp ışıkları açtığında şu sıralar bana en çok zevk veren yerdeydim. Cephane odası.

Ellerimi silahlarda gezdirerek yürüdüm. Kapalı yerde topuklularım yankı yapıyordu. Ben tüm silahları gezip odanın ortasında durduğumda Ferhat Demirci'nin gözleri bendeydi.

"İşte seni bu yüzden ortağım yaptım, bu kana susamışlığın hiçbir adamımda yok. Hatta belki bende bile."

Evet, haklıydı. Onda yoktu, benim onun kanına olan açlığım.

Her zaman yaptığım sinsi gülümsememle ona bakıyordum. Bu odada konuştuğunda oluşan yankı hoşuma gidiyordu.

"Ne kadar riskli?" Tek kaşımı kaldırıp soruma cevabını bekledim. Arkasındaki tezgâha yaslanıp tavana daldı.

"Çok adam kaybedebilirim." Bu benim işime gelirdi. Ben sırıtırken tavana bakarak konuşmaya devam ediyordu.

"Sen dışında kaybettiğim hiç biri umurumda olmaz." Omzunun üstünden bana dönmüştü. Gülümsememi genişletip cevap verdim.

"Biliyorum, Demirci. Sağ kolunu keserlerse kan kaybından ölürsün." Tekrar silahlara döndüğümde sırtımdaki gözlerini hissediyordum, onu umursamadan önümdeki birkaç silahı işaret ettim.

"Şunu, şunu, şunu bir de bunu istiyorum." Kafasını sallayıp onayladığında gösterdiğim silahları eline almıştı. Birkaç adım daha atıp bıçak standının önünde durdum.

"Ve bunu." Parmağımla işaret ettiğim mor renkli, gövdesi işlemeli bıçağı eline alıp inceledi. Sonrasında tekrar bana döndü.

"Silah zevkine hayran olduğumu söylemiş miydim?"

✉

Benden sonra herkese silah dağıtımı yapıldı ve akşama kadar toplantı odasında planları gözden geçirdik. Malikâneyi patlatmayacaktık, birisini kaçırmayacaktık ya da direkt içeri girip Korkmaz'ı öldürmeyecektik. Sadece biraz gözdağı verecektik. Ferhat'ın telefonda dediği gibi şov yapmaya gidiyorduk.

Herkes dağılıp arabalara bindi. En öndeki arabaya Ferhat Demirci binerken ben arabanın yanındaki motora yürüdüm. Kısa eteğim ve topuklu botlarıma rağmen hızlı bir hareketle motorun üstün oturup kaskı kafama geçirdim. Ferhat Demirci her zaman ki gibi bana bakan taraftaki camını açmıştı.

Kafamla verdiğim komutla herkes arabaları çalıştırdı ve Demirci ile aynı anda, aynı hizada yola çıktık.

Görev ve baskınlarda her zaman motor kullanan tek bir kişi olurdu, Hayal Demirci. Bu yazılı olmayan bir kuraldı. Diğer Demirci dâhil kimse motor kullanmazdı, izin vermezdim.

Yol boyunca Demirci'nin arabasıyla aynı hizada gittikten sonra Demirci'den kulağımdaki kulaklıktan talimat aldım, yaklaşmıştık. Daha fazla gaza basıp yanımdaki arabayı da geçip en önde gitmeye başladım. Hızım yüzünden arkamda çıkan tozlar camı açık Demirci'yi öksürtmüştü. Camını kapatıp arabanın içinde öksürmeye devam ettiğini kulaklıktan duyuyordum. Öksürük krizlerin girmesi hoşuma gitmişti.

Malikânenin önünde motoru geldiğim yere döndürerek durdurduğumda tüm arabalar da benimle beraber durdu. Herkes birer birer inerken Demirci de inip kapısını kapattı. Kaşlarını çatarak bana bakıyordu. Gülerek omuzlarımı kaldırıp indirdim ve büyük kapıya doğru koşmaya başladım. Arkamdan yavaş yavaş yürümeleri sinir bozucuydu.

Kapının önündeki korumalar ne olduğunu anlamamışken üzerlerine topuklu ayakkabıyla koşan bir kadın vardı. Şaşırtıcı olmalıydı. İkisi de bir güzel dövüp birbirlerine vurduktan sonra yenileri gelmeye başlamıştı. Kapıyı sertçe ittirip içeri girdiğimde büyük bir karmaşa vardı. Üzerime doğru koşan gruptan en öndeki dört kişi bana saldırdı. En öndekinin kolunu tutup tersine çevirdiğimde gelen sesten tatmin olmuştum. Kaldı üç.

Birisinin yere serilmesi gözlerini korkutmuştu ama birisi yumruğunu savurduğunda kenara çekip çelme taktım. O da kontrolsüzce yere düşüp çenesini kırmıştı. Diğer ikisi aval aval suratıma bakarken birisinin bacak arasına tekme atıp yere çömelince sırtından destek alıp diğerinin üstüne uçtum. Ayağımdaki topukluları alnına geçirdiğimde geriye sendeleyip süs ağaçlarının arasına dolandı.

