İçeriğe geç

Enemies Diyarları 1: Saron'un Ateşi 🔥

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Enemies Diyarları 1: Saron'un Ateşi 🔥

Bölüm 2

Baölüm 2: GÖLGELER

Günümüz...

Ayaklarımı bastığım yeşil çimenlerin ayağımın altını gıdıklamasını huzurla karşıladım sabah güneşi yeni yeni kendini göstermeye başladı. Ufuktaki kızıllık çiçekleri daha güzel gösteriyordu büyülü gibi ve kuşlar uyandıklarını bana cıvıltılarıyla belli ediyordu. Günaydın küçük kulübeme hayat veren güneş. Bugün her günden daha huzur kokuyor her yer, sanki farklı bir hava soluyorum ciğerlerime. Adımlarımı hızlandırıyorum ve ormanda gizlenmiş çiçek bahçesine doğru koşuyorum ufukta beliren turuncu kızıllıkla çiçek bahçesinde koşuyorum. Tüm kelebekler uçuşmaya başlıyor. İşte en sevdiğim an, küçüklüğümden beri beni en çok mutlu eden şeyin bu olduğunu biliyorum. Tüm renkler etrafımda dans ederken bende kendi etrafımda dönerek onlara eşlik ediyorum. İşte benim resmim ve işte benim müziğim. Sonunda güneş gökyüzünde ki yerini almıştı. Boylu boyunca çimlere uzandım. Gözlerim kapadım ve kendimi ormandaki seslere bıraktım.

Aradan ne kadar geçti bilmiyorum ama sonunda onun sesini duydum. Hayatımı güzelleştiren yegâne varlık.

"Serçeee" "neredesin kızım"

Babam, arkadaşım hatta annem, herşeyim. Sadece sesi bile gülümsememe neden olan adam. Onu sinirlendirmediğim sürece bazen bir lycan olduğunu bile unutuyorum. O kadar uzun ve kaslı ki onun yanında yer cücesi gibi kalıyorum. Bazen beni evlatlık almış gibi hissediyorum. Annemi bilmiyorum ama bir lycanın kızı olmama rağmen hiçbir zaman dönüşmemiştim. Onun gibi sarı saçlıydım ve tenim hafif bronzdu ama başka hiçbir özelliğimiz benzemiyordu. Güçlüydü hem de çok ama ben onun aksine fazla naiftim belki de anneme benziyordum. Ama onun hiçbir özelliğini bilmiyordum. Babam onu hala çok sevdiğini ve onun bizi çok sevdiğini söyleyip duruyor fakat neden yanımızda olmadığını bir türlü söylemiyordu. Aralarında ki eş bağı sayesinde onun hayatta olduğunu bildiğini söyledi. Sanırım bizim yanımıza gelemiyormuş adını bile söylemiyordu. Nedenini çok sorguladım ama cevap alamamıştım bende bir süre sonra vazgeçtim çünkü ne zaman sorgulasam gözlerini derin bir hüzün kaplıyordu. O zamanlar akşam çıkıp gün ışığına kadar lycan formunda koşardı. Onu ne kadar üzdüğümü çok sonra anladım madem bizi gerçekten çok sevdiğine inanıyordu bir gün geleceğine eminim. O zaman bana açıklayacağı çok şey olacaktı. Tek bildiğim ayağımdaki doğum lekemin onun hep yanımda olduğunun kanıtı olmasıydı. En azından babam öyle diyordu. Kahverengi bir kelebeğe benziyordu. Ya da kanatlara tam olarak anlaşılmıyor.

"Burdayım baba"

"Benim afacan prensesim yine evden kaçmış öylemi" derken sırıtıyordu. Babam diye demiyorum aşırı yakışıklıydı.

"Biliyordun ki senin yerin çok ayrı olsa da babacığım, kelebeklerimden asla vazgeçemem"

Birlikte gülüşerek kulübeye döndük. Her zaman ki gibi mükemmel bir kahvaltı sofrası beni bekliyordu. Birlikte kahvaltı ettik. Babam oduncuydu bu yüzden erken saatlerde kestiği odunları insan pazarına götürüp orada satıyordu. İnsanlar onu çok seviyor ve bilge bir adam olduğu için ona saygı duyuyordu. Ama hiçbiri ormanın içine gelmiyordu ve babam kimsenin bizi ziyaret etmesine izin vermiyordu. Başlarda çok isyan etmeme rağmen zamanla onu anlamaya başlamıştım. Babam her zaman herkes mutlak kötülüğü düşünmez küçüğüm ama bu kötülüğün olmadığı anlamına gelmiyor derdi. Tek başına beni korumaya çalıştığını biliyordum. Sadece ne gibi bir şey alfa soyundan gelen babamı bu kadar korkutuyordu işte bunun hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bende bana eşlik eden hayvanlarımız ve ormanın bana verdikleriyle yetinerek büyüdüm. Babam her zaman ne yaptığını bilen bir adamdı. 23 yıllık hayatım boyunca onu bir kez olsun yanlış bir karar verirken görmedim. Bu da babama olan güvenimin her geçen gün artmasına sebep oluyordu. O benim tek varlığımda onu kaybetmektense bu huzurlu ormanda tıkılı kalmayı tercih ederdim.

