İçeriğe geç

Eretna kraliyeti

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Eretna kraliyeti

Bölüm 1

1

Victoria gece mavisi üzerinde açık mavi fiyonklarla dolu elbisesi ile buzdan daha soğuk olan sarayın altın süslemeli gri merdivenlerinden hızlı adımlarla indi.

Ailesi ile yemek odasında yemek yiyecekti ve onlara yetişmek zorundaydı. Çünkü annesi bekletilmeyi asla kabul edemezdi. Herkes ondan önce yemek masasında dizilmeli, o ne kadar geç kalırsa kalsın herkes onu beklemeliydi. Çünkü Victoria'nın annesi Veronica bir kraliçeydi.

Yemek odasının önündeki altın kaplamalı kapının önünde durdu.

Düşündü Victoria kaçması gerekti. Sonsuza kadar bu işkencelere katlanamazdı. O zindanın kan donduran soğuk zemininde daha kaç defa sebepsizce işkence görücekti.

Kaçmalıydı. Evet kesinlikle bunu yapmalıydı ama nasıl? Nasıl olucaktı da her tarafı muhafızlarla çevrili bu saraydan mucizevi bir şekilde kaçacaktı.

Düşünceli bir şekilde odaya girdi.

Hayır olamazdı. Annesi ve babası yemek masasında oturmuş ona doğru bakıyordu.

Veronica buz gibi sesiyle

"Otur Victoria"

Victoria sandalyesini çekti ve oturdu. O kadar korkuyordu ki sandalyenin ucunda oturuyordu.

Veronica sakin konuşuyordu.

"Seni daha önce uyarmıştım Victoria. Uyarımı dinlemedin şimdi de karşımda utanmadan oturuyor musun?"

Sesi yükselerek

"Neden geç kaldın?"

Victoria cılız bir sesle

" Okuduğum kitaba dalmıştım. Özür dilerim. B-ben gerçekt-"

Victoria sözünü bitiremeden yüzüne inen tokatla sustu.

"Kaç defa söyledim o kitapları okumayacaksın. Onlar senin ne işine yarıyor"

"Anne kitaplar yararsız de-"

Yüzüne inen ikinci bir tokatla Victoria ağlamaya başlamıştı.

"Sana konuşman için izin vermedim."

Victoria yüzüğünü yere eğdi

"Peki efendim"

Veronica yüzüne şeytansı bir gülümse yerleştirdi.

"Muhafızlar Victoria'yı en alt kattaki zindana götürün. Bayan Sophia'ya da haber verin Victoria'yı güzel bir ziyaret yapsın"

Victoria bağırarak

"Hayır ANNE! Lütfen en alt kat olmaz! Anne yalvarırım! Özür dilerim!"

"Muhafızlar!"

Victoria göz yaşları içinde

"Bir daha olmicak söz veriyorum!"

"Tutamayacağın sözler verme Victoria"

Victoria'nın daha fazla konuşmasına izin vermeden muhafızlar iki kolundan tutup Victoria'yı götürdüler. Victoria muhafızlardan kurtulmak için çırpınıyordu ama faydasız çırpınışlardan ibaretti bunlar.

Tüm bu olanlardan sonra Victoria'nın babası kral Victor ilk defa konuştu.

"Veronica kız sadece yemek için iki dakika geç kaldı. Buna gerek yok!"

"Sana fikrini sormadın Victor Urgan!"

Bu krallıkta Erkekler kadınların soyadını alıyorlardı.Urgan, Victor'un eski soyadıydı. Eğer bir kadın eşine eski soyadı ile seslenmişse bu ' Güç bende kapa çeneni' demekti ve bunu söyleyen bir kadın aslında yuvasının yıkılışı için imza atmıştı. Çünkü bu erkekleri incitebileceğiniz sözlerdendi ve bunu söylediğiniz kişinin kalbini kırar ve geri iyileşse bile izleri kalıcak bir yara olurdu.

Victoria muhafızlar tarafından aşağı indiriliyordu. Hala lüzumsüz bir şekilde çırpınıyordu.

İdama giden bir mahkum gibiydi. Aslında idama giden bir mahkum gibiydi.

Yerin 7 kat altındaki bu zindan işkence çekilerek öldürülen mahkumlar için bir odaydı.

Bu zindanı bir de cellatı vardı. Bayan sophia. Bu diyarda Jehan Arthurs'tan sonra en çok işkenceleriyle ünlü olan isimdi. Bu ikincilik Sophia'nın canını sıkıyordu.

