İçeriğe geç

ENA

Bölüm 1 · 9 dk okuma

ENA

Bölüm 1

1

Keyifli okumalarr❤️‍🩹

~

"Başkanlık sınavına 1 hafta kaldı ve bu akşam o büyük kura çekilişi var. Düşünsene meydanda "Ena Rakın Fron'a gitmeye hak kazandı diye bir bağırış. gitmek yerine öldürülmek isterdin heralde?" 5 yıldır başkanlık kademeleri sınavına girmek için gecemi gunduzume katip deli gibi calisiyordum. Bu başkanlığı para almak için istemiyordum, yasaları değiştirmek Fron'la bağlantımızı kesmek için istiyordum.

"Helin bir daha o ağzını sakın açma yıllardır çıkmamışım bu sene mi cikacağım?"

"Neden olmasın belki çok değerli başkanımız senin kararlarından korktuğu için kurada hile yapar?"

"O kutuda ki kağıtlar herkesin içinde karıştırılarak çekiliyor. Tesadüf olur anca, gerçi o bile olmasın cidden kendimi öldürürüm."

"Ya ne güzel Fron'da güçlerin olacak. Kendini koruyabiliceksin. İstediğin gibi yaşayacaksın niye istemiyorsun anlamıyorum."

Sessizce söylendim "Kendimi koruyabilecekmişim.. Güçlerim olabilecekmiş.."

"Ne dedin?"

"Yok bir şey canım arkadaşım ama ben insanliğımı seviyorum."

Saat 19:00; binlerce kişi kurayı canlı izleyecek, milyonlarca kişide evinde televizyonundan izleyecek. Belki bu ailenizle, yakınlarınızla geçirdiğiniz son gece. Buradan gitmenin sevincini yaşayan olacak, ya da hüznünü..

Canlı izlenecek meydanda tıklım tıklım olan halkın içinden arkadaşım Helin'le sıyrılmaya çalışıyorduk.

"Ena!" Yüzlerce insan seslerinin arasından adımı seslenen tanıdık bir ses işittim.

"atalay?" Atalay bir zamanlar çok görüştüğüm yakın arkadaşımdı ama iki sene önce başkanlığın güvenliğinde çalışmaya başladı. Bizimde iletisimimiz o günden sonra çok azaldı.

"Sana bir şey demeli-" cümlesini tamamlayacakken kürsideki mikrofondan sağır edecek bir cızırtı koptu.

"Sayın ülkem ve halkım herkes yerleşsin lütfen. Işık ve kameralar açılsın! Ve o büyük seçime başlayalım." Ülken'in başkanı Ender Bayraktar konuşmaya başlamıştı.

"Saraya gitmen gerekmiyor mu?" Atalay endişeli bakışlarıyla bana bakıyordu.

"Ben.. Nasıl diyeceğimi bilmi-" Atalayın yine sesinin kesilmesinin nedeni mikrofon değildi, Başkanın oğlu Altuğ bayraktar atalayın sözünü kesti.

"Bende seni arıyordum atalaycım, binlerce insan ortalıkta dolanirken sarayın güvenliği önemli. Gidelim." Atalay bana üzgün bir bakış attıktan sonra arkasını döndü ve yürümeye başladı. Ama Altuğ gitmemişti.

"Sanada merhaba Ena. Heyecenalı mısın?"

"Bunu cidden soruyor musun?"

pis pis sırıttıktan sonra bir adım daha bana yaklaştı. Boyu çok uzun olduğu için kafamı kaldirdim. "Sen diğerleri gibi degilsin ena. Zekisin, güçlüsün, inatçısın, emin ol sarayda her gün adın geçiyor, yaptıklarınla ve hırsınla insanların aklına giriyorsun. En önemlisi de korkmuyorsun. İlgimi çekiyorsun."

Kafamı dahada dikleştirdim ve korkusuzluğumu bir kez daha gösterdim."İnan bana altuğ insanların aklını yöneten sizsiniz. Ailelerinden ayıran sizsiniz. Korkak sizsiniz." Daha fazla muhattap olmak istemediğimden arkamı döndüm ve adımımı atmıştımki..

"Babanda senin gibiydi. Ama ne oldu? öldü." Gözlerim doldu sinir devrelerim birbirine girdi ne yapacağımı ne diyeceğimi düşünemedim. Ağlayamazdım, ağlamak korkakların işiydi. Yapamazdım.. O günü hatırladım. 8 yaşımı..

15 yıl önce...

Dünya'da Fron uygulamasında bilerek işlenen ilk cinayet:

"Ekrem Rakın! Frona gitmeye hak kazanan 100. ve son insanimiz."

