İki hayat vardır,birisi doğumdan ölüme kadar olan hayat,diğeri ise öldükten sonraki hayattır. Ölüme oldum olası inanırım. Ama canımdan çok sevdiğim annemi kaybettikten sonra,ne yaparsam yapayım onun ölümüne hala inanamıyordum. Bügün 4 Mart'tı. Annemin ölüm yıl dönümüydü. On yıl önce bugün 4 Mart gecesi evimizde ölü bulundu. Otopsi raporuna göre kalp krizi geçirmiş. Yani öldürüldüğüne dair bir kanıl bulamadıktan sonra buna karar verip açıklığa çıkardılar. Annem eskiden hep avukat olmamı isterdi. Kendisi doğduğundan beri avukatlık istemis ama dedem,yani annemin babası buna hiç izin vermemiş. Annem bırakın avukat olmayı neredeyse hiç okumamış bile. Liseden sonra bırakmak zorunda kalmış okulu. Ama ben sırf annem için avukat olamaya karar verdim ve oldumda. Şuan işini çok seven,çok ünlü bir avukatım. Daldığım derin düşüncelerden ayrılıp dolabımı açtım,içeriden siyah bol bir pantolon ve üstüme siyah bluz giyip uzun krem rengı trençkotumuda alıp evden çıktım. Asansöre bindikten aynaya bakarak uzun koyu kumral saçlarımı düzelttim. Site otoparkına geldiğimde siyah porscheme bindim. İstanbul trafiği sayesinde 20 dakikada istediğim yere gelmiştim. Yeşilçam mezarlığı...
Annemin mezarına doğru elimde çiçek tohum poşeti ile ilerledim. Mezarın başında birini gördüm. Bu babamdı. Annemi ziyarete gelmişti. Yavaş yavaş yanına ilerledim ve yan tarafına çöktüm.
''Hoşgeldin Kızım.'' dedi ağlamaklı bir sesle. Ve elini omzumda boydu.
''Hoşbuldum baba.'' artık mezarlıkta nasıl hoş bulacaksam. Sonda babama doğru döndüm ve konuşmaya devam ettim. ''Bırakayımmı seni istermisin?'' diye sordum. babam biraz düşündü ve gülümseyip başını salladı. Bende gülümsedikten sonra,''Ama bir kaç dakika işim var. İstersen arabaya geçebilirsin.'' kafa sallayıp arabaya doğru yürüdü. Bende arkasından arabayı açtım sonra önüme döndüm. Dudaklarım yana doğru kıvrılırken ellerim toprağa gitti. Biraz okşadıktan sonra ölmüş çiçekleri kökünden yavaşça çıkardım ve yeni uzun ömürlü olan çiçekleri ekmeye başladım. Ekim işlemi bittikten sonra bir güzel suladım. Ardından mezarlığa dönüp,
''Bugün tam on yıl oldu be annem.'' Diyip ellerimi toprağa doğru uzattım ve dokundum. ''Avukatlığa devam ediyorum. Tam senin istediğin gibi. Ve bırakmayada hiç niyetim yok. Keşke sende görseydin bu günlerimi... Ama olsun,ben sen burdaymışsın gibi yapıyorum işimi merak etme.'' Diyip torağını öptüm ''Seni seviyorum..''
Yanından uzaklaşarak arabaya ilerledim. Babam oturmuş beni bekliyordu. Arabaya binip konuştum.
''Bugün seninle biraz zaman geçirelimmi baba?'' diye sorunca bir cevap bekledim.
''Sen nasıl istersen kızım'' dedi. Gülerek arabayı çalıştırdım ve mezarlıktan çıktım.
''Sen nasılsın Zeynep'im,durgunsun bugün biraz?'' diyerek elini direksiyonu tutan elimin üstüne koydu.Aslında birşeyim yoktu sadece her sene bugün biraz durgun oluyordum okadar. Biraz bekleyip cevap verdim.
''İyiyim baba gayette normalim. '' diyip gülümsedim. Babam konuşmaya başladı.
''Eee işin nasıl gidiyor,varmı bir aksaklık?'' diye sordu.
''Yok baba. Müvekkiller ben ve adalet. Kısır döngü misali ama işimi çok seviyorum merak etme.'' Gülümsedi ve önüne döndü.
Babam ile birkaç saat bir kafede oturup sohbet ettikten sonra sonu eve bırakıp büroya geçtim. Asistanım Simay masama birkaç tane dosya bırakıp çıktı. Dosyada çok ünlü bir şirketin malii durumları yazıyordu. Aistanım Simay'a seslendim. Beş saniye sonra kapıyı tıklatıp içeri girdi.
''Buyurun Zeynep Hanım?'' dedi. Beklemeden cevap verdim.
''Bana bir sade kahve getirirmisim. Bol köpüklü olsun.'' Simay gülümsedi.
''Tabii efendim.'' deyip çıktı. Kahvem geldikten sonra işe koyulup dosyaları incelemeye başladım.
Yazarın anlatımından bir kaç gün öncesi;
''Ne demek avukat istifa etti Tarık? O bizim en iyi avukatımızdı. Yıllardır tanıyoruz,şimdi nasıl en doğru avukatı bulacağız?'' diye sinirle hafif sesini yükselterek konuştu adam. Karşısındaki en yakın arkadaşı,aynı zamandada çalışanı olan Tarık beklemeden cevap verdi.
