1979 kışı
Baston'un en hareketli psikiyatri kliniğinin kısaca "APES" (maymunlar) adını verdiğimiz akut psikiyatri servisi bekleme salonunda, kalabalığı güçlükle yararak ilerledim. Bu servis, önde gelen üniversite hastanelerinden Harvard tıp fakültesinin acil servisine giden koridorun hemen aşağısındaydı. Psikiyatri bölümünün genç asistan doktorlardan oluşan grubumuzun servise APES adını vermesinin, servisin orman atmosferi vermesiydi. Binbir sorunlu insan kendi isteğiyle ya da polisin ve acil servis çalışanlarının yardımıyla biteviye buraya gelirdi.
Ben o sırada 27 yaşındaydım tıp fakültesini ve bir yıllık dahiliye stajımı bitirmiş, doğduğum yer Los Angeles dan ayrılarak Boston'a gelmiştim. Gelmeden altı ay önce arabamı ve sahip olduğum her şeyi satmış,elimde üç koli , sırtımda çantamla soluğu Cambridge'deki tek odalı, bomboş dairemde almıştım. Taşınma ve yeni bir eğitim programına başlama tedirgin ama psikiyatris kariyerime başlayacağım içinde heyecanlıydım. Her ne kadar bir Phi Beta Kappa olsam ve okulu onur derecesinde bitirsemde Harvard da gideceğine inanmakta zorlanıyorum gerçi içten içe beni alıyorsa ne kadar iyi bir okul olabilir ki,diye düşünüyor da değilim.
Tıklım tıkış bekleme salonunda bilekleri kanlı sargı beziyle sarılı ve iki acil servis elemanının eşlik ettiği bir kadına çarpmamayı son anda başararak ilerlemeye çalıştım, nihayet kahve odasına vardım. Burada birkaç psikiyatri çalışanı hasta bakmaya ara vermiş, dinleniyordu.
Günlerden cumartesiydi sabah istedigim kadar uyuyabilecektim ama yüzüme vuran güneş ışığı beni erkenden uyandırdı. Daireme henüz perde taktırmamıştım. kız arkadaşım Susan uyuyordu. Isınmak için ona sokulacaktım takı Cambridge hastanesi, yoğun bakım ünitesinde hemşirelik yapan Susan uyanıp sabah vardiyesi olduğunu ve gitmesi gerektiğini söyleyene kadar...
Ertesi salı lochton psikoterapi kliniği, grup gözetmenliğinde konuşma yapacaktı. Oraya giden ilk kişi bendim ve onu elinde küçük aynaya bakarak saçını tararken buldum. Niye uğraşıyordu bilmiyorum, saçı joleden öyle sertleşmiştiki kıpırdamıyordu bile.
Kendimi tutamayıp "Bu sabah çok sıksınız Dr.lochton " dedim.
" Hastaların karşısında ne kadar profesyonel görünsen azdır Gary. Onlara saygı göstergesidir bu"
Ayağındaki siyah cilalı ayakkabıları fark edince karda giydiğim eski püskü ayakkabılarımı gizlemek için pantolonumun parçalarını çekiştirdim. Neyse ki kravat takmıştım.
Asistan doktorlar yavaş yavaş salondaki yerlerini aldılar. Lochton saatine baktı ve konuşmasını başladı.
"Bugün 'psikoterapi için mükemmel hasta' kavramı üzerinde konuşmak istiyorum. Biz bu hastaya kısaca YAVİS young(genç),attractive(çekici) verbal(konuşkan),insightful(içgörülü,bilgili) ve wealty(varlıklı) sözcüklerinin baş harflerinden meydana gelir. Tabi ordaki "S" dolar işaretinin yerine geçer" Lochton elindeki tebeşiri alarak tahtaya $ işareti çizdi.O, ideal hastasını anlatmaya devam ederken bende onun hayal dünyasında yaşadığını düşündüm çünkü biz asistan doktorlar YAVİS'i nerdeyse hiç görmüyorduk...
