Kasıklarındaki sızı ile güne başlamak gerçektende kötü bir şeydi. Ama yanınızda zengin olan kocanızla güne başlamak harika bir şeydi.
Tabii zengin kocamı yatağımda bulabilseydim. Ah! Yine mi terk edildim. Ya ben daha bir haftalık evliyim. 1 hafta mı sadece 1,5 günlük evliydim sanırım. İnanılır gibi değildi.
Zorlanarakta olsa yataktan kalkmayı başarmıştım. Helal olsun bana...Hızlıca kocamı düşünmeden banyoya gidip işlerimi hallettim. İlk önce bir duş almıştım sonra ise ayna karşısına geçmiştim.
"Ayna ayna söyle bana var mı benden daha güzeli bu dünyada? " Kısa bir sessizliğin ardından aynaya sorduğum sorunun cevabını verdim. "Var tabii şu boynunda ki morluklara bak sanki sevişmemişsiniz savaşmışsınız gibi. Ayrıca yine terk edildim. Güzel olsaydım terk edilmezdim herhalde." Gidip kafamı hangi taşara vursam acaba?
Taşlara yazık değil mi gelip kafama çarpıyorlar. Hem benimde kafama yazık.
Banyodaki işlerimi hallettikten sonra aşağıya indim. Aşağıya inerken gerçekten bu sefer kocamı arıyordum. Kocam, kocam, canım kocam. Nerdesin be zengin kocam?
"Alaz?" Diye sordum. Mutfaktan tıkırları sesleri gelince ayaklarım beni mutfağa doğru yönlendirdi.
"Kocacık?" Yaptığım tabire yüzümü buruşturdum. Gerçekten de hiç hoş bir tabir değil.
"Karıcık." Alaz'ın tabiri benimkinde de kötüydü.
"Ah! Bende beni terk ettiğini düşünmüştüm." Mutfaktaki masaya baktığımda kahvaltı hazırlamıştı. Masada her şey vardı ama zeytin yoktu.
Zeytin?
Zeytinim?
Canım Zeytinlerim. Nerdesiniz?
"Alaz?" Diye mırıldandım. Yüz ifademi oldukça üzgün yakındırmaya çalıştım.
"Efendim Karıcım?"
"Alaz Zeytinler nerede?" Nerede benim zeytinlerim. Yavrularım kuzularım.
"Kocan burada ya bu seferki bakışman benle olsun olmaz mı karıcım? " Diye sordu masum masum. Ama olmaz!
" Olmaz. Bir kere zeytin siyah sen ise yüzün beyaz." Yani esmer biraz ama biraz alelen de kara kızan değildi.
"Kemal Sunal gibi kömür süreyim mi? Sonra sen benim yanağımdan öp, Aa! Bu ne böyle bu kara değil kömür bu falan de olmaz mı?" Dedi göz kırparak.
Düşünmem Lazım.
Düşündüm ve cevabım. Evet içimden hayır gelmek gelse de Alaz'ın bu nazik(!) teklifi red etmeyeceğim. Sonuçta bir tane kocam var değil mi?
Sadece bir tane.
Bakışlarımı yukarı kaldırarak Alaz'ın vücudunu alıcı gözle inceledim.
Hohayt Maşallah!
"Çok güzel bir vücudun var kocacım. İnsanın böyle şey yapası geliyor..." Elindeki şey kahvaltıya koyacağı son şey olmuştu. Hızlıca yanıma gelip anlımın üstünden öpmüştü.
Sonra belimden itekleyerek beni masaya oturtmuştu. Tabii bu sırada benimle de konuşmayı ihmal etmemişti.
"Ney yapası?" Onun söyledikleri kulak ardı tapmak geliyordu içinden ama yapmadım.
"Bilmiyorum. Öyle ağzımdan çıktı."
" Diyosun?"
" Diyorum."
" Öyle olsun."
"Öyle zaten."
" Tamam."
" Tamam." Böyle konuşmamız sinirlerimi bozmuştu ki neyse ki Alaz farklı bir konu bulmuştu.
"Acıyor mu bir yerin?" Malum dün gece pestilimi çıkardın birde utanmadan soruyor musun? Ulan ayıp sana be!