''Ne yapsaydım Ulaş? Adamı bir türlü ikna edemedim. Tehtit bile ettim. Ama kabul etmedi piç.'' diye çıkıştı Tarık. Ulaş bunalmış bir sekilde ellerini yüzüne koydu ve sabır çekti. Sonra En yakın arkadaşına dönüp,
"Bu senin hatan Tarık. Şimdi git,ne yap et ve hatanı düzelt." Diyerek arkadaşını odasından kovdu. Tarık ne demek istediğini anlamıştı,ve ikiletmeden odadan çıkıp kapıyı kapattı. Tarık çıktıktan sonra Ulaş masasına oturup bir dal sigara yaktı. Ayaklarını masasına uzatıp derin düşüncelere dalarak bir nefes çekti sigarasından. Gerçekten çok bunalmıştı,şirket işleri,çalışan sıkıntıları,kişisel sorunları hepsi birden üstüne gelmişti Ulaş'ın. Artık ne yapacağını şaşırmıştı. Ailenin tek çocuğu olarak herşeyi üstlenmiş
Zeynep;
Elimde olan dosya "BORAN" şirketine aitti. Dosyadan şirketin bütün malii durumları yazıyordu. Hisseleri,hissedarları ve şirkete dair daha birçok şey. Yaklaşık üç saattir dosyayı inceliyorum. Saat akşam beşe geliyordu. Bugünlük bukadar yettiğini düşünüp askılıkta olan trençkotumu alıp üstüme geçirdim. Koyu kahve saçlarımı ceketin içinden çıkartarak masanın üzerine çantamı da alıp odadan çıktım. Beni gören Simay yanıma geldi.
"Çıkıyormusunuz Zeynep Hanım?" Diye sordu.
"Evet çıkıyorum,en yakın zamanda yeni gelen dosya ile ilgili olan şirketin patronu ile görüşmek istiyorum. Sonuçta müvekkilimi tanımam gerek değilmi." Diye cevabımı verdim. Simay gülümseyip başını salladı.
"Tabii Zeynep Hanım,nasıl isterseniz." Dedi. Ve iyi akşamlar deyip yanından ayrıldım. Otoparkta olan arabamın yanına doğru ilerledim. O sırada telefonun çaldı. Ablam arıyordu. Telefonu açıp kulağıma götürdüm ve arabanın kilidini açıp içine bindim.
"Zeynep,napiyorsun aşkım?" Dedi ablam. Gülümseyip cevap verdim.
"İyiyim abla,bürodan çıkmış eve geçiyordum şimdi." Dedim. Oda çok gecikmeden yanıtladı beni.
"Kızım bu Ceylin hiç durmadı,tutturdu teyzeme gidelim de teyzeme gidelim. Müsaitsen sana bu akşam sana gelmek istiyorduk,müsaitmisin?" Bu haber e çok sevinmiştim. Biraz kafa dağıtmaya ihtiyacım vardı.
"Olur abla. Müsaitim gelin.'' diye cevap vermiştim bir hevesle. Ablamda karşıdan onay verince telefonu kapatıp otoparktan çıktım. Yirmi dakikanın sonunda rezidansıma varmıştım. Arabayı otoparka bırakıp asansör ile beraber otuzaltıncı kata çıktım. Cebimden anahtarımı çıkartıp kapıyı açtım ve evin içindeki büyük fortmentoya ceketimi asıp odama doğru ilerledim. Kısa ve sıcak bir duşun ardından üstüme crop ve eşofman giyip mutfağa doğru ilerledim. El lezzetim gerçekten iyidir. Ablamda çok beğenirdi ve onun için özenle işe koyuldum.
Yaklaşık dört saat sonra yemeklerim hazır,soframda kuruluydu. Menüde yaprak sarma,mercimek çorbası,balık ve pilav vardı. Onun yanındada havuç salatası yapmıştım ve şahane bir sofra kurmuştum. Ben şaheserime hayranlıkla bakarken kapı çaldı. Ablam kapıyı açar açmaz beni kollarının arasına almıştı. iki aya yakın görüşmediğimiz için o özlemle bende ona sıkı sıkı sarıldım. Ayrıldıktan sonra eğilim Ceylin'e de sarılınca bana karşılık verdi.
''Hadi geçin içeri'' diyerek içeriyi gösterdim. İkiside içeri geçtikten sonra kapıyı kapattım.
''Oooo döktürmüşsün yine kızım'' diyerek masaya oturdu ablam. Ceylin'de yanına oturdu ve yemeğe başladık. Ablam söze girdi.
"İşler nasıl gidiyor?" Diye sordu. Ablamla böyle konuları hep konuşurduk. Oyuzden rahatça cevap verdim.
"Gayet iyi,hatta yeni bir teklif geldi bugün. En yakın zamanda görüşmem var" dedim balığımı keserken.
"Kimmiş?" Ablamın sorduğu soruya şaşırdım. Ne yapacaktı ki kim olduğunu? Yinede cevap verdim.
"Boran Holding." Ablam şaşırdı. Bir an dona kaldı. Ona ne oldu derecesine baktığımda gözlerinde hayal kırıklığı ve öfke vardı. Cevap verdi.
"Halit orada çalışıyor." Dedi. Halit ablamın onu doğumdan sonra terk eden kocasıydı. Şerefsiz adam ablam hamileyken onu sekreteriyle aldatmıştı. Sonrada terk edip gitmişti. Ama ablam çok severek evlenmişti,fakat Halit onu sadece kullanıyordu. Hiç sevmemisti ablamı. Kızınıda öyle. Ablam birdaha konuşmadan araya girdim.
"İstersen teklifi kabul etmem abla." Dediğimde ablam bana ters ters baktı. Sonra "Saçmalama o senin görevin. Tabikide kabul edeceksin." Dedi. Konuyu daha fazla uzatmadım ve kapattım.