Ağlamaktan durmayan gözlerimle babamın kolundan tutulup götürüşünü ve cırpınışlarını izliyordum.

"Lütfen beni kızımdan ayırmayın lütfen. Onun kimsesi yok lütfen bırakın beni yalvarırım başkanım." Bitmek bilmeyen haykırışları içimi acıtıyordu.

"Babamı almayın benden ne olur!" ufak bir çocuk olmama rağmen beni tutmakta zorluk çekiyorlardı.

"Zorluk çıkarma bize ve yürü dedi-" Babam yanindaki muhafiza dayanamayip yumruk atmıştı, ve silah sesi...

"BABA!"

Günümüz

Altuğ'ya yüzümü dönüp cevap vermedim, kelimeler boğazıma dizilmişti. Tekrardan yürümeye başladım ve Helin'in yanındaki sandalyeye oturdum.

"Sevgili halkım, her yıl düzenlenen fron uygulamalarına hoş geldiniz!" Herkesten bir alkış fırtınası koptu. Keyiflerinden alkışlamadılar, zorunluluktan alkışladılar. 15 sene önceki babamın cinayetinden sonra kimse devletin gözüne batmak istemiyordu, ölümden korkuyorlardı. Ben korkmuyordum, çünkü babamın ölümünden sonra kaybedecek hiç bir şeyim kalmamıştı.

Kürsideki görevli genç bir adamın elinde büyük bir sandık duruyordu. Herkesin ismi o sandıktaydı. Genç adam yavaş ve dikkatli adımlarla başkanın önündeki uzun masaya sandığı bıraktı. "Bildiğiniz gibi bu sandıktan 100 isim çıkacak ve bu gece 00:00'da Fron'a gönderilecek. Fron'da ilk 1 hafta ağırlantıktan sonra bir vampir olarak mı yaşamak istiyorsunuz? yaşayacaksınız. Ya da bir kurt adam, ve daha fazlası. O zaman ilk ismi herkesin önünde açıklıyorum."

İsimler yazılı değildi. Çakmak büyüklüğündeki demir parçanın üzerinde ayrı ayrı yazılan kodlar vardı. Bu kodlar sisteme okutulup herkesin görebileceği büyük ekranda okutulurdu.

Ender Bayraktar özenle sandığı açtı ve yanındaki oğluna ufak bir bakış attı. Sonra demir parcalarini karistirmak icin sandigin yanindaki dugmeye basti. 1 dakikanin sonunda hepsinin karistigina emin olarak içlerinden bir tanesini aldı. "Bakalım ilk şanslı kişimiz kimmiş.. Koca ekranda büyük harflerle bir isim belirdi, tanıdık isim.

"Görkem Ateş!" Yine bir alkış fırtınası koptu. Görkem'in babası babamla arkadaştı, çocukken hep beraberdik ve fazlasıyla soğukkanlıydı.

Görkem muhafız eşliğinde kürsiye götürüldü. Surat ifadesi kendisinden daha da soğuktu.

ve ikinci isimde ekranlarda görüldü..

"Sıraç Altan!" Bir zamanlar okul arkadaşım olan sıraç.. Ama hala görüştüğüm yakın arkadaşım.

Sıraç koluma girmis olan muhafizlarla birlikte yürürken gözleri beni buldu ve hafifçe gülümsedi. Bende başımla onaylayıp gülümsemekle yetindim.

ve üçüncü isim..

"Beyza Alkan!" bu çekilişin benim lehime yapildigini dusunmeye basladim cunku yavas yavas arkadaslarimi kaybediyordum..

Beyza'yla 7 sene ayni evde yasamistik cunku oda benim gibi kimsesizdi ve sahip cikani yoktu.. İs bulup kendi ayaklari ustune durmaya calisarak bir ev kiralamisti. Bana yuk olmak istemiyordu.

yanimda oturan Beyza'yla göz göze geldim ve onun dolu gözlerini gördüm."Sakın ağlama sakın" benide ağlatacaktı.

"Seni özleyeceğim." daha fazlasini demesine firsat verilmeden iki muhafiz eşliğinde kolundan tutuldu ve götürüldü.

Beyzadan sonra bilip bilmedigim onlarca isim açıklandı, alkış çığlıkları koptu ve geriye son iki isim kaldı..

"Helin Yalçın!"

"Ne?" bu ses yanimda oturan en yakin arkadasim, kardesim, helinden gelmişti. Ben ise şoktan cikamamistim.

Kafami Helin'e çevirdiğimde gözlerindeki ışığı gördüm, gerçekten gitmek istediğini.

gözlerimiz buluştuğunda bir saniye geçmeden ona sımsıkı sarıldım. Ben artık bu dünyada tam anlamıyla yalnız kalacaktım.