"Öpücek misin acıyan yeri?" Benimde arsızlığımdan hiç bir şey eksilmemiş. Ulan ayıp bana da!
"Öpeyim mi?"
"Düşünmem lazım." Yavaştan hazırladığı kahvaltıyı yapmaya başladım. Gerçekteyse masa zeytin dışında her şey vardı.
"Düşündün mü?" Elime aldığım çay bardağından bir yudum aldım. Çayın sıcaklığı ağzımı yaktığı için yüzümü buruşturmama sebep olmuştu. Biraz daha zorlasam gözümden bir damla yaş düşebilirdim.
"Hı-hımm."
"Yandın mı?" Diye sordu.
"Öpücek misin?" Daha yeni iki günlük evlisin be kadın. Ne kadar da öpücük meraklısısın.
"Düşündün mü?" Diye tekrar sordu. Halbuki az önce cevabını vermiştim.
"Evet. Akşam tekrar düşünme kararı aldım." Dedim. Gülmüştü. Kısa bir gülüştü ama kesinlikle etkileci bir gülüştü.
"Eee?" Dedi.
"Tanışalım Kocacım. Evlendik ama hiç tanışmadık. Öylesine baştan savma bir anlaşma imzaladık. Ben seninle cinsel ihtiyaçların için sadece bir yıl yanında kalıp sonra paramı alıp tüyeceğim bu diyarlardan ama en azından bir sene evli kalacağım kocamı yakından tanımak isterim." Sanırım bunu söylememi beklemiyordu. Bir anlaşma üzerine olan evliliğimizi ona hatırlattığında bana tuhaf tuhaf bakmakla yetinmişti.
"Tamam öyleyse soru cevap yapalım. Tabi senin için uygunsa?" Sanırım en iyi yöntem buydu.
"Tamam o zaman soruyorum."
İlk soruyu sormak için ağzımı açtım ve sordum.
"Kaç yaşındasın?" Umarım kaç yaşında görmüyorum saçmalığına girmez.
"32" kısa ve öz cevabının ardında yüzüne baktım. Sanırım tam yaşını gösteriyordu.
"Sıra sende sen sor." Benim kaç yaşında olduğumu biliyordu.
"Göğsündeki izden kurtulmak ister misin?" Bu soruyu şüphesiz iki yıl önce sorsaydı evet derdim ama şimdi her anımın kıymetini daha iyi anladığım için hayır istemezdim.
"Hayır. O yara izi ile oldukça mutluyum."
Soru sorma sırası bana gelmişti.
"Alaz. İşlerin çok tehlikeli mi?"
"Evet. Ama seni her daim koruyacağıma söz veriyorum." Tutamayacağın sözler verme aslanım demek istedim. Umarım sözünü tutar. Çünkü dün eğer bir kaç dakika daha geç gelseydi elinde tutacağı şey benim güzel balık etli bacaklarım değil bir ceset olacaktı.
"Çalışmak istiyor muydun?"
"Evet. İstiyordum. O kadar hemşirelik okuyup işsiz kalmak biraz ağrıma gitmişti doğrusu ama şimdi kocam olduğu için böyle bir şeye gerek yok. Sadece dün fark ettim ki biraz canım sıkılıyor o kadar. Onu da kendime ilgileneceğim bir şeyler bulursam sıkılmam." Derin bir nefes aldıktan sonra esnedim. Sanırım uykumu güzel alamamıştım.
"Söyle bakalım kocam bu kahvaltıdan sonra balayına nereye gidiyoruz?"
"Ah! Çalışmadığım yerden ama yurt dışına çıkmak istemiyorum. Şöyle benim yazlığa mı gitsek?"
"Daha iyi bir fikrim var. Ben önce bir avukata gitsem. Ya da gitmeden önce bu tabakları kafanda kırsam sonra avukata gitsem ve senin donuna kadar alıp dul bıraksam. Nasıl fikir?" Bok herif! Sözde zenginsin. Cimri!
"Kesinlikle çok kötü bir fikir. Zaten şaka yapmıştım. Uçağımız hazır bile." Dedi. Umarım öyledir. Umarım öyledir Alaz efendi.
"İyi bari. Neyse benim şimdi biraz uykum geliyor. Tabaklar ellerinden öper." Dedim ve yatağa uyumaya gittim.