Yemeği yedikten sonra Ceylin'in uyku saati gelmişti. Ablam onu misafir odasına yatırıp yanıma geldi. Hava çok güzel olduğu için kahvelerimizi alıp balkona çıktık.
"Bugün annemin ölüm yıl dönümüydü." Dedi ablam elindeki kahvesine bakarken.
"Evet,onuncu yıl dönümü..." Dediğimde hüzünle gülümsedi.
"Keşke senin mesleğini eline almanı ve Ceylin'i gorebilseydi." Dedi ablam. Annem kız çocuklarını çok severdi. Hep bir kız torunu olsun diye dua ederdi. Ama nasip olmadı..
"Onu çok özlüyorum." Diyerek başımı omzuna doğru yatırdım. Oda kafasını benimkinin üstüne koydu.
"Bende" dedi. Annem ikimizi de çok severdi. Bizim için hep iyi şeyler düşünürdü. ikimizin de avukat olmasını isterdi. Ablamın mesleğini gördü ama benim mezuniyet günümün akşamı hayata gözlerini yumdu canım annem...
Daha fazla hüzünlenmek istemediğim için yatmak istiyordum.
"Artık yatalım mı?" Diye sorunca anlam gülümseyerek başını salladı. Ben odama dogru ilerleyince oda Ceylin'in yanına,misafir odasına gitti. Gri tonlarında olan odama girdim ve küçük gece lambami açıp yatağıma doğru ilerledim. Sonrası ise bir karanlıktan ibaret..
✨
Sabah erkenden kalkıp kahvaltıyı hazırlamış üstümü giyinmiş ve ablamı kaldırıp kahvaltı yapmıştık. Hepimiz evden çıkınca büronun yolunu tuttum. Simay beni odamın kapısında karşıladı. Benim ile beraber yürümeye başladı.
"Günaydın Zeynep Hanım." Dedi yürürken.
"Günaydın Simay" diye bir cümle atıverdim ortaya.
"Zeynep Hanım bugün 'BORAN' Holding ile bir görüşmeniz var. Saat 13.45'te." diyince tebessüm edip teşekkür ettim.
"Teşekkür ederim. Ha birde bana bir kahve getirirmisin" dediğimde masama oturdum. Kahvem geldikten sonra başka dava dosyalarını da karıştırıp zamanın dolmasını bekledim. Yaklaşık iki saat sonra saat öglen bir buçuk olmustu. Simay odama girdi.
"Aşağıda sizi bekliyorlar efendim." Dedi bana doğru.
"Tamam geliyorum." Diyerek ayağa kalktım. Trençkotumu üstüme geçirip cantamıda alıp bürodan çıktım. Kapıda beni siyah bir uber bekliyordu. Kapı benim için açılınca içeri girdim. Karşımda gülümseyen,kumral genç bir adam vardı. Yirmili yaşlarında olmalıydı. Altında şık siyah takım elbisesi, özenle taranmış açık kumral saçları ve gülümsemesiyle bana bakıyordu. Bende gülümsedim ve bana ne zaman uzattığını bilmediğim elini tutup sıktım.
"Merhaba Zeynep hanım ben Tarık. Sizi patronum Ulaş Bey'e götürmeye geldim. Onun sağ koluyum." Diyerek gülümsemesine devam etti.
"Beni biliyormuşsunuz zaten. Memnun oldum." Diyerek kendimi iyice belli etmiştim.
"Bende memnun oldum Zeynep Hanım." Dedi ve başımı camdan dışarı çevirip bakmaya başladım. Onunla daha fazla ne konuşabilirdim ki? Yarım saat içinde çok büyük bir binanın önünde durmuştur. Gözle görülür bir şekilde Boran Holding yazıyordu. Acaba Halit şerefsizi bu holdinge nasıl girdi aklım almıyordu.
İçeri doğru yürüdüğümüzde bizi esmer tenli,kahverengi saçlı genç bir adam karşıladı. Oda yine simsiyah tonlarda giyinmişti. Yüzünde bir gülümsemeyle bizi karşıladı. Bende aynı şekilde ona gülümsüyordum. Elini uzattı,
"Merhaba ben Ulaş Yalçın Boran,bu holdingin sahibiyim" diyince bende elimi uzatıp ona karşılık verdim gülümseyerek.
"Zeynep Sena Kardel bende. Memnun oldum." Diyince Ulaş Bey bir afalladı,yüzündeki gülümseme soldu. Arkamda duran Tarık Bey'e baktı. Aralarında geçen ufak bakışmayı anlamama gerek kalmadan Ulaş Bey gülümsemesini tekrar takındı,ve eliyle asansörü işaret etti. Büyük lüks asansöre bindiğinimizde otuz sekizinci kata çıktıgımızı fark ettim. Asansörden inince hemen koridorun sonundaki bir odaya girdik.
"Birşey icermisiniz?" Diye sordu Tarık Bey.
"İki kahve, benimkini biliyorsun" dedi Ulaş Bey.
"Benimkide sade." Diyerek gülümsedim. Odaya geçince odanın full cam olduğunu fark ettim. Bütün İstanbul ayaklarımızın altındaydı sanki. Odanın içinde siyah deri koltuklar ve büyük siyah bir masa vardı. Ulaş masasının önündeki koltuklardan bir tanesine oturdu eliyle diğer koltuğu oturmam için işaret etti. Oturduktan sonra,
''Hangi adını kullanmamızı tercih edersin?'' diye sorunca biraz şaşırdım. Daha önce hiç böyle bir soru almamıştım. Ama yinede cevap vermem gerekiyordu ve verdim de.
