Kalbini söken hançer uzaktan gelmemişti. En yakınından hatta hayatta sahip olduğu ve güvendiği tek yakınından, dostundan gelmişti.Dostum dediğim kişi şimdi kapının eşiğinde güçsüz düşmüş bedenime üzgün ve kararsız gözlerle bakıyordu.
Bizler hamilelik dönemlerini zor atlatır ve ruhani enerjimizin büyük kısmını büyümekte olan cenine aktarırdık. Bunun en büyük nedeni baskınlık genleriydi. Kitsuneler sadece dişi doğururdu. Bu nedenle eşlerimiz her zaman başka ırklardan olurdu. Gizlilik yeminlerinden sonra ülke sınırlarımıza kabul edilirdi. Kimi ise benim gibi evlilik dışı çocuklarını yetiştirdi.
Baskın genlerimiz diğer ırkın genlerini yok edebilmek için gereğinden fazla efor sarf ederdi. Bu da bizi bir süre güçsüz ve halsiz bırakırdı. Bu nedenle yeni doğum yapan kitsunelere özel muamele edilir onlara çok iyi bakılırdı. Oysa ben ücra bir kule zindanında güçlerim uyanmasın diye minicik bebeğimle tutsak tutulmuştum. Bunları bana yapanın Sisilya olduğuna hala inanamıyordum. Benim gözü kara biricik dostum artık hayat bağıma layık biri gibi durmuyordu. Evet biz çok daha genç yaşlarda birbirimize olan sadakatimizi ve sevgimizi kan büyüsüyle mühürlemiştik. Şimdi ise bir kaç saat önce heyecanla doğumumu bekleyen arkadaşımdan çok daha farklı duruyordu.
Gözleri kucağıma kayınca yüzünü bir tiksinme ele aldı. Bebeğimden gerçekten nefret ediyordu. Muhtemelen aramızda olan bu durumun sebebi olarak bebeğimi suçluyordu. Ne zaman böyle birine dönüşmüştü. Yıllarca seyehat etmiş ve yeni şifalar öğrenmiştim ama arkadaşımın bu kadar değişebileceğini hiç tahmin etmezdim.
Minik yavrumu güçsüz kollarımla daha çok sardım ve onu göğsüme yasladım. Ona bakan bakışları bana döndü ve sinirle üzerime yürüyüp bağırmaya başladı.
"O şeye hala nasıl sarılabilirsin. Herşey onun yüzünden oluyor seni benden bizden koparıyor bunu nasıl göremezsin."
Ona cevap verme zahmetine girmedim sadece boş bir şekilde gözlerinin içine baktım. Artık arkadaşlığımıza ve bana inanmasına dair en ufak umudum kalmamıştı. Onunla konuşmamam onu daha fazla hiddetlendirdi ve askerlere seslendi. "Siz üçünüz Rayah'ı konseye götürün ve siz ikiniz bu küçük ucubenin buradan ayrılmadığına emin olun." Tüm gücümle karşı çıkmaya çalıştım.
"Onu benden ayıramazsın o henüz yeni doğdu bunu nasıl yaparsın. Sisilya kendine gel artık o günahsız bir bebek."
"Demek konuşmaya karar verdin. Üzgünüm dostum ama o masum bir bebek olmaktan çok uzak sende biliyorsun ki o bir şeytan. Hala nasıl onun için gözyaşı dökebilirsin. Konsey bizi bekliyor merak etme dostum asla ölmene izin vermeyeceğim. Arınma gercekleşiğinde daha doğru kararlar alabileceksin."
"Sisilya, ne zaman bu kadar iğrenç biri haline geldin."
