❗BU BÖLÜM +18 VE UYGUNSUZ SAHNELER İÇERMEKTEDİR❗
Ölüm nedir? Bir insanın bedeni işlevini yitirmeden de ölebilir mi? Bu sorunun canlı kanıtıyım adeta. Duygularım öldü, çalışan bir makinadan farksızım. Bilinci olan bir makina.
Attığım her adım beni bir hiçliğe sürüklüyor. Bir adım daha ve bir tane daha. Sonumu getirecek insanların ayağına gidiyordum ağır adımlarla. İşlevini yitiren bir makina imha edilmelidir değil mi?
Peki yapması gerekenin aksini yapıyorsa bilinç kazandıysa? Yine imha edilir. Yanlış çalışan bir makina bozulmuştur. Yolları ezberlemiş misali tereddüt bile etmeden emin adımlarla ilerledim.
Bir kaç köpeğin havlayarak arkamdan koştuğunu duyduğumda tepki vermedim. Önümü kesip hırlamaya başladıklarıda beni tehdit olarak gördüklerini fark ettim. Evet, bir tehdittim fakat hayvanlar için değil.
Keskin dişlerimi gösterdiğimde gri köpek bir kaç adım geri attı. Diğer köpekler ise uzaklaşarak köşeyi dönüşlerdi. Kulaklarını dikmiş etrafı dinliyordu bir kaç adım attığımda zıplamaya ve havlamaya başladı. Biraz eğilip zıpladığı an sivri dişlerimi ensesine geçirdim.
Sesi kesilen köpek bir kaç saniye sonra acıyla havlamaya başladı sesi gittikçe kesilirken sertçe köşeye fırlattım. Kan bulanan dişlerimi yalarken iğrenerek köpeğe baktım.
Üzgünüm küçük köpek önüme çıkmak senin hatandı.
Acı dolu sesler çıkartıyordu. Gözlerimin içine korkuyla bakması hoşuma gidiyordu. Köpeğe doğru ayağımı yere sertçe vurup hırladığımda sesini kesip patilerini yüzüne kapattı. Güzel. Benim önüme çıkan herhangi bir canlıyı parçalardım.
Önüme dönüp bir adım attım. Ve yoluma devam ettim. Saçlarımın arasında esen hafif rüzgar hoş bir hissiyat bırakıyordu. Yaklaşık bir kaç dakika sonra asker edası ile ayağımı yere vurup durdum. Tek katlı dikdörtgen yapıt dışarıdan bakılınca bile tüyler ürpeticiydi. İçine girince ise ölüm kokuyordu.
Eğer bir kitapta olsaydım binaya bakarken soğuk rüzgarlar estiğini söylerdim. Fakat bu bir kitap degildi sadece sıradan insanların acı çektiği bir gerçeklikten ibaretti.
Ne beyaz atlı prens vardı ne de yardıma muhtaç bir kız. Bir dizi veya kitapın aksine karşısına çıkan canlıları parçalayan bir kız ve onun kurbanları var. Olması gerektiği gibi.
Acıma duygusu yok. Aşk yok. Entrika yok. Drama yok. Sahte gözyaşları yok. His yok. Hepsi tamamen bana zıt şeyler ben yalnızca bir makinadan ibaretim. Binanın oldukça ağır ve büyük kapısına elimi koyup ittim. Zifiri karanlık.
"Buraya gel." Verilen direktifi ikiletmeden sesin olduğu yere ilerledim. Adım seslerim yankılanıyordu. "Nasılsın güzel kızım?"
Çenemi hafif yukarı kaldırdım ve sabit bir sesle yanıtladım. "İyiyim baba. Siz nasılsınız?"
Koluma değen buz gibi eline tepki vermedim. Veremedim. Veremezdim. Kolumu okşarken yutkundum. Her zaman bu durumdan rahatsız olurdum. Şuan olduğu gibi." İyi ki benim kızımsın. Bu güzelliği erken fark etmem büyük şans..."