''Fark etmez hangisini isterseniz.'' dedim gülümseyerek. Oda gülümsedi çok kısa bir süre sonra gülümsemesi söndü. Konuya gireceğini anladım. Ve dinlemeye hazırlanınca konuşmaya başladım.
''Benden ne istiyorsunuz Ulaş Bey?'' diyince konuya girdiğim için rahatlamış görünüyordu. Oda söze girdi,
''Ulaş, sadece Ulaş de,hiç sevmem sizli bizli konuşmaları.'' dedi. Kafamı salladım ve konusmasını bekledım.
''Eski avukatımız yani son avukatımız istifa etti. Çok kısa bir sürede bir avukat bulmamız gerekiyordu. Tarık seni bulmuş ve işinde çok ün yaptığını duyduk açıkçası. Fakat bizim işler çok ağırdır,kaldırabileceğini düşünüyorum. Umarım öyle olur.''
''Şüpheniz olmasın. Ama benim elime geçen dosyalar tam mı önce onu öğrenmem lazım.'' dedim çünkü dosyalar gerçekten az ve sade gelmişti bana. Yani böyle köklü bir şirketin bukadar az bilgileri olduğunu düşünmüyordum. Ulaşta bunu anladığımı anlayınca konuya girdi.
''Akşama kadar vaktin varmı?'' diyince ne demek istediğini anlamamıştım. Anlamadım dermiş gibi bir bakış attığım zaman açıklama gereği duydu.
''Yani avukatım olduğun için bilmen gereken şeyler var.'' diyince bunu kabul etmem gerektiğini anladım ve kabul ettim.
''Evet vaktim var.'' dedim
''Güzel,önden buyur.'' diyerek ayağa kalktı ve bana kapıyı isaret etti. Çıktıktan sonra yine asansore binip aşağı kata indik ve Tarık karşıladı bizi.
''Nereye gidiyoruz Ulaş?'' diye sordu Tarık. Ulaş cevanını verdi.
''Zeynep Hanım'a birşeyler götereceğim'' dedi otoriter bir sesle. Galiba sadece çalışanlarına bu ses tonunu kullanıyordu. Çünkü bana gayette güzel yaklaşmıştı. Gerçekten garip bir adamdı. Daha fazla sorgulamadım ve arabaya binip yerleştim. Bir saat kadar izbe yollardan geçtik ve bir dağ evinin önünde durduk. Burası gerçekten bir dağ başıydı. Bu evden başka birşey yoktu. Ev full odundan yapılmış iki katlı,müstakil,çok şık bir evdi. Açıkçası buraya neden geldiğimizi merak etmiştim ama bana fırsat kalmadan Ulaş evden içeri girdi. Bende onu takip ettim. Oturma odasın amerikan mutfaktı,ve odanın hemen baş köşesinde yanan bir şömine,onun karşısında ise siyah deri koltuklar vardı. Ulaş oturma odasına geçip şöminenin yanında durdu. Ve uzun zaman sonra ilk defa konuştu.
''Burası bir dağ evi,'' diyip şöminenin üstündeki şarap şişesini hafif oynattı ve garip seslerle bir kapı açıldı. ''Gibi gözüküyor ama değil. Bizim bazı şeyleri sakladığımız yerlderden birtanesi.'' diyip içeri girdi. Bende peşinden girdim. Bu sefer onu şifreli bir kapı karşıladı. Orya bir şifre girdi ve kapı açıldı. İçerisinde birsürü çeşit çeşit silah vardı. Hepsininde garip garip şekilleri vardı. Bunları o mu yapıyordu? Aklımda dolanan birsürü soru vardı,Ulaş aklımı okudu konuşma ihtiyacı duyup konuşmaya başladı. Bir zahmet yani konuşsun artık.
''Bizim şirketimiz normalde güvenlik şirketi,yani çoğu ülkelerin güvenlik sistemini biz yönetiyoruz. Misal,Moskova,Polonya,Amerika,İngiltere,Almanya,Fransa,Belçika gibi bir çok ülkenin güvenliği bizden soruluyor. Fakat bunun yanı sıra kaçak silah yapımımızda mevcut.'' diye konuya giren Ulaş'ın demek istediklerini anlamıştım. Ama soracak sorularım vardı.
''Tamam,buraya kadar anladım. Ama şimdi bana bu olaylar kimden çıktı,niye böyle bir şeyiniz var hepsini bana baştan anlatman lazım. Yoksa sana yardımcı olamam.'' dedim. Ulaş kafasını salladı ve odadan çıktı pesinden gittim. Kapılar kendiliğinden kapandı. Koltuklardan birine oturdu. Bende karşısındaki koltuğa oturdum ve sağ bacağımı öbür bacağımın üstüne attığımda sabah giydiğim dizlerimi biraz geçen siyah elbise yukarı doğru kıvrılmıştı. Bunun olmasını ve Ulaş'ın bana olan bakışlarını umursamadan konuştum.
''Seni dinliyorum.'' dediğimde Tarık'ta birtane koltuğa oturdu. Ulaş konuşmaya başladı.