Babam her zamanki işine gitmeden önce beni alnımdan öptü.

"Serçe kızım"

"Biliyorum baba evden uzaklaşmıycam etrafta birini hissedersem bodruma inicem ve demir sürgüyü çekicem." Dedim.

Bana hüzünle baktı. " Aferin küçüğüm seni seviyorum"

Babam gidince kulübemizi temizlemeye başladım. Sonra her zaman ki gibi babamın serasına girip taze domates, biber ve salatalıkları topladım. Arka bahçeden fasulye kopardım. Akşam yemeği için mutfağa girdim. Babam benim yemek yapmama bayılıyordu. Yanına pilav yaptıktan sonra pencereden hurma ağacına baktım ağzım sulandı resmen. Koşarak dışarı çıktım ve hurma ağacına tırmandım. Bir yandan şarkı mırıldanıp bir yandan da hurma topluyordum. Tişörtümü yukarı doğru büküp topladığım hurmaları içine dizmeye başladım. Yine aynı kızıllık gökyüzünü kaplamaya başlamıştı. O kadar güzeldi ki bu resmi aklımdan hiç atmak istemiyordum. Hatta mümkünse aklımın bir köşesine kazımak istiyordum ağaçta asılı dururken aklıma gelen bir ninniyi söylemeye başladım. Aklımın bir köşesinde duyduğum naif bir ses bebekliğimden beri bana bu ninniyi fısıldıyor gibiydi.

Tam o anda ninniyi söylemeyi bıraktım. Vücudumda ki bütün tüyler ayağa kalktı. Soğuk kasvetli bir ürperti bütün vücudumu kapladı. Bileğimdeki doğum lekesi ayağımı yakmaya başladı ne olduğunu anlayamadan güneşin turunculuğu kayboldu. Ben ani gelen acıyla yere yuvarlandım ve gökyüzü grileşmeye başladı. Korku bütün bedenimi esir almıştı. Yapmam gereken şeyi biliyordum. Topallayarak ayağımdaki acıyla koşmaya başladım. Kulübeye girerek bodrum kata açılan delikten atladım ve demir kapıyı açtım. İçine girip kapının sürgüsünü çektim ve karanlıkta rafları aramaya başladım. Bulduğum iksir şişesini kapıya sürmeye başladım. Kapının her yerini iksirle kapladıktan sonra odanın bir köşesine geçip kıvrıldım. Babam burada ateş veya ışık yakmamı yasaklamıştı. Sessizce beklerken tenimdeki ürperti ve bacağımdaki yanma bir türlü geçmiyordu. Üst katta bir uğultu duydum. Kulaklarım pür dikkat sesi dinliyordu. Uğultu gittikçe artmaya başladı uğultu arttıkça ayağımda ki yanma daha çok artmaya başladı. Çığlık atmamak için tişörtümü ısırmaya başladım. Dışarda fırtına var gibiydi. Acıdan akan gözyaşlarımı artık tutmuyordum. Bayılmamak için kendimi zorluyordum. Kaç saat geçti bilmiyorum ama bir şey kapıya sertçe çarpınca korkudan acıyı bile unutacak seviyeye gelmiştim.

Ardı ardına kapıya bir şeyler çarpıyordu. Sonrasında keskin ve kudretli bir uluma ve hırlama sesi geldi. Ayağa kalktım kapıya bakıyordum. Göz boncuklarımın dışarı fırlayacak kadar büyüdüğüne emindim. Sonra vücudumda ki ağrıyı dindiren o sesi duydum.

"Serçe küçüğüm kapıyı açabilirsin" dedi. Sesi fısıltı gibiydi. Ama onun benim babam bir zamanların kudretli alfası Babil olduğunu biliyordum. Kapıya koştum ve hemen açtım. Babam kanlar içindeydi. Daha ne olduğunu anlayamadan dönüştü ve kızıl bir kurda dönüştü.

Sırtıma atla küçüğüm gidiyoruz" dedi.

Ama nereye?

Saron'nun Ateşi takipçilerim hikâye hakkında ki yorumlarınız benim için çok değerli yorum ve vote atmayı unutmayalım sizleri seviyorum J J J

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.