Her kelimesi ne kadar midemi bulandırsa da sustum. Hiçbir zaman dokunuşları bir babanın kızına olan şevkatlı dokuşu degildi. Bunun bilincindeydim. "Sen benim güzel kızım. Bana minnettar olmalısın. Şimdi bana olan bağlılığını kanıtla. Borcunu öde."
"Ne istiyorsunuz?" Boğuk bir kahkaha attı. Kimi öldürecekti? Kimin kanına bulanacakti elim? Ya da... Ne kadar istiyordu? Ödeyebilirdim. Belki de istediği şey... Canımdı? "Seni."
Işıklar açıldığında donup kaldım. Tamamen çıplak bir şekilde dikiliyordu. Bu zamana kadar yaptıkları taciz ile sınırlı kalmıştı. Fakat şuan... Bir kaç adım geriledim. "Ne yapıyorsunuz? Ben..."
Sesim titriyordu. Görmek istemiyordum. Bu görüntü fazlasıyla midemi bulandırıyordu. Bir kac adim geriledim. Bakmamak icin yoğun bir caba sarf ettim. "Ben sizin için birini öldürebilirim? İstediğiniz miktarı verebilirim? Ama... Ama bu..."
Hızla üzerime gelip belimden tuttu, beni kendine bastırdı. "Ne zamandır babana karşı geliyorsun? Sana bu hayatı ben verdim O-"
"Kes sesini! Cümleyi devam ettirme!" Belimdeki elini saçlarıma getirip kavradı ve sertce çekti. Dişlerimi sıkarken beni sertçe yere attı. Sırtım da bir acı oluştu. Kahretsin bu adam bu gücü nerden buluyor? Normal bir insanın bu kadar güçlü olması mümkün değil..
"Babana bağırma! Seni saygısız! Güzel olmasan çoktan seni burada parçalamıştım! Nankör!"
"Deneme bile.." Tek kaşını kaldırıp üzerime eğildi. Bu gun buraya gelirken boyle olacağını düşünmemiştim. Yaptığım hata yüzünden benden kurtulacaklarını düşünmüştüm belki işkence eder acı çekerek ölmemi sağlarlardı.
Ben kendimi buna hazırlamıştım. Yüzüme iyice yaklaşınca çenemi sıkarak tuttu. Nefesini yüzümde hissediyordum. Baş parmagini zorla dudaklarimin arasina koydu. Nefesi yüzümde hissediyordum. Ağzımı açıp parmağını dişlerimde gezdirdi. Ağzımı kapatmama izin vermiyordu. Normalde şuan elini parcalayabilirdim. Ama bir şeyler ters gidiyordu.
"Bu dişler servet değerinde... Yazık olucak..."
Hırladığımda elini çekti hızlıca ağzımı kapattım nefesini hissetmeye dayanamıyordum. Başımı çevirdim. "Uzak dur benden yoksa-"
"Yoksa beni ısırır mısın minik Engerek?" Bana hastalikli bir hayvanmışım gibi bakıyordu. Benden uzaklaşınca tüm bedenini görmek içimde inanılmaz bir kusma hissi uyandırdı.
Ayağa kalkıp savsak adımlarla kapıya gittim. O gelmeden gitmek istiyorum. Lütfen... Ellerim yıllar sonra titriyordu kapıya iki elimide koyup ittim fakat sadece sarsıldı açılmadı.. Hayır hayır hayır... Tekme atıp sinirle bağırdım. Sikerim böyle işi!
Arkamda birini hissedince dönmek icin hamle yaptım. Aniden ağzımı kapatan bezle beni kendine doğru çekti. Sırtım bir bedene çarparken ağzıma baskı uygulayan bezi kavradım ve çekip kurtulmaya çalıştım.