''Yıl 1992,ben doğmadan iki yıl öncesi. Benim annem,Zeynep.'' annesinin adını duyunca çok şaşırmıştım. ama kısa süre sonra düzelmek zorunda kaldım. Çünkü anlatmaya devam etti ''Trabzon'un ileri gelen ailelerinin birinin kızıymış. Fakat dedem çok baskıcı bir adammış annemi istemediği bir adama vermiş,daha doğrusu satmış'' son cümleyi kurarken dişlerini sıkıp kafasını başka bir tarafa çevirmişti. Sonra devam etti,''Babamlada o adamın yanındayken tanışmış. Adam silah kaçakçısıymış. Babamda onun yanında çalışıyormuş. Babam çok iyi silahlar yaparmış. Bu içerdekilerde onun silahları. Tabi bir kaçıda benim eserim. Babam anneme,annemde babama. Sonra ise o adam aileme düşman olmuş. Adam şuan hala yaşıyor ve o yetmezmiş gibi bir oğlu var. Oda bizim düşmanımız. Onlarda en az benim kadar güçlü insanlar ve ben düşmanlarımı bu silahlarla alt ediyorum.'' gerçekten çok beyin yakıcıydı. Ama anlamam uzun sürmedi. Daha anlatmadığı şeyler olduğuna eminim,ama anlatmak zorundada değildi zaten banane. O bu cümleleri kurarken gözü arada bir bacaklarıma kayıyordu. Yine umursamadım ve başımı sallayıp,
''Anladım. Yasa dışı şeyler yani ve anladığım kadarıyla o adam silahların sizde olduğunu biiliyor.'' diyince Ulaş'ın yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
''Akıllı kadınsın.'' dedi. Ne sanıyordun sen beni,cahil mi? İçimden bir süre sövdükten sonra ayaklandık ve evden çıktık. Arabaya bindikten sonra Ulaş bana bir teklif sundu.
''Bundan sonra bizim holdingte çalışmanı istiyorum. Burada daha rahat çalışırsın diye düşündüm'' dedi Ulaş. Aslında fena olmazdı. Bu gidişle sıkı çalışmam gerekiyordu galiba oyüzden aklıma yattı ve cevabımı verdim.
''Olur bence,sakin ve dikkatli çalışmam gerekiyor galiba.'' dedim gülerek oda güldü ve başını sallayıp cevap verdi.
''Ozaman yarın bekliyorum,temelli.'' dedi. Beni büroya bıraktıktan sonra gitmişlerdi bende aramı alıp evime geçtim.
ş hayatında sana birçok istek gelir. Kabul edip etmek sana kalmış birşey,ama edersen belkide hayatın gerçekten değişecekti. İste bende o zamanların birindeydim. Kabul ettiğim iş teklifinin beni nerelere kadar getireceğinden az çok bilgim vardı.
Daha işe başlayalı iki gün olmuştu,bugun üçüncü günümdü ve daha şimdiden birsürü şeyler olmaya başlamıştı bile. Gerçekten garipti. Daldığım o düşünceden sıyrılıp Ulaş'ın kapısının ününde durup kapıyı çaldım. Sabah beni arayıp önemli birşey olduğunu ve holdinge gelmemi söylemişti. Ve bende gelmiştim ama ne yapacağından hiçbir fikrim yoktu. İçeriden gelen gir komutuyla kapıyı açtım ve içeriye bir adım atıp kapıyı kapattım. Ulaş masasında oturmuş bana bakıyordu,olayı merak ettiğim için hemen masanın önündeki koltuklardan birtanesine doğru yürüdüm ve,
''Önemli birşey olduğunu söyledin?'' dedim koltuğa otururken. Oda birsüre sonra bana cevap verdi.
''Seni buraya çağırdım çünkü evet,önemli bir konu var'' dedi. Gerçekten acayip merak ediyordum şu okadar önemli olan konuyu. Bir an önce anlatması için bekliyordum. Sonunda beni hatırlayıp konuşmaya başladı.
"Artık ders göreceksin." Dedi. Açıkçası ne olduğunu anlamadım.
Ne dersi görecektim? Ulaş benden ne istiyordu? Ben gerçekten bu adamı anlamıyordum.
"Anlamadım?" Diyerek ters bir bakış attığımda bana neyi anlamadın dermiş gibi baktı. Sonra konuştu. Ee bir zahmet.
"Dövüş dersi.ben vereceğim. Avukatım olduğun için kendini savunmayı öğrenmen gerekiyor. Güvenliğin için" dedi.
"Tamamda neden,beni niye bukadar çok düşünüyorsun anlamıyorum" deyince bana bakmasını sürdürdü.
"Çünkü benim avukatımsın. Ve her anımda yanımda olmak zorundasın. Oyuzden savunma bilmen lazım. Ben yanında olmasam bile buna ihtiyacın var.'' diyince jeton geçte olsa düşmüştü. Bunu kabul etmekten başka çarem yoktu. Mecburen kabul ettim,
''Tamam,ama boş zamanlarıma bakmam lazım. Biliyorsun ben çok iyi bir avukatım ve çok fazla müvekkilim var.'' dedim yüzümde bir gülümsemeyle ve yarı özgüvenle. Oda bana baktı hiç beklemediğim bir şey söyledi,
''Benden başka kaç tane müvekkilin var?'' diye bir soru attı ortaya. Ne yapacaktı ki? Sorgulamadım ve cevap verdim.
''Beş tane.'' dedim ve kafasını sallayarak bana bakmaya devam etti.
''Tamam bütün müvekkillerini başka birine yönlendiriyorum ve senin sadece bana çalışmanı istiyorum.'' dedi. Ne demek sadece bana çalış.
''Tamamda niye?'' diye karşı geldim ona.
''Çünkü bizim işler çok yoğun ve başka müvekkiler ile beraber hepsini yürütemezsin.'' dedi bilgisayardan birşeyler yazarken,yüzüme bile bakmıyordu.
''Ama-'' cümlemi bitirmeme kalmadan yüzüme baktı ve sözümü keserek konuştu,
''Senin için diyorum Zeynep. Yani illa sorgulayacaksın değilmi?'' dedi somurtuk bir ifade ile. Ne saçmalıyordu bu ya.
