Bölüm 1- Zemheri
23 Ocak 2018
Bileğimde iz yapmaya başlamış olan eldiveni daha çok sıktım ve karşımdaki kum torbasına bir darbe daha indirdim. Alnımdan akan terler yanağımdan süzülüp boynuma geliyordu. Üstümdeki ince badi terden sırılsıklamdı. Topuz yaptığım saçımdan çıkmaya başlamış tutamlar yüzüme yapışmıştı. Bacaklarım günün yorgunluğundan kendini yere bırakmamak için zor duruyordu. Halsizliğimle nefeslerim sıklaştıkça karşımdaki torbaya bir yumruk daha vuruyordum.
Saçlarımı eldivenin ucuyla kulağımın arkasına atmaya çalışsam da pek bir şey fark etmemişti. Zaten dar olan kıyafetlerimin iyice bedenime yapışması rahatsız hissettiriyordu. Yumruklarımı teker teker vururken gözlerimi saate çevirdim. Son birkaç dakikam kalmıştı. Dayanamayacağımı düşünsem de bugünde bitmişti bile. Zamanımın az kaldığı düşüncesiyle yorgunluğum azaldı ve bu seferde birkaç tekme savurdum torbaya. Son birkaç saniyem kaldığında da heyecanlandım, çevik bir hareketle sağıma takla atıp yanımdaki cansız mankenin karşısına geçtim. Tam burnuna güzel bir yumruk çaktıktan sonra manken geriye savruldu. Bende süremin bitmesiyle kendimi arkaya, yere attım. Günlük üç saat antrenman kotamı doldurmuş olmak her gün beni mutlu ediyordu.
Yerden kalkacak dermanım yokken saat daha geç olmadan eve gitmek için yerde doğruldum. Köşedeki matarama uzanıp artık pek soğuk olmayan suyumu yudumladım. Ablam ya da annem bu terin içinde soğuk su içtiğimi bilse salona gelmemi yasaklarlardı, eminim.
Mataramın ağzını kapatıp ipinden boynuna astıktan sonra ellerimden destek alıp ayağa kalktım. Salonda kimse kalmamıştı, genelde geç saatlerde gelmeyi tercih etmemin sebebi kimsenin olmamasıydı. Kenardaki havlulardan birini boynuma atıp lavaboya gittim. Aynanın karşısında kendime baktım. Topuzum iyice dağılmış, saçlarım ter içinde kalmıştı. Yanaklarım ve burnum terlediğim için kızarmıştı. Musluğun soğuk kısmını açıp yüzümü yıkadım. Suyu kapatıp ensemdeki havluyla yüzümü silip çıkarken de havluyu köşedeki sepete fırlattım.
Karşıdaki soyunma odasına girip üstümdeki badiyi tek hamlede çıkarttım. Oturaklarda duran çantamı karıştırıp bulduğum en kalın üstü giyip çantamı aldım. Kapıya yürürken kafamdaki topuzu da tek elimle açıp tokamı bileğime taktım. Soyunma odasından çıkıp boş olan kabul masasından anahtarları alıp ışıkları kapattım. Çıkışa doğru giderken yandaki askıdan montumu alıp dışarı çıktım.
Dışarıdaki soğuk yüzünden aceleyle montumu giyip anahtarla kapıları kilitledim. Yokuştan yukarı hızlı adımlarla çıkarken cebimdeki telefon çaldı. Telefonu açıp kulağıma yasladım. Arayan annemdi ama telefonu açtığımda konuşan kişi Ahu'ydu. Telefon rehberinden adımı öğrenmiş, sıkıldıkça annemden beni arıyordu. Hızlı hızlı bir şeyler söylüyordu ama asla anlamıyordum. Tatlılığına kıkırdadım ve ona güldüğüm için sinirlenip telefonu suratıma kapattı. Telefonu tekrar cebime koyarken yüzümdeki tebessüm hala duruyordu. Eve gidene kadar da gülümsemeden duramadım. Gözlerimin önünde bu kadar büyümesi garibime gidiyordu.
Eve gelince diğer cebimdeki anahtarı çıkartıp apartman kapısını açtım. İki katıda merdivenle çıktıktan sonra kapının önünde beni bekleyen birisi olduğunu gördüm. Ahu, kapıyı azıcık açmış uykulu gözleriyle merdivenlere bakıyordu. Geldiğimi görünce koşarak kucağıma atladı.
"Ablacım, sonunda geldin. Seni çok özledim biliyor musun?" Onu kucağıma alıp ayakkabılarımı çıkarttım ve eve girdik. Ilgaz'ın odasını eş geçerek oturma odasından gelen televizyon sesine gidip Ahu'yu yere bıraktım. O önümde salona girerken bende peşinden gidip odaya girdim. Annem koltukta oturmuş elinde şişleriyle yine bir şeyler örüyordu. Yanına gidip yanağına küçük bir öpücük kondurdum.
"Leş gibi ter kokuyorsun, hemen banyoya gir su hala sıcaktır." Tatlı tatlı huysuzlanması hoşuma gidiyordu. Kafamla onaylayıp karşısına oturdum. Kaşlarını çatıp beni süzdü.
"Ne örüyorsun bu sefer, validem?" Elindekine baktıktan sonra ayakucundaki çantadan beyaz bir atkı çıkartıp bana verdi.
"Bunu sana ördüm, şimdi de ablana örüyorum. Güzel olmuşlar mı?" Yerimden kalktım ve tekrar yanağından öptüm. Odadan çıkmadan hemen önce de arkamdan cevap verdim.
"Ne güzeli? Mükemmel olmuşlar, pamuğum benim." Salondan gelen kıkırtı seslerini arkamda bırakıp odama girdim. Işığı açıp kapının arkasına omzumdaki çantayı bıraktım. Gözüm yatağımın üstündeki beyazlığa takılınca montumu da çıkarıp yatağımın yanına gittim. Dörde katlanmış bir A4 kâğıdıydı.
Tam anneme seslenip ne olduğunu soracaktım ki vazgeçip açmaya karar verdim. Ahu'nun benim için çizdiği resimlerden biri olmaydı. Yatağın üstüne oturup kâğıdı açtığımda inci gibi bir yazıyla yazılmış birkaç satır gördüm.
Hazal'ıma, Benim Gözümde Hala Minik Olan Kardeşime,
Duygusal şeyler yazıp seni de daha da üzmek isteyecek değilim, bu yüzden sadece birkaç satır yazacağım.
Uzatmayacağım tatlım, bu bir intihar mektubu. Eğer sen şuan bu satırları okuyorsan ben çoktan yokum demektir.
Senden, Ahu'dan, Ilgaz'dan ve en çok da annemden özür dilerim. Hepinizi çok sevdiğimi bil, bir tanem.
Erva KILIÇ
Bu yazıyı okuduğumda on dokuz yaşında olan ben bir gecede beş belki de on yaş yaşlanmıştım.
✉
Not: oy vermeyi unutmayınnn🤭