Kuvvetli bir el bezin altından kastığım çenemi kavradı. Dört parmağını dudaklarımın arasına koyup tüm gücüyle aşağı çekti. Çenemde ki bir kemiğimin yerinden çıktığını haber eden yoğun bir ağrı ve acıyla bağırdım. Fırsattan yararlanıp bezi agzima sokup bağladı.
"Direnmeyi kes artık! Senin bedenin bana ait, sevgili kızım..." Küfürlerim homurtu şeklinde çıkıyordu. Ben nasıl bu hale düşmüştüm? "Şimdi bedenini tamamen bana bağlama zamanı... Yıllardır bu zamanı bekliyorum..."
Ben... Korkuyordum... Fakat mantıklı düşünmeli ve bu iğrenç adamın elinden bir an önce kurtulmalıydım. Beni iterek götürdüğü yeri biliyordum, işkence aletlerinin bulduğu oda... Burada insanlara işkence yapar yanı sıra ceza adı altında işkenceye maruz kalırdım.
Saçımdan kavrayıp yüzümü duvara vurdu. Acı bedenimde şimdiden kol geziyordu. Duvar çatırdadığında yüzüme süzülen sıcak kan içimde ki nefreti kabarttı.
Bileğime taktığı şeyle bileğim yanmaya başladı. Hassiktir... Beni bıraktığında yere düştüm tek elim havada asılı kalmıştı. Bileğime taktığı zincir değdiği yeri yakan bir yapıya sahipti. Uzun süre tenle temasında damarlarda ki kanı kurtaran ağır ağır öldürüyordu.
Büyük ihtimalle çenem çıktığı için fazla zorlayamıyordum. Bakışlarımı kurumuş kana bulanan zeminden adım sesleri ile çektim. Girişte elinde uzun bir demirle onu görünce tepki bile vermedim.
İşkenceye alışkındım. Lanet bir demir beni korkutamazdı. Yanıma gelince demiri havaya kaldırıp sertçe karnıma vurdu. Nefesim kesilirken dehşet içerisinde bezi ısırdım. Dişimde bir sızı oluştu. Vurduğu yer yanıyordu.
"Senin için alevde ısıttığım demiri sevdin mi kızım..?" Çenemde ki acıya rağmen çığlığıma engel olamadım. Siktir siktir siktir siktir... Gözlerimi kapatmış karnımda ki yanma hissini yok saymaya çalışırken sırtıma sert darbe aldım.
Elimi zincirden kurtarmak için bir umut kendime çektim fakat bu acımı katlamaktan öteye geçmedi. Yanıma eğildiğinde kurtarmaya çalıştım. Çok savunmasız hissediyorum. Fazlasıyla... Demir olmayan elini yanağıma koyup okşamaya başladığında serbest olan elimle bileğini hınçla kavradım.
Tırnaklarımı derisine geçirirken bileğinden akan kanlar zemine çarptıkça yankı yapıyordu. "Ooo, sert mi seviyorsun güzelim..?" önümde kahkaha atarken tamamen acımı unutmuştum. Sadece onu öldürmek istiyorum.
Kendimi savunamamak ona engel olamamak içimdeki öldürme isteği körükleniyordu. Bileğini kendine çektiğinde tırnaklarım derisini parçaladı. Sanki acıyı hissetmiyordu. Bileğinden akan kanlar çıplak bedenine süzülüyordu. Bileğini yüzüne yaklaştırıp yaladığında bu anı unutmayı diledim.
"Bu kadar güçleneceğini tahmin edememiştim küçük kızım.." Diğer bileğime de ani bir hareketle aynı zincirden takarken çaresizlik tüm bedenimi ele geçirmişti. "Şimdi güzelim... Yıllardır beklediğim seyi yapıcam... Seni ve bedenini sonsuza kadar kendime bağlayacağım. Tüm benliğin benim olacak.. "
Böyle bitemez... Hayır... Lütfen... Gömleğimin düğmelerini açmak için uzandı. Gömleğimin bir kısmı demir yuzunden yanıktı ve oraya kadar agir hareketlerle açtı. Başımı çevirdim bu anı görmek istemiyorum... Fakat bedenimde ki ellerini ne yazik ki hissediyordum.