''Off tamam.'' dedim pes ederek. Bilgisayarı bıraktı ve bana dönüp tekrar baktı.
''Ozaman bugünden itibaren başlıyoruz.'' dedi. Cevap vermedim ama o vermişim gibi anladı ve kafasını salladı. ''İstersen bir kahvaltı yapalım sonra ne yapacağımıza bakarız.'' diyerek yeni bana fikrimi sormadı. Onunla tartışmak istemediğim için kafa salladım.
''Gidip odamdan çantamı alayım.'' diyerek kalktım oda kafasını salladı. Doğru ya bana bir oda vermişti ama ne oda. Ev kadar resmen. Hayır yani böyle büyük bir odaya ihtiyacım olduğunu söyledim ama dinleyen kim. Kendi odama geldiğimde telefonumuda masada unuttuğumu fark edip elime aldım. Çantamıda alıp odadan çıktım. Ulaş ile odalarımız karşılıklı olduğu için çıkar çıkmaz onu görmüştüm ve asansöre doğru ilerledik.Ulaş' BMW X5'ine bindiğimizde hiç konuşmamıştık,on beş dakika sonra çok güzel boğaz manzarası olan bir yere gelmiştik. Burası hem şık,hemde otantikti. Bir masaya geçip siparişleri verdikten sonra beklemeye başladık.
''Noldu sana bugun,bir durgunsun?'' dedi Ulaş ellerini masaya koyarken. Yo oda nereden çıktı şimdi. Gayette iyiydim.
''Birşeyim yok. Aynı benim işte.'' dedim neden somurttuğumu bilmediğim bir şekilde. Sahi neden somurtuyordum ben? Bu adama niye hep böyle davranıyordum ki. Dememe kalmadan siparişler gelmişti donatılan sofradan yemeğe başlamıştık. İki saat kadar konuşup sohbet ettikten sonra arabaya bindik. Nereye gideceğimizi söylemedi bile,yarım saat sonra bir villanın önünde durmuştuk. Burası evi olmalıydı. Evde değil,saraydı. Arabadan inip kapımı açtı inmem için bekledi.
''Teşekkür ederim.'' diyerek indim arabadan. Oda başını olumluca salladı ve kapımı kapattı,eve doğru yürüyüp içeriye girdiğimizde evin bembeyaz bir dışı olmasından içerisininde bembeyaz olduğunu fark ettim. Hafif grilikler vardı ama gerçekten çok hoştu Ulaş yanıma geldi,
''Aşağıdan,'' dedi ve öne benim geçmemi istedi. Aşagı kata indiğimde birkaç kapı açtım ve kocaman bir spor salonu ile karşılaştım. Sonra üstüme baktım,bugün rahat ve şık bir eşofman takımı giymiştim. Şansa bak,
''Şansına kıyafetlerinde uygun.'' dedi gülerek,bende güldüm gerçekten aşırı iyi bir olaydı,yanıma geldi ve gülüşünü durdurmaya çalışarak konuşmaya başladı,
''Şimdiden söyleyeyim biraz zorlanacaksın. Ama ilk başta biraz zorlanırsın,sonrası daha kolay olacaktır." Deyince gözümde biraz büyüdü ama yüzüme sinsi bir gülüş takınıp Ulaş'a baktım.
"Göreceğiz bakalım." Dedim. Ona meydan okumam nedense hoşuna gitmiş olacak ki gülümsedi.
"Şimdi öncelikle yumruk atmayı öğrenmen lazım." Dediğinde ona onu küçümsermis gibi bir bakış atıp hemen karnına sert bir yumruk geçirdim. Ulaş bunu hiç beklemediği için acıyla inleyip yere doğru eğildi. Evet elim serttir biraz...
"Yuh amına koyayım. Sende mi çıktı o yumruk?" Diyerek aşağıdan bana baktı. Kafamı evet dermiş gibi sallarken yüzümde bir gülümseme vardı. ''Ozaman şunu dpoğru düzgün yapalım'' diyerek elime boks eldivenlerini geçirip bir ipi çekti ve boks torbası önümde durdu. İlk yumruğumu geçirdim. Sonra daha sert,daha sert,çok daha sert bir şekilde atmaya devam ettim. Arada tekmeler atarken Ulaş kollarını önünde bağlamış gülerek beni izliyordu. Baya baya şaşırmış olmalıydı ki yüzünde şaşkın bir ifade vardı.
''Lisedeyken bir ara çok fena sarmıştım,boks dersi alıyordum.'' dedim boks torbasına vururken nefes nefese. Ulaş beni dinlemeye devam etti. ''Dört yıl devam etti böyle. Üniversiteden sonra bıraktım.'' derken sonlara doğru durup nefes almıştım,sonra tekrar devam etmiştim.
