Caddede el ele geziyorduk, hiçte acelemiz yoktu. Babam ellerimden tutmuş bana yaşamayı öğretmekteydi, boyum yanında minicik kalıyordu ben ise babamın gölgesinden yürüyordum. Caddenin ortasına her gün pencereden gördüğüm yine o kamyon gelmişti. O bir... O bir oyuncakcı kamyonuydu. Yoksul çocuklara oyuncak dağıtıyordu, öyle güzel oyuncaklar veriyordu ki, bu oyuncaklar bizim mahallede bile satılmıyordu! Ben o kadar yoksul bir çocuk değildim ama oyuncaklar çok güzeldi ve o oyuncaklardan bir tanesi benim olsun çok isterdim, babam oyuncakcı kamyonuna baktığımı görünce bana ilgiyle baktı,
"oyuncak istiyorsan bizim Asaf Beyden rica ederiz, onlar yoksul çocuklar için canım." dedi. Benim ise yüzüm düşmüş ve babama, "Hayır babacığım, o oyuncaklardan bir tanecik alırsam bir şey eksilmez... Nolursun alalım Nolur!"
babam düşünür bir şekilde bir bana, bir de kamyona bakarak, "peki yavrucuğum" diyerek beni o oyuncakcı abinin yanına götürdü, fısıl fısıl bir şeyler konuştular, ben ise oyuncaklara bakmayı sürdürüyordum. Oyuncakcı abi bana yöneldi ve, "hangisini istiyorsan seç ufaklık! Ama unutma sadece 1 tane alabilirsin."
Gözüme sarı saçlı, yeşil gözlü bir o kadarda şirin elbisesiyle bir oyuncak bebek ilişti, "İşte o bebek! O bebeği istiyorum!" dedim.
Oyuncakcı abi yönelip onu bana verdi. Ellerime aldığımda bebeğin o yemyeşil gözlerine baktım, sanki birden canlanacak ve bana göz kırpacakmış gibi görünüyordu, ne de güzel bir bebekmiş bu..!
Bebeği sımsıkı sardım, babama şefkatle bakıp gülümsedim, babacığımda saçlarımı karıştırıp beni sımsıcak kucağına alıverdi. Babam ağır ağır ilerlerken bende oyuncakcı abiye el salladım, oyuncakcı abi de bana elini salladı ve gülümsedi...
(⌐■_■)∼
Babam ayakkabı boyacılığından kazandığı parayı sayarken bende onu izliyordum. Paradan küsüratın çıkmasını bekliyordum, çünkü paradan her küsürat çıktığında babam 1-2 TL'cik dahi olsa onu bana harçlık diye verirdi. Babam ümitsizce iç çekti, "bu gidişle ay başını getiremeyeceğiz" diyerek söylendi. Babamı üzgün görünce içimden 'paradan küsürat çıkmasa da olur' diye geçirdim. Anneciğim babama yönelip merhametli yüreğini açtı, "Şevket Efendi'nin malikanesinde hizmetli aranıyormuş, yardımcı olmak için..." diyecek oldu ki babam bağırarak haykırdı, "Hayatta olmaz! O adamın kölesi yapmam seni!!!" diyerek çıkıştı.
"Hayatımızı mahveden kör olası adi! Ona gidipte para dilenircesine hizmet etmeyeceğiz, unut bunu Arife! Canına cananına mı susadın hanım?" Annem mahçup, bir yandan da suskunken babam anneme bakıp gülümsedi, "sakın ha üzülmeyesin, sana üzülmek yaraşmaz hatunum." dedi ve paralarını saymayı bir yana bırakıp soluklanmak için dışarı çıktı. Anneciğimin de içi pek bir dargındı, diken üstünde duruyordu adeta...
Ardından ezan okundu, belli ki babacığım erkenden gidiyordu camiye. Bu sefer abdestini evde almamıştı, koşarak anneme yetiştirdim, "Anneciğim bir şey soracağım izninle."
"İşlerim var kızım daha sonra sorarsın."
"Ama merak ediyorum anne!" dedim içimdeki meraktan şakıyan kuşa engel olmayarak,
"Ah benim meraklı Melehatım! Sor bakalım kuzucuğum ne oldu bakalım?" dedi hafifçe gülümseyerek, "Anneciğim şey... Abdest almadan namaz kılınır mı?"
"Hayır canım, kılınmaz da bunu nereden çıkardın şimdi? Yine ne şeytanlık peşindesin bakalım?"
"Hayır anneciğim, şeytanlık etmeyeceğim. Madem abdest almadan namaz kılınmaz, babam neden abdest almadan camiye gitti?"
Annem geniş geniş gülümsedi ve bana şu şekilde açıkladı, "Caminin bahçesinin içerisinde şadırvan vardır, ordan da tıpkı bizim musluklar kadar şakır şakır su akar, şadıvarvan tüm müminlere açıktır..." [Uzun uzun açıkladı]
Babam yaklaşık 45 dk sonra eve döndü, hemde elinde "deri" ve çokta "lüx" görünen bir cüzdanla döndü! Annem kaynağını sordu ama babam sessiz kalmayı tercih etti. Cüzdanı açtı ve kurcalamaya başladı, içinde bir kimlik kartı buldu; "Eşref ...."
incelemeye koyuldu, fotoğrafa baktı ve tanıyıp tanımadığını anlamaya çalıştı. İçinde, 2500TL para vardı ve belli ki bu Eşref Bey fazlasıyla zengindi. O kadar para keşke bizde de olsa diye hayaller kurmaya başladım...
Ben hayaller kurarken babacığım evden tekrar çıkmış ve gitmişti. Anneme soracaktım fakat annemi de ortalıklarda göremeyince, çekyatın üzerine oturup bebeğimle oynamaya başladım.
Ağabeyim odasından çıkıp kapı eşiğinden bana usulca bakıverdi, "Ne yapıyorsun burda Hanife?"
bebeklerimi elimden bırakmadan oynamaya devam ettim, Ağabeyime de hiç bir cevap vermedim. Sadece ona boş boş bakmakla yetindim.
"Hmm... Belli ki çok meşgulsün, babam ve annem jandarmaya gittiler bil diye söylüyorum" dedi ve kapıyı tam kapatacaktı ki, "Neden gittiler?" diye soruverdim.
Abim tek kaşını kaldırarak sorumu yanıtladı, "Ee babam cüzdan bulmadı mı? Sahibi bulunmalıydı. Yoksa babam hırsız damgası yerdi ve o elindeki oyuncaklar var ya, sana haram olurdu!" diyerek bulunduğum odanın kapısını kapatarak çıktı.
Babam ve annem ellerinde 500TL ile döndüler ve çokta şaşırdım, konuştuklarına göre; Eşref Bey pek kibar bir Beyefendi imiş. Babam insanlık görevini yapıp cüzdanı teslim edince, Eşref Bey de sözde ufak bir ikramda bulunup 500TL'sini babama vermek istemiş, babamda gurur yapıp istememiş fakat Eşref Bey çok ısrar edince, babamda alıvermiş. Ay başını bu sefer rahat getirecektik, hatta cebimize para bile kalacaktı!
Ay başını getiremeyeceğiz diye yakınırken, başımıza neler gelmişti... Gerçektende Gün Doğmadan Neler doğmuştu..!