Sisilya duydukları karşısında afallamıştı. Arkadaşının ona böyle hitap etmesini beklemiyordu. Onlar yüzyıllara dayanan bir arkadaşlığa sahiplerdi. Nitekim Rayah susmadan devam etti."Sana onun bir şeytan tohumu olmadığını söyledim. Bana inanmak yerine beni buraya hapsettin. Peki senin yerinde ben olsaydım. Senin sadece senin çocuğun olduğu için şeytanın tohumu olmasını umursamaz ve sana yardım ederdim. İşte aramızda ki fark bu. Bana dostum demeyi bırak çünkü uzun yaşam sana dostluğu unutturmuş kraliçem."
Sisilya kırgınlığın yanında öfke de hissetti. "Ne bekliyorsunuz hemen konseye gidin"diye emrini verdi. Çığlıklar atarak götürülürken Rayah'dan geriye kalan bebeğe baktı. Rayah onu anlamıyordu. O Rayah gibi davranamazdı. Çünkü onun omuzlarında koca bir ülke vardı. Bütün kitsunler onun koruması altındaydı. Dostu için bile olsa rahat kararlar alamazdı. Tam başını çevireceği sırada siyah kitsune gözlerini açtı ve ona baktı gözlerinin rengi çok güzeldi tam bir iblis gibi diye düşündü Sisilya. Sonra gözlerinden bir damla yaşın aktığını fark etti yavrunun gözleri kapıdaydı. Sisilya çok şaşkındı. Yavrular bir hafta içinde gelişip insan formuna girerdi fakat doğumdan birkaç saat sonra herşeyin farkında olan bir yavruyu ilk defa görüyordu. Sisilya kalbinde bir huzursuzluk hissetti ama görmezden geldi ve dışarı çıkıp kapıyı minik kitsunenin üzerine kilitledi. Askerler bir zamanlar birlikte göğüs göğüse savaşan bu iki dostun nasıl bu hale geldiğine şaşırıyorlardı. Yine de içeride yatan minik kitsune onların şimdiden korkmasına neden oluyordu.
Bilinmeyen her zaman korkuturdu.
Bilgeler Heyeti
Sürüklenmekten ve ağlamaktan hali kalmayan Rayah iki askerin yardımıyla zar zor ayakta duruyordu. Doğumdan sonra olanlarla üst üste vücudu toparlanamıyor heyettekileri çift görüyordu. Fakat ne olursa olsun kararlıydı yavrusunu koruyacaktı. Heyettekiler bu güçlü savaşçı ve büyücüyü ilk defa böyle bitkin ve güçsüz görüyorlardı. Bir kaçı bir iblisle birlikte olduğu için bunu hak ettiğini düşünürken geri kalanlar Rayah'ın bu haline üzülmüşlerdi. Bu şehirde çok emeği vardı. Bu muameleyi hak etmiyordu.
Sisilya içeri girer girmez tahta doğru yürüdü arkadaşına bir kez olsun bakmamıştı. Ona hala çok kırgın hissediyordu.
Tahtına oturan Sisilya ile birlikte herkes sesizliğe büründü. Sisilya herkese tek tek bakış attı.
Aralarında Rayah'ın bu durumundan zevk alan üyeler olduğunu biliyordu. Nitekim Rayah heyette olmasa bile pek çoğundan güçlü olduğu gibi Sisilya'nın baş danışmanlığını da yapıyordu. Ona birşey olursa bu pozisyon boşalacak ve yerine girmek isteyen bir çok heyet üyesi olacaktı.
Dostu için her ne kadar ona kırgın olsa da elinden geleni yapacaktı.
"Başlayalım"
"Hepinizin bildiği üzere Rayah birkaç saat önce doğumunu gerçekleştirdi. Rayah'ın yavrusu kara bir kitsune, bunun ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz değerli arkadaşımız malesef kandırılmış ve ruhu karanlığa boyun eğmiş"
O sırada herkes nefesini tutmuştu. Kara bir kitsune nasıl olabilirdi.
"Rayah bu ülkenin en değerli vatandaşlarından biri en değerli şifacımız ve dokuz kuyruklu nadide bir savaşçımız"
"Bu nedenle heyetin ölüm kararı vermesinin uygun olmadığını söylemek istiyorum. Şimdi ölüm emri haricinde çözümlerinizi duyalım."