İşkence Sophia gibiler için bir sanattı, bir bilim dalı gibiydi. Sophia ne bir bilim falına ne de bir sanat eserine hırsın bulaştırılmaması gerektiğini bilmicek kadar aptaldı. Vicdanı olmicak kadar insanlıktan çıkmış olduğu gibi.

Sophia'nın işkencelerini en sağlam çıkmak zordu ki sağlam çıksan bile ruhen ölmüş olarak çıkıyordun. Tekrar toparlanamıyor ve işin sonunda ya birine köle oluyor ya da intihar ediyordun.

Victoria bu gerçeği biliyor ve hayrkırışlarıyla tüm sarayı inletiyordu.

"Bırakın beni yalvarıyorum bırakın! O odaya giren çıkamaz bilmiyor musunuz? Bile bile beni ölümün ellerine bırakmayın yalvarırım!"

" Prenses Victoria elimizde olan bir şey değil. Eğer bunu engelleyebilseydik emin ol yapardık."

Muhafızları gözlerinden yaş süzülüyordu. Henüz 16 yaşında olan genç prensesi ölüme terk etmek istemiyorlardı ama ellerinde olan bişey yoktu.

Eğer Veronica'yı dinlemezler o odaya sadece kendileri de girmezdi. Tüm aileleri girer. Sevdikleri Jehan Arthurs'a bile gönderilebilirdi. Bu yaşayabilecekleri en korkunç olaydı onlar için. Anlaşılan Higanbana ile tanışmamışlardı.

Zindanın önüne gelmişlerdi. Veronica'nın ayakları geri geri gidiyordu. Muhafızlar kendilerini de Victoria'yı da zorlayarak Victoria'yı o lanetli zindana sokmuşlardı.

Victoria zindana girmiş ve ayaklarının altında ıslaklık hissetmişti. Yere eğlilip baktığında ise yerdeki ıslaklığın kan olduğunu fark ettimesiyle ağzından bir çığlık koptu.

Daha fazla bunu düşünmemek için etrafı incelemeye başladı. Duvarları incelemeye başladı fakat duvarlarda küf yosun ve kurumuş kandan başka bişey yoktu.

Victoria'nın dikkatini zindanı ortasındaki tahtanın üzerinde bulunan üstü örtülü bişey çekti. İşkence aletleri diye düşünerek yanına gitti ve eli titreyerek örtüyü açtı.

Gördüğü görüntüyle çığlık attı ve ağlamaya başladı. Burda duramadı Zindanın kapısına vuruyor hatta tekmeliyordu

"Lütfen beni burada tutmayın! Ölmek istemiyorum! Ne istiyorsanız veririm ama lütfen beni burada daha fazla tutmayın!"

Bağırışları hiçbirşey yaramıyordu. Gece gelen karabastıdaydı sanki. Ne kadar hayrkırsa da duyulmuyordu. Duymuyorlardı.

Göz göre masum birinin ruhu çalınıyordu ve kimse umursamıyordu. Pek çok sistemde olduğu gibi kimse masumları savunmuyor aksine onları ölüme terkediyordu.

Victoria az önce gördüğü üzerinde yanık izleri olan, bacaklarının arasından kanı hala durmayan, meme uçları kesilmiş, saçları kulakları yakılmış, göbeğinin üstünde dili sökülüp konmuş olan, cam gibi duran mavi gözleri açık olan, çırılçıplak kadının bedenine bakmamaya çalışarak zindanın bir köşesine oturdu.

'Zavallı kadın yüzü tanınmaz hale gelmiş. Hiçbir insan böyle öldürülmeyi hak etmiyor' diye düşünüyordu gördüğü çıplak kadının 104 tane çocuğun ve 21 tane masum erkeğe işkence yaparak öldürdüğünden habersiz bir şekilde.

Victoria yorgundu. Hem uykusuzluk ve yetersiz beslenmenin verdiği halsizlikten hem de düş artık diyen yaşama karşı düşmemek için çırpınmaktan.

Belki de bırakmalıydı tüm bu savaşı. Zaten ölmeyecek miydi biraz sonra.

Neden yaşamaya çalışıyordu ki. Hiçbir amacı yoktu. İleride kraliçe olup düzeltmek isterdi ama kraliçe olamadan öleceğine emindi. Bugün değilse de yarın annesi bir şekilde onu öldürecekti. Madem öldürecekti acele etsin çünkü bu kızın daha fazla katlanmak gibi bir düşüncesi yoktu.