"Belki sende seneye gelirsin kardeşim." dolu gözleriyle bana baktı. Oraya gidickti ama aklı hep bende olacaktı.

"Hiç gelmemeyi tercih ederim." Onu cok sevdigimi cok ozleyecegimi soylemek agzimdan cikmiyordu. Sevgi nasil gosterilir bilmiyordum.

Helin iki muhafız eşliğinde izleyiciler arasından alındı ve saraya götürüldü.

Ve geriye kalan son isim..

Ender Bayraktar sandığın içinden bir isim daha seçti. İki adım yanındaki masada bulunan bilgisayara benzer cihaza kod yazılı demiri sisteme okuttu. Bir kaç saniye sonra ekranda sadece bir isim belirdi.

"Ena Rakın" geriye kalan ölüm sessizliğiydi. Binlerce insandan biri bile sevinmedi. Kimse alkışlamadı. Kimsenin yüzünde oynama olmadı, bende dahil. İsmimi görmek yerine kör olmayı tercih ederdim, gözlerimi kapatık açarak yeniden baktım ama hic bir harf degismemisti. Beynim o an durdu ne yapacağımı karar veremedim, düşünemedim.

Ayağa kalkarak etrafımdaki yüzlere baktım, gözlerdeki korkuyu gördüm. Kendi etrafımda dönmeye başladım duyduklarım sadece "sakin ol'du" ama ben dönmeye devam ediyordum, duyduğum her ses yankı yapıyordu.

Birinin kolumu tutmasıyla dudaklarımdan sağır edecek derecede bir çığlık kopararak kolumu tutan adamın bacak arasına bir tekme gecirdim. Adam bağırarak yere kapaklandi ve bana küfürlerini savurmaya başladı. Ben bir muhafiza vurmustum..

Arkamı dönüp kacacakken biri saçlarımı kavradi ve o aciyi her yerimde hissettim.

"Hey hey dostum dur dur kızı bırak." Bize yaklaşan atalayın sesini duydugumda sacimin gevsedigini hissettim ve rahatladim. Atalay aramiza girdi.

"Onu ben götürürüm ve cezasini baskanimiz verir sen işine bak taha." Az kalsın öldüreceğim muhafizin adi taha'ymis.

Atalay koluma nazikçe girerek saraya doğru yürümeye başladık.

"Bana ne diyecektin?"

Bana bakmadan sessizce mirildanmaya başladı."Işınlamak için seni bir kadın görevli eşliğinde odaya alacaklar, iki metre uzunluğunda bir kapsülün icine belinden ve ayaklarından kelepçeleneksin. Tam karşındaki duvarda bir kırmızı buton yer alacak. O butona basıldıktan 15 saniye sonra Frona ışınlanacaksın. Kadın butona basmadan ben içeri dalacağım ve kadını öldürüp sana öldürüldü süsü vereceğim. Senden tek istediğim Ena.. Butona sert bir cisim firlatacaksin ve olabildiğince hızlı olacaksın.

"Fron'da beni bulamayacaklar mı?"Dik duruşunu bozmadan karşıya bakarak cevapladı.

"99 İnsandan farkli olarak başka bir alana ışınlanacaksın. Kimliğini asla kimseye söyleme."

"Beni tanirla-"

"Hackerlik uzmanligima guvenmelisin canim, hepsini hallettim."

"Teşekkür ederim."

"Ena Rakın!" Merdivenlerden sarayın kapisina yurudugumuz sirada arkamizda Ender bayraktarın sesini işittim.

Arkamı dönüp yüzüme tiksinti bir gülüş takinarak cevap verdim.

"Buyrun sevgili başkanım?"

"Halk düşüncelerini öğrenmek istiyor." Alaylı bir kahkaha attı "Onların aklına son kez girmene müsade ediyorum."

"Senden müsade istemiyorum." Hizli adimlarla yanindan gectim ve mikrofonun oldugu uzun masanin karsisina gectim.

Kürsiye ciktigimda önümde binlerce insan vardi. Bana aciyorlar mi yoksa gurur mu duyuyorlar anlayamiyordum. Söze girdim.

"Ben Ena Rakın. Hepiniz benim bu yasaya neden karşı ciktigimi merak ediyorsunuzdur. Bundan 15 yıl önce sırf fron'a gitmek istemedi diye kafasindan silahla vurulup öldürülen adamın kızıyım. Bu yasa benim babamı elimden aldı. Siz kimsesiz kalmayın, korkmayın, sesinizi çıkarın." başımı eğip kürsiden indigim anda bir alkış sesi yükseldi bu ses katlandı ve gorup gormedigim herkes alkışlamaya başladı. Bu sesi bozanda bir silah sesi oldu.. Tıpkı 15 yıl önce ki gibi.

cığlıklar 5 saniye içinde kesildi. Başımı başkana doğru çevirdiğimde ogulunu yaninda eli silahli bir şekilde gormemle nutkum tutulmuştu.

