İçeriğe geç

EREBUS-9

Bölüm 1 · 4 dk okuma

EREBUS-9

Bölüm 1

EREBUS-9

Yıl 2091.

Dünya artık gürültülü değildi.

Eskiden şehirler sesle yaşardı—korna, insan kalabalığı, kahkahalar, tartışmalar… hayatın kendisi bir uğultuydu. Ama şimdi o uğultu yoktu. Sesler hâlâ vardı ama anlamları yoktu. İnsanlar konuşuyor, yürüyor, yaşıyor gibi yapıyordu; fakat herkesin içinde aynı şey büyüyordu:

Tükenmişlik.

Gökyüzü bu tükenmişliğin en açık kanıtıydı. Ne zaman yukarı baksan, sana umut değil, ağırlık veriyordu. Rengi tarif edilemezdi—ne tam sarı, ne gri. Sanki dünya uzun süredir hasta ve kimse bunu iyileştiremiyordu.

Arda Yalın, bu dünyanın tam ortasında yaşayan sıradan biriydi.

Ama “sıradan” kelimesi onu tam anlatmıyordu.

Çünkü sıradan insanlar genelde bir şeye aittir—bir işe, bir hayale, bir amaca.
Arda ise hiçbir yere tam olarak ait değildi.

Sabah saat 07:10’da uyandı.

Alarm çalmadı. Zaten çoğu zaman çalmazdı. Vücudu alışmıştı—ya da belki de hiç dinlenemediği için sürekli uyanıktı.

Yatağında birkaç saniye hareketsiz kaldı. Tavana baktı. Tavanın bir köşesinde ince bir çatlak vardı. O çatlağı uzun zamandır fark ediyordu ama hiçbir zaman tamir etmeyi düşünmemişti.

“Zaten daha kötü şeyler var,” diye geçirdi içinden.

Kalktı. Ayakları yere değdiğinde yüzünü hafifçe buruşturdu. Zemin her zaman soğuktu. Isıtma sistemi çoğu binada olduğu gibi burada da “tasarruf modunda” çalışıyordu.

Küçük mutfak bölümüne geçti. Kahve makinesini çalıştırdı. İçinden çıkan sıvıya kahve demek alışkanlıktı, gerçeklik değil.

Pencerenin önüne geldi.

Aşağıda insanlar vardı.

Aynı saatlerde çıkan insanlar. Aynı yollardan yürüyenler. Aynı yüz ifadeleri.

Kimse kimseye bakmıyordu.

Bir adam telefonuna bakarak yürüyordu, bir kadın maskesini düzeltip hızlanıyordu, iki çocuk birbirine bir şey anlatıyordu ama sesleri yukarı çıkmıyordu.

Arda bir süre izledi.

Sonra perdeyi kapattı.

“Bugün de aynı,” dedi kendi kendine.

Çalıştığı yer, Dünya Uzay Veri Arşivi’ydi.

Burası ironinin somut haliydi.

İnsanlığın uzaya dair bütün başarılarını, keşiflerini, hayallerini saklayan bir kurum… ama artık yeni bir başarı eklenmeyen bir çağda.

Arda’nın işi basitti: eski görev kayıtlarını düzenlemek, eksik verileri tamamlamak, dijital sistemde arşivlemek.

Ama işin içinde bir şey vardı.

Her dosya… bir hikâyeydi.

Ve çoğu hikâye… yarım kalmıştı.

Ofise vardığında birkaç kişi çoktan yerini almıştı.

Açık ofis düzeni vardı ama kimse kimseyle konuşmazdı. Herkes ekranına gömülürdü. Sanki aynı odada değil de farklı dünyalarda çalışıyorlardı.

Arda yerine oturdu.

Yan masadaki çocuk—Emir—kafasını kaldırdı.

“Geç kaldın yine.”

“Beş dakika.”

“Beş dakika her gün olunca geç kalmış oluyorsun.”

Arda omuz silkti. “Sistem zaten bizden hızlı çalışıyor. Beş dakika kimseyi kurtarmaz.”

Emir hafifçe gülümsedi ama o gülümseme uzun sürmedi.
“Dün yine bir görev kapatıldı.”

Arda başını kaldırdı. “Hangisi?”

“Erebus projesiyle ilgili olanlardan biri.”

Erebus.

Son üç yıldır herkesin bildiği isim.

Yeni keşfedilen gezegen.

Yeni ihtimal.

Yeni tartışma.

