Dün gece Alp'le olan müthiş saçma atışmamdan sonra yattım. Ve şuan sabah saat 10.37, 11.30'da dershane var. "Yarın seni pişman edeceğim!" demişti, korkmuyor değilim. Alp bu, telefonları sınıfta toplayıp herkesin telefonuna bile bakar, bu dershanelerin sahibinin oğlu ne de olsa.
Saat 11.27 :
Babam beni arabayla dershanenin olduğu caddeye bıraktı ve şuan dershaneye yetişmek için koşuyorum çünkü geç kaldım!
Erken saatte kalkmama rağmen okula ve dershaneye geç kalma azmime inanamıyorum gerçekten!
Saat 11.32:
Girişte müdür yardımcısının odasına girdim, telefonumu bırakacağım sırada gülümseyerek "Bugün telefonlarınızı almayacağız." dedi, başımla onaylayarak koşarak odayı terk edip 3. kata çıktım ve 14 numaralı sınıfın kapısını tıklayıp özür dileyerek yerime oturdum. Alp bana garip bir şekilde bakmıştı. Tanımlayamayacağım kadar garip bir duyguyla baktı. Neden böyle baktığını düşünürken sınıfta yer aramaya başladım, en arka orta boştu sadece. Ortada oturmaktan nefret etsem de mecburen oraya oturdum.
50 dakika sonra:
Az önce tenefüs bitti. "Alp, Burak'a dün yaptığımız mesajlaşmayı ona göstermiş midir acaba?" diye düşünürken sınıfa herkes geldi. Alp bir anda ayağa kalkıp "Telefonlar!" dedi. Gerçekten mi? Bunu yapmış olamazsın! "Girişte bir nedenden dolayı sizden alamadılar, o yüzden telefonları bugün ben topluyorum!" dedi. Bir nedenden dolayı mı!? Ben istedim ve yaptılar desene sen ona.
Sol sıradan başlayarak telefonları aldı, sol en önde Banu vardı. Banu istemeyerek Alp'e telefonunu verdi. Alp kutuya koydu. Bi' dakka ya, e hani mesajlaşmaya bakmayacaksa neden bu topladı ki? Bir nedenden dolayı değil çünkü müdür yardımcısı bugünlük almayacağız dedi. Off! Her şey çok karışık. Sıradan herkesin telefonunu alırken benim masamın önünde bekleyip "Telefon?" dedi. "Anladık! Elli kere söyledin çantamdan çıkarıyorum bakarsan görürsün." demek isterdim ama dershanede sessiz tiptim ve sessiz kalmayı tercih ediyorum. Çantamdan telefonumu alıp Alp'e uzattım, telefonumu aldıktan sonra direkt kutuya koyması, biraz masamın başında bekledi, sonra gitti. Sonra sağ tarafın telefonlarını da toplamayı bitirdikten sonra hoca geldi.
40 dakika sonra:
Ve yine tenefüsteyiz. Herkes sınıftan çıkınca Alp telefon kutusunu yanına alıp telefonları açmaya başladı. Benim sınıfta olduğumu farketmemiş olamaz, değil mi?!
Herkesin telefon şifresini nasıl biliyor olabilir ki?
Birkaç tane telefona baktıktan sonra elinde telefonumla, arkaya yani olduğum yere geldi ve "Telefonunun şifresi ne?" dedi. "Gerçekten bunu soruyor musun?" dedim, evet bu sefer kendimi tutamadım.
"Evet, gerçekten soruyorum Işık. Hatta tekrar sorayım: Telefonunun şifresi ne?"
"Telefonumun şifresini neden sana söyleyeyim?"
"Neden söylemeyesin ki?"
"En yakın arkadaşım falansın da ben mi bilmiyorum?"
"Soruya soruyla cevap vermeyi bırak da, telefonunun şifresini söyle artık."
"Söylemiyorum, napacaksın?"
"Telefonun bende kalır."
"Çıkışta vereceksin ne de olsa."