''Çok iyisin,'' dedi Ulaş şaşkınlıkla. Gülümsedim,sonra pot kırmış gibi düzeltti sözlerini ''Boksta çok iyisin. Gerçekten beklemiyordum.'' dedi. Ona doğru gözlerim kaydı,hala bana bakıyordu. Sonra tekrar konuşmaya devam etti ''Tamam bu kadar yeter,şimdi gelelim silah kullanma kısmına,takip et beni.'' diyerek ilerlemeye başladı. Bende peşinden gittim. Bir kapının önünde durdu,kapıyı açtı ve iceri girdik. İçerisi full poligondu birsürü silah vardı içeride. Eline siyah bir silah alıp yanıma geldi. Arkama geçti ve silahı elime verdi. Eliyle bileğime sarılıp yön verdi bana. Bu sıçak donuşu nedense kalbime bir ağrı saplanmasına neden oldu. Ama tatlı ufak bir acıydı. Gerçekten nedenini anlamadım. Silahı kaldırdı ve uzaktaki adam silüetine doğru tuttu silahı ve vurdu. Sonra yakınlaştırdı ve nereye vurduğuna baktı tam kalbinden vurmuştu hemde okadar uzaktan. Sonra tekrar bana baktı,
''Şimdi sen dene,'' dedi ve benden uzaklaştı. Silahı karşıya doğrulttum ve tek gözümü kapatıp nişan aldım ve ateş ettim. Ulaş adamı yaklaştırdığında karnında bir delik gördüm. Evet,o deliği ben açmıştım ve ilk defa olmasına rağmen gayette iyi olduğunu düşünüyordum. Ulaş bana baktı,
''Gayette iyi bir atıştı,ama daha fazla çalışmamız lazım.'' dedi, aslında yorulmuştum. Ufladım ve tekrar odaklandım. Böyle böyle akşam saat yediye kadar devam etti. Dokuz saattir sadece su molası vermiştim ve acayip acıkmıştım. Son yumruğumuda attıktan sonra kendimi de yere attım nefes nefese. Ulaş bana kahkahalarla gülüyordu. Onun gülüşünü izlemek gerçekten çok keyifliydi. Gülüşünü izlediğimi fark ettiğimde gülüşüm soldu ve gözlerimi kapatıp hızlı hızlı nefesler alıp verdim.
''Daha ne kadar sürecek bu işkence?'' dedim Ulaş'a bakarak,hala gülerek bana bakıyordu.
''Tamam istersen yemek yiyelim sonra gidersin.'' dedi bana doğru. Bunu duyunca dudaklarım yana doğru kıvrıldı ve yüzümde kocaman bir ifade oluştu,hemen hızlıca ayağa kalkıp dağınık topuz olan saçlarımı açtım ve tekrardan topladım.
''Hadi yiyelim.'' deyip doğruldum. İkimizde gülerek odadan yukarıya doğru çıktık. Açtım ama aynı zamanda çokta terliydim. Temizlenmem gerekiyordu. Ulaş bana baktı,beynimin içini okudu heralde. Çünkü tam düşündüğüm şeyleri söyledi.
"İstersen misafir odası boş,orada duş alabilirsin. Hatta saat geç oluyor gitme burada kal." Dedi. Kalmakmı,kalkmak istemiyordum ki. Ama hiç eve gidecek moodda değildim. Kafamı salladığımda, "Üçüncü katta soldan ilk oda." Dedi.
"Teşekkür ederim." Diyerek yukarı çıktım. Tarif ettiği yere doğru yürüyüp odanın kapısını açtım. İçeri girdim ve kapıyı kapattım. İçerisi grinin hakim olduğu çok guzel bir odaydı. Büyüktü,ve sadeydi. Kocaman camlı gri bir dolap ve yine büyük çift kişilik gri pikeli bir yatak vardı. Odanın içinde bir kapı vardı. Orası banyo olmalıydı. Yatağın yanında orta boyutta bir balkon vardı. Ama yinede büyüktü. Balkonda büyük hasır bir salıncak ve yanında bir şal ve büyük bir sehpa vardı. Onun karşısında yine hasır üç kişilik bir koltuk varken deniz manzarası gören bir balkondu. Balkondan çıkıp banyoya girdim,banyo beklediğim daha büyüktü. Yine beyaz ve grinin tonlarında bir banyoydu. Lavabonun üstünde bir dolap, dolabın altında birsürü bakım kremi ve makyaj malzemeleri vardı. Kadın erkek için ortak bir oda olduğu aşikardı. Duşakabine girdim ve orayıda inceledim. Sonra üstümdeki herşeyi çıkararak suyun altına attım kendimi...
Yirmi dakika kadar duş aldıktan sonra dolabı açtım. İçinde birsürü kadın kıyafeti vardı. Neden olduğunu anlamasamda sorgulamadım ve dolaptan rahat gri bir pijama takımı,iç çamaşırı ve bir crop çıkarıp üstüme gecirdim. Normalde evimden başka bir yerden iç çamaşırı giymezdim ama temiz olduklarını anladıktan sonra giymiştim. Koyu kahverengi saçlarımı açık bırakıp telefonumu da alıp aşağı indim. Ulaş beni masada bekliyordu. Eyvah,acaba ne kadar zamandır bekliyordu beni? Yanında doğru koştum.
"Çok beklettimmi?" Diye sordum endişeyle.
"Hayır bende şimdi oturdum. Gelsene." Dedi ve diğer sandalyeyi işaret etti. Oturduktan sonra yemek yedik, kalkıp oturma odasında kahve içtik. Gece saat bir buçuk civarlarıydı. Yavaşça gözlerim kapanırken hiç birsey duymuyordum çünkü odada bir sessizlik vardı. Sonra havalandığımı hissettiğimde Ulaş'ın beni odaya taşıdığını fark ettim. Sırtım yumuşak bir yere değmişti. yatağa yatırmıştı beni. Sonrada kapının kapanma sesini işittim. Devamı karanlık.
✨
Sabah kahvaltıya doğru ilerlerken Tarık'ı gördüm. Oda gelmişti.
"Günaydın Tarık-" Dedigimde daha sözüm bitmeden Tarık gülümseyerek beni eliyle durdurdu.
"Sadece Tarık,Zeynep." Dedi. Bende gülümsedim.
"Günaydın." Dedi Ulaş'ta karşılık olarak. Bugün şirkete gidecektim. İşe biraz daha hakim olmak için. Fakat Ulaş dün akşam bana bugün için yine ders vereceğini söylemişti. Bende isyan ederek kafamı geriye doğru yatırmıştım. Çünkü bu adam beni çok yoruyordu!
