Lycan sarayında eşi görülmemiş bir olay yaşanmış ve sessizce üstü örtülmüştü. Revirdeki doktorlar ve askerler sessizlik yemini etmiş ve kanlarını bu yemine bağlamıştı. Sessizliğini bozan ölümün en acı olanına tanıklık edecekti. İlk defa yeni bir lycan, bir varis olmamasına rağmen kralın emrine karşı durmuştu.
Kral henüz torununu sürüye kabul etmemişti. Bu demek oluyor ki torunu zaten bir alfaydı ama sürüsünün olmaması ve yalnız olmasına rağmen bir omega gibi çıldırmaması kral Warba'yı düşündürüyordu. Bu da o cadının oyunlarından biri olabilirdi. Öte yandan kurt aurası bir melezden çok saf lycan gücü yayıyordu. Bu gurur duyulacak birşey olsa da o hala bir cadının kızıydı.
Belli ki normal bir lycan değildi. Peki neydi? İşte bu sorulması gereken en önemli soruydu. Cevabını Babil'in bile bilmediğinden emindi. Gözlerini gördüğünde yaşadığı şoka tanık olmuştu. Bu minik torunun gücü boyunu aşıyordu.
Babasına sarılıp derin bir uykuya dalmıştı. Saatlerdir uyuyan kızın sürekli terlemesi ve kadim dilde bir koruma büyüsü mırıldanması hem Kral Warma'nın hem de Babil'in gözünden kaçmamıştı. Babil ve Kral Warba konuşmayı ertelemiş. Serçe'nin uyanmasını bekliyorlardı.
Dışarda halk Babil'in sağsalim geri dönüşünü kutlamaya başlamıştı. Kral dönüşünün şerefine büyük bir eğlence düzenlemiş ve torunu hakkında kimseye bilgi vermemişti. Sarayda olanlar halka yansıtılırsa torunu tehlike altında olabilirdi ve tabi ki kendi otoritesi de. Neyse ki küçük lycan babasının otoritesini tanıyordu.
Oğlu kızının saygısını kazanan bir baba olmuştu. Bir zamanlar Babil de babasına çok saygı duyardı. O cadı ortaya çıkana kadar baba ve oğul sırt sırta savaşır, dertleşir ve halkın refahı için çalışırdı. O kadın sinsi bir yılan gibi aralarına girmiş Babil'i onlardan koparmıştı. Ama oğlu herşeye rağmen kızına yetebilmeyi başarmıştı. Cadının onları doğumdan hemen sonra terk ettiğini biliyordu. Cadı ona bir mektup ulaştırmıştı. Mektupta Babil ve küçük torunun sana emanet yazmıştı. Yerlerini zaten biliyordum ama o sabah cadı kendini gizlemiş ve ortadan kaybolmuştu. Aynı saatlerde Sergei bana cadının izini kaybettiğini söylemişti. Küçük torun geri dönünce arada bir Babil ve torununu gözlemeye devam ediyordu. 23 yıldır o cadıdan bir haber yoktu. Babil'in hala onu beklediğine emindi. Ama cadı gelmemiş ve Babil sonunda yuvasına dönmüştü. Aynı hataları yapıp oğlunu yeniden kaybetmeyecekti. Babil konuşmak için hazır olduğunda onu dinleyecekti.
Öte yandan Ethan ve diğer şövalyeler kızın odasından ayrılmış kapıda nöbet tutmaya başlamışlardı. Kızın mırıldandığı antik dua onları sersemletiyordu. Kız uyanıp uysal bir lycan olana kadar yanına yaklaşmanın doğru olmayacağını biliyorlardı. Bir kaç saat önce kendi krallarına karşı durmuşlar neredeyse ona saldıracaklardı.
Ethan aklında ki pusun Babil'in sesiyle dağılmasına sevinmişti. Küçük lycan'a daha ne kadar karşı koyabileceğini bilmiyordu. Eflatun gözleri ona meydan okurken içindeki lycan'ı zor zaptetmişti. Kendi kurfunun bile kıza şimdiden saygı duyduğunu fark etti. Ethan'ın lycanı çok güçlü ve ukalaydı ama o kızın kurduna boyun eğmek istemişti. Onu görür görmez hatta sesini duyduğu ilk andan itibaren kabul etmişti. Bütün varlığını onu korumaya adamış çılgın bir omega gibi savaşmıştı. Hepsi aynı düşünceye sahiplerdi. Bu kız vahşi doğalarını tetikliyordu.
Babil bir anda babasına dönüp aniden Serçe'nin daha önce hiç dönüşmedigini kurdunun kendini hiç göstermediğini söyledi. Yıllar sonra babasının fikrine ihtiyaç duymuştu. Sayiya yoktu ve babasının yüzyıllardır süren bir hayatı vardı elbet birşeyler biliyordur diye tahmin ediyordu. Kızı üç gün önce değişmeye başlamıştı ve elinden hiç bir şey gelmiyordu. Sayiya'nın yaptığı büyü ömrünü doldurmuştu ve kızı hızlı bir dönüşüme girmişti. Bu dönüşüm sürecinden sağ çıkıp çıkmayacağı malesef belli değildi. Kızı'nın bedeni güçlü bir beden değildi. Yıllardır kızının ruhunu berrak bir su gibi eğitmeye çalışmış ve onu bu zor günler için hazırlamaya çalışmıştı. Ama yeterli gelmeme olasılığı vardı. Kimse Serçe'nin bedeninde Saron'un ateşinin olduğunu bilmiyordu. Bu durumda kızı neye dönüşecekti. Bunu eminim Sayiya'da bilmiyordu. Tek isteği biricik yavrumuzun sağlıkla doğmasıydı. Acaba onu koklayabilmiş veya bir kerecikte olsa kucağina alabilmiş miydi? Biricik eşi nerede ne yapıyordu ne haldeydi bilmemek Babil'i kör ateşlerde yakıyordu. Bazen acısını hissediyor ve o zamanlarda delirmenin kıyısına geliyordu. Gün ağarmadan kilometrelerce koşuyordu. Sayiya verdiği savaştan yeniden sağ çıkınca kalp atışları normale dönüyor ve evine, kızına koşuyordu.