"Öyle olmuyor o. Telefonun bende kalır, telefonunda görmemi istemediğin ne varsa hepsini akşam öğrenirim"
"Arkadaşım falan mısın da öğreniyorsun? Hakkımda hiç bir şeyi bilmiyorsun, bunu mu öğrenmekle tehdit ediyorsun? Ki senden gizlediğim bir şey yok çünkü yakınım de-ğil-sin."
"Öyle olsun" derken telefonumu elinde sallayarak yerine geçti.
Ne yani, gerçekten telefonumu vermeyecek mi?!
Telefonumu ne olursa olsun almam lazım, eğer ben olduğumu öğrenirse dershanede hiç olmayan sosyal ortamım sıfırdan eksilere iner.
Olduğu masaya gidip
"Telefonumu ver Alp. Şimdi." dedim
"Telefon şifresi söyle. Şimdi"
"Benimle dalga mı geçiyorsun!?"
"Evet."
Sessizce "S!(3?₺' böyle işi" dediğimde
"Çok ayıp, hiç yakıştıramadım" dedi. Ben olduğumu anlamış olamaz, hayır, hayır hayır!!
Resmen koşarak yerime geçtim. Alp bu hareketime baya şaşırmış olmalı. İlk önce resmen hırlayarak telefonunu iste, sonra koşarak yerine geç. Ben olsam ben de şaşırdım bana.
Alp bana sorgulayarak ve biraz da sinirlice baktıktan sonra kantine indi. Telefon kutusu masada duruyordu ve sınıfta kimse yoktu.
Kutunun başına gidip telefonumu aradım. Telefonum yoktu. Telefonumu cidden yanında gezdiriyor, psikopat. Kendi telefonumu bulamayınca onun telefonunu aramaya başladım, ekran görüntüsünü bilmesem de telefonun görünümünü biliyordum. Aramaya başladım. Buldum ama sorun şu ki aynı telefondan 3 tane var. Bir tanesi Banu'nundu zafen. Geriye 2 Telefon kalıyor. Tek çare de bu iki telefonun arka planlarına veya kılıflarına bakmaktı. İlk telefonun kılıfı şeffaf diğerinin de siyahtı. Buradan bir şey çıkmayınca arka planlaeına bakmak için telefonlardan birini açtım. Yavru kedi fotoğrafı vardı. Bu Telefon kesinlikle Alp'in değildi. Diğer telefonu alıp koşarak yerime geçtim.
Ben yerime geçtikten yaklaşık 2 dakika sonra Alp sınıfa geldi. Ucuz kurtulmuşum. Sonrasında da zil çaldı zaten.
6 saat sonra:
Dersler bitti. Çıkıyorduk. Herkes sınıfı boşaltınca Alp'in telefonu açıp şifreyi girdim, şifreyi tahminen buldum bu arada, zor değildi. Alp'in telefonundan Instagram'a girip kendi hesabımı buldum ve
"Telefonumu vermeyi düşünüyor musun? Bence düşünmelisin."
yazdım.
Telefonumu açamadığını biliyordum ama telefonumda mesajlar kilitliyken de çıkıyor.
Merdivenden inerken Alp'in önünden geçtim.
"Telefonum?" dediğim sırada çantasından telefonumu çıkarıp "Israrcısın" dedi. Sonra kendi telefonunu aradı ama bulamadı. "Telefonumun ekranını aç"
dedim açınca mesajı görmüş olmalı ki çocuk dondu kaldı. Ufaktan güldüm.
"Ee, şimdi veriyor musun telefonumu?"
dedim. Verdi. Sonrasında telefonunu vermeden merdivenlerden inmeye devam ettim. Bana seslenip sonra arkamdan koşup beni durdurarak
"Telefonum?"
dedi. Telefonunu verdim.
"Şifresini nereden biliyorsun?" dedi.
"Senin gibi 'Şifre söyle!' diye gezmek yerine biraz düşündüm. Dedikleri kadar zeki değilmişsin. Kolay bir şifren var. Değiştirmeni tavsiye ederim. :)" dedim.
Telefonunu aldı ve büyük ihtimalle içinden 'Ben bugün ne yaşadım lan' diyerek gitti.
Yani en azından ben böyle düşünerek eve gittim...