Ve bir kız çocuğu haykırışları.. "Baba! Baba! ölme lütfen, baba!" sesin nerden geldigini gormek icin kafami saga sola cevirip duruyordum. Sağ tarafta gözüme halkın icinde daire kadar boşluk olan bir alan gördüm. Ama icinde iki kişi vardi. Kızın babası için yalvarislarini duymamak için kulaklarimi iki avucumlada kapattim.

Sırtıma hafifce değen bir beden hissetmemle ellerimi kulaklarimdan indirdim. O beden konuşmaya başladı.

"Senin yüzünden kaç kişinin daha ölmesini istersin Ena?" Bu altuğ'du

Ağlıyordum. Deli gibi ağlıyordum.. Onlarin yanina gitmek icin bir adim attim ama altuğ kolumu sertçe kavradi.

"Bu gece uzun bir yola cikacaksin prenses, dinlenmelisin."

kolumu hızla çekip ona döndüm "Seni ve babani kendi ellerimle öldüreceğim Altuğ Bayraktar." hızla yanindan geçip atalayın yanına giderek gitmemizi istedim.

saat 23:45 olmuşti iki saattir bir odada tutuluyordum sözde dinlenmek icin, ama ben iki saattir kesintisiz o kiz ve babasi icin agliyordum.

Kapım çalındı ve biri odaya girdi ama konusacak halim bile yoktu. İçeri girenin kim oldugunada bakmak istemiyordum.

"Nasılsın tatlım?" 30'lu yaslarinda dolgun dudak ve esmer teniyle cekici bir kadin demisti bunu, tanimiyordum.

"Nasıl mıyım? nasıl gözüküyorum?"

Beni gelisi güzel süzdükten sonra soruma cevap vermedi ve "Gidelim, saat 00.00 olmak üzere" dedi.

Israr etmeden kalktım be beraber odadan ciktik. Kacmaya calismiyordum çünkü imkansız gibi bir şeydi ve atalayla planimiza guveniyordum, gerçi neden böyle bir plan yaptigini sorma firsatim bile olmamisti.

Şifreli bir kapının önüne geldik ve kadın hızlıca şifreyi girdi, sonrasindada kapı açıldı. "Geç" başımla onayladıktan sonda içeri ilk ben girdim.

Odayı incelerken gercektende iki metre kadar bir kapsul bulunuyordu. tam karşısındaki duvarsa ise kırmızı çokta büyük olmayan bir buton. Buton sayamayacağım kadar kablolarla kapsüle bağlıydı.

"Yat lütfen." Kadın daldigimi anlayarak kapsülü gosterdi.

Yavaş adımlarla kapsülün içine girdim, kadın belimden ve ayaklarımdan beni kapsüle kenetledi.

Saat 23:55

Son 5 dakika kalmıştı ve ben butana ne fırlatacağımı düşünüyordum.

"Su verebilir misin?" bardak firlatabilirdim.

"Veririm tabiki." Kadın oturduğu kolduktan kalktı ve çantasından içi su dolu pet şişeyi uzatti.

"Teşekkür ederim."

"Çabuk ol saniyelerin kaldı." Seninde saniyelerin kaldı *tatlım*

Ve bulundugumuz odanin kapisi hizla acilarak atalay olduğunu anladığım maskeli bir adam içeri dalarak kadının kafasına demir sopa vurdu. Muhtemelen ölmüştü, aksi imkansızdı.

Atalay başıyla beni onayladıktan sonra şişeyi butona fırlattım.. kapsülün kapağı kapandı, geri sayım başladı.

15 saniye..

atalay ağır adımlarla yanıma geldi ve maskesini cıkararak dolu gözleriyle gülümsedi.

10 saniye..

"Teşekür ederim." Duymuyordu ama ağzımı okuduğunu biliyordum. Başıyla onayladı ve gülümsedi.

5 saniye..

Atalay ağzını açacakken kafasına sert bir cisim yiyerek yere yığıldı..

Geride gördüğüm tek şeyse Altuğ'un butona koşuşuydu..

Ve süre bitti...

Uzun bir bölüm oldu ama güzel oldu

Yeni bölümde görüşmek üzere🫶🏼

oylamayı unutmayın

insta:sla.ypl

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.