Bu düşünceler arasında biri demir kapıya vurdu. Victoria kalbinde biri toz tanesi kadar küçük olan bir umutla ayağa kalktı ve kapıya doğru koştu.

"Prenses beni duyuyor musunuz?"

Victoria'nın kalbi küt küt Atıyordu. Yüzünde umut dolu gülümseme oluşmuştu. Heyecanla

"Evet duyuyorum. Çıkıyor muyum? Lütfen çıktığımı söyle"

"Üzgünüm prenses ama sizi çıkartamıyorum. En azından şimdilik. Ben Emma sarayda çalışan hizmetçilerdenim. Muhafız Lora'dan durumu duydum. Lora ve ben sizi kurtarmaya geldik"

"Emma olmaz bu iş çok tehlikeli yaptığınız ortaya çıkarsa annemin size yapıcaklarını hayal bile edemiyorum"

Lora araya girdi

"Prenses Victoria biz bu masalları biliyoruz merak etmeyin hiçbişey ortaya çıkmayacak"

"Lora ve Emma gidin! Ben zaten eninde sonunda ölücem bunu ertelemeyin bir anlamı yok"

"Prenses bizi dinleseniz iyi olur çünkü bizi dinleyene kadar burada gitmicez ve birazdan muhafız gelicek yakalanmamaızı istemezsiniz"

Victoria derin bir nefes aldı.

"Planı anlatın"

Emma ellerini heyecanla çırptı.

"Harika"

"Yarın şehirde festival var. Bu festivalde sarayın ormana açılan kısmındaki muhafızlar festivalde görev alır. Ormandaki tarafta toprak krallığının muhafızları vardır onlar bir prensesin sarayı etrafında gezmesini normal karşılarlar. Bizde bundan yararlanıcaz. Emma bu gece zindanın anahtarını Sophia'nın odasından çalacak. Yarın saat 21.00' da sizi burada çıkarıcaz bir gün dayanın lütfen kendinizi bırakmayın. Sophia'nın gelmemesini sağlicaz"

"Çocuklar çok teşekkürler ama bu Emma için çok riskli. Sophia'ya yakalınırsa Sophia, Emma'yı kendi elleriyle öldürür"

Bunu duyan Emma yutkundu. Gözleri doldu.

"Sizin için Prensesim. Sizin için Sophia'nın ellerinde ölmeye bile değer"

Bunu duyan Victoria'nın boğazında bir yumru oluştu. Gözünden bir damla yaş aktı ve yüzünde hüzünle dolu bir gülümseme oluştu.

" Bana sadece Victoria diye seslen"

Emma yaşlı gözlerle kafasını tamam anlamında salladı.

"Tamam Victoria"

Kızlar planın detaylarını konuştu ve oradan ayrıldı. Şuan sadece Sophia'nın gelmemesi gerekiyordu.

🫐🫐🫐

Victoria yorgunluktan kan dolu zeminde uyuyakalmıştı.

Kapının açılma sesiyle uyanmıştı. Bir gün uyumasını şoku ile ayağa kalkıp kapıya doğru ilerledi.

Kapı açıldı. Olamazdı. Kırmızı gözleriyle tam karşısındaydı.

Victoria korku ile geriye doğru adım atıyordu. Hücredenin ortasındaki tahtaya kadar gelmişti. Elini arkaya attı ve ölü kadının diline eli değdi. Bir çığlık attı. Sanki göz bebekleri korkudan titriyordu. Korkudan kırmızı gözlere sahip olan sarı saçlı kadının sevimli yüzüne bakamıyordu. Lady Sophia tam karşısındaydı.

Alaycı gözlerle ve yüzünde Victoria'nın korkmasından hoşnut bir gülümseme vardı.

Sevimli bir ses tonuyla konuştu

"Selam tatlım"

🫐🫐🫐

Hadi Allahaısmarladık ben yokum.

Tamam kitap yazmak zormuş ama bu beni yıkmaz.

Bu bölümü ninni dinleyerek yazdım çünkü müziği açtım ve ne geliyorsa dinlicem dedim. Şansıma da 1 saatlik ninni vardı. Hiç uykumu getirmemesi ayrı bir ironi.

Yazım hatalarım varsa affola. Normalde kontrol edicektim ama üşendim.

Aha sonunda ninni bitti. (Rumba-Inkyz çalıyor)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.