"Simge Hanım aradımı Tarık." Dedi Ulaş Tarık'a bakarak. Tarık cevapladı onu.
"Aradı,ve iş teklifimizi kabul ettiğini söyledi. En yakın zamanda görüşmek istediğini de iletti." Dedi Tarık'ta. Ulaş kafasını salladı,
"Tamam,hallederiz bir ara" dedi.
Kahvaltı bitince toparlanıp şirkete geçtik. Odama girer girmez kendime bir kahve istedim ve işlerimin başına oturdum. Ulaş bana yeni dosyalar getirmişti. Onları inceliyordum. Telefon sesi ile irkildim. Babam arıyordu. Aramayı yanıtladım,
"Efendim baba." Dedim gülümseyerek. Babamda bana aynı şekilde tepki verdi konuştu,
"Günaydın Zeynep'im nasılsın?" Dedi. Bende ona cevap verdim.
"İyiyim babacığım sen nasılsın çalışıyorum işte." Dedim babama. Babam yine cevap olarak,
"Özledim sizi Zeynep'im,bugün birşeyler yapalım istedim." Deyince gülümsemem genişledi.
"Olur babam sen nasıl istersen,bugun ablam müsaitse ona gidelim olurmu?" Deyince babamdan onayı alıp telefonu kapattım ve ablamı aradım.
"Alo ablam nasılsın?" Diyerek aradım. Oda bana cevap verdi.
"İyiyim aşkım çalışıyorum." Dedi.
"Babam aradı az önce,bugün bizimle birşeyler yapmak istiyormuş bende sana geliriz belki dedim. Tabii musaitsen." Dediğimde ablam sevinmisti.
"Evet evet akşam musaitim,al babamıda gel."
"Tamam ablam çok öpüyorum seni" diyerek kapattık. Sonra babama da söyledim ve işimin başına döndüm. Akşama kadar harıl harıl çalıştıktan sonra Ulaş'ın odasına doğru yürüdüm ve tam kapıyı çalacakken kapı açıldı. Ulaş çıktı odadan. Bana baktı bende ona baktım.
"Çıkıyorum ben söylemek için geldim." Diyerek ona baktım.
"Tamam bende çıkıyordum zaten. Yarın görüşürüz ozaman" dedi.
"Görüşürüz" dedim ve gülümseyerek yanından uzaklaştım. Holdingten çıkıp babamı almaya gittim. Evine. Onu alıp ablama geçtik. Ablam bize kapıyı açtı.
"Hoşgeldiniz" dedi sevinçle.
"Hoşbulduk" dedik ve sarıldık.
Tam dört saat oturduk. Gece yarısına kadar. Sonra babam kalkmak isteyince onu eve bırakmak için yola çıktım. Evinin önüne geldiğimiz zaman ikimizde aşağı indik. Babama sarıldım
"Bu gün çok teşekkür ederim kızım." Dedi bana sarılırken. Gülümsedim.
"Asıl ben teşekkür ederim babacım." Dedim. Kafamı omzundan kaldırdım ve ondan ayrılınca kapıya doğru yürüdü. Sonra yüzünü bana dönüp gülümsedi. Bende gulumsedim ve arabaya binmek için sağa hamle yaparken yüksek sesli bir silah sesi geldi. Sonra ise babamın yavaş yavaş yere yığılması olayı anlamama neden oldu. Babam vurulmuştu. Ağzımdan büyük bir çığlık kopunca hemen onda doğru koştum. Yere çöküp kafasını dizime koydum ve yarayı bulmaya çalıştım. Tam göğsünden,kalbimden vurulmuştu.
"Baba" diye bilmem kaçıncı çığlımı atarken hicbirşeyi gözüm görmüyordu. Babamın gözleri yavaş yavaş kapanıyordu. Bilimci gitmeye başlamıştı. Herşey çok bulanıktı. Onu hastaneye yetiştirmem gerekiyordu. Ama o an ambulansın numarasını bile hatırlamıyordum. Sonra rastgele bir numarayı tusladım.
"Alo," bu Ulaş'ın sesiydi. Ağlayarak ona cevap verdim.
"Ulaş,babam vuruldu hemen babamın evine gelmen gerekiyor." Dedim ağlamaya devam ederken.
"Ne! Tamam tamam sakin ol ve nerede olduğunu söyle bana. Hadi lütfen," dedi endişeli bir sesle. ama benim beynim şuan hicbirşeyi hatırlamıyordu. Zorlukla cevap verdim.
"Beykoz gülhane sokak" diyebilmiştim sadece. Ulaş'ın sesi tekar geldi.
"Tamam tamam sakin ol ve bekle beni. Hemen geliyorum." Diyince telefonu kapattım ve elimi babamın yüzüne koyup ağlamaya başladım. Onu kim vururdu aklım almıyordu. Neden böyle birşey yaparlardı hiç aklım almıyordu. Lanet olsun ben hicbirsey bilmiyordum!!
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama Ulaş arabasını ani bir şekilde fren yaptı ve önce bana sonra ise yerde yatan babama bakarak koşarak yanımıza geldi. Babamı arabaya taşıdı,sonra benimde yanıma gelip yolcu koltuğuna oturtup kemerimi bağladı. Oda yerleşip kapıları kapattı ve arabayı calıştırdı.
Merhaba,ben geldim. Gerçekten çok garip bir bölüm ile geldim bu sefer. Yazarken ben bile çok şaşırdım. Ama alışkın olduğum şeyler olduğu için pek etkilemedi dogrusu. Sizinde dusuncelerinizi bekliyorum.