Ancak tüm bunlara ragmen birkaç hafta sonra ilk YAVİS'imi bulduğumu düşündüm. Sherry Williams otuzlu yaşlarında bir ev kadiniydı ve banliyöde yaşıyordu. üniversite bitirmişti , hiç tutuklanmamış veya psikiyatri koğuşuna yatırılmamıştı. Kliniğe kronik anksiyete şikayetiyle başvurmuştu. Lochton'ın onaylayacagini biliyordum. Hastayı aradım ve ilk randevumuzu ayarladım.
Sherry Williams ilk görüşmemizde ofisime dar bir kot,spor ayakkabı ve örgülü saçlarla, genç kız görünümünde geldi. Kanepeye oturdu ve bacak bacak üstüne attı, bana baktı ve beklemeye başladı. Besbelli sıra bendeydi.
Bende buzulları eritmek için arabayla banliyöden kolay gelip gelmediğini sordum.bu soru onu rahatlattı ve konuşmasını sağladı "bilirsiniz şu baston'lu şoförleri trafik kurallarını isteğe bağlı sanırlar."
Ne diyeceğimi bilemden konuya giriş yaptım"pekala bana kendinden bahset sherry"
"Şey, üniversitede tanıştığım sevgilimle evliyim" kocaman pırlanta yüzüğünü gösterdi "kendisi hala çok yakışıklısdır. Salonu basamaklı, inanılmaz güzel taracasi olan,yepyeni muhteşem bir evimiz var." Sonra yine susup bir şeyler söylememi bekledi.peki ,dedim , kendi kendime,şimdi gerçek bir terapist ne sorar?
"O halde seni kliniğe getiren nedir?"
Sherry bir an için durup bana baktıktan sonra " kendimi tedirgin hissetmekten bir türlü alıkoyamıyorum doktor ' dedi.
Doktor sözü üstüne kikirdamamak için kendime rol yapıyormuş gibi hissediyorum.
Neyse ki sherry söze devam etti."kocam seyahate gittiğinde bu his sahada kötülüyor ki kocam da iş için çok fazla seyahet ediyor. artık bölge müdürlüğüne terfi ettide... Bense kendimi o koca evde yapayalnız hissediyorum. Çok sıkıcı bir şey. Bazen sinirlerim öyle geriliyorki ev işleriyle bile baş edemiyorum. Çamaşırlar birikiyor, bütün işler kalıyor."
Duruma bakılırsa"kaygı" sherry'de öyle etkindi ki onu evde felç ediyordu. Sezgilerim bana daha ilk seanstan zihinsel felçten söz etmememi söylüyordu. Onun yerine destekleyici olmaya ve sherry'yi duyguları hakkında daha fazla konuşturmaya çalıştım." Bu kaygı senin için zor olmalı " dedim,en anlayışlı sesimle.
" Öyle gerçekten Dr. Small. Sahiden öyle " sherry bacak bacak üstüne atmaktan vazgeçti ve kanepede baştan çıkarıcı denilebilecek bir pozisyonda oturmaya başladı."Her şey için endişeleniyorum... Kocamın işi,ev taksitleri... Ki bu çok saçma çünkü taksitimizin ne kadar olduğunu bile bilmiyorum bile. Bütün faturalarla Eddie ilgileniyor." Derin bir iç çekti ve küçük pencerenin önündeki dosya dolabına baktı.
" Ne düşünüyorsun?"dedim.
"Kendimi neden mutlu hissetmediğimi anlamıyorum. Arkadaşlarimin hepsi mutlu görünüyor. En büyük ev benim evim, bütün kız arkadaşlarım Eddie ile evli olduğum için beni kıskanıyorlar ama ben hiç eğlenmiyorum. Neyim var? Depresyondamiyim acaba?"
Bende henüz bilmiyordum. Sadece bana tekrar doktor demedigi için memnundun....
DEVAM EDECEK
INSTAGRAM: melisucn_