Warba bir an şaşırsa da anlamıştı Babil yıllardır yalnız bir savaş içindeydi. Yorgun ve ne yapacağını bilmeyen bir babaydı artık. Oğlu başarısız da olsa bir aile kurmuş bunun için savaş vermişti. "Daha önce cadı soyundan bir melezimiz olmamıştı."
Dedi Warba annesinin ırkı yüzünden olabileceğini söyledi. Babil babasına gerçekleri söyleyip söylememek konusunda kararsız kalmıştı. İçinden şimdilik bunu kendime saklamalı ve Serçe uyanınca karar vermeliyim dedi. Warba oğlunun yeniden sessizleştiğini görünce içi acıdı muhtemelen son 23 yıldır hergünü böyle geçiyordu. Ona yardım etmek istiyordu. Ama belli ki oğlu ona eskisi kadar güvenmiyordu. İçi acıdı ona inanmamıştı. Eşi yoktu ve o hala iyiydi demek ki gerçekten eşi olamazdı değil mi. Lycanlar eşleri tarafından reddedilirse çıldırırdı ama Babil gayet iyi görünüyordu. O zaman neden hala bana güvenmiyordu diye düşünüyordu Warba bilmediği ne olabilirdi ki o cadı oğluna ne yapmıştı. Oysa eş ritüelinden sonra çok mutlulardı. Cadının gideceği güne kadar bir sorun yoktu o gün Babil ve cadı gözyaşı dökmüş güneş ağarırken Warba da göğsünde derin bir sızı hissetmişti. Cadı gittiği için mutlu olmuştu oğlunu beklemişti ama Babil geri gelmemişti en azından 23 yıl boyunca. Onlara ne olduğunu öğrenmeliydi.
Warba derin düşüncelere dalmışken yanında Babil'in iniltisini duydu. Ona dönüp baktığında gözlerinin eflatun olduğunu ve kurdunun dışarı çıkmak için savaştığını gördü. Tek bir isim sayıklayıp dönüşmeye başlamıştı. "Sayiyaaa"
Warba o kadının ismini duyunca taş kesilmişti. Araştırmış ve onun en kuvvetli büyücülerden biri olduğunu öğrenmişti. Babil dönüşüp sağa sola hırlayıp odanın penceresinden fırlayarak koşmaya başlamıştı. Bir Kurt gibi dört ayak üzerinde koşuyordu. Lycanlar iki ayakları üzerinde daha hızlı hareket ederdi. Kurt pozisyonunu antremanlarda kullanırlardı. Warba ayağa kalkıp cama doğru koştu. Tam peşinden gidecekken torununun baba dediğini duyup ona döndü. Torunu uyanmış kurdu görünmüyordu. Warba Ethan'a seslenip Babil'in peşinden gönderip torununu yanına yaklaştı. Kız şaşkın bakışlarla dedesine bakıyordu. Birden "demek babam yaşlanınca böyle görünecekmiş" dedi. "İyi bari hala karizmatik gözükeceği için sevindim" deyince Warba bu küçük kurdun iltifatıyla kendini gülerken buldu. Sanki saatler önce kendisine hırlayan kurt kendisi değildi. Serçe etrafa bakıp babam nerede diye sorunca Warba ona koşuya çıktığını söyledi.
Serçe'den
"Anladım sanırım yine morali bozuk"
"Ne demek istiyorsun"
"Babam arada kötü hisseder veya annemi hatırladığında koşmaya çıkar böyle zamanlarda çok sinirli olduğu için beni evde bırakırdı. Mümkünse mutfağı kullanabilir miyim"
"Bu arada siz babama çok benziyorsunuz kimsiniz"
Warba bir süre düşündü.
"Ben Babil'in babasıyım"
"Yani benim dedemsin neden hiç yanımıza gelmedin."
Warba bir kez daha utanç duymuştu ama bunu küçük kurda yansıtmadı.
"Sen mutfağı neden sordun küçük hanım"
"Babam koşudan sonra hep annemin yaptığı naneli çorbayı içer onu sakinleştiriyor. Ona hazırlamam gerek. Koşuya ne zaman çıktı. "
"Az önce çıktı."
"Çok garip genelde gün ağarmaya yakın koşar o zaman bu sefer dönmesi uzun sürmeyebilir. Acele hazırlasam iyi olur."
"Gel bakalım küçük hanım çorbayı yaparken biraz sohbet edelim"
Warba oğlunun sağlıklı olduğunu düşünmüştü ama artık onun delirme belirtileri gösterdiğini görebiliyordu. O cadı hengi cehennemdeydi öğrenmeliydi yoksa oğlunu sonsuza dek kaybedecekti.
Bir bölümün daha sonuna geldik arkadaşlar ❤️ 🙆
Vote ve yorumlarınızı bekliyorum.