Bu sırada heyette olan ve nadir dokuz kuyruklu kardan olan Hazer Rayah'ı dikkatle incelemeye koyulmuştu.
Kitsuneler kuyruk sayılarına ve renklerine göre ayırt edilirdi. Renkleri büyülerini, kuyruk sayıları ise güç oranlarını belirlerdi. Yedi kuyruğa kadar ulaşan bir çok kitsune vardı fakat dokuz kuyruk nadirdi.
Hazer dokuz kuyruklu bir şifacıydı. Onu diğer şifacılardan ayıran gücü ise ruh şifacısı olmasıydı. Arındırma ritüelleri onun göreviydi. Rayah'ta ilk dikkatini çeken şey ruhunun saflığının hala yerinde olduğuydu. Ruhunda veya güç yansımasında hiçbir kararma veya büyü görünmüyordu. Gözlerini Rayah'a çevirdi. Rayah ona bakıyordu.
Hazer anlamıştı. Rayah sandıkları gibi bir iblisin ağına düşmemişti.
Rayah başını güçsüzce sağa sola salladı.
Hazer şaşırmıştı. Rayah gerçeği saklamak istiyordu. Başını döndürüp heyete ve kraliçeye baktı. Çoktan arındırma büyüleri hakkında konuşmaya başlamışlardı.
Hazer herşeyi anlamıştı. Gerçekler verdikleri kararı değiştirmeyecekti. Hatta belki de büyü olmadan bir iblisle birlikte olduğu düşünülürse idamdan kurtulamazdı. Bu nedenle susmaya karar verdi.
Heyettekiler den birkaçı Rayah'ın gücünü hatta akıl sağlığını etkileyecek büyüler öneriyorladı. Bunun nedeni çok açıktı. Ama o arkadaşı için en uygun büyünün ne olduğunu biliyordu ve bunu yapacaktı. Elini kaldırıp kraliçenin dikkatini çekti.
Rayah çok güçsüz düşmüştü. Kraliçe bile Rayah'ın yaşam sınırında olduğunu göremiyordu. Herkesin gözünü hırs bürümüş ve bu fedakâr savaşçının hali fark edilmiyordu.
Sisilya kendisine dikkatini verince konuşmaya başladı.
"Kraliçem benim bir önerim var. Kıdemli kitsune Rayah ruh yenileme ritüeli ile arınabilir. Ruhu temizlenmiş ve tazelenmiş olacaktır. Kısa sürede görevlerine geri dönebilir ve olası bütün kötü niyetli iblislerden arınmış olur."
Hazer iblisler derken etrdindaki bazı heyet arkadaşlarına bakmayı unutmamıştı. Hepsinin ruhunu görebiliyor ve Rayah'a karşı olan kıskanç emellerini sezebiliyordu.
"Teşekkürler kıdemli Hazer, sonunda iyi bir öneri. Daha iyi bir önerisi olan yoksa kıdemli Hazer'in büyüsünü onaylıyorum."
Bu sırada Rayah bu büyünün yapılmasını istemediği için bağırmak ve karşı çıkmak istiyordu. Fakat güçsüz bedeni bir yaprak gibi titrerken sesi bir fısıltıdan ibaretti. Gözlerini Hazer'e dikti ona çok öfkeliydi.
Hazer mutlulukla başını Rayah'a çevirdi. Öfekli bakışlarını görünce ona bıyık altı gülümsedi ve kimsenin görmediğinden emin olunca göz kırptı.
Rayah şaşkındı. İkisi de kraliçenin son sözleriyle kaskatı kesilerek başlarını ona çevirdiler.
"Evet sıra küçük ibliste kararlarınızı bekliyorum."
Bir bölüm daha bitti arkadaşlar ❤️ 🙆
Vote ve yorumlarınız bekliyorum.
Seviliyorsunuz