Bir yandan kahkaha atıyor bir yandan bana doğru koşan adamı izliyordum. Devirdiklerime göre daha uzun ve kalıplıydı. O bana koşarken onu şaşırtıp bende ona doğru koşunca afallamıştı. Ondan hızlı davranıp yumruğumu burnuna geçirdiğimde burnunu tutarak geriledi ve arkasındaki taşa takılıp yere düşünce bayılmıştı. Gülmemek için kendimi çok zor tutuyordum.

Kafamı Demirci'ye çevirdim etrafındaki adamlarla güç bela uğraşıyordu. Koşarak yanına gittim ve adamlardan birini gömleğinden tutup geri savurdum. Adam poposunun üstüne yere düşünce hem şaşkınlık hem de sinirle bana bakıyordu. Kaşlarımı kaldırıp indirdim ve büyükçe gülümsedim. Hemen ardından da adamın suratına bir tekme savurdum. Hafifçe kıkırdayarak arkama dönecektim ki saçımdan birinin tutmasıyla geriye gittim. Bir elimle saçımdaki eli tutup diğer elimde de adamın karın boşluğuna dirseğimi geçirdiğimde nefesinin kesildiğini hissettim. Saçımdaki eli gevşeyince hızlıca yere eğilip botumdaki bıçağı çıkarttım ve adamın ayağına derin bir çizik attım. Acıyla yere düşüp ayaklarıma kapandığında ayağımla onu ittirip malikânenin kapısına yürümeye başladım.

Arkama bakmıyordum ama Demirci'nin de peşimden geldiğini biliyordum. Kapıdan girince karşıma çıkan adamın bana savurduğu yumruğu sol elimle tutup sağ elimdeki bıçağı karnına saplayıp çıkardım. Bugün karşıma çıkacak olan herkes bir değil bin defa düşünmeliydi çünkü birileri öldürmeden durabileceğimi sanmıyordum.

Arkamızdan gelen adamları Demirci halledip kapıyı kapattığında silah sesi duyuldu. Yere yatıp takla atarak duvarın arkasına saklandım. Demirci de masalardan birinin altına girmişti. Bir kez daha silah sesi duyulduğunda eteğimi yukarı sıyırıp bacağıma sabitlediğim silahı çıkarttım. En sonda botumdan bir silah daha çıkartıp yerden Demirci'ye fırlattım. Tekrar silah sıkıldığında mermi bu sefer arkasında olduğum duvara saplanmıştı.

Zamanı kollayıp silah sesinin hemen ardından duvarın arkasından çıkıp karanlığa ateş ettim. Ateş sesinden sonra bir ah sesi ve ardında da yere düşme sesi geldi. Koşarak gittiğimde yerde kıvranan birini gördüm. Demirci de masanın altından çıkıp yanıma gelmişti. Yerdeki adamın çenesinden tutup kendime çevirdim.

"Korkmaz mı?" Karanlıkta olduğumuz için yüzünü bir tek ben görüyordum. Kafamla onaylayıp ayağa kalktım.

"Yara ne kadar ciddi?" Burnumu kırıştırıp Korkmaz'ın ayağına tekme attığımda bağırış sesleri geldi.

"Neredeyse hiç, sıyırıp geçmiş sadece."

"Senin ki nasıl?" Kaşlarımı çatıp baktığı yere baktım. Bacağımda küçük bir kesik vardı. Silahları çıkartırken kesmiş olmalıydım. Hızlıca yürüyüp masalardan birinin önüne geldim. Elimdeki silahı masanın üstüne bırakıp bıçağımla masa örtüsünden bir parça kestim ve bıçağı dişlerimin arasına kıstırdım. Kestiğim parçayı bacağıma sarıp sıktım.

Ağzımdaki bıçağı çıkartıp botumun içindeki yerine yerleştirdim. Bıçağın üstünden ağzıma akan kanı yere tükürüp silahımı masadan alıp Demirci'ye işaret verdim ve kapıya gittim. Kapıyı açıp silahın namlusunu dışarıdakilere doğrulttum. Hala itiş kakış devam ediyordu. Silahımı indirip aralarından sıvışarak büyük kapının önüne geldim. Açık kapıdan dışarı çıktığımda kapının önünü koruyan kimse kalmamıştı. Motoruma doğru yürüyüp kaskımı elim aldığımda Demirci açık kapıdan bana bakıyordu.

"Gerisi sende, eve gidip kendimi yatağa atmak istiyorum." Gülerek kafasıyla onayladığında kaskı başıma geçirip motora atladım ve geldiğim gibi geri döndüm.

✉

Not: oy vermeyi unutmayın 🤭

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.