Gömleğimi kollarımdan çıkarmayacağı için sertçe çekti. Kumaş kollarımı basınçla kesmişti. Ellerini yanığın üzerinde gezdirince bezi ısırdım.
Dokunuşları hem midemi bulandırıyor hemde canımı acıtıyordu. Elinin karnımdan yukarı doğru çıktığını hissedince yutkundum. Lutfen elini çek orospu cocugu sana baba dedigim günün gecesine sokayim annenden cikayim serefsiz pic...
Elini sporcu sutyenime getirce nefesimi tuttum. Suan o kadar aciz durumdaydım ki... Elini omuzlarıma getirip askılarını çıkardı, iyice üzerime eğildiğini boynuma değen düzensiz nefesinden anlamıştım.
"Neden bu kadar beklemisim ki... Bedenin... Çok guzel tıpkı annen gibi..."
İğrenç iğrenç iğrenç... İğrenç! Sözleri, dokunuşları, bedeni, sesi her bir zerresi iğrenç... Boynumda dudaklarını hissettiğimde ölmeyi ilk defa bu kadar arzuladım.. Boynumu emmeye başladığında gitmeyi istedim. Kim aracılığıyla veya nasıl olduğu pek umurumda degildi, sadece bu adami bir daha görmemek uzere gitmek istiyorum...
Boynumu emerken eli göğsümü okşuyordu. Tüm benliğimden nefret ettim. Onun izini taşıyan her bir parçamı kesip atmak istiyorum.
Bir elini pantolonuma götürünce gözümden bir yaş aktı. Düğmemi açıp yırtarcasına çıkarttığında gözümü açacak cesaretim yoktu. Kucağıma oturduğunda boğazım yanmaya başladı. Kusmam lazım...
Boynumu yaladığını hissedince zincirleri hınçla çektim. Zincir sesi yankı yapıyordu. Penisini hissettiğim de gözlerimi açıp bağırdım. Ağzımda bez olmasına rağmen eliyle ağzımı kapatıp sinirle duvara vurdu.
"Sakin ol güzel kızım, acıtmamaya çalışacağım. Tabi direnmezsen... Babacığına güvenmiyor musun yoksa? Çok ayıp..."
Tüm ağırlığını üzerime veriyordu ve bacağım acımaya başlamıştı. Bacağımı okşarken bedenime sürtünüp duruyordu. Penisini hissetmek beni epey rahatsız ediyordu bacaklarımı tuttuğunda refleksle birbirine bastırdım. Sinirle ikiye ayırdığında canım yanmıştı.
"Canını yakmak istemiyorum zaten benimsin!" Lütfen... Lütfen bir mucize olsun ve kurtulayım şu durumdan.. Elini kasıklarımda gezdirirken nefes alış-verişinden azdığını anlayabiliyordum.
Her sey benim isteğim dışındayken nasıl zevk alabilirdi ki?
"Hoşuna gidiyor mu dokunuşlarım, kızım?" başımı hayır anlamında salladım, iç çamaşırımı sıyırıp bir parmağını vajinamdan içeri soktu.
SİKTİĞİMİN PİÇİ!
Onu parçalamak istiyordum, her bir parçasını bedeninden sökmek gözlerinde ki acıyı keyifle izlemek istiyordum. Parmağıyla git gel yaparken yüzünde iğrenç bir gülümseme vardı.
Tamamen pes etmiştim. Buradan kurtulamayacaktim değil mi..? Tekrar gözlerimi kapatıp yüzüme süzülen gözyaşlarının boynuma ilerlemesine izin verdim. Ve o anda zaman durdu.
Bir küfür ve devrilen bedenin sesi...
☆☆☆☆☆☆☆☆
Yazarken bir tık aklımda canlanınca ne yaptığımı sorguladım ama bazen fedakarlık yapmak gerekir.