“Ne olmuş?” diye sordu Arda.

Emir ekranına döndü. “Bir ekip daha gönderilmeyecekmiş. Sadece veri analizi devam edecekmiş.”

“Yani yine bekleme.”

“Aynen.”

Arda bir şey söylemedi.

Beklemek, insanlığın yeni alışkanlığı olmuştu.

Bilgisayarını açtı.

Günün ilk dosyasını seçti.

“Derin Uzay Görevi — 2083”

Açtı.

Tek bir satır:

“Bağlantı kesildi.”

Arda sandalyeye yaslandı.

Bu cümle artık sıradan gelmeliydi.

Ama gelmiyordu.

Çünkü bu bir son gibi değildi.

Sanki biri bir cümleyi yarıda kesmiş gibi…
devamı gelmemişti.

Öğle arasında Emir tekrar konuştu.

“Hiç düşündün mü?” dedi.

“Ne?”

“Gerçekten başka bir gezegene gitmeyi.”

Arda kısa bir süre durdu.
“Eskiden.”

“Şimdi?”

“Şimdi… gitmek istemekle seçilmek arasında büyük fark var.”

Emir hafifçe başını salladı.
“Zaten kimse seçilmiyor.”

O cümle havada kaldı.

Gün bitti.

Arda çıkış kartını okuttu, binadan çıktı.

Hava daha da ağırlaşmıştı. Sokak lambaları yanmıştı ama ışıkları bile solgundu.

İnsanlar hâlâ yürüyordu.

Ama artık daha yavaş.

Eve döndüğünde saat 21:30’du.

Ayakkabılarını çıkardı.

Işıkları açtı.

Odaya baktı.

Hiçbir şey değişmemişti.

Sandalyeye oturdu.

Ellerini yüzüne götürdü.

Bir süre öyle kaldı.

Sonra başını kaldırdı ve boş duvara baktı.

“Bu hayat değil,” dedi sessizce.

Ama hemen ardından başka bir ses geldi içinde:

“Başka ne olabilir ki?”

Gece ilerledi.

Saat 02:17

Arda yatağa uzanmıştı ama gözleri açıktı.

Tavana bakıyordu.

Zihni dolu değildi.

Boştu.

Ve o boşluk… en yorucu şeydi.

Kapı çaldı.

Arda gözlerini kırptı.

Yanlış duymuş olmalıydı.

Kapı tekrar çaldı.

Bu sefer daha net.

Yavaşça doğruldu.

Kalbi hızlanmaya başladı.

Bu saatte kimse gelmezdi.

Kimse gelmemeliydi.

Kapıya yürüdü.

Elini kapı koluna koydu.

Bir an durdu.

İçinden garip bir his geçti.

Açarsa… bir şey değişecekti.

Açmazsa… her şey aynı kalacaktı.

Kapıyı açtı.

Karşısında iki kişi vardı.

Siyah, sade kıyafetler.
Net duruş.
Gözlerinde kararsızlık yoktu.

“Arda Yalın?”

“…Evet.”

Kadın elindeki cihazdan bir şey kontrol etti.

Sonra gözlerini kaldırdı.

“Erebus-9 insanlı adaptasyon görevi için seçildiniz.”

Arda birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Kelimeyi duydu.

Anlamını kavradı.

Ama kabul etmedi.

“Ben… başvurdum ama…”

Adam araya girdi.

“Başvurunuz değerlendirildi.”

“Hayır, yani… ben seçilecek biri değilim.”

Kadın bu sefer daha sert baktı.

“Seçildiniz.”

Arda başını iki yana salladı.

“Bir hata var.”

“Yok.”

Sessizlik.

Arda’nın içinde bir şey oturdu.

Ama bu gurur değildi.

Bu sevinç değildi.

Bu… açıklayamadığı bir ağırlıktı.

“Ben neden?” diye sordu.

Adam birkaç saniye sustu.

Sonra konuştu:

“Çünkü bu görev için en iyi insanlar seçilmedi.”

Kısa bir duraklama.

“En uygun olanlar seçildi.”

Kapı yavaşça kapandı.

Arda içeride kaldı.

Aynı odada.

Aynı hayatın içinde.

Ama artık o hayat… aynı değildi.

Ve o gece ilk defa şunu düşündü:

“Belki de bu bir şans değil.”

“Belki de bu… seçilmek değil.”

“Belki de bu… bir şeyin eksik parçası olduğum anlamına geliyor.”

Bölüm sonu

1 yorum